İslâm Dünyasındaki Gelişmeler

Mayıs 2015, Davet Mektebi

Mısır'da Yeni İdam Cezaları

Mısır'daki gayri meşru cunta yönetimi, halkın özgür iradesine ve yine halkın desteğiyle iktidara gelen kadrolara karşı yürüttüğü savaşına "kanun" kılıfı geçirmek amacıyla yargı alanını da bir cephe olarak kullanmaya devam ediyor.

Cunta yargısı geçtiğimiz ay içinde de Müslüman Kardeşler'in Rehberlik Konseyi Başkanı Muhammed Bedii başta olmak üzere bu cemaatin ileri gelenlerinden 13 kişi hakkındaki idam talebini onayladı. Yine bu cemaatin ileri gelenlerinden 37 kişiye de müebbet hapis cezası verildi.

Cunta yargısının verdiği bu son idam kararlarıyla birlikte Mısır'da 3 Temmuz 2013'te gerçekleştirilen askerî darbeden bu yana idama mahkûm edilenlerin sayısı 1000'i geçti. Tümü siyasi gerekçelere dayanan ve iş başına gelen cuntanın kazıklarını çakmasına imkân sağlanması, darbeye karşı halk hareketinin sindirilmesi amacı taşıyan bu idam cezalarının birçoğu itham edilenlerin kendilerini savunmalarına bile imkân tanınmayan kısa süreli duruşmalarda toplu idam kararlarıyla verildi. İdamlardan bazılarının daha sonra müebbet hapse çevrilmesi de bir hafifletme anlamı taşımıyordu.

Cunta yönetimi 7 Mart 2015 tarihinde de, çok çirkin bir iftiraya maruz kalan Mahmud Ramazan isimli genç hakkında verilen idam cezasını infaz etmişti. Bu infazın amaçlarından biri idam kararlarının infazının önünü açmak ve bu kararları aynı zamanda bir siyasi tehdit aracı olarak kullanma stratejisini devreye sokmaktı. Bir diğeri ise yeni idam kararlarının açıklanması için gerek bölgesel ve gerekse uluslararası çapta karşısına çıkabilecek tepkileri görmek, ona göre bir değerlendirme yapmaktı. Cunta yönetiminin iki yıla yakın süredir yoğun bir şekilde sürdürdüğü baskıların, resmî şiddetin halkta bir yorgunluğa yol açmış olması maalesef işini kolaylaştırdı ve yeni idam kararlarını duyurmasına engel teşkil edecek bir tepkiyle karşılaşmadığı kanaatine varması sebebiyle Muhammed Bedii ve hareketin diğer ileri gelenleri hakkındaki idam kararlarını açıklamakta sıkıntı çekmedi.

Mursi'ye Yirmi Yıl Hapis

Cunta yargısı geçtiğimiz ay aynı zamanda Mısır'ın seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi hakkında açılmış olan bir davayı da sonuca bağladı. Kahire Ağır Ceza Mahkemesi'nin 21 Nisan sabahı açıkladığı kararla Mursi, İttihadiyye olayları olarak isimlendirilen gösteriler esnasında göstericileri öldürmeye teşvik suçlamasına binaen yirmi yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Bu suçlama da tamamen cunta yargısının yalan ve iftiralarına dayanıyordu.

Muhammed Mursi'nin yirmi yıl hapse mahkûm edildiğinin açıklandığı dava duruşmasında yine Müslüman Kardeşler'in ileri gelenlerinden ve Mursi'nin yardımcılarından oluşan 12 kişiye yirmişer yıl ağır hapis cezası verildi. Cezalandırılanlar arasında Muhammed Biltaci, Isam el-Aryan, Salah Sultan ve uzun süreden beri açlık grevine devam eden oğlu Muhammed Sultan gibi önde gelen isimler de vardı. Onlar da güç kullanma ve şiddete başvurma gibi muhtelif suçlamalara maruz bırakılmışlardı. Suçlamaların herhangi bir hukuki gerekçesinin olmasına ihtiyaç duyulmadığı için yalan ve iftiralardan yararlanılarak bütün bu cezaların verilmesinde zorluk çekilmemişti.

Muhammed Mursi hakkında açılan davaların tümü henüz kapanmış değil. Hakkında daha başka iftiralara ve karalama kampanyalarına malzeme yapılmış suçlamalara dayanılarak açılmış devam eden dört davanın bulunduğu ifade ediliyor.

Ancak cuntanın yargı kılıcını kullanarak estirdiği terör ve şiddet orada halkın özgürlük ve hak davalarına öncülük edenleri korkutabilmiş ve yıldırabilmiş değil. O insanlar tüm bu baskılara ve idam tehditlerine rağmen hak bildikleri yolda kararlılıklarından bir adım geri atmayacaklarını her fırsatta ortaya koyuyorlar.

Bangladeş'te Kameruzzaman'ın İdamı

Mısır'daki cunta rejimi siyasi muhaliflerini yargı suikastlarıyla ortadan kaldırmak için peş peşe yeni idam kararları çıkarırken onun benzeri bir zulüm rejiminin hakim olduğu Bangladeş'te de yine İslâmi hareketin ileri gelenleri hakkında verilen idam cezalarından biri infaz edildi. Cemaati İslâmî'nin genel sekreter yardımcısı ve aynı zamanda cemaatin üçüncü adamı olarak bilinen Muhammed Kameruzzaman 12 Nisan gecesi sabaha doğru idam edildi.

Muhammed Kameruzzaman, cemaatin diğer ileri gelenleri gibi sözde "savaş suçları mahkemesi"nde yargılanmış ve Bangladeş'in Pakistan'dan ayrılmak amacıyla 1971'de çıkardığı sözde "bağımsızlık savaşı"nda savaş suçu işlemekten mahkûm edilmişti. Oysa onun da Cemaati İslâmî'nin diğer ileri gelenlerinin de bu savaşla ilgili tek suçları savaşa karşı çıkmaları ve Pakistan ile Bangladeş'in bütünlüğünün korunmasını savunmalarıydı. Çünkü "bağımsızlık" numarasıyla çıkarılan fitne savaşının gerçekte Hindistan'ın bir oyunu olduğunu, böyle bir bölünmenin Hint yarımadasındaki Müslüman halkların aleyhine olacağını biliyorlardı.

Cemaatin lideri Aldülkadir Molla hakkında yine aynı iddiayla verilen idam cezası da 12 Aralık 2013 tarihinde infaz edilmişti.

Yemen'e Kararlılık Fırtınası

Eski diktatör Ali Abdullah Salih ile perde arkasında kurduğu ittifaktan yararlanarak Husilerin Sana'da kontrolü ele geçirmesinden sonra İran'ın Yemen'i arka bahçesi haline getirmek için çok hızlı bir şekilde harekete geçmesi Arap ülkelerini de harekete geçirdi. Yemen'in İran kontrolüne geçmesinin kendilerinin iki yönden İran kıskacına alınmaları sonucu doğuracağını gören Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, Sana'da ev hapsine alınmasından sonra Aden'e kaçmayı başaran ve orada cumhurbaşkanlığı istifasını geri çektiğini açıklayan Abdurabbih Mansur el-Hadi'yle işbirliği içine girerek Kararlılık Fırtınası adını verdikleri bir hava operasyonu başlattılar. Hava desteği karada da Hadi'ye bağlı olarak oluşturulan Halk Komiteleri'ne de güç kattı ve Husi militanları karşısında karada önemli çatışmalara girdiler. Ülkelerini İran'a teslim edecek Husi saltanatına karşı çıkan aşiretlerin silahlı milis güçlerinin desteği de Halk Komiteleri'nin bileğini güçlendirdi ve böylece Husilerin ilerleyişi durduruldu.

Kararlılık Fırtınası'nın başını çeken Suudi Arabistan adına 21 Nisan'da yapılan açıklamada bu operasyonun amaçlarının tamamına yakın bir kısmının gerçekleştirildiği, Husilerin önemli silah depolarının imha edildiği, belirlenen hedeflerin birçoğunun vurulduğu ve operasyonun sonlandırıldığı ancak Umudun Yeniden Tesisi Operasyonu adıyla siyasi ve diplomatik yönü ağır basan bir atağın başlatıldığı bildirildi.

Irak ve Suriye'de silah bırakmaya yanaşmayan İran'ın Yemen'de eski diktatörle yaptığı işbirliğine dayanarak kurduğu tezgâhın bozulması üzerine hemen "uzlaşma" formülleri üretme telaşına kapılması ve dünyayı harekete geçirmeye çalışması da dikkat çekiciydi.

Sudan Seçimlerinde Boykot Etkili Oldu

Geçtiğimiz ay Sudan'da önemli bir seçim gerçekleştirildi. Hem cumhurbaşkanının hem de parlamento üyelerinin seçimi için seçmenlerin sandık başına gitmeleri istendi. Fakat ülkedeki siyasi muhalefetin başını çeken Sadık el-Mehdi liderliğindeki Ümmet Partisi ile Hasan Turabi liderliğindeki Halk Kongre Partisi başta olmak üzere birçok siyasi parti seçimlerin sonucu değiştirmeyeceği iddiasında bulunarak boykot kararı verdi. Bunun için taraftarlarına da sandık başına gitmeme ve oy vermeme çağrıları yaptılar. Boykot çağrılarının etkisini gösterdiği ve 13-15 Nisan arasındaki üç günlük geniş bir zamanın oy verme süresi olarak tanınmasına rağmen sandık başına gidip oy kullananların sayısının çok az olduğu görüldü. Bunun üzerine yetkililer bazı zorunlu sebeplerden dolayı sandık başına gelemeyenlerin bulunduğu düşüncesiyle oy verme süresini bir gün daha uzattı. Ama sonuçta değişen olmadı ve gelmeyenlerin zorunlu sebeplerden dolayı değil kendi kararlarıyla gelmedikleri anlaşıldı.

Ülke dışından giden gözlemciler katılımın düşük olduğunu dile getirdi ve kendi bulundukları bölgelerde kayıtlı seçmenlerin ortalama üçte birlik bir kısmının oy kullandığını ifade ettiler.

Resmî sonuçların Nisan'ın sonuna doğru açıklanacağı bildirilmişti. Ancak ülke şartlarından dolayı sayımın yavaş gitmesi sebebiyle bu yazıyı hazırladığımız sırada gayri resmi sonuçlar da henüz açıklanmamıştı. Sadece medyaya yansıyan bazı bilgilerde cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ömer el-Beşir'in açık ara önde gittiği ifade ediliyordu.

Beşir'in kazanması zaten güçlü bir ihtimal olarak görülüyordu. Fakat ortaya çıkan durum onun ve partisinin kullanılan oyların büyük çoğunluğunu alması durumunda dahi seçimden zaferle çıktığının söylenemeyeceğini gösteriyor. Çünkü boykot çağrılarının geniş bir tabanda etkisini göstermesi ve katılmayanların oranının katılanlarınkinin iki katını bulduğunun iddia edilebilmesi mevcut iktidara itiraz edenlerin baskın çıktıklarını gösterecektir. Muhalif partilerin de bunu her fırsatta dile getireceklerini tahmin etmek mümkündür.

Nijerya'da Cumhurbaşkanlığını Muhammed Buhari Kazandı

Afrika'nın nüfusça en kalabalık ülkesi olan ve ayrıca petrol zengini olmasına rağmen halkı diğer birçok Afrika ülkesinin halkı gibi yoksul olan Nijerya'da son cumhurbaşkanlığı seçimlerini Müslüman kesime mensup Muhammed Buhari kazandı.

Nijerya'da hıristiyanlarla Müslümanlar arasında siyasi hakimiyet alanında da bir rekabet olduğundan devletin en üst kademesindeki bir makama geçen kişinin dini kimliği önemseniyor. Ancak bu kimliğe bakılırken tabii hassasiyetine değil sadece mensubiyetine dikkat ediliyor.

2011'deki seçimleri yine Muhammed Buhari'nin rakibi olan ve hıristiyan kesimi temsil eden Goodluck Jonathan kazanmıştı. Bu kez o kaybetti ve sahayı Buhari'ye bıraktı. Önceki seçimlerin dürüstlüğü konusunda ciddi tereddütler vardı. Bu kez seçimlere çok fazla müdahale edilmemesinde Boko Haram olayının etkili olduğu tahmin ediliyor. Bu örgütle uğraşma işinin bu dönem için Müslümanları temsil eden bir lidere bırakılmasının tercih edilmiş olması muhtemel görülüyor. Radikal görüşlere sahip ve tepkiyle karşılanan çıkışları olan Boko Haram örgütü ülkedeki Müslüman kesimin büyük çoğunluğu tarafından benimsenmiyor.

Baas Güçleri Ellerinden Çıkan Bölgelere Ateş Yağdırıyor

Suriye'de, İran'ın dünyanın her tarafından topladığı Şii militanlarla etkin bir şekilde müdahalesini sürdürmesine rağmen direnişin rejim güçlerinin hâkim olduğu bölgelerdeki ilerleyişi devam ediyor. Baas'a destek veren dış güçler baharla birlikte geniş çaplı operasyon yapacakları tehditlerinde bulunuyorlardı. Ancak baharla birlikte direniş güçleri onların elinde bulunan bazı önemli stratejik noktaları kurtarmayı başardı. Bunların başında da rejim açısından birinci derecede öneme sahip olan İdlib şehri yer alıyordu.

Fakat Baas güçleri ve onunla birlikte onun iktidarını kurtarmak amacıyla müdahale eden dış güçler kontrollerinden çıkan bölgelerde yaşayan tüm insanları "düşman" saydığından kundaktaki bebeğinden seksenlik ihtiyarına kadar hepsini "öldürülebilir" kategorisine sokuyor ve artık üzerlerine havadan ateş yağmuru yağdırmaya, varil varil bombalar boşaltmaya başlıyorlar.

BM yetkilileri tarafından tutulan raporlarda İdlib'e atılan bombaların arasında yine kimyasal bombalar bulunduğu dile getirildi.

Tayyib Erdoğan'ın İran Çıkartması

Türkiye ile İran arasında son dönemde özellikle bölgesel sorunlardan dolayı ortaya çıkan ihtilaflara, Türkiye'nin Irak, Suriye ve Yemen'deki tavırları sebebiyle İran'a yönelttiği eleştiriler yüzünden bazı İranlı milletvekillerinin tehditler savurmasına rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan geçtiğimiz ay planladığı İran ziyaretini gerçekleştirdi. Aslında bu ziyaret, son dönemde izlediği yayılmacı ve saldırgan politikaları sebebiyle İslam dünyasında ciddi eleştirilere maruz kalan ve tepkileri üzerine çeken İran'ın lehineydi. Böyle bir ziyaretin iptal edilmesinin de kendilerine yararı değil zararı olacaktı. O yüzden milletvekillerinin içi boş tehditlere kadar varan göstermelik tepkileri aslında bir üste çıkma kurnazlığından başka bir amaç taşımıyordu. Kendi liderlerinin ziyaretin gerçekleşmesini Erdoğan'dan fazla istediklerini de çok iyi biliyorlardı. Sonuçta ziyaret gerçekleşti ama muhtemelen Erdoğan'ın beklentileri ve arzuları pek gerçekleşmedi. Çünkü anladığımız kadarıyla İran henüz Suriye ve Irak'ta silahı bırakmaya yanaşmak istemiyor. Yemen'de de kendi adamlarının hesaplarının sağlama alınması için uğraşıyor.

Yermük Mülteci Kampına IŞİD Üzerinden Oyunlar

Yermük mülteci kampı, Suriye'nin başkenti Şam'ın banliyösünde yer alan ve Filistinli mültecilerin kaldığı bir yerleşim yeridir. Filistinli mültecilerden rejim güçleri saflarında savaşmaları talebine karşılık mültecilerin bu savaşın içinde yer almak istemediklerini bildirmeleri üzerine Esed yönetimi kendisinin de onların güvenliğini sağlayamayacağı iddiasıyla dolaylı bir tehditte bulundu. Bu tehdit daha sonra katliamlardan kaçarak Yermük mülteci kampına sığınan Suriyelilerin, ölüm saçan rejim güçlerine teslim edilmemesi üzerine kuşatma ve saldırı yoluyla fiilen gerçekleştirildi. Bu saldırılar yüzünden, başlangıçta 160-180 bin civarında mültecinin yaşadığı kamptaki nüfûs zamanla 15-20 bine kadar düştü.

Geçtiğimiz Nisan ayının başında, IŞİD militanları rejim kontrolünden alma iddiasıyla Yermük mülteci kampına baskınlar düzenlediler. Fakat onların saldırılarından da birinci derecede etkilenenler savunmasız mültecilerdi. IŞİD güçleri kontrol altına aldıkları bölgelerde sıkı yönetim ilan ederek zaten aç ve mağdur durumda olan insanların ilaç ve zorunlu ihtiyaç maddelerini temin etmelerini bile engelledi.

Bir yandan da rejim güçleri kontrolü geri alma iddiasıyla saldırılar düzenledi. Fakat her iki tarafın saldırılarında da zarar gören ve hedef alınan arada sıkışan mülteciler ve onları savunmak için hayatlarını ortaya koyan Filistinli gençler oldu.

IŞİD güçlerinin kontrolü sağlama iddiasıyla mültecilere insani yardım dağıtan merkezlerin çalışmalarını durdurmaları, mültecileri evlerine kapatarak yardım merkezlerine gelip günlük su almalarını dahi engellemeleri, rejim güçlerinin de IŞİD hedeflerini vurduğu iddiasıyla mültecilere hizmet eden Filistin Hastanesi'ni hedef alması oyunun arka planı hakkında yeterince fikir veriyordu.

İrtibatlı Yazılar:

  • Yemen'de güç savaşı
  • Yemen'de esen fırtınalar
  • Baas zulmü kan kaybediyor
  • Sudan'da Beşir'in zaferi
  • Sudan'da cumhurbaşkanlığı seçimleri
  • Cuntanın intikamcı yargısı
  • Bölgesel sorunların odağındaki İran
  • Nijerya'da Buhari'nin zaferi
  • Sisi'nin idam sehpaları devrede
  • Mısır'ı İsrail işgal etmiş olsaydı!
  • Husiler Sisi'nin izinden gidiyor