İslâm Dünyasındaki Gelişmeler

Aralık 2015, Davet Mektebi

Paris'teki Eylemler Kime Yaradı?

Dünyada geçtiğimiz Kasım ayı içinde kamuoyunu meşgul eden birçok önemli gelişme oldu. Ancak bunlar içinde en çok öne çıkanın Fransa'nın başkenti Paris'te gerçekleştirilen eylemler olduğu söylenebilir. Bunun da belki en önemli sebebi Avrupa'nın bu tür çalkantıları nadiren yaşamasıdır. Saldırıları İslâm'ın temiz adını kendini adlandırmada kullanan ve dünyadaki tek "İslâm devleti" olduğunu ileri süren ancak saldırıları ve eylemleriyle sadece İslâm'a ve İslâmi oluşumlara darbe vuran bir örgütün üstlenmesinin de önemli payı var. Çünkü son dönemde küresel emperyalizm, kendi karanlık hesapları için sürdürdüğü savaşın gerekçesi olarak bu örgütün sergilediği tutumdan, izlediği politikadan yararlanıyor.

Fransa'yı Suriye konusundaki politikasından dolayı cezalandırmak için gerçekleştirildiği söylenen Paris eylemleri ülke yönetimini değil onun IŞİD'e karşı savaş iddiasıyla sivil halkın üzerine bomba yağdırmasına izin veren anlayışından rahatsız olanların da içlerinde yer aldığı sivil halkı cezalandırdı. Yani Fransa'nın IŞİD bahanesiyle Suriye'de yaptığının aynısını IŞİD de onun saldırılarını gerekçe göstererek bu saldırıları onaylamayan sivil halka karşı yaptı. Saldırılar Suriye halkına, direnişine ve Avrupa'nın kendilerine kapılarını açmasını bekleyen sığınmacıların davalarına da sadece darbe vurdu. Zaten IŞİD'in izlediği politika ve sergilediği tavır Suriye'deki özgürlük ve hak mücadelesi açısından sadece olumsuz sonuçlar doğurmuştur.

Paris'ten Sonra Bamako

Paris'teki olayların üzerinden fazla zaman geçmeden Mali'nin başkenti Bamako'da Radisson Otel'in basılarak 170 kişinin rehin alınması olayı yaşandı. Bu eylemi de El-Kaide bağlantılı olduğu söylenen El-Murabitun adlı örgütün üstlendiği haber verildi. Ancak bu olayda en çok dikkat çeken gelişme, rehin alınan kişilerin bir Kur'an okuma sınavından geçirildikleri ve Kur'an okumayı becerebilenlerin serbest bırakıldıkları yönünde bilgi verilmesiydi. Bu bilginin daha olayın başlangıcında ve dikkatleri üzerine çektiği sırada yani sıcağı sıcağına piyasaya sürülmesi senaryonun önceden hazırlandığını gösteriyordu. Yani İslâmi bilinçlenme ve duyarlılık aleyhine antipropaganda faaliyeti yürütmek isteyenlerin eline malzeme verme niyeti taşıdığını hissettiriyor ve Suriye'de IŞİD'in kafa kesme manzaralarını kaydedip "şeriat uygulaması" diye küresel emperyalizmin hizmetindeki medya organlarına servis etmesine benziyordu.

Viyana Toplantısından da Bir Sonuç Çıkmadı

Dünyada bir yandan Müslüman halkların özgürlük ve hak mücadelelerine darbe vuran, bu mücadeleleri gayri meşru göstermek isteyen küresel emperyalizmin yürüttüğü savaşa gerekçe olarak kullanılan, İslâmi ve insanî açıdan da savunulması mümkün olmamasına rağmen İslâm'a mal edilen eylemler gerçekleştirilirken diğer yandan o olayların tamamen dışında olan savunmasız halka yönelik saldırılar ve zulüm uygulamaları da devam ediyor. Fakat ilginçtir ki bu zulüm uygulamalarını ve saldırıları perde arkasından yönlendiren küresel emperyalizm aynı zamanda kendini çözüm üretme çabasında gösterebilmek için kamuoyunun dikkatlerini üzerine çeken faaliyetleri organize etmeyi de ihmal etmiyor.

Suriye'de Rusya'nın hava saldırılarıyla katliamların yeniden hız kazandığı bir dönemde küresel güçlerin öncülüğünde Avusturya'nın başkenti Viyana'da da "siyasal çözüm" iddiasıyla bir uluslararası toplantı düzenlendi. Bu toplantıya katliamın baş sorumlularından Rusya, aynı zamanda küresel emperyalizmin bir kanadı olarak katıldığı gibi bugün Suriye'yi fiilen işgal etmiş durumdaki İran'ın da katılması sağlandı. Onun katılmasında da ABD'nin çabalarının büyük payı olduğu biliniyor.

17 ülkenin katılması sebebiyle kapsamlı bir toplantı niteliği taşımasına rağmen Viyana toplantısından da, vakıayı nazarı dikkate almayan ve uygulanması mümkün olmayan içi boş birtakım vaatler içeren bir sonuç bildirisi yayınlamanın ötesinde bir sonuç çıkmadı.

Viyana toplantısı ve Suriye'deki durum hakkında Vuslat dergisinin Aralık 2015 sayısı için hazırladığımız "Suriye'de Bomba Yağmurları Viyana'da Ninniler" başlıklı dosyamızda ayrıntılı bilgi vermeye çalıştık. Bu dosyamızı da kişisel web sitemizden okumanız mümkündür.

Mültecilere Bütün Kapıları Kapatma Çabaları

Küresel emperyalizmin aslında Suriye'de yapmak istediği buradaki halkı kendi çıkarlarının bekçiliğini yapacak bir yönetim biçimini ve yönetici kadroyu kabul etmeye zorlamaktır. Bu konuda hesap ve amaçlarının ortak olduğunu sadece yöntem ve formülde görüş ayrılıkları bulunduğunu Viyana toplantısında sergiledikleri tavır da gösterdi. Geçmişte Bosna - Hersek halkına yaptıkları gibi Suriye halkını da bu konuda dayatmalara zorlamak için iki ateş arasında bırakıyorlar. Baas ve onu himaye için Suriye'ye giren işgalci güçler bu halkın üzerine ateş yağdırırken onlarla işbirliği içindeki diğer güçler de yüzüne bütün kapıları kapatmak, girebileceği bir sığınak bırakmamak istiyor. "Mültecilerden şu kadarını kabul edeceğiz" diye sembolik sayılar vermeleri yahut "siz kabul edin masrafları bizden" tarzında vaatleri de sadece bir taktik ve oyundur.

Özellikle Paris'te yaşanan olaylardan sonra Avrupa'da Suriyeli mültecilere karşı ırkçı tavırların daha fazla tahrik edilmesinin arka planında da o insanların çaresiz bırakılması politikasının yer aldığı söylenebilir.

Rus İşgalciler Yollarını mı Şaşırdı?

Rusya, Suriye'ye hava operasyonu başlatırken, tıpkı Suriye'ye müdahale için koalisyon oluşturan küresel güçlerle onlarla işbirliği içindeki ihanetçi bölgesel güçlerin yaptığı gibi gerekçe olarak IŞİD'i kullanmıştı. Güya amacı ona karşı savaşmaktı. Ama yürüttüğü savaş, asıl hedefinin IŞİD değil Baas zulmünden kesin kurtulmak isteyen sivil halk olduğunu gösterdi. Özellikle Kasım ayının ortasından sonra IŞİD'le hiçbir ilgileri olmayan ama Baas zulmünü de istemeyen Türkmenlerin yoğun olduğu Bayırbucak bölgesine yönelik saldırıların şiddetlenmesi katil Esed'in saltanatını koruma amacıyla bir operasyon başlatıldığını gözler önüne serdi. Baas rejiminin sadece işini kolaylaştıran IŞİD'e karşı savaşmasının da zaten bir anlamı yoktu.

Siyonist İşgal Rejimi İslâmî Hareket'i Kapattı

Siyonist işgal rejimi, Filistin'in 1948'de işgal edilmiş bölgesindeki Filistinliler arasında faaliyet gösteren İslâmi Hareket'i kapattı. Siyonist işgal 1948'de işgal edilmiş bölgede yaşayan Filistinlileri "Arap azınlık" olarak tanımlayıp kendilerine İsrail kimliği veriyor. Buna göre İsrail yasalarına göre parti kurmalarına, siyasi faaliyet yapmalarına, seçime girmelerine ve etkinlikler düzenlemelerine izin veriyor.

İslâmî Hareket de bu konudaki yasal düzenlemelere dayalı olarak kurulmuş siyasi parti tarzı bir siyasal organizasyondur. Tüm çalışmalarını yasaların belirlediği çerçeve içinde ve yine yasal haklarına dayalı olarak yürüttüğü için işgal rejiminin mahkeme yoluyla kapatma imkânı yoktu. O yüzden hükümetin özel bakanlar grubu niteliğindeki Güvenlik Kabinesi tepeden kararla kapatarak en başta kendi yasalarını çiğnedi. Fakat işgal kabinesinin bu şekilde en başta kendi yasalarını çiğneyen kararı bağımsız olduğu söylenen yargı kurumu tarafından da sorgulamaya tabi tutulmadı. Çünkü yargının bağımsızlığı ve yasaların yönetilenlere işlediği gibi yönetenlere de işlediği sloganı bu tür zulüm rejimlerinin hiçbirinde geçerli değildir.

Bu kapatma kararının aslında işgal rejiminin aleyhine olacağı, 1948'de işgal edilmiş bölgedeki Filistinli gençleri alternatif yöntemlere ve doğal olarak fiili eylemlere yönelteceği, dolayısıyla işgal rejimini zorlayan intifadayı daha da yaygınlaştıracağı yönünde yorumlar bizzat siyonist yorumcular tarafından dile getirildi. İşgal rejiminin istihbarat organlarının da karara karşı çıktıkları haberlerde dile getirildi.

Aslında bütün bu gerçeklere, bizzat kendi kurum ve yorumcularının muhalefetine rağmen Netanyahu hükümetinin böyle bir karar almasının Mavi Marmara olayında olduğu gibi kafayı duvara çarpmayı göze aldığını gösteriyor. Bu da muhtemelen içinde bulunduğu durumun neden olduğu şaşkınlıktan kaynaklanıyor.

Kudüs İntifadası Devam Ediyor

Siyonist işgalin tüm baskıcı uygulamalarına ve saldırgan tutumuna rağmen Filistin halkının, Kudüs intifadası adı verilen mücadelesi devam ediyor. Kudüs intifadası sürecinde gerçekleştirilen eylemler öncekilerden farklı olarak büyük riskleri ve tehlikeleri göze alan gençlerin münferit eylemlerinden oluşuyor. Bu eylemler de işgalcilerin her an ne taraftan geleceği belli olmayan tehlikeyle karşı karşıya kalmalarından kaynaklanan sıkıntılar yaşamalarına neden oluyor. Bu durumun devam etmesinin işgal güçlerinin önümüzdeki dönemde daha büyük zorluklarla karşı karşıya kalmalarına neden olacağı tahmin ediliyor.

Kerry'nin Siyonist İşgalciyi Kurtarma Atağı

ABD Dış İşleri Bakanı John Kerry, Kudüs intifadası karşısında zorlanan ve sıkıntılar çeken işgal rejimini kurtarmak amacıyla bir diplomatik çıkartma yaptı. Yaptığı ziyaretlerden, gerçekleştirdiği görüşmelerden ve bu görüşmelerden çıkan sonuçlarla ilgili haberlerden anlaşıldığına göre bu çıkartmanın öncelikli amacı yine işbirlikçi, ihanetçi kadroyu devreye sokmaktı. Bu amaçla ziyaretinin Ürdün programına büyük ağırlık verdi ve Filistin Özerk Yönetimi'nin lideri Mahmud Abbas'la da Ürdün'ün başkenti Amman'daki ofisinde bir görüşme yaptı. Bu görüşmelerde Mescidi Aksa'nın siyonist işgal ve Filistin yönetimi tarafından birlikte murakabe edilmesine dair anlaşma yapıldığı da haberlerde dile getirildi. Ancak gerek Filistin halkından ve gerekse Mescidi Aksa'dan sorumlu ileri gelen şahsiyetlerden gelen tepkiler anlaşmanın gün yüzüne çıkarılmasını, uygulamaya geçirilmesi yönünden herhangi bir girişimde bulunulmasını engelledi.

Yemen'de Husi Fitnesi Sürüyor

Yemen'de halkın dikta rejimine karşı elde ettiği zaferi geri almak amacıyla Husi fitnesiyle işbirliği içine giren ve bunu "şerre karşı şerle ittifak" olarak niteleyen dikta yönetimleri şimdi fitnenin kendi ayaklarına da dolanması sebebiyle onunla savaşa devam ediyorlar. Bu rejimler, Yemen'de Husi fitnesine karşı açtıkları cephenin başına geçiş dönemi cumhurbaşkanı Abdurabbih Mansur El-Hadi'yi geçirdiler. Onun öncülüğünde silahlı milis güçlerini de Halk Direnişi olarak adlandırdılar.

Karşı cephede vitrinde Husi milislerin görünmesi sebebiyle onların isimleri öne çıksa da savaşı yürüten asıl etkin güç eski diktatör Ali Abdullah Salih hesabına savaşan ve onun döneminden kalma tecrübeli silahlı birliklerdir. Bu cephenin lojistik ve askeri desteğini İran sağladığından, burada da fiilen savaşa ortak.

Suriye'deki Şebbiha çetelerinin ve İran'ın gönderdiği Şii militanların yaptığı gibi Yemen'de de Husi militanlar kontrol altına aldıkları bölgelerde sivil halkı hedef alan korkunç saldırılar ve katliamlar gerçekleştiriyorlar. Bu saldırılar ve katliamlar yüzünden son dönemde bilhassa Taiz bölgesinde çok sayıda sivil vatandaş Husi milislerin saldırısında öldürüldü.

Sisi, Arap Diktatörlere de Kelek Attı

Yemen'de şerre karşı şer oyunuyla Husilerle işbirliği yaparak halkın haklı zaferini ellerinden alan, sonra da Husilerle savaşmak zorunda kalan Arap diktatörler Mısır'da Sisi'den de umduklarını bulamadılar. Sisi'nin verdikleri para karşılığında kendilerine adeta bir köle gibi hizmet edeceğini, otur dediklerinde oturup kalk dediklerinde kalkacağını umuyorlardı. Ama öyle olmadı, tam tersine kafa tuttu. Husi fitnesi karşısında istedikleri desteği vermedi ve "Mısır ordusu sadece kendi ülkesinin çıkarları için savaşır" dedi. Bunu söylerken Sina'da, ordusunu siyonist işgalin kapı bekçisi olarak görevlendirmesinin kendisini yalanlaması onu hiç rahatsız etmiyordu.

Sisi, İran'ın Arap dünyası açısından gittikçe rahatsız edici boyut kazanan politikalarına karşı da Arap diktatörlere arka çıkmadı. Bunun gibi daha birçok konuda onlara sırtını döndü. Bunun üzerine "adama bu kadar para verdik yine dediğimizi yapmıyor" dercesine yakınmaya başladılar.

Sisi'ye Cesaret Veren Batılı Dostları

Sisi'nin kendisini parayla şişiren Arap diktatörler karşısında bu derecede cüretkar davranabilmesinin sebebi Batılı sömürgeci güçlerden gördüğü destek. Çünkü onların havası, Arap diktatörlerin parasından çok değerli. BAE Emiri milyarlarca dolar para verse de, İngiltere başbakanının onu davet etmesi diktatör Sisi açısından çok daha büyük önem taşıyor. Çünkü bu davet ona küresel emperyalizmin "uluslararası kamuoyu" dediği mekanizma nezdinde meşruiyet kazandırıyor.

O yüzden Sisi, ülkesinin şiddetli yağmurlar ve seller altında olmasını da hiç dikkate almadan geçtiğimiz Kasım ayının başında İngiltere başbakanı David Cameron'un ziyareti için İngiltere'ye koştu.

Diğer taraftan Sisi gibi bir cunta liderini ülkesine davet ederken kendi ilkelerini ayaklar altına alması da Cameron'u rahatsız etmediği gibi bu yüzden kendisine yönelen tepkilere de kulak tıkadı. Çünkü devletin çıkarının olduğu yerde bütün putlarının üstüne pisleme hakkı vardı.

Bangladeş Zulmü Yine İdam Etti

Bangladeş'teki zulüm yönetimi insanları siyasî düşünce ve inançlarından dolayı suçlayan yargılamalara dayalı idamları sürdürüyor. Son olarak da yine Cemaati İslâmi'nin Genel Sekreteri Ali İhsan Muhammed Mücahid ile Bangladeş Milliyetçi Partisi'nin lideri Salahuddin Kadir Çavdari idam edildi. Bu iki siyasi liderin idam cezaları da Pakistan - Bangladeş Savaşı esnasında insanlık suçu işledikleri saçmalığına dayandırıldı. Oysa bu savaşın kendisi bizzat insanlık suçu ve vatana ihanetti. Çünkü savaşı çıkaranlar Hindistan'ın oyununa gelerek kendi halklarına ve ülkelerine ihanet etmişlerdi. Ama o zaman savaşa itiraz edenler, karşı çıkanlar bugün uyduruk bir mahkemede insanlık suçu işlemekle ve vatana ihanetten mahkûm edilerek idam ediliyorlar. Bu cezaların asıl amacı ise mevcut siyasi iktidarın siyasi muhaliflerini tasfiye etmek.

İrtibatlı Yazılar:

  • Zulme gaz verme eylemleri
  • Çağdaş emperyalizmin global stratejisi: Terör Ekip Terör Biçmek
  • Suriye'de Bomba Yağmurları Viyana'da Ninniler
  • Viyana'da "siyasi çözüm" toplantısı
  • Konuşulması gereken Rusya işgalidir
  • ABD'nin iki maşası: PKK (PYD) = IŞİD (DAİŞ)
  • Küresel Zulme Küresel Terör Kılıfı: IŞİD
  • ABD tehdidi IŞİD tehdidinden büyüktür
  • Suriye'de ortak oyun
  • Şeytanın ordusu Suriye'de
  • Sisi'nin İngiltere ziyareti
  • Filistin'de Kudüs İntifadası
  • İslâmî Hareket'e yasak
  • Kerry'nin Kudüs çıkartması
  • Rus uçağını kim düşürdü?