Suud Diktası: Zulmün Büyük Ağabeyi

Nisan 2014, Ribat

Herkesin Reddettiği Diktatöre Suud Sahip Çıktı

Bilindiği üzere "Arap baharı" denen halk ayaklanmalarının kıvılcımının çakıldığı yer Tunus'tur. Buradaki diktatörün balonunun çabuk patlaması ve çok sağlam olduğu sanılan binasının hızla çökmesi zulüm rejimlerinden bıkmış olan halkları cesaretlenmişti. O zaman halkın özgürlük mücadelesi karşısında fazla direnemeyerek çözümü aceleyle çantayı toplayıp kaçmakta bulan diktatör Zeynelabidin bin Ali, uçağının ineceği hava alanını bile belirlemeden, kendisini kabul edebilecek bir ülkeyle ittifak kurmadan harekete geçmişti. Biraz daha oyalanmaları durumunda kaçmaya bile imkân bulamayacakları telaşına kapılan eşinin Bin Ali'yi hakaretlerle ve ite kaka uçağa bindirdiği hadiseye şahit olanlar tarafından dile getirilmişti.

O zaman Tunus'u bir arka bahçesi olarak gören, ülkeye yıllarca hükmeden dikta rejimi vasıtasıyla büyük çıkarlar elde eden ve sadece ürettiği malları değil dilini, kültürünü, yaşayış tarzını, kafa yapısını kısaca Fransız damgası taşıyan her şeyini ihraç eden Fransa bile yıllarca kukla olarak kullandığı Bin Ali'yi kaçıran uçağın kendi hava alanlarından birine inmesine izin vermemişti. Benzininin bitmesi tehlikesiyle Akdeniz'in mavi sularına zorunlu iniş yapma ihtimaline yaklaşan uçağa Arap dünyasındaki zulmün büyük ağabeyliğine aday olduğunu ortaya koymaya çalışan Suudi Arabistan pistlerini açtı.

Hüsni Devrilince Arap Diktatörlüğünün Büyük Ağabeyi Suud Oldu

Suud kralının, dünyada kimsenin sahip çıkmadığı eski diktatöre pistlerini açması ve onu halkı tarafından tard edilmiş bir sığınmacı değil seçkin misafir sıfatıyla kabul etmesi aslında riskli bir işe soyunduğunu gösteriyordu. Fransa'nın ve diğerlerinin Tunus'tan kovulan diktatöre sahip çıkmamalarının amacı ülkedeki yeni yapıyı karşılarına almamaktı. Ama Suud diktatörü halkların reddettiği zalimlere sahip çıkmakta tereddüt etmediği mesajı verdi. Bu tutumu da ona, Arap dünyasının lideri kabul edilen ve bu vasfından dolayı, Camp David Anlaşması sonrası yaşanan ve uzun sürmeyen kriz dönemi haricinde sürekli Arap Birliği teşkilatının başında yer alan Mısır'daki diktatörün devrilmesinden sonra Arap âleminde henüz hâkimiyetlerini sürdüren dikta rejimlerinin büyük ağabeyliği vasfı kazandırdı.

Zulme Başkaldıran İnsan Selinin Üzerine Gelmesi Telaşı

Tunus'taki diktatörün, üzerine gelen insan seline karşı şiddeti artırmanın selin daha da büyümesine yol açtığını erken fark etmesi nedeniyle kısa sürede sahadan kaçmasının zulüm rejimlerinden iyice bıkmış olan halkları cesaretlendirmesi hüküm sürmeye devam eden diktatörleri iki seçenekle karşı karşıya getirdi. Ya sistemde köklü değişikliklere gidecek ya da halkların gözlerini korkutacak yeni adımlar atacaklardı.

Mısır'daki diktatörün devrilmesinden sonra Arap dünyasında zulmün ve diktatörlüğün büyük ağabeyliğini devralan Suud saltanatı bir süre olayların seyrini takip ettikten sonra ikinci seçeneğe yöneldi. Böyle bir tercih yapmasında ise Suriye'deki gidişatın büyük rolü olmuştur. Baas diktasının halkın özgürlük mücadelesine karşı ayakta kalabilmesinde ise onunla çıkar hesapları olan İran'ın her alanda verdiği desteğin önemli payı olduğu biliniyor. Dolayısıyla İran'ın Suriye'deki zulüm rejimine desteği sadece bu ülkede değil bütün Arap dünyasında, hatta tüm İslâm âleminde zulüm rejimlerine toparlanıp kazıklarını sağlamlaştırma fırsatı verdi.

Bahreyn Diktasına Tanklarla Sahip Çıktı

Suud diktatörlüğü zulmün büyük ağabeyliği görevini aktif olarak yürütme işini önce Bahreyn diktasına sahip çıkarak, onun devrilmesini engellemek için devreye girerek ifa etti. Denizden kurduğu köprüyü oradaki diktatörü korumak için tanklar ve zırhlı araçlar göndermede kullandı. Bu araçlarla ülkeyi adeta işgal etti.

Fakat Bahreyn'deki halk hareketinin bastırılmasında sadece Suud'un askerî müdahalesinin değil İran'ın yönlendirdiği muhalif örgütlerin stratejik hatalarının da önemli payı oldu. Bu örgütlerin sergilediği tutum ve verdikleri mesajlar, dikta rejimini devirmeleri durumunda bir Şia saltanatı kurmaya arzulu olduklarını çok açık bir şekilde belli ediyordu. İran'ın yönlendirdiği propaganda faaliyetlerinde de bu ülkedeki muhalefetin Şiiliğinin öne çıkarılması dikkat çekiyordu. Sanki bir kitlesel başkaldırı değil Şii ayaklanması görünümü veriliyordu. Bu da muhtemelen halkın zafer kazanması sonrası için düşünülen stratejik hesaplarla ilgiliydi. Bu tutumun aynı zamanda Bahreyn meydanlarını dolduran kalabalıkların Şii kesiminin tavrını belirlemesi diğer kesimin sahadan çekilmesine neden oldu. Bu durum da hem kitlesel hareketin gücünü en az yarı yarıya kaybetmesine hem de tamamen mezhebi bir görünüm almasına neden oldu. Dikta yönetiminin ve ona destek veren büyük ağabeyin böyle bir siyasi muhalefeti etkisiz hale getirmesi de zor olmadı.

İran'a hükmeden anlayışın mezhepçi tutumu ve siyasi hâkimiyet alanını genişletme amaçlı siyasi çıkar hesaplarına göre şekillenen stratejisi hem Suriye'de hem de Bahreyn'de dikta rejimlerine karşı verilen kitlesel mücadelenin önünü tıkamış, bu da yıllardan beri devam eden zulüm rejimlerinden kurtulmak amacıyla başlatılan özgürlük mücadelesinin kan kaybetmesine neden olmuştur.

Halkların Zaferlerini Geri Almak İçin Başlatılan Fitne Savaşları

Dikta rejiminden kurtulmak için başlatılan halk hareketinin Bahreyn'de tamamen etkisiz hale getirilmesi, Suriye'de de önünün tıkanması ve sürekli ağır kayıplar vermesi bölgedeki dikta rejimlerini halkların zafer kazandığı ülkelerde de zaferlerini geri almak ve eski rejimlerin geri dönmesi için karşıt savaş başlatma konusunda cesaretlendirdi. Bu savaşta birinci öncelik Mısır'a verildi ve bu amaçla bir Baltacı fitnesi organize edildi. Bu fitne savaşının koordinasyon merkezi Birleşik Arap Emirlikleri'nde oluşturulmuştu. Arka planda zulmün büyük ağabeyi konumuna geçen Suud diktasının yer aldığını Sisi darbesinin gerçekleştirilmesinden sonra sergilenen tutum gözler önüne sermiştir. General Sisi'nin darbeyi gerçekleştirdiği gecenin sabahında Suud diktatörü daha elini yüzünü yıkamadan bu cuntaya verdiği desteği dünya kamuoyuna duyurma ihtiyacı duyduğu gibi onu rahatlatmak için milyarca dolar yardım bilançosunu açıklamakla kalmayıp sabahın erken vakitlerinde gemilere petrol yükleyerek Mursi döneminde sürdürdüğü ambargoyu da sonlandırdı. Böylece cuntacıların, "Mursi aldığı petrolü Hamas'a bağışlıyordu; bakın o gidince nasıl sorun anında son buldu?" saçmalamasına dayalı kara propaganda faaliyetine de malzeme çıkmış oldu.

Mısır Direnişine Karşı Yürütülen Stratejik ve Psikolojik Savaş

Zulmün büyük ağabeyi Mısır halkının diktaya karşı kazandığı zaferi geri alma savaşında cuntaya sınırsız destek vermekle yetinmeyerek halkın zaferine sahip çıkan, diktanın geri dönmesine karşı meydanlara çıkan kitleleri organize eden direnişi yıpratmak için stratejik ve psikolojik savaş başlattı. Bu savaşta başarılı olmak için bir yandan kendi hizmetindeki medya organları vasıtasıyla bir yandan da farklı medya kurumlarında çalışan etkili isimlerin ceplerini doldurarak tamamen yalana, iftiraya dayalı çirkin kara propaganda başlattı.

Tıpkı bugün, kendilerinin siyonist işgalcilerle işbirliği içinde olmalarını ve onların Türkiye'de sözcülüğünü yapma arsızlıklarını haklı gösterebilmek için Filistinlilerin meşru direnişlerini yıpratmak amacıyla çirkin iftiralarla saldıran, pavyonla hiç tanışmamış Gazze'de İsrail'dekinden çok pavyon olduğu yalanıyla insanlık dışı ablukayla kuşatılmış halkın temiz imajını kirletmeye çalışan, siyonist katillerin vahşi saldırılarını terörist hedeflerin vurulması olarak duyuran, kuruluşunu ilan ettiği günden itibaren siyonist işgale karşı kararlı bir mücadele veren Hamas'ı Mossad'ın kurdurduğu saçmalığına tutunan paralel medyanın yaptığı gibi.

Müslüman Kardeşler'in Terör Listesine Alınması

Zulmün büyük ağabeyinin sesi sayılan el-Arabiyye kanalı Mısır'daki Müslüman Kardeşler'i yıpratmak için her gün yeni yalan ve iftiralarla zihinleri bulandırmaya çalıştı. Gerçekte iddialar Müslüman Kardeşler'in ilkelerine ve izlediği siyasete tamamen ters düştüğü gibi ithamlar da sürekli cemaatin resmî açıklamalarında reddediliyordu. İftiralara malzeme yapılan hadiselere karışan kişilerin Müslüman Kardeşler'le herhangi bir ilgilerinin olmadığının ispat edilmesine rağmen Arap dünyasının geneline hitap etmeye çalışan ve el-Cezire'yle rekabet eden el-Arabiyye kanalı tamamen asılsız iddialara dayalı yıpratma kampanyasından ve kara propagandasından vazgeçmedi. Çünkü propagandanın bir hedefi vardı. Mısır'daki cuntanın gitmesi ve diktanın dönüşünün engellenmesi için verilen kitlesel mücadeleye öncülük eden hareketin "terör örgütü" ilan edilmesi ve böylece ona karşı aynı zamanda lojistik savaş başlatılması planlanıyordu.

Zulmün büyük ağabeyi sonunda planladığını gerçekleştirdi ve kendince 2014 yılı terör listesi hazırlayarak içine Müslüman Kardeşler'i de dâhil etti. Oysa Sisi cuntasının bu cemaati silahlı çatışma içine çekerek Baas'ın gerçekleştirdiğine benzer vahşi katliamlara dayanak oluşturmak için oynadığı tüm kirli oyunlara ve taktiklere rağmen onun mücadelesini sivil alanda sürdürme tutumundan vazgeçmediğini, bundan dolayı cuntanın silahlı saldırılarına silahla karşılık vermeme siyasetini değiştirmediğini dünya biliyor. Fakat zulmün büyük ağabeyine göre önemli olan haklılık değil halkların özgürlük mücadelelerinin önünü kesme savaşına yol haritası çizmek ve dayanaklar oluşturmaktır. Kurdun kuzuya suyu bulandırıyorsun demesi gibi.

Katar'ı Kıskaca Alma Operasyonu

Zulmün büyük ağabeyi artık kendini sadece ulusal sınırları içindeki toprakların değil tüm Arap dünyasının diktatörü olarak görüyor. Dolayısıyla bölgedeki diğer yönetimlerin de kendisine itaat etmesi, talimatlarına uyması gerektiğini düşünüyor. Özellikle Suriye'deki tıkanmaya ve Mısır'da cunta vasıtasıyla diktanın geri dönmesine rağmen henüz halkların özgürlük ideallerinin söndürülemediği, diktatörlerin kendilerini yeterince güvenceye aldıkları kanaatine varamadıkları mevcut şartlarda kitlesel direnişleri kıskaca alma politikasının bölgesel ve uluslararası çapta sürdürülmesi için dayatılanların eksiksiz uygulanmasını istiyor.

Bu konuda yan çizdiğini düşündüğü, zaman zaman Mısır direnişinin ve diğer direniş hareketlerinin sesini duyuran medya organlarını özellikle de el-Cezire'yi susturmayan, zulümden kaçanlara barınma imkânı veren ve Filistin direnişinin siyasi kanadına kapılarını açan Katar'ın tutumundan rahatsızlığını daha önce değişik şekillerde yansıttı. Ama istediklerini alamayınca çetesindeki Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'le birlikte Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelerin güvenlik ve istikrarıyla ilgili Riyad Anlaşması'nı bahane ederek Katar'dan büyükelçilerini çekme kararı aldılar. Gerçekte anlaşmanın içeriği Katar'ın uygulamalarına engel oluşturan bir detay içermiyordu. Detaylar tamamen Riyad çetesinin kendi yorumlarına dayanıyordu. Böyle bir detay açıklamasını Katar da yapabilir ve Sisi cuntasının kendisinin güvenlik ve istikrarı açısından tehdit oluşturduğu için çeteden onunla ilişkilerini kesmelerini isteyebilirdi. Onların böyle bir talebi yerine getirmeyecekleri kesindir. Kendi itham ve iftiralarına dayanarak bazı siyasi oluşumları hedefe yerleştirip Katar'dan onlarla ilişkilerini kesmesini, medya organlarının onların seslerini duyurmalarına engel olmasını istemeleri anlaşmanın içeriğine giren bir uygulama değil tamamen dayatmaydı. Bu da zulmün büyük ağabeyinin diktatörlük alanının sınırlarını genişletmeye kalkışmasından başka bir anlam taşımıyordu.

Libya'da Darbe Girişimlerinden Sonra Petrol Korsanlığı

Libya'da Şubat ayı içinde iki ayrı başarısız darbe girişimi oldu. Her ikisinin arkasında da zulmün büyük ağabeyinin eli olduğu çok belliydi. Hatta ikinci girişimle ilgili gelişmeleri onun el-Arabiyye kanalı dakikası dakikasına ve gayet heyecanlı bir şekilde duyurmaya çalıştı. Darbecilerin ültimatom vermeleriyle birlikte el-Arabiyye'nin haberlerine yansıyan heyecan, artık Libya'nın da defterinin kapandığı Sisi cuntasının bir benzerinin orada da iş başına gelmesine sadece birkaç saat kaldığı kanaati oluşturmaya çalışıyordu.

Darbe girişimleri başarılı olamayınca ülkeyi aşiretlere göre federasyona bölmek amacıyla oluşturulan milis güçlerinin bileğinin güçlendirilmesi için Suud güdümündeki bir şirketin onlarla işbirliği içine girerek petrol korsanlığı yapması ülkenin siyasi çalkantı yaşamasına ve hükümetin istifa etmek zorunda kalmasına neden oldu. Libya'daki bu gelişmeler de zulmün büyük ağabeyinin halkın zaferini geri almak amacıyla yürüttüğü fitne savaşından kaynaklanıyor.

İrtibatlı Yazılar:

  • Suud'un çizgisinde değişiklik var mı?
  • Kral gidici
  • Yüzlerine sıcak yağmur mu yağdı?
  • Libya'da Baltacı Fitnesi
  • Hicaz Korsanlarının Libya Oyunu
  • Körfez ülkelerinin Yemen bataklığı
  • Yemen'de hesaplar karıştı mı?
  • Düşman güçlerin Yemen ittifakı
  • Emperyalizmin Fitne Savaşları
  • 2014'te Arap Dünyası