İslâm Âlemindeki Gelişmeler

Aralık 2014, Vuslat

Mescidi Aksa'ya Saldırı İslâm'a Karşı Savaştır

Siyonist işgal rejiminin Mescidi Aksa'yı ortadan kaldırmak istemesinin asıl amacı iddia ettiği gibi geçmişte yerinde bir Siyon mabedinin olması ve onu yeniden inşa etmek istemesi değil Kudüs ve Filistin davasına İslâm dünyasında öncelik kazandıran önemli bir köprüyü ortadan kaldırmaktır. Ancak bu kutsal mabede karşı verilen savaş sadece tarihi bir mirası ve eseri değil İslâm'ın önemli bir kutsal işaretini ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Dolayısıyla bu mabede karşı verilen savaş doğrudan İslâm'a karşı savaştır. Böyle bir savaşa karşı da tüm İslâm âleminin ortak bir mücadele içinde olması ve siyonist işgalciye fırsat vermemek için herkesin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekir.

Siyonist işgal güçleri Mescidi Aksa'yı hedef alan planlarında önlerini açmak amacıyla geçtiğimiz Ekim ve Kasım aylarında burayı hedef alan çirkin saldırılar düzenlediler. İşgalcilerin bu derece aşırı gitme cesareti göstermelerinde daha önce yaptıkları taşkınlıklara İslâm âleminin genellikle sessiz kalmasının da önemli bir payı var. Nitekim gösterilen tepkiler ve Kudüs içinde işgalci polisleri hedef alan bireysel eylemler işgal rejimini Mescidi Aksa'yı kıskaca alma uygulamalarında geri adım atmaya zorladı. Fakat bu onun planlarından vazgeçmesi anlamına gelmez. Sadece havayı yumuşatma taktiğidir. İşgal devam ettiği sürece Mescidi Aksa'ya yönelik tehlike ve tehdidin devam ettiğini dikkatten uzak tutmamalıyız.

Ribat dergisinin Aralık 2014 sayısı için yazdığımız yazıda Mescidi Aksa'yla ilgili son gelişmeler ve yaşananların arka planı hakkında ayrıntılı bilgi vermeye çalıştık. Bu yazımızı internetten kişisel web sitemizden de (www.vahdet.info.tr) okuyabilirsiniz. Kişisel web sitemizde ayrıca Mescidi Aksa külliyesini bütün bölümleriyle görüntülü olarak tanıtan bir çalışmamız mevcuttur. Şimdiye kadar Türkiye'de Mescidi Aksa hakkında hatalı bilgiler de bulunduğundan bu görüntülü tanıtımın o kutsal mabedi bütün bölümleriyle ve özet bilgilerle tanımanızda yardımcı olacağını umuyoruz. Bu tanıtıma yine aynı adresten Slaytlı Tanıtım linkini tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Sisi Cuntasının Siyonist İşgalden Farkı Yok

Mısır'da önce Baltacı fitnesini kullanarak sonra da tamamen hukuk dışı yöntemlerle ve askeri darbeyle siyasi iktidarı gasp eden General Sisi'nin kurduğu yönetimin gerçekte bu ülkeye ait olmadığı tam anlamıyla işgal yönetimi olduğu son dönemde yaşanan gelişmelerle daha net bir şekilde gün yüzüne çıktı.

Sisi cuntası, son dönemde Sina yarımadasında askerî birlikleri hedef alan bazı saldırıları bahane ederek bu bölgenin doğusunda ve Gazze'nin batısında kalan mıntıkada tampon bölge oluşturma çalışmaları başlattı. Tampon bölge oluşturmak için kullandığı iddia ise Sina'daki saldırıları gerçekleştirenlerin Gazze'den buraya geçtikleri yalanı. Oysa bu olaylarla Filistin direnişinin ilişkisini ispat eden bir tek delil ortaya konabilmiş değil. Suçlamaların tamamen saçma olduğu ise cuntaya hizmet eden medyanın kullandığı yalanlarda mızrağın hiç de çuvala sığmamasından anlaşılıyor. Daha önce yaşanan bazı olaylarda İzzettin Kassam Birlikleri komutanı Ahmed el-Ca'beri'yi sorumlu göstermişlerdi. Oysa el-Ca'beri olayların gerçekleşmesinden bir buçuk yıl önce işgalci siyonistlerin füze saldırısında şehit olmuştu. Daha sonraki olaylarda kullandıkları iddiaların da asılsızlığı ispat edildi. Üstelik Filistin'deki İslâmî direnişin silahlı mücadeleyi Filistin dışına taşımamayı bir ilke olarak benimsediği ve bu ilkesinden dolayı işgalci siyonistlerin bile kendisinin Filistin dışındaki hedeflerine yönelik saldırılarda bu direnişi suçlamada ihtiyatlı hareket ettiği biliniyor. Fakat işgalci, saçma olacağını düşündüğü bir iddiayı kendisi ortaya atma konusunda dikkatli olmayı tercih ederken böyle bir saçmalığı Sisi cuntası hizmetindeki medya organlarına kolayca yaptırabiliyor.

Sisi cuntasının, Sina'nın Gazze sınırında kalan bölgesinde 500 metre eninde 13 km uzunluğunda tampon bölge oluşturma planının gerçekte siyonist işgalin güvenliğini sağlama amaçlı olduğu çok açıktır. Çünkü Sisi cuntasının tespit ettiği tüm tünelleri yıkmasına rağmen hâlâ bu bölgede Gazze'yle irtibatı sağlayan tünellerin olduğuna inanılıyor. Bu tünellerin de ucunun genellikle bölgedeki evlerin tabanlarında olduğu düşünülüyor.

İşte bu şüpheden dolayı Sisi cuntası Rafah'ın Mısır tarafında kalan bölgede bütün evleri yıkma kararı aldı ve geçtiğimiz Ekim ayında da yıkım işini fiilen başlattı. Yüzlerce bina içerisine bomba yerleştirilerek yerle bir edildi. Böylece bölgede ikamet eden yüzlerce Mısırlı aile evsiz kaldı. Evleri yıkılan aileler yaptıkları açıklamada kendilerine evlerinin arsasını bile satın almalarına yetmeyecek miktarda sembolik istimlak parası verildiğini dile getirdiler. Cunta evsiz bırakılan insanların barındırılması için de gereken yardımı yapmıyor.

Tüm bölgenin çıban başı ve İslâm âleminin kalbine saplanmış bir hançer durumundaki siyonist işgalin güvenliğinin ve geleceğinin sağlama alınması için kendi öz vatandaşlarının evlerini yıkan bir yönetim bu ülkenin halkına ait, o halk tarafından onaylanmış bir yönetim olabilir mi? Böyle bir yönetim ancak işgal yönetimi olarak tanımlanabilir.

Mısır halkına ait olmadığı için de bu ülkenin halkıyla savaşmaya devam ediyor. O halkın desteğini kazanmış ve özgürlük mücadelesine de öncülük etmiş siyasi liderlere yeni cezalar veriliyor. Bu çerçevede birçok kişiye de idam cezası verildi. Bazı kişiler hapishanelerde işkencelerle veya hastalıklarından dolayı gerekli tedavi hizmetinin verilmemesi yüzünden hayatlarını kaybediyorlar. Geçtiğimiz ay da Müslüman Kardeşler cemaatinin ileri gelen liderlerinden Ebu Bekir el-Kadı ile Aynı Şems Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim görevlisi Tarık Gandur hastalıklarından dolayı gerekli hizmetin verilmemesi sebebiyle cezaevinde hayatlarını kaybettiler.

Bütün bu olaylar Mısır'daki cuntanın işgal rejimlerinden farkının sadece onlardan daha vahşi, daha hunhar ve kinci olmasında görülebileceğini ortaya koyuyor.

IŞİD Çıkartmasının Gölgesinde Baas Katliamı Sürüyor

IŞİD tehdidini bahane ederek Suriye'ye çıkartma yapan ve Irak'a yeniden işgalci asker yerleştiren uluslararası emperyalizm ile onun yerli işbirlikçilerinin aslında Suriye'deki zulüm ve vahşetin önünü açmaktan başka bir şey yapmadıklarını gelişmeler gözler önüne serdi.

Asıl amaçlarının da zaten Baas zulmünün gölgede kalmasını sağlamak hatta onun da ötesinde bu zulmü meşrulaştırmak olduğunu ABD Savunma Bakanı Chuk Hagel'in yaptığı açıklama ortaya koydu. Bu açıklama İran ile ABD'nin Baas rejimi konusunda aynı yerde durduğunu da teyit etti. IŞİD operasyonu bahanesiyle kurulan bağlantılar ise muhabbet ve işbirliğini açığa çıkarmıştı.

ABD Savunma Bakanı, Baas rejimini IŞİD'e karşı verilen mücadelenin bir parçası olarak gördüklerini söyledi. Yani dört yıla yakın bir süredir Suriye'de katliam gerçekleştiren, öldürdüğü insan sayısı iki yüz bini geçen, milyonlarca insanı evsiz bırakan veya evlerini terk etmeye zorlayan bir zulüm rejimi bile kirli bir oyun ve taktikle öcü haline getirilen IŞİD oyunuyla başlatılan savaşın ortağı olarak görülebiliyor. Böyle bir anlayış küresel emperyalizmin ve onunla işbirliği içindeki yerli ihanet yönetimlerinin kendi çıkarlarını ve saltanatlarını korumak için zulmün her çeşidini kendilerine meşru gördüklerini de ortaya koyuyor.

IŞİD üzerinden oynanan oyun aynı zamanda bölgedeki stratejik hesaplar için öne çıkarılan PYD adlı karanlık örgütün meşrulaştırılması taktiklerinde de değerlendirildi. Kobani meselesi üzerinden koparılan fırtına biraz da, Kürt toplumunu İslâmî kimliğinden uzaklaştırıp bölgede küresel emperyalizme hizmet edecek bir yapılanmayı güçlendirmek için devreye sokulan PYD'nin meşrulaştırılması siyasetini oturtmayı amaçlıyordu. Bu konudaki gelişmeler PYD'nin ve onun bağlı olduğu PKK'nın, şimdiye kadar ideolojik söylemler tarafından maskelenen karanlık ve kirli ilişkilerini açığa çıkarması açısından anlamlıydı. Bu ilişkilerin açığa çıkması görünüşte antiemperyalist olarak tanımlanan ideolojik söylemlerin samimiyetten ve gerçekçilikten son derece uzak olduğunu da belgeledi.

IŞİD etrafında oynanan oyunun Baas zulmünü perdelemesi ise gerek Baas rejiminin ve gerekse onun bileğini güçlendiren İran yönetiminin Suriye'deki insanlık dışı katliamlarının daha fazla önünü açmış oldu. Böylece IŞİD etrafında koparılan fırtınanın oluşturduğu dumanlı hava Baas güçlerine daha fazla yardım ve destek sağlanmasını da kolaylaştırdı. Baas rejiminin son dönemde Halep'i sıkıştırmasında bu desteğin artmasının önemli rolü olduğunu tahmin ediyoruz.

Baas'ın ve ona destek veren dış güçlerin işlerini kolaylaştıran önemli bir hadise de ABD öncülüğünde oluşturulan koalisyon güçlerinin IŞİD hedeflerini vurdukları iddiasıyla direnişe ait hedefleri vurması oldu. Zaten küresel güçlerin ve bölgedeki ihanetçi yönetimlerin ordularının bir araya gelmesine rağmen IŞİD'in kontrol alanında söze gelir bir daralma olmaması, onun etki gücünün zayıflamaması tam aksine saldırıların neden olduğu heyecanın dışarıdan desteğin ve savaşçıların saflarına katılımın artmasına neden olması bu örgütün aslında bir bahane olarak kullanıldığı, asıl hedefin Baas rejimini zorlayan direniş olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor.

Yemen'de Husi Fitnesi Devam Ediyor

Yemen'de, BM özel temsilcisi Cemal ibnu Ömer'in de devreye girmesiyle ve Ali Abdullah Salih'in çekilmesinden sonraki geçiş dönemi için cumhurbaşkanlığına getirilen Abdurabbih Mansur el-Hadi'nin ihanetiyle imzalanan anlaşmayla Sana'da kontrolün Husi militanlara verilmesinin bir tür darbe olduğunu değişik vesilelerle dile getirdik.

Böyle bir darbenin ülkeye huzur ve istikrar getirmesinin mümkün olmayacağı da tahmin ediliyordu. Anlaşma da zaten halk adına ve halkı temsil eden güçler tarafından değil ihanetçilerle ülkede uzun süreden beri Baltacı fitnesini sürdürmeleri için bölgedeki muhtelif güçler tarafından desteklenen, finanse edilen militanlar arasında imzalanmıştı.

Fakat Husi darbesi sadece Husi militanların darbesinden ibaret olmadı. Suudi Arabistan ve BAE gibi fitne savaşlarını organize eden güçlerin ona destek vermelerinin asıl amacı da eski rejim kalıntılarının geri dönmelerini sağlamaktı. Eski rejim kalıntıları da bu amaçla Husi militanlarla ortak hareket ediyorlardı. Ancak şimdi siyasi iktidarda paylaşım kavgası olmakla birlikte, Husi militanlar bir yandan da kabilelere ve el-Kaide'ye yakın olduğu bilinen Ensaru'ş-Şeria örgütü mensuplarına karşı savaş verdiklerinden eski rejim kalıntılarıyla aralarındaki iktidar paylaşımı meselesini fazla öne çıkarmak istemiyorlar. Kabilelere ve Ensaru'ş-Şeria mensuplarına karşı savaşlarında üstün çıkmaları durumunda siyasi iktidarda da bileklerinin güçlü olacağına inanıyor olmaları muhtemeldir.

Husi militanlar kabileler üzerinde hâkimiyetlerini güçlendirebilmek için savaşlarını ülkenin orta ve güney kesimlerine doğru ilerletmeye çalışıyorlar. Kabilelerle önce birtakım çıkar sağlama oyunlarıyla ittifak kurmaya çalışıyor, bunu başaramadıkları zaman da silahları konuşturuyorlar. Kabilelerin birçoğunun böyle bir çıkar merkezli ittifaka yanaşmamaları sebebiyle değişik yerlerde çatışmalar yaşandı ve her iki taraftan da önemli sayıda can kayıpları oldu. Geçtiğimiz ay da en çok Rida şehrinde ve buranın kırsal kesiminde çatışmalar meydana geldi.

Libya'da Haftar Oyununu Tutturma Çabaları

Uluslararası emperyalizm ve onun yerli işbirlikçileri Yemen'de oynadığı oyunun aynısını şimdi Libya'da oynamaya çalışıyor. Bu ülkede Halife Haftar adlı işbirlikçi hainin öncülüğünde başlattıkları fitne savaşında fitnecilerin meşrulaştırılması ve ülkedeki yeni siyasi yapılanmaya dâhil edilmeleri için aynen Yemen'de yapıldığı gibi BM vasıtasıyla numaralar çevriliyor. BM, güya buradaki meselenin çözümü için özel temsilci tayin etti.

BM'nin Bernardino Leon isimli Libya özel temsilcisi şimdi bu ülkede kapsamlı ulusal diyalog sağlamak için çalıştığını iddia ediyor. Gerçekte ise ülkede halkın siyasi iradesini temsil edecek bir iktidar oluşmasını engellemek amacıyla başlatılan ve başta Suudi Arabistan olmak üzere Arap dünyasındaki muhtelif dikta rejimleri tarafından finanse edilen Halife Haftar fitnesinin meşrulaştırılmasının, ülkedeki siyasi yapı tarafından resmen tanınmasının sağlanması için çalışıyor.

Bunun başarılması durumunda ikinci aşamada onun da iktidar formülüne dâhil edilmesi için göstermelik bir "anlaşma" oyunuyla aynen Yemen'deki Husi darbesine benzer şekilde bir Haftar darbesi gerçekleştirilmesinin önünün açılması hedefleniyor.

Suudi Arabistan rejimi Halife Haftar'ın Sisi darbesine benzer bir darbe gerçekleştirmesi için iki kez atağa geçmesini sağladı. Hatta birincisinde Suud hizmetindeki medya organları darbeye öylesine kesin gözüyle bakıyorlardı ki darbe girişiminin ilk saatlerinde Haftar'ın Libya'da yönetimi ele geçirdiğine dair haberler yaymışlardı. İkincisinde biraz daha ihtiyatlı olmayı tercih ettiler.

Küresel emperyalizm ve işbirlikçi dikta rejimleri Libya'da Sisi darbesi benzeri darbe planlarında başarılı olamayınca şimdi Husi darbesine benzer oyunu oynamak için şartları oluşturmaya çalışıyorlar.

İrtibatlı Yazılar:

  • IŞİD oyunu gölgesinde katliamlar
  • Sisi zindanlarından tabutla çıkılıyor
  • Emperyalizmin Fitne Savaşları
  • Sisi Cuntası Bir İşgal Yönetimi
  • Meşrulaştırmanın Gerekçesi IŞİD
  • Emperyalizmin IŞİD Tuzağı
  • Baas'ın Gölgesinde Husi Oyunu
  • Bahane IŞİD Hedef Direniş
  • Yemen'deki Fitnenin İlerleyişi
  • Yemen'deki Baltacı Fitnesi
  • Irak ve Şam'ın Haritası Yeniden mi Çiziliyor?
  • Libya'da Baltacı Fitnesi
  • Suud Diktası: Zulmün Büyük Ağabeyi