22 Temmuz 2009 Çarşamba, Vakit gazetesi
Ben, Arafat'ın henüz sağ olduğu dönemde o zaman Hamas'ın resmi sözcüsü olarak da görev yapan ancak ondan önemlisi Arafat'la Kahire'de Mühendislik Fakültesi'nde birlikte okumuş ve onu gençlik yıllarından bu yana yakından tanıyan İbrahim Goşe'yle Ürdün'ün başkenti Amman'da uzun bir sohbet yapmıştım. O zaman yaptığımız röportajda Goşe şu ifadelere yer vermişti:
"Özerk yönetimin kendi içinde birtakım sıkıntılar yaşadığı artık kimseye gizli değildir. Bu yönetim içinde bir rekabet ve didişmenin başladığı bir gerçektir. Arafat'ın ciddi birtakım bedensel rahatsızlıklarının olduğunu artık herkes biliyor. Dolayısıyla ondan sonra yönetimde kimin söz sahibi olacağı konusunda ciddi bir rekabet var. "Arafat'ın yerine geçme" savaşı daha şimdiden başladı. Bazıları bu savaşta Mahmud Abbas'ı destekliyor. Bu kişiyi en çok da Siyonist yönetim destekliyor. Bazıları Ahmed el-Kuraya'ı destekliyorlar. Bazıları da henüz Filistin dışında yaşamakta olan Faruk Kaddumi'yi destekliyorlar. Biz HAMAS hareketi olarak özerk yönetimin kendi içinde yaşadığı sıkıntılara hiçbir şekilde müdahale etmiyor ve gelişmelerin sonuçlarını bekliyoruz. Özerk yönetimin güvenlik teşkilatının başında bulunan kişilerin bu savaşta etkili rol oynamaları mümkündür. Bu kişiler ise Siyonist işgal yönetimiyle işbirliği içindedirler. Bunlar eğer Mahmud Abbas'a destek verirlerse onun işbaşına gelmesi mümkündür. Fakat şu kesin ki Arafat'ın arkasından özerk yönetim içinde ciddi bir kavga ve sürtüşme başlayacaktır."
O zaman Arafat'ın sağlık durumu gittikçe kötüleşiyordu ve sonrasıyla ilgili hesaplar yapılıyordu. Ama Arafat aniden ve normal rahatsızlık mecrasının dışına çıkan bir şekilde kötüleşti. Sonra hızla rahatsızlığı ilerledi. Filistin'de tedavisi mümkün olmadı ve Fransa'ya gönderildi. Ne var ki Fransa'dan da tabut içinde geri getirildi. Tabi Arafat'ın böyle ani kötüleşmesi ve birkaç gün içinde de mezara gönderilmesi zihinlerde birtakım tereddütlerin oluşmasına sebep olmuştu. İlginç olan gelişme de Fetih içinde herhangi bir yarışa girilmeden, İsrail'in desteklediği kesimin yani Mahmud Abbas grubunun Arafat sonrasında hemen postu ele geçirmesiydi. Onunla yarış halinde olması beklenen Ahmed Kuraya' çözümü sonuca razı olmakta ve Abbas'ın yan kolu olarak çalışmakta bulmuştu. Faruk Kaddumi ise gelişmelerden rahatsız olduğunu daha o zamandan belli etmeye başlamıştı.
23 Kasım 2008'de Suriye'nin başkenti Şam'da "Yurda Dönüş Hakkı Buluşması" adıyla bir uluslararası toplantı düzenlendi. Bu toplantının açılış kısmında en çok ilgi toplayan konuşmalardan biri de Faruk Kaddumi'nin konuşmasıydı. Yazılarımızı takip edenler belki hatırlayacaklardır. Ben o zaman Şam'dan gönderdiğim bir yazıda onun konuşmasından özellikle söz etmiş ve şu ifadelere yer vermiştim:
"Kaddumi sözlerine "her şeyi söylemek istiyordum; ama hazırlık komisyonu üyeleri zaman müsait değil dediler" diyerek başladı. Bu cümlesi benim açımdan çok düşündürücüydü ve içimden "keşke bildiği her şeyi konuşsaydı da kralın çıplaklığını sadece Kaddumi değil bütün herkes bilseydi" dedim. Çünkü onun konuşacaklarının, bugün Batı Yaka'da İsrail hesabına şiddet fırtınaları estirenlerin, FKÖ'nün altını oyarak ABD Generali Dayton'un dümen suyuna girenlerin, direnişin önünü kapatıp yurda dönüş hakkına karşı komplo düzenleyenlerin damarına dokunacağını tahmin ediyordum. Zaten bildiklerinin çoğunu saklamasına rağmen açığa vurduklarının birçoğu da onların ve onlarla aynı telden çalanların damarlarına dokunacak nitelikteydi."
Kaddumi o zaman söz konusu toplantının hazırlık komisyonu üyelerinin uygun görmemesi sebebiyle sakladığı bilgilerin bir kısmını geçtiğimiz günlerde açığa çıkardı. Filistinli ünlü yazarlardan İbrahim Hammami onun bu açıklamaları üzerine yaptığı yorumda "bu daha söküğün başlangıç kısmıdır" diyerek önemli bir noktaya parmak bastı.
Filistin Anayasasına aykırı bir şekilde İsrail işgal devletinin ve ABD temsilcisi General Dayton'un yardımıyla Özerk Yönetim Başkanlığı koltuğunu işgal etmeye devam eden Abbas, Kaddumi'nin açıklamaları karşısında önce bir süre suskun kalmayı tercih etti. Sonra Türkiye'den yaptığı açıklamada bunların iftira olduğunu ileri sürdü. Ama Kaddumi ezbere konuşmuyordu. Elinde belge de vardı ve aynı zamanda Arafat'la yaptığı görüşmeden söz ediyordu. Abbas sonra Kaddumi'nin elindeki belgenin doğruluğunu itiraf etmek zorunda kaldı.
Yıllarca FKÖ Siyasi Daire Başkanlığı görevini yapmış olan ve Fetih'in de lider kadrosu içerisinde yer alan Faruk Kaddumi'nin açığa çıkardığı ve söküğün başlangıç kısmını oluşturan bu bilgiler nelerdir ve ne anlam ifade ediyor? Devam edeceğiz inşallah.
23 Temmuz 2009 Perşembe, Vakit gazetesi
Açıklamaların en etkileyici ve sarsıntıya yol açan yanı önemli bir Fetih lideri tarafından yapılmış olmasıydı. Örgütün şu anki liderinin siyasi rakibi olması sebebiyle iftira atmış olabileceği söylenebilir. Ama belgeli konuştuğu ve bir de böyle bir iddianın iftira olması durumunda sadece siyasi rakibi değil aynı zamanda örgütü de ciddi şekilde etkileyeceğinin göz ardı edilemeyeceği düşünülürse bu ihtimalin zayıf olduğu sonucuna varılır.
FKÖ Siyasi Daire Başkanı ve Fetih Örgütü Genel Sekreteri (Arapça isimlendirmeyle Sır Emini) Faruk Kaddumi 14 Temmuz 2009 akşamı Ürdün'ün başkenti Amman'da düzenlediği basın toplantısında FKÖ lideri Yasir Arafat'ın zehirlenerek öldürüldüğünü, bunun da Ariel Şaron, Mahmud Abbas ve Filistin Özerk Yönetiminin eski güvenlik şefi Muhammed Dahlan üçlüsünün ortak komplosu olduğunu söyledi. Kaddumi, Arafat'a suikastin ABD istihbaratından bazı elemanların da katıldığı ve zikredilen üçlünün yer aldığı bir toplantıda kararlaştırıldığını, Arafat'ın bu toplantının tutanaklarını ele geçirip kendisine ilettiğini ifade etti. O bunları ayrıca el-Cezire'ye yaptığı konuşmada da etraflıca anlattı ve kendisinin belgeyle konuştuğunu, Arafat'a suikast planının kararlaştırıldığı toplantının tutanaklarının elinde bir belge olarak bulunduğunu vurguladı ve söylediklerinin yalan olduğunu iddia edenlerin bu belgenin de sahte olduğunu ispat etmelerini istedi.
Kaddumi'ye bu bilgileri ve belgeleri neden daha önce açığa çıkarmadığının sorulması üzerine de eline teyit edici yeni belgelerin geçmesini beklediğini söyledi. Fakat bizim tahminimize göre şartları ve ortamı uygun görmemesi daha etkin bir engel oluşturmuştur.
Abbas yönetiminin, bu bilgilerin gündeme getirilmesine ve suikast planının yapıldığı toplantıyla ilgili belgenin gün yüzüne çıkarılmasına ilk cevabı el-Cezire'nin Batı Yaka bölgesindeki bürosunu kapatmak oldu. Oysa söylenenlerin iftira ve belgelerin sahte olması durumunda televizyonun bürosunu kapatmak yerine yine aynı kanal vasıtasıyla konuşulanların asılsızlığını ortaya koyacak delilleri kamuoyuna açıklaması daha mantıklı olurdu. Çünkü böylesine ciddi iddiaları gündeme getiren kanalın etkilenen tarafa savunma hakkı verme ve onun elindeki delilleri de kamuoyuna açıklamasına imkân tanıma sorumluluğu vardır. Ayrıca el-Cezire'nin bu sorumluluğu yerine getirme duyarlılığı gösterdiği biliniyor.
Fetih'ten bazı kişiler 78 yaşındaki Kaddumi'nin bunama belirtileri gösterdiğini ileri sürdüler. Bir bilgi yaşlı birinin ağzından çıktığında etkilenenlerin sığınma yerleri "bunama" gerekçesi oluyor. Oysa bunamanın bir tanımı vardır ve Kaddumi'nin böyle bir belirti göstermediğini onu yakından tanıyan herkes biliyor. Ayrıca elinde önemli bilgi ve belgeler olduğunu, yeri ve zamanı geldiğinde açığa çıkaracağını önceden de söylüyordu. Eğer sebep bunama olsaydı, şartların hassasiyetini dikkate almadan daha bu meseleye dokunduğu günden itibaren ulu orta konuşurdu. Üstelik sadece laf üretmiyor sahteliği ispat edilemeyen belgeyle, bizzat Arafat tarafından ele geçirildiğini ve kendisine ulaştırıldığını söylediği belgeyle konuşuyor.
Aslında Arafat'ın zehirlenerek öldürüldüğü bundan önce de konuşuluyordu ve bazı önemli bilgilere işaret edilmişti. Bu işte Dahlan'ın parmağının olduğu hususu da gündeme gelmişti. Kaddumi'nin açıklamalarında yeni olan ise bu işte bizzat Abbas'ın parmağının olduğu, suikast planının yapıldığı toplantıya onun da katıldığı ve herhangi bir itirazda bulunmadığı bilgisidir. Zaten meselenin can damarına basan da işte bu bilgidir.
Anlaşıldığı kadarıyla Siyonist işgal devleti Fetih örgütü içinde kendi desteklediği Abbas kanadının yönetimi ele geçirmesi için, şartların ve zeminin müsait olduğu dönemin değerlendirilmesi amacıyla suikast yöntemini devreye sokmuş, Abbas ve kadrosu da ya bu yönteme sessiz kalmak ya da fiilen katkıda bulunmak suretiyle komploya iştirak etmiş böylece bir liderlik yarışına girilmeden gizli darbe yöntemiyle amaca ulaşılmıştır.
Bütün bu gelişmelerin Fetih içinde gerginliğe ve bölünmeye yol açacağı tahmin ediliyor. Arap dünyasının ileri gelen düşünür ve yazarlarından Fehmi Huveydi, Kaddumi'nin açıklamalarıyla birlikte örgüt içinde çatlakların kendini belli etmeye başladığını, bunun birtakım yazışmalarda açığa çıktığını ifade etti. Huveydi yorumunda, parçalanmış bir Fetih'in kendini işgal devleti karşısında daha zayıf hissedeceği ve onun yapacağı telkinlere daha fazla boyun eğeceği konusundaki endişelerini de dile getirdi.
Gelişmelerin tam da Fetih'in Ağustos ayı başında işgal altındaki topraklarda düzenlenmesi planlanan altıncı kongresi öncesine denk gelmesinin nasıl bir sonuç vereceğini de göreceğiz.