2015'teki Gelişmelerden Seçmeler

Ocak 2016, Ribat

Giriş

Bu ayki yazımızda İslâm âleminde 2015'te meydana gelen olaylardan ve yaşanan gelişmelerden bazılarını kısa bilgilerle hatırlatmak istiyoruz. İslâm âleminde her yıl olduğu gibi 2015'te de pek çok önemli olay meydana geldi. Dolayısıyla bunların sadece öne çıkanlarını bile biraz ayrıntılı yazabilmek için çok uzun yazı yazmak gerekir. O yüzden sadece bazı öncelikli konular hakkında değerlendirme yapmakla yetineceğiz.

Suriye'de Devam Eden Katliam ve Rusya'nın Hava Müdahalesi

Suriye'de zulüm güçlerinin saldırı ve katliamları, buna karşı zulüm saltanatına son vermek isteyenlerin direniş ve mücadelesi sürüyor. Emperyalist güçler ve onlarla işbirliği içindeki ihanetçiler artık bu ülkeye doğrudan müdahalelerde bulunmayı meşrulaştırmanın gerekçesini de oluşturdu. IŞİD tehdidi bütün saldırıları meşrulaştırmaya yetiyor. Baas saltanatının hiçbir sınır ve ölçü tanımadan insanları vahşice katletmesini en azından katliama engel olmak için bir girişimde bulunmanın gerekçesi olarak görmeyenler, emperyalizmin karanlık oyunlarıyla ortaya çıkarıldığı bilinen IŞİD adlı örgütün kafa kesme operasyonlarını olaylara her yönden müdahalenin gerekçesi olarak kullanabiliyor. Fakat müdahalelerin hedefinde kısmen bu örgütün küresel emperyalizmin katillerinin önüne yem olarak atmak amacıyla uyuşturduğu zavallı gençler olsa da büyük ölçüde sivil halk var. Sivil halkın hedef alınmasının amacı ise bu ülke üzerindeki karanlık planların uygulanmasını kolaylaştırmak.

2015 yılında Suriye'yle ilgili en önemli gelişmelerden biri de Rusya'nın doğrudan hava operasyonu oldu. Bu saldırının gerekçesi de IŞİD'e karşı savaş idi. Ancak gerçekte onu değil Baas rejimini zorlayan direniş örgütlerini ve sivil halkı hedef aldı. Çünkü Rusya'nın müdahalesinin sebebi İran işgal güçlerinin direniş karşısında artık iyice zayıf kalması ve Baas rejimini korumakta zorlanmaya başlamasıydı.

Baas rejimine ait ve birçoklarının İran'ın gönderdiği pilotlar tarafından yönetildiği artık ortaya çıkan uçaklar tarafından varil bombaları ve kimyasal silahlar atılmasına rağmen başta BM ve ona bağlı organlar olmak üzere uluslararası gözlemci kuruluşların hiçbir müdahaleleri olmadı.

Baas'ın ve ona destek için dışarıdan müdahalede bulunan Rusya güçlerinin hava saldırılarının dikkat çeken bir yanı da sivil kalabalıkları ve insanî yardım taşıyan konvoyları yahut sağlık merkezi, fırın, yardım dağıtım merkezi gibi yine insanî yardım amaçlı kurumları hedef almasıydı. Bunların hedef alınmasının amacı ise Baas zulmünü reddeden halkı tamamen çaresiz bırakıp göçe zorlamaktır. Diktatör Beşşar Esed de ülkede tek başına kalsa bile kendi saltanatını istemeyenlere karşı savaşacağı yönünde tehditler içeren açıklamalar yaparken bir bakıma böyle bir strateji izleyeceğinin mesajlarını veriyordu. Yani kendisinin saltanatını kabul etmeyenlere Suriye toprakları üzerinde yaşama hakkı tanımayacağını söylemeye çalışıyordu. Onun arkasında duran ve saltanatını sürdürmesi için kendisine destek veren işgal güçlerinin anlayışları da bu doğrultudaydı. Ülke halkının göçe zorlanması Suriye'yi bir arka bahçe haline getirmek isteyen işgalci İran'ın zaten işine geliyordu. Çünkü onun uzun vadedeki amacı Amerikan işgal güçleriyle yardımlaşarak Irak'ta yaptığı gibi rejimi destekleyecek ve İran'ın çıkarlarını koruyacak bir nüfusu yerleştirmek suretiyle demografik yapıyı değiştirmekti. Bunu Suriye'de de Baas'la ve Rusya'yla işbirliği yaparak gerçekleştirmek istiyordu.

Baas'ın ve onun hâkimiyetini sürdürmesi için doğrudan müdahalede bulunan İran ve Rusya işgalinin ülke halkını göçe zorlama stratejisi dünya ülkelerini ister istemez meşgul eden bir Suriyeli mülteciler sorununun ortaya çıkmasına neden oldu. Çünkü başta Türkiye olmak üzere Suriye'ye komşu ülkeler, yurtlarını terk etmek zorunda kalan insanların önemli bir kısmını misafir ettilerse de bunların tümünü barındırıp ihtiyaçlarını gidermeleri mümkün olmadı. O yüzden mülteciler Batı ülkelerine akın etmeye başladılar. Batı ülkelerinin yasal yollardan kabul etmemeleri de mültecilerin yasal olmayan yollara yönelmelerine neden oldu. Bu yolları kullanmaları da korkutucu felaketlerin yaşanmasına yol açtı.

Uluslararası organlar Suriye meselesine "siyasi çözüm" bulmak amacıyla da bazı girişimlerde bulundular. Bunların birincisi Viyana'daki uluslararası toplantı oldu. Bu toplantıya ABD Başkanı Obama'nın çabalarıyla İran'ın katılması da sağlandı. Fakat Suriye halkının ve onun özgürlüğüne kavuşması için mücadele eden direniş güçlerinin isteklerinin gözardı edilmesi alınan kararların uygulamaya geçirilmesi konusunda aktif bir ilerleme kaydedilememesine neden oldu.

Daha sonra Suudi Arabistan'ın çabalarıyla 8 Aralık 2015'te bu ülkenin başkenti Riyad'da Suriye direniş gruplarının temsilcileri bir araya getirildi. Direniş grupları burada, bazı şartlar çerçevesinde siyasi çözüme varılabilmesi için rejim tarafıyla masaya oturmayı kararlaştırdılar. Siyasi çözüm için bir geçiş dönemi kabul ediyor ama bu geçiş döneminde Esed'in kesin bir şekilde devreden çıkmasını şart koşuyorlardı. Fakat İran'ın dinî lideri Hamaney'in uluslararası ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti daha önce El-Cezire'nin kendisiyle yaptığı söyleşide Esed'in kırmızı çizgileri olduğunu söylemişti.

Daha sonra BM'nin Brüksel'de yaptığı toplantıda bir siyasi çözüm formülü üzerinde duruldu. Bu formüle de Rusya karşı çıktı ve destek vermeyeceğini açıkladı.

Bugün Rusya'da Esed'in aslında tükendiği, savaşı sürdüren güçlerin işgalci İran ile Rusya olduğu dikkate alınırsa Viyana, Riyad ve Brüksel toplantılarında alınan kararların ve belirlenen çözüm formüllerinin uygulamaya geçirilmesinin ne kadar mümkün olabileceği konusunda tereddütleri atmak zor olacaktır.

Rusya Uçağının Düşürülmesiyle Başlayan Gerginlik

Baas rejimine destek için gönderilen Rus uçaklarından ikisinin Türkiye hava sahasına girmesi üzerine yapılan uyarıları dikkate almamakta ısrar eden bir uçağın düşürülmesi iki ülke arasında ciddi gerginliğe neden oldu. Aynı şekilde Rusya hava sahası ihlal edilmiş olsaydı belki bir uyarı ihtiyacı bile duymadan düşürebilirdi. Ama kendi gücüne dokunulamayacağı mesajı vermek için Türkiye'nin hukukunu savunmasını çeşitli şekillerde cezalandırma uygulamaları başlattı. Fakat bu uygulamaların sadece Türkiye için değil kendisi için de cezalandırma olduğu ve devam etmesinin kendisine de ağır külfeti olacağı ortadaydı. O yüzden bu gerçeğin ortaya çıkmaması için Türkiye'nin bir an önce kendisinin taleplerini yerine getirmesini bekliyordu. Beklediği gerçekleşmeyince de psikolojik savaşın dozunu düşürme ihtiyacı duymaya başladı.

Bu olayda dikkat çeken ilginç bir gelişme ise İran'ın dini lideri Hamaney'in Cuma imamlarının Cuma hutbelerinde Türkiye'yi ağır şekilde eleştirmeleri ve Rusya'nın Suriye'de IŞİD'e karşı zafer kazanması için dualar etmeleri oldu. Rusya'nın Suriye'de IŞİD'e karşı savaşmadığı ise bütün açıklığıyla ortadadır.

Devam Eden Siyonist Saldırganlık ve Kudüs İntifadası

Siyonist işgal güçlerinin Filistin'deki insanlık dışı saldırıları ve baskı uygulamaları devam ediyor. 2015 yılında da hedeflerine özellikle Mescidi Aksa'yı koydular. Bu kutsal mabedi hedefe yerleştirmelerinin sebebi olarak onun yahudilere ait bir mabedin yerine inşa edildiği iddiasını kullanıyorlar. Asıl sebep ise dünya Müslümanlarının Filistin davasına ilgilerinin sürmesinde bu kutsal mabedin özel bir yerinin olması, bir köprü görevi görmesidir. O yüzden bu köprüyü yıkmak istiyorlar.

İşgalciler Mescidi Aksa'yı ortadan kaldırıp yerine Siyon Mabedi veya Süleyman Heykeli adını verdikleri yahudi mabedini inşa etmek için çeşitli yollara başvurdular. Ancak hepsine şiddetle tepki gösterildiği için başarılı olamadılar. Son olarak el-Halil'deki Hz. İbrahim Camisi'nde uyguladıkları paylaştırma tuzağına başvurmak istediler. Bu amaçla Mescidi Aksa'yı Müslümanlarla yahudiler arasında zaman veya mekân yönünden paylaştırmak isteyen bir yasa tasarı hazırlamışlardı. Daha önce rafa kaldırılan bu tasarıyı 2015'te işgal rejiminin parlamentosu Knesset'in gündemine aldılar. Hatta nasıl bir tepkiyle karşılaşacaklarını görmek için birkaç deneme de yaptılar ve bu denemelerde yahudilerin bazı dinî özel günlerini gerekçe göstererek Mescidi Aksa'yı tamamen onlara tahsis etti, Müslümanların girmesini engellediler.

Ancak bu uygulamalar işgal rejimini ciddi sıkıntılarla karşı karşıya getiren ve Kudüs İntifadası adlı yeni bir eylem sürecinin başlamasına neden oldu. Bu intifada öncekilerden farklıydı. Halk hareketleri veya çocukların taşlı eylemleri şeklinde değildi. Ölümü göze alabilen gençlerin işgalci askerlere karşı bıçaklarla veya araçlarla saldırmaları tarzında münferit feda eylemlerinden ibaretti. Bu eylemler işgalci askerleri ve onların himaye ettiği saldırgan sivil militanları korkutmaya başlamıştı. Çünkü eylemin nerede ne şekilde kendilerini yakalayacağını tahmin edemiyorlardı. O yüzden ciddi psikolojik sorunlar yaşamaya başladılar.

Özellikle Kudüs'ün doğu kısmında kurulan yahudi mahallelerine yerleştirilen yerleşimciler bu bölgeleri terk etmeye başladılar ve birçoğu da terk etti. Bu durum siyonist işgal rejimini telaşlandırdı. İşgal hükümeti sert tedbirler aldı. Ancak Kudüs İntifadası'nı bastırma çabalarında başarılı olamadı.

Libya'da Savaş ve Barış

Libya'da halk devriminin siyasi bir düzen kurmasının önüne geçmek amacıyla küresel emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerin oyunlarıyla başlatılan fitne savaşı 2015'te de devam etti. Emperyalizmin meşrulaştırma mekanizması olarak çalışan BM de görünüşte soruna "siyasi çözüm" bulmak amacıyla özel temsilci tayin etti. Asıl amacı ise halk devrimini temsil eden Trablus'taki siyasi yapıyı emperyalizmin oyunlarıyla oluşturulan ve Tobruk'u merkez edinen fitne hareketinin isteklerine razı etmekti. Sunduğu çözüm teklifleri amacının bu olduğunu açıkça gösteriyordu. Fakat girişimleri başarılı olamayınca kısmen Trablus'taki siyasi yapılanmanın da isteklerini dikkate alan bir formül sunarak Tunus'ta düzenlediği görüşmelerle bir anlaşma sağladı. Böylece Libya'da 2015'in sonunda anlaşmaya varılmış oldu. Fakat önemli olan bu anlaşmanın uygulanmasında güven verici bir tavır sergilenmesi ve anlaşmanın dışında kalan grupların sorun çıkarmamaları.

Yemen'de Fitne Savaşı Sürüyor

Libya'da 2015'in sonunda bir siyasi anlaşma sağlandıysa da Yemen'de İran'ın hâkimiyet alanını genişletme siyasetini uygulayan Husilerin ve İran'ın ihtirasından yararlanmaya çalışan eski diktatör Ali Abdullah Salih'in arkasında toplananların oluşturduğu cepheyle, Yemen üzerindeki çıkarlarından vazgeçmek istemeyen Arap ülkelerinin oluşturduğu cephe arasındaki savaş devam ediyor.

Ali Abdullah Salih'in taraftarlarının desteklediği Husi milisler 2015 yılı başlarında başkent Sana'yı ele geçirdikten sonra hızlı ilerleme kaydetmişlerdi. Fakat daha sonra Suudi Arabistan'ın başını çektiği Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) tarafından oluşturulan koalisyonun müdahalesi durumu değiştirdi ve Husi militanların hâkimiyet alanı daraldı. Ancak İran'ın lojistik desteği ve ABD'nin de El-Kaide ile savaştığı iddiasıyla Husi militanların önünü açan saldırılar gerçekleştirmesi Arap koalisyonunun kontrolü tamamen ele geçirmesini engelledi.

Mısır Cuntasının Asker, Medya, Yargı ve Diplomasi Cepheleri

Mısır'da askerî darbeyle gayri meşru yoldan iktidarı ele geçiren, sonra rütbesini mareşalliğe çıkaran, ardından hiçbir hukuki geçerliliği olmayan göstermelik seçimle cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Abdülfettah Sisi kurduğu dikta saltanatını sürdürebilmek için bütün araçlardan yararlanıyor.

Bu amaçla IŞİD'e bağlı bir örgütün silahlı eylemlerini gerekçe göstererek Sina'da fiili bir savaş başlattı. Bu savaşın asıl amacı ise Gazze'ye uygulanan ablukanın daha da sıkılaştırılmasının gerekçelerini oluşturmaktan başka bir şey değildi. Bu arada Sina'da kendisinin dikta saltanatını istemeyen halkı da askerî ablukaya almanın gerekçesini oluşturmuş oluyordu.

Sina'daki savaşıyla bağlantılı olarak Gazze üzerindeki kara kuşatmasını da artırma imkânı buldu. Önce Refah sınır kapısı çevresindeki ve Gazze sınırındaki evlerin tümünü boşaltarak yıktı. Bu evleri yıkmasının gerekçesi ise altlarında Gazze ile bağlantıda kullanılan tünellerin uçlarının bulunduğu iddiasıydı.

Sisi cuntası evleri yıkmakla yetinmedi. Tüm tünelleri bu yolla ortadan kaldıramadığı düşüncesiyle bir de bölgede hendek kazarak deniz suyu akıttı. Bundaki amacı ise toprağın yumuşamasının sağlanması suretiyle kalan tünellerin kendiliğinden yıkılmasına neden olmaktı. Oysa bu şekilde toprağın pıhtılaştırılması sınırın Gazze tarafında kalan evleri riske soktuğu gibi arazilerin de verimsiz, sebze yetiştirmeye elverişsiz hale gelmesine neden oluyordu. Ayrıca tünellerin bazılarının kendiliğinden yıkılması yirmiden fazla insanın içeride mahsur kalmasına yol açmıştı.

Bunun yanı sıra yıkılan tüneller Gazze'nin nefes boruları olarak nitelendiriliyordu ve Sisi'nin amacı bu bölgenin nefes yollarını tamamen tıkamaktı.

Siyonist işgal rejimi hesabına bu ihaneti yapan Sisi cuntası hizmetindeki medya vasıtasıyla da bol bol yalanlar üretmek suretiyle savaş verdi. Yargı cephesini ise İslâmi hareket mensupları hakkında çok sayıda idam yahut ömür boyu hapis hükümleri çıkartmak suretiyle kullandı. Sisi'nin müftüleri bu cezaların İslâm şeriatına uygun olduğuna dair fetvalar vererek Allah'ın şeriatına iftira atmaktan da çekinmediler.

Sisi, bütün bu uygulamalarına rağmen diplomasi cephesini kullanmakta da zorluk çekmedi. 2015 yılında Almanya ve İngiltere'ye tartışmalı ziyaretler gerçekleştirdi. Böylece demokrasi havarisi Avrupa ülkeleri onu kırmızı halılarla karşıladılar.

Emperyalizmin İslâm coğrafyası için lâyık gördüğü demokrasi anlayışına gayet uygun bir çizgiye sahip olan Sisi 2015 yılında göstermelik olarak bir seçim de gerçekleştirdi. Fakat Mısır halkı onun seçimlerini reddettiği için darbeci diktatörün adamları üç gün süreyle sandıkları oy verme merkezlerinde tutmalarına rağmen yine de sandıklar bomboş çıktı. Oy verme oranının gerçekte %10'u bile bulmadığı tahmin ediliyor.

Bilgi: Allah izin verirse Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2016 Yıllığı'nın İslam Dünyası bölümünde 2015'te İslâm âleminde meydana gelen gelişmeleri daha kapsamlı olarak ele alacağımızı belirtelim.