İslâm Dünyasındaki Gelişmeler

Mayıs 2016, Davet Mektebi

İİT İstanbul Zirvesi

Eski adı İslâm Konferansı Örgütü (İKÖ) şimdiki adı ise İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) olan ve İslâm coğrafyasında bir işbirliği koordinasyonu oluşturmak amacıyla kurulmuş olan kurumun 13. Genel Kurul toplantısı İstanbul Zirvesi adıyla İstanbul'da gerçekleştirildi.

İstanbul Zirvesi önceki genel kurul toplantılarından farklı ve daha görkemli oldu. O yüzden İslâm dünyasında da önemli gündem oluşturdu.

İİT'nin İstanbul'daki toplantısının uluslararası çapta bir ağırlığının olması amacıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan "Barış ve adalet için İstanbul Zirvesi" başlığıyla bir makale yazdı. Erdoğan'ın barış ve adalet konusunda muhtelif çağrılar içeren makalesi Türkiye'deki medya organlarının yanı sıra Türkiye dışında da pek çok yayın organında yayınlandı.

Ribat'ın Mayıs 2016 sayısı için yazdığım ve İslâm âlemini tek bir kimlik etrafında birleştirerek bir ortak güç oluşturma konusundaki fikirlerimi dile getirdiğim "İslâm bir üst kimlik olamaz mı?" başlıklı yazıda İİT İstanbul Zirvesi'ni de değerlendirmeye çalıştım. Bu yazımızı kişisel web sitemizden (www.vahdet.info.tr) okumanız mümkündür.

Kral Selman'ın Açılım Ziyaretleri

Suudi Arabistan kralı Selman bin Abdülaziz geçtiğimiz ay içinde biri Mısır'a, diğeri Türkiye'ye olmak üzere iki önemli ziyaret gerçekleştirdi. Mısır cuntası lideri Abdülfettah Sisi'nin politikalarından dolayı Suudi Arabistan'la arasının biraz açıldığı kanaatleri son dönemde yaygınlık kazanmıştı. Ancak Suud kralı bu ülkeye önemli bir ziyaret gerçekleştirmek ve yeni anlaşmalar imzalamak suretiyle Sisi cuntasıyla arayı açmaya niyeti olmadığını ortaya koydu.

Kral Selman'ın Türkiye'ye ziyaretinin amacı aynı zamanda İİT İstanbul Zirvesi'ne iştirak etmekti. Fakat ziyaretini bu zirvenin öncesine denk getirerek başkent Ankara'yı da ziyaret etti ve devletin ileri gelenleriyle görüşmeler yaptı. Bu arada ziyaret esnasında Türkiye'yle de muhtelif anlaşmalar imzaladı.

Kral Selman'ın bu iki ziyareti böyle arka arkaya getirmesinin amaçlarından birinin de Mısır'la Türkiye arasındaki ilişkileri düzeltmek için aracılık olduğu ileri sürüldü. Ancak görüşmelerde bu iki ülke arasındaki sorunların giderilmesi yönünde herhangi bir girişimde bulunulduğuna dair bir açıklama yapılmadı.

Bu Kez Eğilen ABD Oldu

ABD'nin kurduğu saltanatı sürdürmek için başvurduğu politikalardan biri de tehdit politikasıdır. Küresel emperyalizmin bu politikasından, genişletilmiş yeni şekli Nida Yayınları tarafından basılan "Emperyalizmin Oyunları" adlı kitabımızda ayrıntılı olarak söz ettik. Bu politika, ABD emperyalizminin kendine bağlı kıldığı ülkelerle kesinlikle dost olmadığını, onları birer uydu ve köle gibi gördüğünü gözler önüne serer. "Emperyalizmin Oyunları" adlı kitabımızı okuduğunuzda bu gerçeği daya yakından göreceksiniz.

Özellikle 11 Eylül olaylarından sonra Arap ülkelerine ve bunların başında Suudi Arabistan'a yönelik ithamların başında da "teröre destek verme" iddiası gelir. Bu konuda kullandığı gerekçesi ise söz konusu olaylarda mahkûm ettiği kişilerin bazılarının Suud vatandaşı olmalarıdır.

Suudi Arabistan'ı bu konuda kıskaca almak ve 11 Eylül olaylarında zarar gören vatandaşlarının bu ülkeden tazminat almalarını sağlamak için de "Terörizm Sponsorlarına Karşı Adalet" ismini verdiği bir yasa tasarısını Temsilciler Meclisi'nden geçirmeye çalışıyordu.

Ancak Suud yönetiminin bu kez ABD önünde eğilmeyeceğini ortaya koyması ve elindeki avantajları kullanacağını göstermesi üzerine eğilen ABD oldu. Bu hadise ABD'nin gücünün aslında çok abartıldığını ve onun baskı politikaları karşısında başarılı adımlar atılabilmesi için dik durmak gerektiğini gösterdi.

ABD - KİK Zirvesi

ABD - Körfez İşbirliği Konseyi Yadımlaşma Zirvesi her yıl rutin olarak düzenleniyor. Ancak bu yılki diğerlerinden farklı ve dikkat çekici oldu. ABD Başkanı Obama, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da düzenlenen zirveden önce bu ülkeye gelerek özel görüşmeler gerçekleştirdi. Görüşmelerinde zirveye, Suudi Arabistan'la ilişkilerin kopmamasına, aksine daha da güçlendirilmesine büyük önem verdiğini ortaya koymaya çalıştı.

Ne kadar ilginçtir ki "terör sponsorluğu" ile suçladığı ve bu suçlamadan hareketle 11 Eylül'de zarar gören vatandaşlarının kendisinden tazminat talep etmelerinin önünü açmaya hazırlandığı Suudi Arabistan'la teröre karşı işbirliği konusunda neler yapabileceği hakkında görüşmeler gerçekleştirdi.

Diğer taraftan da kendi milletvekillerini "Terörizm Sponsorlarına Karşı Adalet" isimli yasa tasarısını askıya almaya mecbur etti. Zaten bundan önce de tasarı meclisten geçse bile başkan Obama tarafından veto edileceği açıklanmıştı.

Kendisinin Beş Para Etmediğini Gören Sisi Adalarını Sattı

Kral Selman bin Abdülaziz'in Mısır ziyaretinde gerçekleşen en önemli gelişmelerden biri cuntanın Kızıl Deniz'deki Tiran ve Sanafir adlı iki adayı Suudi Arabistan'a terk etmesi oldu.

Bu iki ada üzerinde Mısır ile Suudi Arabistan arasında eskiden beri tartışma olduğu ve cunta lideri Sisi'nin iddialardan vazgeçerek adalarla ilgili dosyayı kapattığı söylendi. Onun bu konuda Mısır'ın iddialarından vazgeçmesi uluslararası platformda adaları Suudi Arabistan'a hediye etmesi olarak tanımlandı. Suud yönetimine göre ise Sisi, Suudi Arabistan'ı haklı bularak dosyayı kapatmıştı. Mısırlılara göre ise ülkenin adalarını yani vatan toprağını satmıştı.

Hatırlanacağı üzere cunta lideri Sisi, birkaç ay önce yaptığı bir açıklamada hazineye para girmesi için gerekirse kendini bile satabileceğini söylemişti. Ama beş para bile kıymetinin olmadığını kendisini piyasaya çıkardıktan sonra gördü. Bunun üzerine ülkenin adalarını sattı.

Suriye'de Ateşkesin Gölgesinde Katliamlar Sürüyor

Cenevre'de görüşmeler kesintili de olsa devam ediyor göründüğünden Suriye'de de ateşkesin sürdüğü söyleniyor. Ama ne yazık ki gerçekte ateşkes tamamen göstermelik. İran işgal güçlerinin ve onların himayesinde varlığını sürdüren katil Baas rejiminin katliamları kesintisiz olarak sürüyor.

Sözde ateşkesin gölgesinde de katliamların sürdürülebilmesi için IŞİD'in ve Nusra Cephesi'nin müstesna tutulması tam bir oyun ve taktikti. Biz bu taktiğe ateşkesin başlangıç aşamasında da dikkat çekmiş ve böyle bir istisnanın katillerin katliamlarını sürdürmeleri için bir açık kapı bırakma amacı taşıdığını vurgulamıştık. Sürdürülen katliamlar bu gerçeği gözler önüne serdi.

Aç Bırakma Yöntemini Bağdat Hükümeti de Uyguluyor

Aç bırakma, bir topluluğu teslim olmaya zorlama amacıyla başvurulan ve savaş suçlarından sayılan insanlık dışı bir uygulamadır.

Suriye'deki Baas vahşeti ve ona destek için gönderilen işgal güçleri değişik bölgelerde uyguladılar. Bu uygulamanın Suriye'nin Madaya bölgesinde neden olduğu manzaralar kamuoyuna yansımıştı. Fakat ne yazık ki uluslararası yargı bu vahşet karşısında harekete geçirilmedi.

Bu vahşi yönteme aynı zihniyetin ikiz kardeşi olduğu bilinen mevcut Bağdat yönetimi de başvuruyor. Bu hükumetin özellikle Felluce ahalisini kendisine şartsız teslim olmaya zorlamak için aç bırakma vahşetiyle karşı karşıya bıraktığı ve bu bölgeye uluslararası yardım kurumlarının insanî yardım ulaştırmasını engellediği geçtiğimiz ay muhtelif medya organlarında ve insan hakları kuruluşlarının raporlarında dile getirildi.

Yemen'de Ateşkes ve Uzlaşma Çabaları

Yemen'de eski diktatör Ali Abdullah Salih'in ve İran'ın desteklediği Husi fitnesiyle Suudi Arabistan'ın desteğindeki Halk Direnişi Birlikleri arasındaki savaşın sonlandırılması için BM'nin Yemen Özel Temsilcisi İsmail Veled Eş-Şeyh Ahmed ara buluculuğuyla Kuveyt'te yürütülen uzlaşma çabalarından geçen ayki yazımızda da söz etmiştik.

Suriye meselesinin sonlandırılması için Cenevre'de yürütülen çabalar gibi Kuveyt'teki bu çabalar da sürüyor. Ancak henüz bir sonuca yaklaşılmış veya yaklaşıldığını söyleyebilmek için yeterli kanaat oluşmuş değil. Fakat BM Yemen Özel Temsilcisi İsmail Veled Eş-Şeyh, Kuveyt'te yürütülen çalışmaların umut verici olduğunu söyledi. Bununla birlikte bir sonuca ulaşılması için henüz epey vakte ihtiyaç olduğunu söylemeyi de ihmal etmedi.

Kudüs Eylemi; İşgalcilere Yeni Büyük Darbe

Siyonist işgale karşı başlatılan Kudüs intifadası kesintisiz devam ediyor. 1 Ekim 2015'te başlatılan bu mücadele münferit eylemlerle sürüyor olsa da siyonist işgali ciddi şekilde rahatsız ediyor ve zorluyor. Çünkü eylemlerin nerede ve ne şekilde tepelerine darbe indireceğini tahmin edemiyorlar. O yüzden özellikle asker ve polisleri her an kendilerini bir tehlike ve tehditle karşı karşıya görüyorlar. Mücadelenin onları en çok zorlayan yanı ise sürdüren gençlerin her tür tehlikeyi göze alarak büyük fedakârlıkla eylemler düzenlemeleri.

Ancak 18 Nisan 2016'da Kudüs'te Abdülhamid Ebu Surur'un gerçekleştirdiği feda eylemi işgalciler için gayet sarsıcı oldu. Çünkü Kudüs intifadası sürecinde ilk kez böyle büyük çapta bir eylemle karşılaşıyorlardı. Bu eylemin diğerlerinden bir farkı da direniş örgütlerinden biri tarafından üstlenilmesi oldu. Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) eylemi gerçekleştiren gencin kendi askerî kanadı olan İzzettin Kassam Birlikleri'ne mensup olduğunu bildirerek ve destek açıklamalarıyla üstlenmiş oldu.

Siyonist işgalcilerden, çoğu ağır en az yirmi kişinin yaralandığı eylemi gerçekleştiren Abdülhamid Ebu Surur daha sonra hastanede hayatını kaybetti.

Mahmud Abbas Özerk Yönetim Başkanı mı İşgalcinin Emniyet Müdürü mü?

Mahmud Abbas'a bağlı güvenlik güçleri Kudüs intifadasını bastırmak için baskınlarını ve tutuklamalarını sürdürüyorlar. Bu baskın ve tutuklamalar işgal rejimiyle yapılan güvenlik işbirliği anlaşmasının bir gereği. Filistin direniş güçleri Abbas yönetiminden, işgalciler hesabına aramalar, baskınlar ve tutuklamalar yapmak zorunda kalmamak için işgal rejimiyle arasındaki güvenlik işbirliği anlaşmasını iptal etmesi çağrıları yaptılar. Fakat Abbas yönetimi buna cesaret edemedi. Çünkü kendi varlığının bu anlaşmayı sürdürmesine bağlı olduğunu, güvenlik işbirliğini iptal etmesi durumunda sözde Filistin özerk yönetiminin de geçerliliğini kaybedeceğini biliyor. Bu da Mahmud Abbas'a normalde özerk yönetim başkanı sıfatı verilse de gerçekte işgal rejiminin bir emniyet müdürü gibi çalıştığı gerçeğini gözler önüne seriyor.

Abbas'ın bu sıfatından dolayı ona bağlı güvenlik elemanları özellikle son Kudüs eyleminden sonra da arama ve tutuklamalarını artırdılar. İşgal rejimi genelkurmay başkanı Gadi Eizenkot da kabine toplantısına iştirakinde yaptığı konuşmada eylemlerin kısmen azalmasını Mahmud Abbas'a borçlu olduklarını dile getirdi.

Türkiye - İsrail Uzlaşması Ne Aşamada?

Mavi Marmara gemisine saldırıdan dolayı Türkiye'yle siyonist işgal arasında ortaya çıkan sorunun çözümü ve ilişkilerin normalleştirilmesi için görüşmeler devam ediyor. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, 25 Nisan'da düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamada görüşmelerde son aşamaya gelindiğini söyledi.

Bu arada siyonist işgalin medya organları da sık sık, Türkiye'nin Gazze'ye ambargonun kaldırılması şartından vazgeçtiğine dair haberler yayınlıyorlar. Siyonist medyanın arzu ve temennilerini haber gibi verdiğini bildiğimiz için Gazze'deki yayın organları beni aradıklarında siyonist medyanın bu konudaki haberlerine inanmamaları gerektiğini söylüyorum. Fakat bu konuda siyonist medyanın haberlerini doğru çıkaracak herhangi bir taviz verilmesi Türkiye'ye İslâm âleminde çok şey kaybettirecektir.

Dağlık Karabağ'da Yeniden Çatışmalar

İslâm coğrafyası içinde ihtiyaç duyulduğunda kanatılması için açılan çıbanlardan biri olan Dağlık Karabağ meselesi son dönemde yeniden ısıtılıp kan dökülmesine neden olan çatışmalar çıkarıldı. Meselenin yeniden ısıtılıp fitne çıkarılmasında Rusya'nın önemli payı olduğu tahmin ediliyor. İşin ilginç yanı ise bu meseleyi ısıtıp yeniden çatışmalar çıkmasına neden olan Rusya'nın çözüm istiyormuş gibi bir tavır sergilemesiydi.

Rusya'yla İran'ın Arası Açılıyor mu?

Aslında Rusya ile İran arasındaki ilişki ve dostluk tamamen çıkar hesabına dayalıdır. Dolayısıyla yeri geldiğinde birbirlerinin kuyularını kazmaları da zor olmaz. Politik ahlâkları buna engel teşkil etmez. Ama çıkar hesapları engel teşkil ettiğinde yapmazlar. Son dönemde her ne kadar İran'la Rusya arasında birtakım olumsuz gelişmeler yaşandığı görünse de şimdilik ipleri koparmaya götürecek soğukluk içine girmeleri ihtimali yok. Çünkü bölgeyle ilgili politikaları için birbirlerine ihtiyaçları var. Suudi Arabistan ile Mısır'ın birbirlerine ihtiyaç duymaları gibi. Bunların hiçbirinin diğerinin kaşına ve gözüne aşık olmadığı malumdur.

ABD'li Profesörün Ağzından Ermeni Gerçeği

Ermeni meselesiyle ilgili gerçeğin ABD'li profesör Justin McCarthy'nin ağzından dile getirilmesi umarız Batıyı bu konuda biraz kafa yormaya işin gerçeğini görmek için tarihteki gerçekleri anlamaya yöneltir.

ABD'li profesör "Birinci Dünya Savaşı'nda ne oldu? Osmanlı'nın Dağılması" başlıklı konferansında Ermeni meselesiyle ilgili gerçeklerin Ermenilerin söylediği gibi olmadığını, Rus işgali esnasında Ermenilerin bağımsız devlet kurma umuduyla işgalcilerle işbirliği yaptıklarını işgalcilerin çekilmesinden sonra da intikam korkusuyla kaçtıklarını dile getirdi.

Yine Katliam Gibi Tekne Faciası

Umuda yolculuk için Akdeniz sularına açılıp da bu denizin sularında kaybolanların arasına yüzlerce insan daha katıldı. Geçtiğimiz ayın ortalarında Somali, Etyopya ve Eritre'den kaçarak İtalya'ya gitmek isteyen 400 Afrikalıyı taşıyan bir tekne alabora oldu. Olayda teknenin taşıdığı yolculardan çok az kişinin kurtarıldığı büyük çoğunluğunun kaybolduğu veya ölü olarak çıkarıldığı haber verildi.

Bu yolcuları kaçak yollarla Avrupa'ya taşıyan teknelerin sahipleri araçlarının kapasitesinin üstünde yolcu almaları veya araçlarının ulaşabileceği mesafenin ötesine geçmeye kalkışmaları sebebiyle bütün bu korkunç facialar yaşanıyor. Araçların sahipleri alabora tehlikelerine karşı tedbirlerini aldıklarından boğulanlar genellikle yolculardan oluyor.

Pakistanlı Alim Zafer İshak Ensari Vefat Etti

Pakistanlı ilim adamı ve İslamabad Uluslararası İslâm Üniversitesi'nin eski rektörlerinden Zafer İshak Ensari 24 Nisan 2016 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. İslâmî ilimler alanında önemli hizmetleri olan Ensari 1932 doğumluydu. Yüce Allah'tan kendisine rahmet diliyoruz.

İrtibatlı Yazılar:

  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler -Nisan 2016
  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler -Mart 2016
  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler -Şubat 2016
  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler -Aralık 2015
  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler -Eylül 2015
  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler -Temmuz 2015
  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler -Haziran 2015
  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler -Mayıs 2015
  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler -Ocak 2015
  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler -Aralık 2014
  • 2015'teki Gelişmelerden Seçmeler
  • 2014'te İslam Âlemi