Düşman güçlerin Yemen ittifakı

Mart 2015, Ribat

Stratejik Hesapların Çakışma Alanı Yemen

Yemen her ne kadar İslâm coğrafyasının uzak bir beldesi olarak zihinlere geçmiş olsa da aynı zamanda önemli stratejik hesapların da buluşma alanıdır. O yüzden tarihin her döneminde bir atlama ve kontrol noktası olarak önemsenmiştir.

Hz. Süleyman (a.s.), Yemen'deki Sebe Krallığı'nın kendi devletinin hâkimiyet alanı dışında kalmasına razı olmamış, o zaman bu bölgeye hükmeden kraliçeye derhal saltanatını kabul etmesi için mektup ve çok geçmeden üzerine ordular göndermişti.

Bir dönem Afrika'nın doğu bölgesini kontrol eden Habeş Krallığı'nın arka bahçesiydi. Kabe'yi yıkmak için Mekke'ye saldırı planlayan Ebrehe de Yemen'de bağımsız değil Habeş Krallığı'na bağlıydı.

Habeş Krallığı'nın kontrolü kaybetmesinden sonra Yemen İran hâkimiyetine geçti ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'in davetçiler gönderdiği sırada İran valisi Bâzân tarafından yönetiliyordu. Bu vali Müslüman oldu ve Resûlullah (s.a.s.) onu Yemen valiliğinde tuttu.

Osmanlı Devleti, devam eden isyanlara rağmen stratejik öneminden dolayı Yemen hakimiyetini sürdürmekte ısrarlı oldu. Fakat İngiliz sömürgeciler de Arap Yarımadası'nı güneyden kontrol altına alabilmek için bu bölgeyi kapı olarak kullandılar.

Bir tarafı Afrika'ya, bir tarafı Arap Yarımadası'na bakan Yemen aynı zamanda Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'na bakan sahilleriyle Afrika ve Güney Asya ülkeleri arasında stratejik bir geçiş noktası özelliği taşımaktadır. Deniz yolunun önemli bir kapısı niteliği taşıyan Babu'l-Mendeb (Mendeb kapısı)'nın kontrolü açısından da Yemen özel bir konuma sahiptir. Bu kapı aynı zamanda Akdeniz'in Kızıldeniz üzerinden Hint Okyanusu'yla bağlantısını sağlayan stratejik bir geçiş noktasıdır.

Bütün bu özellikleri bu ülkeye önemli avantajlar sağladığı gibi uluslararası ve bölgesel güçlerin stratejik hesaplarının kesişme noktası olmasına yol açtığı için güçlülerin hakimiyet hesaplarının da hedefi olmuştur. Bu özelliğinden dolayı tarihinin büyük bir kısmında bölgedeki etkin güçlerin kumandası ve kontrolü altında kalmaya mecbur bırakılmıştır.

Zalimlere Başkaldıranlar Hainlere Fazla Güvendi

Arap dünyasında zulüm rejimlerine karşı başlatılan özgürlük mücadeleleri Yemen'e çok hızlı bir şekilde sıçradı. Yemen diktatörünün diğerlerine kıyasla daha itidalli olmasına ve bu ülkede seçimlerin biraz daha dürüstçe yapıldığının söylenmesine rağmen ayaklanmaların bu ülkeye hızlı yansımasında halkının yapısının payı vardı. Fakat Mısır'daki gibi Yemen'de de zalimlere başkaldıranlar, onların süpürüntüsü durumundaki hainlere biraz fazla güvendiler. Bu belki zulüm rejimlerinin belini kırdıklarına, kontrolü ele geçirdiklerine dolayısıyla süpürüntülerinin fazla bir şey yapamayacaklarına inanmaları sebebiyle çözüm aşamasına hızlı geçilebilmesi için eski rejim kalıntılarını atlama taşı olarak kullanmakta sakınca görmemeleri yüzündendi.

Yemen'in Baltacı Fitnesi Zaten Hazırdı: Husi Hareketi

Halk hareketlerinin Suriye'de tıkanması üzerine dikta rejimlerinin devrildiği ülkelerde halkların zaferlerinin geri alınması amacıyla başlatılan fitne savaşlarında Mısır'da Baltacı fitnesinden yararlanılmıştı. Bu savaşları organize edenler Yemen'de ise normalde çok benimsemedikleri halde var olan bir fitneyi kullanmayı tercih ettiler. Çünkü yenisinin üretilmesi uğraştıracak, zaman alacak ve geçen zaman aleyhlerine işleyecekti. Fitneyi kullanmaktaki amaçları da zaten yeni yönetimin oturmasını ve istikrar kazanmasını önlemekti. Köprüyü geçtikten sonra Mısır'daki gibi fitne hareketine bir tekme atmayı planlıyorlardı.

Saltanatlarını Korumak İçin Husilerle Savaşanlar Kaybettikleri Saltanatı Geri Almak İçin İşbirliği Yaptılar

Siyasi iktidarı ellerinde tuttukları dönemde Husi hareketini ayrılıkçı bir fitne hareketi olarak tanımlayan ve onunla savaşan güçler, saltanatları ellerinden alınınca onunla işbirliği yaptı, Husi şemsiyesi altında halkın özgürlük mücadelesine öncülük edenlere karşı cephe açtılar.

Halkın özgürlük mücadelesi karşısında yenilgiye zorlanan ve tahtını terk etmek zorunda kalan eski diktatör Ali Abdullah Salih'in Husilerin liderleriyle yaptığı gizli görüşmelerin kayıtlarının medyaya yansıması aradaki ittifakı gün yüzüne çıkardı.

Bu kirli ilişki, diktatörün daha önce Husilere karşı verdiği savaşın da saltanatını kaybettikten sonra onlarla kurduğu ilişkilerin ve yaptığı işbirliğinin de tamamen çıkar hesaplarına dayandığını gözler önüne seriyordu.

Körfez Ülkelerinin Eski Diktatörün Hesaplarına Destekleri

Normalde İran'ın Yemen'e kazık çakmasına imkân verecek bir gerilla örgütünün desteklenmesini kendilerinin bölgeyle ilgili siyasetlerinin yararına görmemelerine rağmen Körfez ülkeleri sahip çıktıkları ve destekleri Ali Abdullah Salih'in işaretiyle hareket ettiler. En azından eski rejim kalıntılarının Husi fitnesine arka çıkmalarına, onun bileğini güçlendirmesine yardımcı olmalarına ve bu hareketin şemsiyesi altında toparlanmalarına itiraz etmediler. Onların da beklentileri köprüyü geçtikten sonra Husi fitnesinin hâkimiyet alanının daraltılacağı ve eski rejimin taşlarının yeniden yerlerine oturtulacağı yönündeydi.

Suud Diktasının "Şerre Karşı Şer" Siyasetinin Sopası da Husi Fitnesi

Devrilen zulüm rejimlerinin geri getirilmesi için sürdürülen fitne savaşlarına kaynak temin ettiği ve güdümündeki medya organları vasıtasıyla bu savaşları yürütenlerin sözcülüğünü yaptığı bilinen Suudi Arabistan da malum "şerre karşı şer" siyasetinde Yemen'de Husi fitnesinden yararlanmayı tercih etti. O da tabii bu hareketi desteklediğinden değil zikrettiğimiz sebeplerden dolayı böyle tercih yapma ihtiyacı duydu.

ABD'nin Yemen Politikası da Fitne Hareketinin Bileğini Güçlendirdi

ABD'nin özellikle 11 Eylül olaylarından sonra El-Kaide'yi büyük tehlike ilan etmesi bu örgütle savaşan unsurlara arka çıkmasına, destek vermesine imkân sağlayan bir politika geliştirmesini kolaylaştırdı. İslâm dünyasına yönelik stratejilerinde böyle bir yola başvurması ise denge politikasının önünü açıyor. Bunu Irak ve Afganistan'da İran'la perde arkasında işbirliği yapmak, özellikle de Irak'ta İran güdümlü kadroların iktidarı ele geçirmelerini sağlamak için değerlendirdi. Bu oyunu Yemen'de de oynadı. Ama aynen Suriye'de yaptığı gibi burada da sağ gösterip sol vurma yöntemine başvurarak oynadı. "El-Kaide tehlikesi"ni gösterip onu hedefe yerleştirirken, hava araçlarıyla sürekli bu örgütün milis güçlerini hedef alırken gerçekte aynen Irak'taki gibi İran'ın Yemen'e kazığını çakmasına imkân sağlayacak olan Husi hareketinin önünü açıyordu.

ABD denge politikasından, Arap diktatörlerin kendisine bağımlı kalmalarını zorunlu kılacak sebepleri her zaman canlı tutmak amacıyla yararlanıyor. Bu sebepleri canlı tutmanın muhtemel siyasi değişiklikler karşısında da işine yarayacağına inanıyor.

Bu Kadar Hesap Arkasında Birleşirse Husilerin Önünü Kim Alabilir?

Hem yerel, hem bölgesel hem de uluslararası boyutta kirli hesapların kesişme noktasında durduğunu gören Husi hareketinin önünü almak elbette kolay olmayacaktı. Bütün bu hesapların ortak desteğini elde eden Husiler de hızlı bir şekilde ilerleyerek başkent Sana'nın kapılarına dayandılar.

İhanetçi Cumhurbaşkanından Talimat: Sana'yı Direnmeden Teslim Edin

Fitnenin bir darbeye dönüştürülmesi için de meğer ki ihanetçiler, fitnecilerin başkentin kapılarına dayanmalarını dört gözle bekliyorlarmış. Eski diktatörün çekilmesi aşamasında geçiş dönemi için imzalanan anlaşma gereği tek aday olarak girdiği seçimle cumhurbaşkanı yapılan Abdurabbih Mansur el-Hadi'nin askerî birliklerden herhangi bir direniş göstermemelerini istemesi isyancıların işlerini kolaylaştırdı ve hızla önemli stratejik noktaları ele geçirdiler. Bu gelişme Yemen Sisi'sinin zaten önceden yerleştirilmiş olduğunu gösteriyordu. Fakat Mısır'dakinden bir farkı vardı. O Baltacı fitnesinin sırtına binerek iktidarı gasp etmişti. Yemen'deki ise ihanetiyle fitnecilerin önünü açarak iktidarı gasp etmelerini sağladı ve kendisi kenara çekildi.

Resmiyette BM'nin Gerçekte Husilerin Temsilcisi

Fitnecilerin başkentte kontrolü ele geçirmelerinin ardından BM Yemen Özel Temsilcisi Cemal bin Ömer'in uzlaşmaya varılmasını sağlama iddiasıyla gayretlerini artırması dikkat çekiciydi. Gerçekte yapmak istediği uzlaşma sağlamak değil vakit kaybetmeden Husilerin siyasi iktidarının meşrulaştırılmasını sağlamaktı. Sergilediği tutum ise resmiyette BM temsilcisi sıfatı taşısa da gerçekte Husi isyancıların temsilcisi gibi hareket ettiğini belli ediyordu.

Geçiş dönemi cumhurbaşkanının ihanetleri BM temsilcisinin gayretleriyle bütünleşince Husilerin başkenti ele geçirmelerinin üzerinden fazla zaman geçmeden bir anlaşma imzalandı. Anlaşmanın sorunu çözmekten ziyade isyancıların kontrolü ele geçirmelerini hızlandırmayı amaçladığı uygulama aşamasında da kendini belli etti. Çünkü, örneğin Husilerin silahlı milislerini başkent dışına çıkarmalarını ve askeri üslerden çekilmelerini isteyen maddelere isyancıların uyması için hiçbir girişimde bulunulmazken onların hızla devlet kurumlarını ele geçirmeleri kolaylaştırıldı.

Sana'nın Düşmesi Hamaney'in Danışmanını Çok Heyecanlandırdı

Husi isyancıların, kirli oyunlar sayesinde Sana'da iktidarı gasp etmeleri karşısında bir İranlı yetkilinin heyecanını tutamaması aslında arka planda duran hesapları da açığa çıkarması açısından dikkat çekiciydi. İran'ın dinî lideri Ali Hamaney'in danışmanı Ali Zakani, Husilerin Sana'da kontrolü ele geçirmelerinin hemen ardından yaptığı açıklamada "üç Arap başkenti İran'a bağlıydı San'a dördüncüsü oldu" ifadesini kullandı. Kastettiği diğer üç başkent ise Bağdat, Şam ve Beyrut'tu. Bağdat'ı kendisine bağlamasının ABD ile perde arkasında yaptığı işbirliği sayesinde olduğunu bir kez daha hatırlatalım.

Diktatörlerin Husi Sopası Kendi Adamlarını da Dövünce

İsyancıların başkentte kontrolü ele geçirmek için BM temsilcisinin aracılığıyla imzaladıkları anlaşmayı sadece nehri geçmek için tekne olarak kullanmak amacıyla kabul ettiklerini hemen ardından yaşananlar gözler önüne serdi. O tekneye binerek cumhurbaşkanlığı sarayının kapısına kadar dayanma imkânı buldular.

Bölgedeki dikta rejimleri, kullandıkları sopanın başkentte önemli noktalarda kontrolü ele geçirdikten sonra kendi adamlarını da dövmeye ve devreden çıkarmaya başladığını görünce oyunun bundan sonraki aşamasının kendi açılarından kolay olmayacağını fark ettiler. Mısır'da oynadıkları oyun burada tutmamıştı. Çünkü İran ve ABD'nin hesaplarının Husilerin arkasında birleşmesi onların kendilerini güçlü hissetmelerini sağladı. Nehri geçmek için eski rejim kalıntılarıyla pazarlık masasına oturdularsa da geçtikten sonra sadece talimat vermeye, talimatlarının yerine getirilmemesi durumunda da silahları konuşturmaya başladılar.

Bu durum karşısında, fitnecilerin başkanlık sarayının kapılarına dayanmasına kadar önlerini açan ihanetçiler de yapılanları bir "darbe" olarak tanımlamaya ve itirazda bulunmaya başladılar.

Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri de Husi darbesinin kınanması ve silahlı milislerini başkentten çekmeye zorlanması için BM Güvenlik Konseyi'nin devreye girmesi talebinde bulundular. Onların bu taleplerinin kabul edilmesi bir şey ifade etmeyecekti. Çünkü alınan karar tamamen göstermelikti ve Husi fitnecilerin gözlerini de korkutmayacaktı.

İran Şarkın ABD'si Olma Çabasında

İran, devrimin ilk yıllarında devrim ihracı siyasetiyle İslâm dünyasında etkili olmaya çalışıyordu. Bunun amacı da taraftar kesimin iktidarları ele geçirmesini sağlamak suretiyle siyasi etki alanını genişletmekti. Fakat bu siyasetin çok geçmeden mezhep ihracına dönüşmesi söz konusu propagandanın hitap alanının daralmasına neden oldu. Bu kez İran farklı Şii unsurlara uzanarak onları koordine etme çalışmalarına ağırlık verdi. Şimdi bu yolla elde ettiği istasyonları da kullanarak bir bölgesel güç olmaya çalışıyor.

İslâm dünyasının kendisine karşı bir güç birliği oluşturmasını engellemek amacıyla ihtilaflardan ve farklılıklardan yararlanmak isteyen ABD'nin yukarıda da sözünü ettiğimiz denge politikası ise İran'ın mezhep temelli yayılma siyasetiyle örtüşüyor. Bu durum İran'ın Irak'ta önünü açtığı gibi Suriye'deki Baas rejimine istediği desteği vermesini de kolaylaştırdı. Şimdi de Yemen'e kazığını çakmak amacıyla önemli ataklar gerçekleştirmesine imkân sağlıyor.

İran'ın Hesapları Bir Hesaplaşma Doğurabilir

Fakat Arap rejimleri her ne kadar, Mısır'da olduğu gibi Yemen'de de İslâmî hareketin siyasi iktidarını önlemek amacıyla Husi fitnesinin önünü açtılarsa da onun vasıtasıyla İran'ın bu ülkeye yerleşmesini kendi açılarından tehlikeli görüyorlar. Dolayısıyla şimdilik diplomatik alanda kalıyor görünseler de bir sonraki aşamada "şerre karşı şer" siyasetlerini Husi iktidarının önüne geçmek amacıyla devreye sokabilirler.

Ayrıca Yemen'de silahın gücüyle saltanat kurmak çok da kolay değildir. Çünkü Yemen halkı kolay teslim olmadığı bilinen bir halktır ve büyük bir kısmı silahlıdır. Ayrıca Husi hareketi başkentte kontrolü ele geçirse de ülke genelinde hâkimiyet alanları paylaşılmış durumdadır ve birçokları kontrol altında tuttukları bölgeleri teslim etmemekte ısrarlı olacaklarını, üzerlerine gelinmesi durumunda çarpışacaklarını vurguluyorlar.

İrtibatlı Yazılar:

  • Yemen'de hesaplar karıştı mı?
  • Körfez ülkelerinin Yemen bataklığı
  • Husiler Sisi'nin izinden gidiyor
  • Yemen Cumhurbaşkanı kuyusunu kazdı
  • Baas'ın Gölgesinde Husi Oyunu
  • Yemen'de Husi Darbesi
  • Yemen'deki Fitnenin İlerleyişi
  • Yemen'deki Baltacı Fitnesi
  • Küçük şeytan: BAE
  • Suud Diktası: Zulmün Büyük Ağabeyi
  • Emperyalizmin Fitne Savaşları