22 Ocak 2015 Perşembe, Yeni Akit
Yemen'in Baltacı fitnesi niteliğindeki Husi hareketiyle yapılan işbirliği sonucu oynanan oyunla başkent Sana'nın onlara teslim edilmesi anlamına gelen anlaşmanın imzalanmasının ardından Yeni Akit gazetesinde 27 Eylül 2014'te yayınlanan "Yemen'de Husi darbesi" başlıklı yazımızda bu anlaşmanın gerçekte bir çözüm değil darbe olduğunu vurgulamıştık. Fakat böyle bir darbenin gerçekleştirilebilmesi geçiş döneminin "uzlaşma başkanı" olarak devletin başına geçirilen Abdurabbih Mansur el-Hadi'nin ihanetiyle oldu.
Eski rejim kalıntısı unsurlar, Mısır'daki darbecilerin Baltacı fitnesinden yararlandıkları gibi kendilerinin de Husi fitnecilerden yararlanabileceklerini ve onların sırtına binerek iktidara geri döneceklerini umuyorlardı. Geçici cumhurbaşkanını da fitnecilerin önünü kesmemeye ikna etmişlerdi. BM Yemen Özel Temsilcisi Cemal ibnu Ömer de gerekli bağlantıları kurdu ve sonuçta darbe anlaşması imzalandı.
Ama Yemen'deki şartlar Mısır'dakiyle aynı değildi. Mısır'da Baltacı fitnesini yürütenler çapulcu takımıydı ve ipleri eski rejim kalıntıları ellerinde tutuyorlardı. Yemen'deki Husiler ise ipleri ellerinde tuttukları gibi sırtlarını da İran'a dayamış, stratejiyi oradan alıyorlardı. Ali Hamaney'in yakın çevresindeki adamlarından Ali Zakani, Husi darbesinin ardından yaptığı açıklamada; "üç Arap başkenti İran'a bağlıydı Sana dördüncüsü oldu" sözünü boşuna söylememişti. Tabii aynı İran, olayların başlangıç aşamasında yani takiyyenin işe yaradığı dönemde yaptığı resmi açıklamalarda Husi hareketiyle ilgisi olmadığını iddia ediyordu.
Dikta rejimine karşı zafer kazanan halka ihanet ederek Husilere Sana'nın teslimi anlaşmasını imzalayan işbirlikçi cumhurbaşkanı, anlaşmanın silahların teslimine dair maddesine Husilerin riayet etmemesini önemsemedi. Bu silahların sadece muhaliflere, aşiretlere ve anlaşmayı reddeden güçlere çevrileceğini sanıyordu. Husilerin, hedeflerinin bu anlaşmayla kendilerine verilenin çok daha ilerisinde olduğunu görmek istememişti. Emellerine ulaşabilmek için teslim etmedikleri silahlarını, halkın zulüm rejimine karşı kazandığı zafere ihanet ederek fitnecilerle anlaşma imzalayan, devletin en önemli kurumlarını onlara teslim eden ihanetçi cumhurbaşkanının sarayını ele geçirmek için de kullanılabileceklerini belki düşünememişti.
Sisi'nin Baltacı çapulcularının sırtına binerek Mısır'da iktidarı ele geçirmesi gibi Yemen'de de kendilerinin Husi fitnecileri binek olarak kullanıp geri döneceklerini sanan eski rejim kalıntıları da, Husi militanlarının Sana'ya girmelerinden sonra ordunun en önemli üslerine girip tanklara binerek ve ağır silahları araçlarına yükleyerek çıkmalarının Ali Abdullah Salih diktasına son veren muhaliflere bir darbe olduğunu sanıyorlardı. Bu tankların ve silahların kendilerine de çevrilebileceğini belki düşünmemişlerdi.
Bazı aşiret liderleri işbirlikçi cumhurbaşkanının aynen Sana'yı teslim ederken yaptığı gibi son olaylarda da komplo kurduğunu, başkanlık sarayını Husi fitnecilere aslında kendi eliyle teslim ettiğini söylüyorlar. Sana'yı teslim ederken oynadığı oyuna, şeklen Husi militanlara karşı çıkıyor görünürken, askerlerin karşı çıkmalarını engellemesine, medyanın karşısına geçip yaptığı açıklamalarda sert tepki gösterirken arka planda fitnecilerin askerî üslere girip tankları ve ağır silahları götürmelerine fırsat vermesine bakıldığında bugün başkanlık sarayını teslim için benzer bir oyun oynamasının da ihtimal dışı olmadığı söylenebilir.
Eğer gerçekten başkanlık sarayını benzer bir komployla teslim ettiyse bunu doğal olarak bazı önemli vaatler karşılığı yapmıştır. Ama beri tarafta Yemen halkına ve bu halkın siyasi önderlerine yaptığı ihaneti Husilerin kendisine yapmayacağını düşünmekle de yanılıyor. Dün Sana'yı teslim ederken oynadığı oyunun aynısını bugün başkanlık sarayını teslim ederken oynadıysa, şimdilik bu komplolar icabı göstermelik olarak karşısına çıkan Husilerin de oyunun son aşamasında onu elleriyle kazdığı kuyunun dibine bu kez oyun icabı değil gerçekten yuvarlayacaklarını hesap etmesi gerekir. Şimdilik bu komplo aşamalarında kendi kuyusunu biraz daha derinleştirmekten başka bir şey yapmıyor.
23 Ocak 2015 Cuma, Yeni Akit
Yemen'de işbirlikçi cumhurbaşkanı Abdurabbih Mansur el-Hadi'nin darbeci Husilerle yaptığı anlaşma başkanlık sarayını onlara kendi eliyle teslim ettiği yönündeki tahminleri teyit eden gelişme oldu. Fakat bunun tehlikeyi çağırma değil tehlikeyi gördükten sonra onu kendinden uzak tutma tarzı bir işbirliği olduğu da kesin.
İşbirlikçi cumhurbaşkanının Sana'yı teslim ederken de amacı buydu. Husi ayaklanmacıların önlerini açma karşılığında tehlikeyi kendinden uzak tutup cumhurbaşkanlığı makamındaki konumunu sağlama almak. Böyle bir ittifakın kendi konumunu garantiye alacağını sanıyordu. Tehlikenin biraz daha yakına geldiğini görünce yeni bir ihanete imza attı ve Husilerin tam anlamıyla bir darbe gerçekleştirmelerinin de önünü açtı. Fakat bu kez kendi yularını da tamamen onlara teslim etti. Artık Husiler onu istedikleri yöne çekebilecekler. Sırtına binip istedikleri yöne doğru ilerlemeye çalışacaklar. Ama onunla işleri bittikten sonra da bir foseptik çukuruna yuvarlamaları hiç ihtimal dışı değildir. Hainler birbirinden yararlanır ama kesinlikle birbirlerine güvenmezler.
Yemen'in eski diktatörü Ali Abdullah Salih'in Husilerin liderleriyle yaptığı görüşmelerin kayıtları ortaya çıktı. Bu belgeler, eski rejim kalıntılarıyla Husi fitneciler arasındaki işbirliğini iyice gün yüzüne çıkardı. Fakat dünkü yazımızda da dile getirdiğimiz üzere eski rejim kalıntıları Husi fitnesinden aynen Mısır'daki darbecilerin Baltacı fitnesinden yararlandıkları gibi yararlanmak istiyorlardı. Ama gelinen durum, Husilerin eline verilen imkânların ve işbirlikçi cumhurbaşkanının kendi konumunu güvenceye alma amacıyla eski ortaklarına da kelek atmasının rolleri değiştirdiğini gösteriyor. Dolayısıyla mevcut şartlarda Husiler, Ali Abdullah Salih'in ve adamlarının değil onlar Husilerin eşeği olmuş durumdalar. Ama buna razı olacaklarını sanmıyoruz. Razı olmamalarının nelere sebep olacağını ele almadan önce olayın bölgesel ve uluslararası boyutuna bakmakta yarar var.
Gerek BM'nin, gerekse Körfez ülkelerinin ve Suudi Arabistan'ın Husi militanlarının başkanlık sarayını ele geçirmelerini darbe olarak nitelemeleri, bu darbeye karşı çıkıyor görünmeleri ve cumhurbaşkanı Hadi'nin yanında durduklarına dair açıklamalar yapmaları aynen Suriye'deki katil Baas rejiminin katliamlarına karşı tepki açıklamaları gibi tamamen taktik numarası türünden açıklama ve tavırlardır. Desteklediklerini söyledikleri cumhurbaşkanı zaten bir işbirlikçi haindir. Fakat bu ihaneti onların rızası dışında yaptığını da sanmıyoruz. Yapılan ittifakın ve işbirliğinin altyapısını onlar hazırladı, bağlantıları onlar kurdular. Bundaki amaçları ise Müslüman Kardeşler'in Yemen kanadı durumundaki Islah hareketini tasfiyedir. Bu arada gerçekte Islah hareketiyle değil el-Kaide'yle savaş içinde oldukları mesajı vererek de kirli ve hain savaşlarına kendilerince maske bulmuş oluyorlar.
Arap yarımadasındaki zulüm rejimleri kendi gelecekleri açısından şimdilik en büyük tehlike olarak Müslüman Kardeşler'i görüyorlar. Yemen'de Husi fitnesinin önünü açmak için İran'la perde arkasında işbirliği yapmaları da İran'a bakışlarının değişmesi, ona artık muhabbet besliyor olmaları sebebiyle değil "şerre karşı şer" felsefesine dayanan işbirliğidir. İran da bu işbirliğinin kendisine önemli stratejik noktaları kazandırdığını düşündüğü için böyle bir işbirliğinin sunduğu fırsatları asla kaçırmaz. Yemen'de İran'la işbirliği içindeki bir gerilla gücünün iktidarı ele geçirmesi ise Arap yarımadasını mengeneye sıkıştırmak anlamına gelir. Kuzeyde Bağdat, Şam ve Beyrut'u güneyde de Sana'yı ele geçirdin mi Arap yarımadasını tam bir mengeneye sıkıştırmış olursun. Üstelik Arap yarımadasının dünyayla bağlantısını sağlayan iki önemli kapısının kontrolü de İran'ın eline geçmiş olacak. Yukarıdan Basra Körfezi'nin okyanusa açıldığı Hürmüz Boğazı, aşağıdan Kızıldeniz'in okyanusa açılan kapısı durumundaki Babu'l-Mendeb. Yani İran bölgedeki Arap ülkelerini sadece mengeneye sıkıştırmakla kalmış olmayacak her iki taraftan da boğazlarına birer ip takmış olacak. İran, Husilerin Yemen'de saltanatı ele geçirmeleri için onca silah ve para yardımını boşuna yapmadı.