Emperyalizmin Fitne Savaşları

Kasım 2014, Ribat

Halkların Kazanımları Emperyalizmin Kayıplarıydı

Yıllardan beri İslâm dünyasındaki zulüm rejimlerinden Müslüman halkların çektiği acılar, eziyetler, zulümler çeşitli şekillerde dile getirildiği halde o halkların bu rejimlere baş kaldırması ve kararlılıkla mücadele ederek önemli zaferler kazanmaları hadisesinin arkasında duran gerçekler bu mücadeleler üzerinde şüpheler uyandırma amaçlı komplo teorilerinin müşteri bulmasını ve zihinleri bulandırmasını engelleyemedi. O teoriler söz konusu olayların perde arkasını gösteriyormuş gibi piyasaya sürülürken işin gerçeğinde halkların özgürlük mücadelelerini kirletmeyi ve bu mücadelelerin hedefindeki zulüm rejimlerinden ayakta kalabilenlerin geleceklerini kurtarmayı amaçlıyordu.

Aslında zulüm rejimlerine başkaldıran halkların, emperyalizmin hizmetindeki diktatörlere karşı kazanımları emperyalizmin kayıplarıydı. Çünkü uluslararası emperyalizmin küresel tahakküm politikaları bu diktatörler vasıtasıyla yürütülüyordu. Özellikle emperyalizmin küresel saltanat politikalarıyla hiçbir şekilde uzlaşmayan İslâm'ın kazandırdığı bilinçle hareket eden siyasi akımların etkisinde kalan halkların yönetimde söz sahibi olmalarının küresel emperyalizmin hesaplarını alt üst edeceği biliniyordu.

O yüzden oyunların bozulması için önce halkların zulme karşı başkaldırmalarına desteğin zayıflatılması, bunun başarılabilmesi için de haklarında şüpheler uyandırılması, kafaların karıştırılması gerekiyordu. Dolayısıyla halkların bu özgürlük mücadelelerinin arkasında ABD ve İsrail'in olduğunu iddia ederken, oturdukları yerden olayların perde arkasını gördüklerini zannedenler, içi boş söylemleriyle aslında ABD ve İsrail'in değirmenine su taşıdıklarının farkında değillerdi.

Bugün emperyalizmin, halkların kazanımlarını geri alabilmek ve devrilen zulüm rejimlerinin yeniden iş başına geçmesini sağlamak amacıyla yürüttükleri fitne savaşlarının ortaya koyduğu gerçeklerin de onların gözlerini açabildiğini pek sanmıyoruz. Ama biz bugün iyice tehlikeli boyutlara ulaşan ve zulme başkaldırı mücadelesini kirletme oyununa alet olanların da paylarının bulunduğu fitne savaşlarının genel bir tahlilini yapmak istiyoruz.

Baas'a Destek Özgürlük Mücadelesinin Önünü Tıkadı

Zulme başkaldırı mücadelesinin Suriye üzerinden devam etmesi şartların doğurduğu bir sonuç ve emri vakidir. Çünkü dikta rejimlerinin hâkim olduğu ülkeler içinde zulmün en katı şekilde uygulandığı ülke Suriye'ydi. Zulümden bu derece zarar görmüş ve insanlık dışı uygulamalarının sürmesinden dolayı eziyet çekmeye devam eden bir halkın toplumsal dalgalanmalardan ve zulme başkaldırı hareketlerinden hızla etkilenmesi doğal bir sonuçtur. Bu durum o ayaklanmaların iddia edildiği gibi organizeli olmadığını, kendiliğinden geliştiğini, siyasi sistemlerden kaynaklanan şartların yol açtığı toplumsal patlamalardan ibaret olduğunu gösterir. Çünkü hakim sistemin devrilmesini hedefleyen bir plan yapılmış olması durumunda ayaklanmaların Suriye'yle devam ettirilmesi mantıklı olmaz ve planın iyi yapılmadığını gösterirdi. Çünkü bu ülkedeki Baas rejiminin saltanatını kaybetmeme konusunda daha ısrarlı olacağı dolayısıyla Libya'daki Kaddafi rejiminden de katı davranacağı, üstelik sergilediği tüm zulüm uygulamalarına rağmen sürdürülen İran desteğinin de devam edeceği baştan tahmin ediliyordu. Belki İslam dünyasındaki İran lobisinin Baas rejimine karşı meşru direnişi kirletmek ve kötülemek için yalan ve iftira kampanyalarında bu derece arsızlaşacağı tahmin edilemeyebilirdi ama İran'daki hâkim sistemin tamamen çıkarcı bir çizgiye kaydığı ve stratejik çıkarlarının olduğu yerde bütün değerlerini ayaklar altına alabildiği Irak üzerinde oynanan oyunlarda ABD ile kurduğu karanlık ve kirli ilişkiler gözler önüne sermişti. Bu ilişkiler her ne kadar İran'a hâlâ iyimser bakmayı tercih edenlerin gözlerinden saklanabildiyse de hadiseleri arka planıyla birlikte ve ayrıntılarıyla inceleme ihtiyacı duyan uzman gözler tarafından görülebiliyordu.

İran, Suriye'de çok daha arsızlaştı ve başlangıçta Baas rejiminin sıkıştırılmasını engellemek için dış müdahalelere sürekli itiraz etmesine rağmen Beşşar Esed'in biraz köşeye sıkıştığını görünce kendisi, Lübnan, Irak, Afganistan ve Yemen'deki güdümlü militanlarıyla birlikte savaştı. Suriye'deki rejimin bu şekilde himaye edilmesi ve İran'ın bir yandan medya sahasında görevlendirdiği elemanları vasıtasıyla yürüttüğü yalan ve iftira kampanyalarıyla bir yandan da her taraftan Suriye'nin içine doldurduğu militanlarla Baas rejimini koruyup ona karşı direnenleri kirletmeye çalışması zulüm rejimlerine karşı direnişin burada tıkanmasına neden oldu. Böyle bir tıkanma ise dikta rejimlerinin devrildiği diğer ülkelerde yeni sistemlerin oturmasının engellenmesi ve eski rejimlerin aynısının olmasa bile eskisi gibi uluslararası emperyalizme hizmete açık, henüz ayakta kalmaya devam eden dikta rejimleriyle de sorun yaşamayacağına inanılan yönetimlerin geri gelmesi için fitne savaşları başlatıldı. Bu savaşlar uluslararası emperyalizm ve onunla işbirliği içindeki yerel dikta rejimlerinin birer geri alma savaşlarıydı.

Mısır'daki Baltacı Fitnesiyle Başlayan Geri Alma Savaşı

Halkların zulme karşı başkaldırıları planlı değil bir emrivaki oldu. Yani bu direniş mücadelelerini zulüm rejimlerinin oluşturduğu şartlar tetiklemişti. Ama zulme direnen halkların kazanımlarını geri alarak zulüm rejimlerini yeniden iş başına geçirmek amacıyla verilen geri alma savaşları tamamen planlı, organize, tek merkezden yönlendirilen ve hâlen varlığını sürdüren zulüm rejimlerinin sahip oldukları imkânları kullanarak finanse etmeleriyle yürütülen savaşlar oldu.

Geri alma savaşlarında ilk hedef olarak Mısır'ın seçilmesinin sebebi birinci olarak Mısır'ın Arap dünyasındaki ağırlıklı konumundan, şimdiye kadar Arap ülkelerinin başı olarak bilinmesinden, ikinci olarak da siyonist işgal devletinin güvenliği açısından büyük önem taşımasından kaynaklanıyordu. İsrail ile ilgili konumunun küresel güçlerin ve özellikle ABD'nin geri alma savaşlarını organize eden merkezlere ve bu merkezleri finanse eden ülkelere verdiği talimatı belirlemiş olacağını tahmin etmek zor değildir.

Mısır'daki geri alma savaşı önce yeni yönetimin oturmasının, istikrar kazanmasının engellenmesi, halk tarafından istenmediği görünümü verilmesi için Baltacı fitnesi adı verilen bir fitne savaşıyla yürütüldü. Bu fitne savaşına katılanların büyük çoğunluğu sokağa çıkıp ortalığı dağıtma işini para karşılığında yapıyordu ve birçokları bunu ne amaçla yaptığının da farkında değildi. Normalde onların fitne savaşları halkın büyük çoğunluğu tarafından benimsenmiyordu. Ama tıpkı Türkiye'de son dönemde sahnelenen Kobani fitnesinde ve ondan önce denenen Gezi Parkı fitnesinde olduğu gibi katılanların ortalığı dağıtmaları, can güvenliğini tehdit eden hareketler yapmaları, sopalarla ve bıçaklarla ortalıkta dolaşarak korku fırtınası estirmeleri sebebiyle yaptıkları çok fazla ses getiriyordu.

Fitne savaşını organize edenler bir yandan Baltacı çetesini finanse ederek ortalığı karıştırırken bir yandan da iktidardaki hükümetin bu sorunu çözemeyeceği dolayısıyla çekilmesi ve alanı başkalarına bırakması gerektiği yönünde propaganda yapıyorlardı. Baltacı fitnesinin devam etmesi de bu propagandanın halk arasında etkili olmasını sağlıyordu. Fakat tüm çabalara rağmen Baltacı fitnesine halktan rağbet olmaması sebebiyle planlandığı gibi halk darbesi gerçekleşmeyince askerî darbeyle yönetime el konuldu.

Husi Fitnesinin Arkasında İttifak Kuran Düşman Dostlar

Husi fitnesi Ali Abdullah Salih döneminde Yemen'in Suudi Arabistan sınırına yakın bir bölgede küçük bir alanda etkiliydi. O zaman bu fitneyi finanse eden ve başını çeken elemanlarını Kum'daki medreselerinde törpüden geçirerek kendi çizgisine sokan da İran'dı. Normalde Yemen Şiasının Zeydi kesimden olmasına rağmen Husilerin elebaşıları İran'da verilen eğitimle Caferi yapılmıştı. Dolayısıyla Husi kabilesinin yaygın olduğu bölge dışında Yemen'in Şiileri tarafından da tasvip edilmiyorlardı. Diktatör Ali Abdullah Salih'in askerleri ona karşı savaşırken Suudi Arabistan da Yemen yönetimine destek veriyor zaman zaman kendisi de askerleriyle sınırı aşarak Husi militanlarına yönelik operasyonlar düzenliyordu.

Halk ayaklanmasının zaferle sonuçlanmasından sonra hesaplar tamamen değişti. Eski rejim kalıntıları Mısır'dakine benzer bir fitne savaşında başarılı olabilmek için Husi militanlarıyla işbirliği içine girdiler. Suudi Arabistan da "şerri şerle savma" teorisiyle bu kez Husi fitnesine destek vermeye başladı. Böylece normalde karşıt cephelerde görülen ve birbirlerine düşman oldukları sanılan Suudi Arabistan'la İran'ın hesapları Husi fitnesine destek konusunda birleşti.

Eski diktatörün devrilmesinden sonra geçiş aşaması için cumhurbaşkanlığına getirilmesi kabul edilen Abdurrabbih Mansur el-Hadi'nin de Husi fitnesinin saflarında toplananlarla gizli bir işbirliği içinde olduğu ayaklanmacıların başkent Sana'ya girip bazı önemli resmi kurumları basmaları karşısında sergilediği tutumla açığa çıktı. Birçok yerde askerlerin harekete geçmesine bile fırsat vermedi ve Husi militanları ya da onlarla birlikte hareket eden eski rejim kalıntıları askerî kamplardaki tanklara binip götürdüler.

Ayaklanan militanların artık devletin en önemli kurumlarını ele geçirmeleri karşısında yapacak bir şeyleri olmadığını iddia eden Cumhurbaşkanı el-Hadi de kendince Husi ayaklanmacılarla bir anlaşma imzaladı. Bu bir anlaşma değil devleti onlara teslim etme anlamına geliyordu. Her yönden fitneci militanların lehine olan anlaşmanın içeriğinin belirlenmesinde BM Özel Temsilcisi Cemal ibnu Ömer'in özel rol oynaması da dikkatlerden kaçmadı tabii.

Yemen'deki Husi darbesinden sonra İran'ın Tahran milletvekili ve Ali Hamaney'e yakınlığıyla bilinen Ali Rıza Zekai'nin, üç Arap başkentinin daha önce kendilerine bağlı olduğunu, Sana'yla birlikte bu sayının dörde çıktığını söylemesi İran'ın mutluluğunu ortaya koyuyordu. Kastettiği diğer üç Arap başkenti ise Bağdat, Şam ve Beyrut'tu.

Kısacası Yemen'deki eski rejim kalıntılarının, yıllardan beri fitne savaşı yürüten Husi hareketinin, Suudi Arabistan'ın, İran'ın ve BM'nin hesapları Yemen halkının özgürlük zaferini geri alma amaçlı fitne savaşında birleşmişti.

Libya'da Halife Haftar Fitnesine Gemilerle Silah

Libya'daki halkın özgürlük mücadelesini geri alma amacıyla yürütülen savaşta çok karanlık ilişkilerinin olduğu bilinen ve Kaddafi döneminde bir ara orduda çalışmış Halife Haftar'dan yararlanılıyor. Buradaki fitne savaşının da Suudi Arabistan tarafından finanse edildiği, Haftar'ın kaçak olarak sattığı petrolleri Suud şirketlerine ait gemilerin kural dışı yollardan satın almaları ve onun hareketine yine gemilerle silah taşımaları gözler önüne serdi. Fitne savaşlarını organize etmek amacıyla kurulan merkezin baş sorumlularından Dubai Emniyet Müdür Vekili Dahi Halfan da yaptığı açıklamalarda sürekli Mısır'dan sonraki hedeflerinin Libya olduğunu ve bu ülkedeki rejimi geri getirmelerinin de fazla sürmeyeceğini söylemekten büyük gurur duyduğunu ortaya koymaya çalışıyordu.

Libya'daki fitne savaşı henüz yönetimi ele geçirebilmiş değil. Ama ülkede istikrarın sağlanmasını engelleyebiliyor. Bunun uzun sürmesi de tabii ki endişe vericidir.

Tunus'ta Temerrüt Fitnesini Yeniden Ateşleme Çabaları

Tunus'taki halk zaferinin geri alınması için Temerrüt fitnesi adı verilen bir fitne savaşından yararlanılmaya çalışıldı. Bu fitne savaşının başarılı olması için de ülkedeki sol liderlerden Muhammed el-Berahimi karanlık bir cinayetle öldürüldü. Cinayetle hükümetin bir ilişkisinin olmadığı biliniyordu. Ama cinayetin amacı hükümet karşıtı bir savaş başlatılması ve ortalığın karıştırılması olduğundan perdenin arkasında duranlar hedefe onu yerleştirerek özellikle sol kesimi tahrik etmek amacıyla yoğun bir medya savaşı başlattılar. Fitneciler bu savaşla hükümetin istifa etmesini sağladılarsa da istediklerini tam olarak elde edemediler.

Son dönemde fitnenin zemininin oluşturulması ve yeniden ateşlenmesi için bazı unsurlardan yararlanılmaya çalışılıyor. Özellikle de bazı radikal selefi gruplardaki IŞİD temayülünü hükümetin de desteklediği yalanından yararlanarak halkta endişeye neden olmaya, dış güçlerin de pusuya geçmelerini sağlamaya çalışıyorlar. O yüzden bu ülkede son dönemdeki parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında oluşacak şartlar belirleyici olacak.

IŞİD Fitnesi Başta Suriye Direnişine Darbe Vurdu

IŞİD vasıtasıyla sürdürülen savaş da aslında Baas rejimine karşı Suriye direnişinin bileğini güçlendiren bir savaş olmamış tam aksine bir fitne savaşı olarak değerlendirilmiştir. Çünkü IŞİD örgütü bir süre Baas güçleri karşısında bir taktik savaşı yaptıysa da Suriye'deki saldırılarında asıl etkili savaşının hedefi Baas rejimini sıkıştıran direniş güçleri oldu. Bu aynı zamanda Baas rejimi üzerinde yoğunlaştırmak istedikleri güçlerini başka örgütlerle savaşarak bitirmek istememeleri sebebiyle IŞİD'le karşı karşıya gelmek istemeyen direniş gruplarının kontrolündeki kurtarılmış bölgeleri onların ellerinden almayı da kolaylaştırıyordu. O yüzden IŞİD fitnesi Suriye direnişine bir katkı sağlamadı tam aksine onu zayıflattı.

Şimdi de gerek küresel güçler ve gerekse dikta rejimlerini ayakta tutabilmek için bütün oyunları oynayan yerli işbirlikçi yönetimler IŞİD'i bahane ederek Suriye'deki direnişi hedef alan bir kirli savaş başlatmış durumdalar. Bu savaşta IŞİD'in hedef gösterilmesine rağmen onun hâkimiyet alanı daraltılmıyor ama saldırılarda da çoğunlukla ya sivil hedefler ya da diğer direniş gruplarına ait hedefler vuruluyor.

Bunun yanı sıra uluslararası güçlerin ve yerli işbirlikçi yönetimlerin arka planı pek görülmeyen savaşları dünya genelinde IŞİD'e ilgi ve rağbetin de artmasını sağladı.

İrtibatlı Yazılar:

  • Emperyalizmin IŞİD Tuzağı
  • Baas'ın Gölgesinde Husi Oyunu
  • Yemen'de Husi Darbesi
  • Bahane IŞİD Hedef Direniş
  • Yemen'deki Fitnenin İlerleyişi
  • Yemen'deki Baltacı Fitnesi
  • Irak'ta İhanet, Komplo ve Vakıa
  • Hilafeti IŞİD'lemek
  • Dini Tekeline Almak: Tekfircilik
  • Irak'ta Gerçeklere IŞİD Perdesi
  • Irak'ta Vakıayla IŞİD'i Ayırabilmek
  • Küresel Eşkıyalık ve Çeteleri
  • Libya'da Baltacı Fitnesi
  • Hicaz Korsanlarının Libya Oyunu
  • Kirli Savaşın Yargı Cephesi
  • Suud Diktası: Zulmün Büyük Ağabeyi