Aralık 2015, Ribat
Dünya gündeminde son dönemde en çok tekrar edilen kelimelerden biri "terör" oldu. Neredeyse tüm dünya artık terörle yatıp terörle kalkar oldu. Belki üç haberden biri terörle ilgilidir. Ya bir terör örgütünün en son ne tür bir eylem gerçekleştirdiği, ya bir başka terör örgütünün yaptığı tehdit, yahut bir ülkenin siyasi liderinin teröre karşı savaşlarında ne tür bir yöntem izleyeceklerine dair açıklaması hakkındadır.
Terör tüm insanlığı tehdit eden büyük bir tehlike olduğu için dünyadaki tüm siyasi iktidarlar da onunla savaş halindedir. Nerede kimi hedef aldıkları ve kimin üzerine bomba yağdırdıkları önemli değildir. Çünkü onlar teröre karşı savaş halindedirler ve bu gerekçe onların tüm yaptıklarını haklı kılmaya yetiyor.
Birileri onların bazı aşırılıklarını sorgulamaya kalkıştığında bir de bakarsınız terör tüm dünyayı sarsan yeni eylemler gerçekleştirir ve yeniden onların Rakka'yı ya da Suriye'nin bir başka bölgesini vurmalarını, IŞİD'den zaten bizar olmuş durumdaki sivil kalabalıkların tepesine bomba yağdırmalarını haklı kılacak gerekçeyi ellerine verir.
Son dönemde "terör" gerekçesi bir yandan da birbirinden farklı suçların birçoğunu aynı kategoriye yani aynı çuvala sokmanın gerekçesi olarak kullanılır oldu. Oysa bazen sonuçlar bazen sebepler yönünden benzerlik olsa da olayları kendi tabiatları içinde değerlendirmek ve ona göre teşhisler koymak gerekir.
Fransız emperyalizminin insanların kutsal değerlerine çirkef ve aşağılayıcı üslûpla saldırarak provokasyon yapmanın sebep olduğu patlamayı daha sonra planlı bir şekilde gerçekleştirilen ve gerekçe gösterilen uygulamalarla hedef alınan insanların ayrı konumda olduğu saldırıları aynı kategoriye koyması yanlış teşhis veya kendini provokasyonların önünü açmakta da haklı göstermek için başvurduğu taktiktir.
Arka planda çirkin bir provokasyon olmakla birlikte Charlie Hebdo olaylarında başvurulan yöntem de İslâmî açıdan onaylanması mümkün olmayan yöntem olsa da Paris'teki olaylar onun devamı değildir. Farklı kulvarlarda, farklı sebep ve gerekçelerle gerçekleşmiştir. Teşhisi doğru koyması aslında Fransa'nın yararına olacaktır. Çünkü doğru teşhis tekrarının gerçekleşmesini önlemede ona yarar. Bunun için alınması gereken tedbirler sadece güvenlik tedbirleri değil aynı zamanda toplumsal tedbirler, siyasi ve yasal düzenlemelerdir.
Fakat Fransız emperyalizminin kendi politik çıkar hesapları için istismar ve ona göre taktikler işine geldiğinden onları tercih ettiği görülüyor. Bu da Fransa'nın sömürgeci felsefesinden kurtulamadığını, yerine göre devletin çıkar hesapları ve amaçları için halkının güvenlik ve huzurunu feda edebildiğini gösteriyor.
Diğer tarafta Fransa'nın Suriye'deki olaylara müdahalesini cezalandırma iddiasıyla Paris'teki eylemleri gerçekleştirdiklerini söyleyenlerin bu iddialarında samimi oldukları söylenemez. Çünkü bu eylemler Fransa'yı değil gerçekte Fransa'daki rejimi Suriye ve mülteciler politikasını değiştirmeye zorlaması için yönlendirilmesi mümkün olan halkı cezalandırmıştır. Üstelik cezalandırılanlar sadece olaylarda öldürülenler veya yaralananlar değil kendini aynı tehditle karşı karşıya gören bütün halktır. Bu cezalandırma da o halkın Suriye direnişine ve Avrupa'ya sığınan mültecilere yaklaşımını olumsuz yönde etkilemiştir. O yüzden bu eylemler Suriye direnişine ve halkına bir yarar sağlamamış. aksine tamamen darbe vurmuştur. Özellikle mültecilerin davalarına sadece Fransa'da değil tüm Avrupa'da darbe vurdu. Fransa'nın yanlış politikalarına karşı da bir cezalandırma değildir. Çünkü cezalandırılanlar yanlışı işleyenler değil muhtemelen büyük çoğunluğuyla benimsemeyenler veya en azından herhangi bir ilgileri olmayanlardır.
Öte yandan Suriye'de fiili bir işgal var ve Fransa'yı cezalandırma iddiasıyla kendilerini feda edenlerin Suriye'deki fiili işgali cezalandırma konusunda aynı şeyi yapmadıkları, sıra Suriye'ye geldiğinde direnişi arkadan vurarak hâkimiyet alanlarını genişletme yolunu yani işin kolayını tercih ettikleri ve bu yöntemle aynı zamanda işgalcilerin işlerini kolaylaştırdıkları çok iyi biliniyor. Suriye'deki fiili işgali cezalandırmada kendilerini feda etmeyenler, Avrupa'da hem Müslümanların tümüne, hem de özellikle Suriyeli sığınmacılara ağır darbe vuracağı önceden rahatça tahmin edilebilecek ve sadece İslâm adına değil insanlık adına dahi onaylanması mümkün olmayan eylemlerde kendilerini feda ederken belki de doğru yaptıklarına inanıyorlardı. Ama onlar şeytanın kuyruğuna tersinden takıldıklarının farkında değillerdi.
Fakat olayları sonuç yönünden tahlil ettiğimiz zaman Suriye halkının kendilerine sığınma kapıları açılması için verdikleri çabanın ve direnişin tamamen aleyhine olan bu eylemlerin diğer taraftan Suriye'de saltanatını sürdürmeye çalışan Baas'ın ve onun arkasında duran işgal güçlerinin birçok yönden işlerine yaradığını görürüz. Sebep sonuç ilişkisi bu tür olayların teşhisini koymada ve karanlıkta kalan ellerin kimlere ait olduğunu belirlemede işe yarar. Teşhisin doğru konması ise maşayla kalmayıp onu tutan ellere ulaşma imkânı vereceğinden tedbirlerin de o ellere göre belirlenmesini sağlayacaktır.
Fakat Paris'teki olaylarda realiteye ulaşmaktan ziyade stratejik birtakım hesaplar için yararlanılmaya çalışıldığı görülüyor. Bu stratejik hesaplarda da bazen darbeye hedef olan tarafla darbeyi yönlendiren tarafın hesapları örtüşebiliyor. Bu kirli stratejilerinin zarar görmemesi, elde ettikleri malzemenin kaçırılmaması, özellikle yürütülen politikalarının aldığı gazın havaya uçurulmaması, iyi değerlendirilmesi için asıl suçlunun üzerine gidilmesi işlemi ihmal ediliyor.
Paris'teki eylemler doğal olarak "Suriye halkı bunu bir gün değil her gün yaşıyor" tespitini akıllara getiriyor. Bu bilgi elbette doğrudur. Paris'te yaşananların neden olduğu sonuçları bu kadar yakından gören ve büyük tepki gösterenlerden aynı tepkiyi Suriye'de gündelik olarak sergilenen vahşet karşısında da göstermelerini bekleme hakkımız var. Bir diğer önemli husus da Paris'teki bu eylemler karşısında büyük sarsıntı geçiren Fransa yönetiminin Suriye'deki vahşete ortak olduğunun görülmesi ve ona da Paris'te vahşi katliamları gerçekleştiren teröristlerle Suriye'de bu katliamları gündelik olarak gerçekleştiren teröristlerin aynı yerde durduğu, dolayısıyla Suriye'deki vahşete ortak olmakla Paris'teki vahşete ortak olmak arasında bir fark olmadığı gerçeğinin hatırlatılmasıdır.
Ama tabii bu, olanlardan ibret alınması, ders çıkarılması niteliğinde bir uyarıdır. Elbette Paris'teki vahşeti, katliamı onaylama, "Suriye'de gündelik yaşanan acıyı anlamak için bir kere de siz yaşayın" dercesine oh çekme anlamında değildir. Çünkü böyle bir şeyin bize yapılmasını arzulamayacağımız gibi bizimle aynı inanç ve düşünceleri paylaşıp paylaşmamalarına bakmadan başkalarına da yapılmasını istemeyiz.
Dolayısıyla Suriye gerçeğinin hatırlatılmasını hiç kimse Paris'teki vahşeti onaylama anlamında anlamamalı. Çünkü Suriye gerçeğini gören, oradaki vahşeti reddeden vicdan mutlaka Paris'teki vahşeti de reddedecektir.
"Terör ve terörist" kelimeleri günümüz insanının çok sık duyduğu kelimeler arasında yer alıyor. Farklı kulvarlarda yarışan değişik akımlar birbirlerini teröristlikle suçluyorlar. Bazen ülke yönetimleri kendilerine karşı duranları, bazen de bu yönetimlere karşı mücadele eden akımlar yöneticileri teröristlikle suçluyorlar.
Terör kelime ve kavram olarak Müslümanlara yabancıdır. İslam aleminin bu kavramla tanışması da, İslam coğrafyasının sömürgeci güçlerin oyunları sonucu parçalanmasından sonra olmuştur. Günümüzde de İslam alemine bakıldığında şiddet ve terörün kaynağında genellikle Müslüman halkların inanç ve değerlerine aykırı dayatmalar, zorbalıklar ve baskılar olduğu görülür.
Fakat işin kötü tarafı terör karşısında yine Müslümanların kendilerini savunmak, bir bakıma beraat talebinde bulunmak zorunda kalmalarıdır. Birileri kalkıp Müslüman alimlerin teröre karşı kampanyalar yürütmelerini istiyor, başkaları da bu çağrıya cevap vermiş olmak için İslâm - terör karşıtlığı üzerine açıklamalarda bulunma ihtiyacı duyuyor. Aslında o çağrılar bir oyun, onlara cevap vererek kampanyalar başlatma ihtiyacı duyulması da oyuna getirilmedir. Çünkü burada teorik olarak İslâm - terör karşıtlığı ortaya konurken, vakıayla ilgili ithamlar zımnen kabullenilmiş olunuyor.
Böyle gereksiz savunmalarla uğraşmak yerine sömürgeci güçlerin terörün uluslar arası boyutundaki rollerini ve gizli ellerini ortaya çıkarmak için bir şeyler yapmak gerekir. Ama bunu yapabilmek için emperyalizmle herhangi bir kuyruk bağının olmaması, ona eli mahkûm olmamak gerekir.
Tabii, bu tür oyunların oynanabilmesinin ve stratejik politikaların uygulanabilmesinin de bir sebebi var. O da eylemleri üstlenenlerin bunu İslâm adına yaptıklarını söylemelerinden, küresel emperyalizmin karanlık işleri için kurulan, sonra da yine onların insanlık dışı saldırılarına gerekçe oluşturacak ataklar yapan bir çeteyi "İslâm devleti" diye adlandırmalarından kaynaklanıyor. Oysa İslâm kendi özünde, temel kaynaklarında ve değerlerinde aranır. Birilerinin kendilerine veya yapılarına verdikleri isimler yüzünden onu hedef alan karalama yapılmasının haklı bir yanı olamaz.
Ama terörü aynı zamanda İslam'a karşı kara propagandanın, kitlelerin ona olumlu ilgi duymasına engel çıkarmanın aracı ve malzemesi olarak kullanmak isteyenlerin işine yarayacak malzemeler çıkarılması istendiği sergilenen tavırdan belli oluyor. Belki kendilerini feda edebilecek kadar bir şeylerin heyecanına kapılmış olanlar bunun farkında değillerdir. Ama onlara yön verenlerin böyle bir amaca sahip olduklarını tahmin etmek zor değildir. İslam'ın şeriatını uyguladıkları iddiasıyla insanların kafalarını kesip görüntüsünü videolara kaydederek dünya medyasına servis etmenin amacı, İslam'la ilgisi olmayan bir uygulamayı icra edip de "İslâm şeriatı budur" mesajı vermekten başka bir şey olamaz. Kız okulu basıp birçoğu ergenlik çağına bile ermemiş kimisi Müslüman kimisi hıristiyan kızları kaçırdıktan sonra onları cariye olarak satacağını ilan etmenin o kara propagandaya malzeme çıkarmaktan başka ne amacı olabilir? Mali'nin başkenti Bamako'da Radisson Oteli'ni basıp rehin aldıkları kişileri Kur'an imtihanından geçirdikleri, Kur'an okumayı bilenleri serbest bıraktıkları mesajlarını medyaya yaymanın arkasındaki perdeyi kaldırdığınızda karşınıza çıkacak yüz "bakın işte İslam budur" mesajı vermek isteyenin yüzüdür. Ama o eylemi yapanlar perdenin arkasında duran şeytanın kuyruğuna arkadan bağlanmışlardı ve kuvvetli ihtimalle yaptıklarının doğru olduğuna inanıyorlardı.
Terörü gerçekte bir araç ve yöntem olarak kullananlar aynı zamanda her yıl terör listeleri hazırlıyor ve kimlerin teröre başvurduğuna hükmetme konusunda kendilerini yargıç olarak görüyorlar. Oysa işin gerçeğinde terör bu güçlerin çok farklı amaçlar için başvurdukları araç ve yöntemdir. Yerine göre bizzat kendileri başkalarını sindirmek ve kendi politikalarını, dayatmalarını kabul etmeye zorlamak için baskı aracı olarak başvuruyorlar. Örneğin ABD'nin küresel emperyalizmin çete başı sayıldığı dönem içinde onun öldürdüğü insan sayısı, her yıl terör listelerine aldığı örgütlerin öldürdüğü insan sayısından fazladır. Yani normalde bir terörist olarak ABD, terör listesine aldıklarının toplamından fazladır. Ama buna rağmen kendini kimin terör listesine alınacağı ve terörden mahkûm edileceği konusunda hüküm verme yetkisine sahip yargıç olarak görmekte veya dayatmaktadır. Aynı şey ABD ile aynı çete içinde yer alan ve kendilerini "uluslararası kamuoyu" olarak lanse eden diğer güçler için de söz konusudur.
Bu yönüyle terör küresel emperyalizm tarafından iki tarafı keskin bir kılıç olarak kullanılıyor. Bir yandan hem kendi eliyle hem de maşa olarak kullandıklarının elleriyle kafaları kesmekte kullanıyor. Bir yandan da ortaya çıkan kötü manzaraları kendisini istemeyen ve kendisinin de istemediği inançları, siyasi akımları, oluşumları karalamak, kötülemek, normalde onların kabul etmediği, onaylamadığı fiilleri onlara mal etmek için kara propaganda malzemesi olarak kullanıyor. Bunu yapabilmesi için hedef aldığı kesimlerin veya kişilerin o manzaraların oluşmasına yol açan fiilleri işlemeleri gerekmiyor. Onların kendilerini tanımlamada kullandıkları isimleri veya sıfatları kullanan birilerinin bu fiilleri üstlenmeleri, "biz yaptık" demeleri yeterli oluyor. Kimse de "bunlar, o kesimlerin yararını düşünüyor olsalardı onların inanç ve değerlerine ters fiilleri yapıp sonra da göğüslerini kabartarak kendilerinin yaptıklarını söylerler miydi?" diye sorgulama ihtiyacı duymuyor. Medyanın sinsi yanıltma ve ikna taktikleri zihinleri yönlendirmek ve kafaları işgal için yetiyor.
Bugün zaman zaman dünyada büyük çalkantılara neden olan büyük çaplı terör yani şiddet olayları gerçekte emperyalizmin ektiği tohumun verdiği ürünlerdir. Yani bir Anadolu türküsünde geçen "ekin ektim gül bitti" ifadesinde dile getirildiği gibi ektiği tohumla aldığı ürünün farklı olması durumu söz konusu değil. Emperyalizm de barış ekip terör biçmiyor. Ne ekiyorsa onu biçiyor. Ama burada da bir yanılma söz konusu değil. Bu bir stratejidir ve küresel emperyalizm bu stratejiyi planlı bir şekilde uygulamakta ve izlemektedir. Belki bazen birbirlerinin tarlalarına tohum ekerek stratejilerini uyguladıkları oluyor. Ama onun da kendi aralarında pek dışa yansıtmadıkları bir hesabı vardır. Ortak düşman karşısında hesapları birleştiğinden kendi aralarındaki hesaplarını fazla dışa yansıtmamayı tercih ediyorlar.