Küresel Zulme Küresel Terör Kılıfı: IŞİD

Ağustos 2015, Davet Mektebi

IŞİD'in de Onunla Savaşanların da Hedefinde Suriye Direnişi Var

Küresel emperyalizmin ve onunla işbirliği içindeki yerel yönetimlerin ortaklaşa oluşturduğu uluslararası koalisyon görünüşte Irak ve Suriye'de IŞİD'e karşı savaş başlatmışlardı. Suriye'de 15 Mart 2015'te Baas zulmüne karşı meydanlara çıkan halkı hiçbir ölçü tanımadan hunharca katleden zulüm rejimine karşı bir araya gelmeyen bu güçlerin IŞİD'i bahane ederek koalisyon oluşturmalarının asıl amacının farklı olduğunu daha önce muhtelif yazılarda ve radyo programlarımda dile getirmiştim. Çünkü IŞİD'in geçmişinin de karanlık olduğu ve Irak'ta işgal güçlerinin hesaplarının kurtarılması için kendisinden yararlanıldığı biliniyordu. Zaten Suriye'de öne çıkarılmasının amacı da Baas zulmünü sıkıştırmak değil ona karşı mücadele eden direnişi hedef alan Şebbiha çetelerine paralel ve onun fonksiyonunu icra edecek ama aynı zamanda kendisinden "İslam devleti" kavramının kirletilmesi amacıyla yararlanılacak bir örgütün sahnede görülmesini sağlamaktı. Bugün gelinen durum bu konudaki senaryoların başarıyla icra edildiğini gösteriyor.

Uluslararası koalisyonun Suriye'de izlediği strateji hakkında verilen haberler ona bağlı güçlerin hava saldırılarında IŞİD hedeflerinden ziyade Baas rejimiyle savaş halindeki direniş güçlerine ait hedefleri vurduğunu ortaya koyuyor.

Yine Suriye'ye giderek oradaki gelişmeleri mutedil yaklaşımla, kimin nerede durduğu hakkında doğru bilgiye ulaşma çabasıyla olaylar hakkında bilgi edinen kardeşlerimizin dile getirdiği bir husus var: IŞİD'in kendisinin "İslâm devleti" kurduğu iddiasına dayanarak bu devletin hâkimiyetini kabul etmeyen direniş gruplarını "mürtet" saydığı ve fıkıhta "mürtetlerle savaş kâfirlerle savaştan önce gelir" hükmü bulunduğu iddiasıyla silahlarını öncelikle direniş gruplarına çevirdiği.

İşte bu strateji, IŞİD militanlarının Irak'ın Musul ve çevresine baskın düzenlemeleri sırasında Bağdat'taki Nuri el-Maliki yönetimi askerlerinin hiçbir direniş göstermeden silahlarını teslim edip kaçmalarının arkasındaki oyunu ve amacını açığa çıkarıyor. Ben o zaman bu olayla ilgili yorumlarda, Bağdat askerlerinin böyle silah bırakıp kaçmalarının gerçekte IŞİD militanlarını arka kapıdan silahlandırmak için oynanan bir oyun olduğuna dikkat çekmiştim. Bağdat yönetimi ve onunla işbirliği içindeki İran ve ABD bu silahları IŞİD'e elleriyle teslim etselerdi tabii ki bütün foyaları ortaya çıkacaktı ve onun Musul'u işgal etmesini Baas'ı zorlayan direniş gruplarına ait hedefleri vurmak için koalisyon oluşturmalarına gerekçe yapamayacaklardı.

Ama bugün Suriye'de olayları çıplak gözle ve arka planını iyi okuyabilme ferasetiyle izleyenlerin hepsi küresel emperyalizme ait güçlerin de IŞİD'in de aynı hedefi vurduğunu görebiliyor. O da Baas'la ve ona destek için gönderilen militanlarla savaş halindeki direniş güçlerine ait hedeflerdir.

PKK Kantonları Birer Tuzak

IŞİD örgütü sadece Baas'ı ve ona destek için gönderilen milisleri zorlayan direniş güçlerini iki yönden kıskaca almak amacıyla oynanan oyunda değil aynı zamanda direnişçilerin kontrolündeki stratejik bölgelerin onların elinden alınıp küresel emperyalizmle işbirliği içindeki ihanetçilere teslim edilmesinde de kullanılıyor. Bu oyunun geçmişte Filistin'de de çok sinsice oynandığı biliniyor. Özellikle bu beldenin Mısır'daki Fatimi saltanatı tarafından Selçuklular'dan alınması sonra da ciddi anlamda bir direniş gösterilmeksizin Haçlılara teslim edilmesi bu açıdan düşündürücüdür. Filistin'de aynı oyun siyonist işgal devletinin kurulmasından sonra Ürdün ve Mısır'daki ihanet yönetimleri vasıtasıyla da oynandı.

PKK'nın Suriye uzantısı PYD'nin ülkenin kuzeyinde kontrol altında tuttuğu bölgeleri genişleterek kantonlar oluşturması ise IŞİD üzerinden oynanan oyunlarla oldu. IŞİD militanları görünüşte bu bölgede direnişçilerden aldıkları bölgeleri hâkimiyet altında tutmak için biraz silahlı mücadele verdiler. Ama bu, gerçekte perde arkasında oynanan oyunu kamufle etme amacı taşıyordu. Şimdi PYD'nin oluşturduğu kantonların bir bölgesel devlete dönüştürülmesi hesapları yapılması için zeminin oluşturulması bu oyun sayesinde mümkün olabilmiştir.

Irak'ta da Çatışmalar Devam Ediyor

IŞİD'in Musul ve çevresinde kontrolü ele geçirmesi onun askerî bir zaferi olarak görüldü. Oysa bu bölgedeki aşiretlere karşı ısrarla savaşan Bağdat askerlerinin IŞİD militanları karşısında en ufak bir direniş göstermeksizin kaçmalarına mantıklı bir izah bulmak mümkün değildi.

Fakat dün Sünni Arap aşiretlere karşı savaşırken uluslararası platformda "suçlu" görülen Bağdat yönetiminin bugün aynı savaşı sürdürürken IŞİD'e karşı savaşıyormuş kabul edildiği için "haklı" görülmesini iyi tahlil ettiğimiz zaman sergilenen tavrın asıl sebebini ve mantığını anlamamız mümkündür.

Oysa işin gerçeğinde savaşın hedefindekiler büyük ölçüde yine aynıdır. IŞİD sadece, olayları dışarıdan izleyenlerin gözlerini yanıltmak amacıyla vurulan hedeflere geçirilmiş bir kılıftır. Vurulan hedefler yine aynıdır: Büyük ölçüde küresel emperyalizmin ve onun doğudaki ortağı İran'ın güdümündeki Bağdat sultasının hakimiyetini istemeyen aşiretler. Ama şimdi artık bu aşiretlerin ismi bile okunmuyor. Bağdat güçleri ne zaman bu aşiretlerden bir hedefi vursa medyaya yaptığı açıklamada IŞİD'e ait bir hedefi vurduğunu ve bu örgüte mensup militanlardan şu kadar kişiyi öldürdüğünü duyuruyor.

Küresel emperyalizmin oluşturduğu koalisyon, Suriye'de oynadığı taktiği aynen Irak'ta da oynuyor. Orada da Bağdat rejiminin askeri güçleriyle işbirliği yaparak IŞİD militanlarına karşı savaştığını iddia ediyor. Oysa Irak topraklarında da vurulan hedeflerin birçoğu Bağdat rejimini zorlayan aşiretlere aittir ve saldırıların birçoğunda da siviller öldürülüyor. Ama hiç kimse Bağdat rejimini ve onunla işbirliği içindeki uluslararası koalisyonu sorguya çekmiyor. Çünkü savaş "teröre karşı (!)" yürütülüyor. Savaşın gerekçesi olarak kullanılan "terör örgütü"nü aynı güçlerin arka kapıdan silahlandırdıklarını söylediğimiz zaman ise belki birçoklarına "komplo teorisi" gibi gelecektir.

Küresel Zulme Küresel Terör Kılıfı

Arapçadaki kısaltması DAİŞ diye okunuyor olsa da Türkçede bazıları tarafından DAEŞ, bazıları tarafından da IŞİD kısaltmasıyla anılan ama kendini başlangıçta "Irak İslâm Devleti" sonra "Irak Şam İslam Devleti" şimdi de sadece "İslam Devleti" olarak tanımlayan örgüt zirveye tırmanınca küresel güçler tarafından "terör listesi"ne alınan tüm örgütlerin pabucu dama atıldı. Sadece Suriye ve Irak topraklarında değil dünyanın her tarafında savaştığına inanılıyor.

Mısır'ın Sina bölgesinde askeri hedeflere baskınlar düzenleme eylemlerini IŞİD'in Sina kolu olarak nitelendirilen ama kendini Ensaru Beyti'l-Makdis olarak adlandıran örgüt üstlendi. Tunus'ta durup dururken turistik bir otele saldırı düzenlendi ve IŞİD'e bağlı olduğunu söyleyen örgüt üstlendi. Kuveyt'te Şii camisi bombalandı yine bu örgütün kanadı üstlendi.

Artık nerede bir terör eylemi, bombalama vs. olayı olursa hiç suçlu aramaya gerek yok. Medya organları "eylemin arkasında IŞİD'in olduğu tahmin ediliyor" diye suçlu ilan etmekte sakınca görmeyecektir. Böyle peşin fail bulunması hem yerel ve bölgesel hem de uluslararası derin güçlerin işlerini kolaylaştırıyor. Bir yeri karıştırmak gerektiğinde fail zaten mevcut olduğundan fiili planlamak kolay oluyor. Birini tasfiye etmek gerektiğinde de peşin failden yararlanılması mümkün. O yüzden derin güçler her zaman isminden ve fonksiyonundan istifade edilecek bir "peşin fail" bulundurmak için stratejik oyunlar oynamaya önem verirler. Bu tür peşin failleri arka kapıdan silahlandırmalarının amaçlarından biri de budur.

Tüm şiddet olaylarının bir peşin faillerinin bulunması tabii zulüm rejimlerinin işlerini de kolaylaştırıyor. Çünkü onların da artık zulüm uygulamalarının bir hazır gerekçeleri var: Teröre karşı mücadele

Sisi Cuntasının Başsavcısına Suikast

İslâm dünyasında özellikle de Ortadoğu olarak tanımlanan bölgede IŞİD üzerinden havanın dumanlı hale getirildiği sırada, Mısır'da cunta hesabına verilen toplu idam kararları için açılan davaların takibini yapan başsavcı Hişam Berekat'ın öldürülmesi çetrefil hadiselere kapı açtı.

29 Haziran Pazartesi günü gerçekleştirilen suikastı Cize Halk Direnişi adlı bir örgütün üstlendiği söylendi. Cuntanın hizmetindeki medya organları bu örgütün İhvan'ın silahlı kanadı olduğu iddiasında bulundu. Oysa İhvan cuntaya karşı halk direnişi için çağrılarda bulunsa da tüm idam kararlarına rağmen suikastlarla intikam alma yoluna gitmediği, bu tür intikam saldırılarına başvuran bir askerî kanadının olmadığı biliniyor. Cunta zulmünün ve vahşete yargı kılıfı geçirilmesi oyunlarının başını çekmesine rağmen başsavcı Hişam Berekat'a yönelik suikast ile ilişkisinin olmadığını da kamuoyuna duyurdu.

Fakat IŞİD'in Müslüman Kardeşler'i tekfir ettiği, onu tıpkı Suriye'de kurduğunu iddia ettiği devlete beyat etmedikleri için mürtet olarak nitelediği direniş grupları gibi mürtet saydığı biliniyor. Dolayısıyla bu cemaat adına onun bir intikam saldırısı gerçekleştirmeyeceği tahmin ediliyor. O yüzden cuntanın asıl yapmak istediği IŞİD'in zihinlerde "peşin fail" sayılmasının oluşturduğu psikolojiden değil onunla özdeşleştirilen "terör" kavramından yararlanmaktı. Yani öncelikle zihinlere "IŞİD yapar da İhvan yapmaz mı?" sorusunu işlemek böylece IŞİD'in şahsıyla özdeşleşen "terör" kavramının zihinlerde oluşturduğu kötü imajdan yararlanmak istiyordu. İkinci aşamada emrindeki medya organları ve hizmetindeki yorumcular vasıtasıyla "Başsavcı Hişam Berekat'la IŞİD'in ne hesabı olacak? Onu öldürmekle kimin intikamını alacak? Onu öldürse öldürse İhvan öldürür" fikrini zihinlere işlemeye çalıştı. Bunda inandırıcı olmak için bir yandan da cuntanın stratejik oyunlarıyla uydurduğu ve yine onun medya organlarının İhvan'a nispet ettiği Cize Halk Direnişi adlı hayali örgütün üstlendiği iddiasını piyasaya sürdü. Bütün bu malzemelerden yararlanarak yürüttüğü medya savaşının dünya kamuoyuna dönük cephesi vasıtasıyla da "bakın biz de burada teröre karşı mücadele ediyoruz; birinin diğerinden farkı yok" mesajı vererek gayri meşru cuntaya meşruiyet kazandırmak için kendine dayanak oluşturmaya çalıştı.

Cuntanın hizmetindeki medya organlarının stratejik savaşta varmak istediği sonuç, Mısır'da halkın desteğiyle siyasi iktidarı elde etmiş ve siyasi mücadelesinde hiçbir zaman şiddete başvurmamış, zulme karşı kitlesel mücadelesinde bile şiddet olaylarına kapı açmamak için büyük hassasiyet göstermiş bir hareketi, küresel emperyalizmin karanlık oyunlarıyla sahaya çıkarılan ve attığı her adımda İslâmî bir kavramı kirletmesi için kendisinden yararlanılan bir örgütle aynı kategoriye sokmaya çalışmak, böylece gayri meşru cuntayı teröre karşı savaş halindeki meşru bir yönetim olarak kabul ettirmekti.

Sina'daki Çatışmalardan İdam Çıkarma Oyunları

Mısır'da başsavcının öldürülmesinden hemen sonra Sina'da oldukça planlı ve geniş sarsıntılara neden olan eylemler gerçekleştirildi. Bu kez eylemleri gerçekleştirenler IŞİD'le irtibatlı gösterilen örgütlerdi.

Sina'nın kuzeyindeki Şeyh Zuveyd şehri çevresinde beş ayrı askerî noktaya eş zamanlı düzenlenen, bomba yüklü araçların da kullanıldığı saldırı ve baskınlarda aynı zamanda uzun namlulu silahlarla askerlere ateş edildi. Meydana gelen çatışmalarda 25 civarında askerin öldüğü, onlarca askerin de yaralandığı açıklandı. Resmî kaynaklar tarafından verilen bilgilerde gerillalardan da 70 kişinin öldürüldüğü 200-250 kişinin de yaralandığı iddia edildi. Ancak bu bilgiler tamamen cunta kaynaklı olduğundan inandırıcı değildi. Cuntayla ilgili olmayan kaynakların verdiği bilgilerde sivillerden de birçok ölen ve yaralanan olduğu dile getirildi. Dolayısıyla gerillaların kayıplarıyla ilgili rakamların sivillerden olan can kaybı ve yaralanmaları da içermesi ihtimali yüksekti. Çünkü askerî güçler gerillalarla çatışma iddiasıyla hareketliliğin olduğu bir caddeye rastgele ateş etmişlerdi. Ayrıca cuntanın hava saldırılarında da rastgele hedefler vurulmuş, o yüzden sivillerden çok can kaybı ve yaralanma olmuştu. Tam bir savaş havası yaşanmış ama bu havada en çok zarar görenler çatışmalarda hiçbir tarafta yer almayan sivil vatandaşlar olmuştu.

Fakat asıl dikkat çeken gelişme cuntanın bu çatışmaları, siyasi amaçlarla verilen idam kararlarının infazı için gerekçe olarak kullanma çabaları oldu.

Yargısız İnfazlar

Cunta lideri Sisi, başsavcının öldürülmesinden sonra hemen "bizi öldürenleri biz de öldüreceğiz" şeklinde açıklamalar yaparak bu olayı idamları hızlandırmaya gerekçe olarak kullanabileceği mesajları verdi. Hemen ardından Sina olaylarının yaşanması üzerine tehditlerinin dozajını artırdı.

Fakat asıl önemli olan bu olayları yargısız infazlar için gerekçe olarak kullanmak istediğini hemen fiili bir şekilde göstermesiydi. Cuntanın silahlı güçleri olayların sıcaklığında Müslüman Kardeşler'in ileri gelenlerinden 11 kişiyi, tutuklu aileleri için Ramazan münasebetiyle yardım kampanyası düzenlemek amacıyla istişare için Kahire'nin 6 Ekim semtinde bir evde toplandıkları sırada şehit etti. Katiller evden kendilerine ateş edildiği iddiasında bulundular. Oysa bu iddia tamamen yalandı. Aileleri tarafından yapılan açıklamada öldürülenlerin hepsinin orta yaşın üstünde olduklarına ve hiçbirinde silah bulunmadığına dikkat çekildi.

Kargaşayı Türkiye'ye Taşıma Çabaları

Bütün bu olayların ardından Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde gerçekleştirilen ve 30 kişinin ölümüne 100'den fazla insanın da yaralanmasına neden olan bombalama eylemi kargaşayı Türkiye'ye taşıma, bu ülkeyi yeniden şiddet ve silahlı çatışma bataklığına çekme amacı taşımaktadır.

Eylemi kimin gerçekleştirmiş olduğu kadar kimlerin hesabına yaradığı da önemlidir. Bu saldırıda gerçekte hedef alınan Türkiye'dir. Dolayısıyla bu eylemden Türkiye halkı, maslahatı ve değerleri aleyhine sonuç çıkarmaya çalışanlar asıl bu eylemden yararlanmak isteyenlerdir.

İrtibatlı Yazılar:

  • Direnişe IŞİD darbesi
  • ABD tehdidi IŞİD tehdidinden büyüktür
  • IŞİD gerekçeli kanton ve koridor
  • Koalisyon IŞİD'le mi savaşıyor?
  • IŞİD üzerinden çevrilen dümenler
  • Irak'ta IŞİD bahaneli katliamlar
  • Irak ve Şam'ın Haritası Yeniden mi Çiziliyor?
  • Turkeypost'un bizimle röportajı
  • Musul'un IŞİD'e teslimi taktik miydi?
  • Emperyalizmin IŞİD Tuzağı
  • İki ateş arasındaki Yermük
  • Emperyalizmin fitne taktikleri