7 Mayıs 2015 Perşembe, Yeni Akit
Yemen'de zulme başkaldıran halkın kazanımlarını geri almak için iş birliği yapan güçler bugün kendi aralarında hâkimiyet savaşı veriyor. Savaş görünüşte Husi hareketiyle Suudi Arabistan öncülüğünde oluşturulan bölgesel koalisyon arasında devam ediyormuş gibi görünüyor. Ancak içeride karşı karşıya gelenler sadece siyasi iktidarını eski Güney Yemen'in başkenti Aden'e taşıyan cumhurbaşkanı Abdurabbih Mansur el-Hadi'nin destekçisi durumundaki Halk Direnişi Birlikleri ile kamuoyunda Husi militanlar olarak bilinen ama kendilerini Ensarullah olarak isimlendiren gerçekte ise eski diktatör Ali Abdullah Salih'le yani beşer şeytanlarından biriyle işbirliği yapan militanlardan ibaret değildir. Dışarıda da hesap kavgası verenler sadece olaylara doğrudan müdahale eden Suud liderliğindeki Körfez İşbirliği Konseyi'nin oluşturduğu koalisyon ve dolaylı bir şekilde müdahil olmaya çalışan İran ile destekçilerinden ibaret değildir. Yemen üzerinde hem bölgesel hem de uluslararası güç kavgası veriliyor. Bu kavgada bazıları da sağ gösterip sol vuruyor.
Mısır'da olduğu gibi Yemen'de de halkın zulüm rejimine karşı gerçekleştirdiği zaferi geri almak amacıyla aralarında işbirliği yapanların iktidar aşamasında hesaplarının karışacağını ve bu kez kendi aralarında güç kavgası içine gireceklerini daha önce muhtelif yorumlarımızda dile getirmiştik. Çünkü İran'ın yıllardan beri Yemen'le ilgilenmesinin ve orada bir gerilla gücü oluşturmasının amacı bu ülkeyle ilgili eski Sasani hayallerini gerçekleştirmekti. Ama Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin de buna razı olmayacaklarını, ne pahasına olursa olsun karşı çıkacaklarını tahmin etmek zor değildi. İran'ın bu ülkeyle ilgili hayal ve idealleri sadece Rusya'nın değil ABD'nin de bölgeyle ilgili güç dengesi politikalarının işine yaradığından onun oraya yerleşme planlarına itiraz etmedikleri hatta destek verdikleri de dikkatlerden kaçmıyordu. Bu destek Arap yarımadasındaki ülkelerin hesaplarına ters düştüğünden onlar da ABD taktiklerine karşı stratejiler geliştirmelerine imkân sağlayacak yeni ilişkilere ve ittifaklara ihtiyaç duydular. Öncelikle kendi içlerinden Katar'la ilişkilerini hızla iyileştirerek tam anlamıyla bir ittifaka dönüştürdüler. Türkiye'nin Mısır'daki darbeye tavrından dolayı diplomatik ilişkilerine pek yansıtmadıkları ama kendilerini temsil eden medya organlarına yansıttıkları eleştirel yaklaşımlarını dondurarak normal düzeydeki diplomatik ilişkileri de dayanışma ve işbirliği düzeyine çıkardılar. Bu arada Mısır'daki cuntayı Yemen'de kendileriyle birlikte harekete zorlamak için ufak tefek gözdağı açıklamaları yapmaktan da çekinmediler.
Yemen'de sahada, koalisyonun desteklediği el-Hadi'nin taraftarlarına karşı savaşmaya devam edenler kendilerini "Ensarullah" diye adlandıran Husi militanlardır. Fakat onların sırtlarını sağlamlaştıranlar eski diktatör Ali Abdullah Salih'in ordusunun tecrübeli elemanlarıdır. Bu yönüyle Suriye'dekinin tersi bir durum olduğunu söyleyebiliriz. Suriye'de vitrini Baas'ın kadrosu dolduruyor ama asıl savaşan ekip İran'ın gönderdiği ve organize ettiği milis güçlerdir. Yemen'de ise vitrini İran'ın desteklediği Husi militanlar dolduruyor ama asıl savaşanlar eski diktatör Salih'in organize ettiği, eğitimli ve nizami bir ordunun dağılmamış kısmından oluşan askerî güçtür.
Olayların yansıtılmasında Husi militanların hâlâ karada hâkim güç olduğu ve koalisyon güçlerinin hava saldırılarında çok fazla yara almadıkları, kontrol altında tuttukları alanlardan da fazla bir şey kaybetmedikleri aksine ilerlemeye devam ettikleri kanaati veriliyor. Gerçekte ise önemli kayıplar verdikleri gibi özellikle de eski diktatörün kadrolarıyla işbirliğinden yararlanarak ele geçirdikleri bazı önemli askerî noktalar da tahrip edildi. Çünkü bilhassa askerî stratejik noktalar ve silah depoları ile ilgili harita bilgileri karşı tarafın elinde mevcuttu. Fakat Husi militanlar, bilhassa silahlı savunma gücü olmayan sivil kitlelerin bulunduğu bölgelere yüklenerek onları çekilmeye zorlamak suretiyle kontrol alanlarını kaybetmiyormuş hatta genişletiyormuş imajı vermeye çalışıyorlar.
8 Mayıs 2015 Cuma, Yeni Akit
BM Libya Özel Temsilcisi Bernardino Leon'un geçtiğimiz günlerde güya Halife Hafter fitnesinden kaynaklanan sorunun çözümüyle ilgili bir formül teklifi oldu. Formülde, fitnecilerin Tobruk'ta kurmuş oldukları gayrimeşru meclislerinin ülkenin geçerli meclisi sayılması böylece meselenin kökten çözüme kavuşturulması öneriliyordu. Yani gayrimeşru silahlı paralel yapı ülkeyi temsil yetkisine sahip meşru yapı sayılacak, diktaya karşı başkaldıran halkın desteğiyle siyasi iktidarı alan yapı da yok sayılacaktı. Böylece mesele kökünden çözülmüş olacaktı.
Aslında BM Libya için bu anlayışa dayandırdığı formülü küresel yapıya çoktan kabul ettirmiş durumda. Fakat önemli olan Hafter'in tomruklarını Tobruk'a hapseden direnişe ve onun arkasında duran kitleye kabul ettirmek. Bunu başarabilmek için de özel temsilci atamış. Görünüşte "BM Libya Özel Temsilcisi" etiketi taşıyor olsa da gerçekte fitne hareketi lideri Hafter'in özel temsilcisi. Çünkü sürekli onun postacılığını yapıyor. Fitne lideri, birkaç kez teşebbüste bulunmasına rağmen Mısır'daki Sisi gibi bir darbe yapmayı başaramadığından BM, küresel güçlerin sunduğu avantajları ve tehdit araçlarını kullanarak onu masa başı oyunlarıyla iktidara getirmek için çabalıyor. Bu oyunlara da "diyalog" adı veriyor. Diyalog oyunlarını kestirmeden sonuca ulaştırmak için güya bir "formül" ortaya koydu. Sunduğu formül ise Hafter'in bundan önceki girişimlerinde başaramadığı darbeyi BM Özel Temsilcisi vasıtasıyla tepeden indirmeyi amaçlıyordu.
Hafter fitnesiyle uğraşan Trablus'taki yönetim ise formülün mahiyet ve amacını gördüğünden kızıp, BM Özel Temsilcisi Leon değiştirilmediği sürece diyalog görüşmelerine katılmayacağını açıkladı. Oysa bu adam sadece bir postacı. Sunduğu formül de görünüşte ona nispet edilse ve Leon planı adı verilse de bu BM'nin geleneksel politikasından kaynaklanıyor. Gerçekte siyaseti belirleyenler ve tüm ayrıntısına kadar formülü şekillendirenler BM'nin yularını ellerinde tutan küresel güçlerdir. Leon gider Leonbir gelir ama değişen bir şey olmaz. BM'nin yularını tutan güçler onun semerine yükledikleri dosyaları bu kez Leonbir'in eline verirler ve "Leonbir çözüm formülü" adı vererek Trablus'takilerin önlerine koyarlar.
Libya'da fitnecilerin postacılığını yapan ve başaramadıkları darbeyi sözde "çözüm formülü" vasıtasıyla gerçekleştirebilmek için küresel güçlerin tehdit araçlarından yararlanmaktan çekinmeyen BM, Yemen'de de uzun süreden beri fitne hareketi vasıtasıyla eski diktanın geri gelmesi için çeşitli oyunlar çeviriyor. Bu amaçla orada da "BM Yemen Özel Temsilcisi" etiketini yapıştırdığı Cemal bin Ömer adında bir adamı atamıştı.
Fakat bu adamın, eski diktatör Ali Abdullah Salih'le ittifak kurup onun devlet içindeki konumlarını muhafaza eden paralel yapılarından istifade ederek Sana'da kontrolü ele geçiren fitne hareketi hesabına tam bir mekik dokuduğu, onların gerilla saldırıları yöntemiyle gerçekleştirdikleri darbenin meşrulaştırılması amacıyla oyun oynadığı iyice görüldüğü için suratına vurulan "diyalogcu" boyası artık tamamen uçtu ve derinin gerçek rengi açığa çıktı. O yüzden şimdi BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un kararıyla Yemen'de yeni özel temsilci atandı.
BM yeni Yemen Özel Temsilcisi Moritanyalı diplomat İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed. Hakkında yazılanlardan anlaşıldığına göre bu adam da epey tecrübeli bir tilki. Ama kim olduğu ve ne gibi görevlerde bulunduğu hakkında bilgi verebilmek için sözü uzatmak gerektiğinden bugünkü yazımıza sığdırma imkânımız yok. Sadece üstlenilen rol ve taşınan dosyaların içeriği değişmedikten sonra dosyaları taşıyan kişinin değişmesiyle bir şey değişmeyeceğini tekrar hatırlatalım.
İlginç olan ise Suriye'de zulme başkaldırının başladığı günden bu yana sürekli arkadan vurduğu gibi Yemen'de de arkadan vurmaya devam eden BM'nin fitnecilerin önlerini açma taktiklerine zemin oluşturma amaçlı faaliyetlerine "insanî" boyası vurmaya çalışmasıdır. "İnsanî" amaç taşıyanların önce insanları kaçarken bile öldüren Husi militanlarını durdurmaları gerekir. İki gün önce bu militanların tehditlerinden kaçan silahsız insanların kaçarken saldırıya uğradıkları ve en az elli vatandaşın hunharca katledildiği haberleri dikkatinizden kaçmamıştır sanıyoruz.