Çetelerden Çektiğimiz

16 Haziran 2006 Cuma, Vakit gazetesi

Resmi terörün ve eşkıyalığın, devletlerin derinlerine yerleşmiş birtakım karanlık güçlerin kontrolünde sürdürülmesi anlamına gelen modern çetecilik sadece belli bir ülkeye münhasır değil İslâm âleminin genelinin baş belasıdır. İşin en kötü tarafı ise bu çetelerin sahip oldukları imkânları değerlendirerek bazı medya organlarının gücünü satın alabilmeleri ve akı kara karayı ak göstererek kamuoyunu yanıltmalarıdır. Örneğin bir cinayet işlerler, bu cinayeti hedefe yerleştirdikleri, yıpratmak istedikleri oluşum ya da kişilerin üzerine atarak hem istemedikleri bir kişiyi tasfiye etme hem de onun kanıyla başkalarını kirletme gibi iki amacı birden gerçekleştirmiş olurlar.

Son günlerde Filistin'de yaşanan olaylar dünya kamuoyuna sürekli HAMAS- el-Fetih çatışmaları olarak lanse ediliyor. Üstelik bu çatışmaların el-Fetih'in İsrail'le barış içinde yaşama önerisinde bulunması üzerine şiddetlendiği gibi son derece gülünç bir iddia ortaya atılıyor. Sanki deniz kıyısında oyun oynayan çocukların üzerine top mermileri, okullarına giden çocukların üzerine roketler yağdıran İsrail kendisiyle barış içinde yaşanmaya elverişli bir devletmiş, el-Fetih bunu istiyormuş ama HAMAS karşı çıkıyormuş gibi intiba verilmeye çalışılıyor.

HAMAS'la el-Fetih arasında siyasi ihtilaf olduğu doğrudur. Zaten böyle bir ihtilaf olmasaydı, aynı çatı altında bir araya gelirlerdi. Ancak son günlerde yaşanan olaylar bu ihilafın yansıması değildir. Olayların asıl sebebi de Mahmud Abbas'ın iki devletli çözüm formülüyle ilgili tartışmalar değildir. Aşağıda sözünü edeceğimiz çeteler ve karanlık güçler bu tartışmaları, işgalci siyonistlerin işine yarayacak şekilde havayı ısıtmak amacıyla değerlendirmişlerdir.

Son günlerdeki şiddet olaylarının alevlendirilmesinde çakmak vazifesi gören, hatta bununla yetinmeyerek yangının üzerine sürekli benzin döken ana unsur Koruyucu Güvenlik Birimi adlı silahlı teşkilattır. Geçmiş dönemde oluşturulmuş ve Filistin'deki resmi yapılanmanın derinlerine yerleştirilmiştir. Adının koruyucu güvenlik olmasına rağmen her zaman güvenliği sarsan, suları bulandıran, karanlık cinayetlere imza atan bir teşkilat görevi yaptı. Başında görev alanların tümünün İsrail'le gizli ilişkilerinin ve görüşmelerinin olduğu tespit edildi, zaman zaman da muhtelif medya organlarınca gündeme getirildi.

Seçimleri HAMAS'ın kazanacağı anlaşılınca bazı hassas kurumlar hükümetin kontrolünden alınarak doğrudan başkana bağlandı. Gümrük, istihbarat, iç güvenlik ve radyo televizyon kurumları bunların içindeydi. Koruyucu Güvenlik Birimi de bunlardan biriydi. Dolayısıyla mevcut düzenlemeye göre hükümetin bu kurum üzerinde herhangi bir söz hakkı yok. Başkanın söz hakkı olsa da kullanabildiğini sanmıyoruz. Çünkü bu tür çeteler başlarına buyrukturlar ve bu güçlerini birtakım dış desteklerden alırlar. Ama bu desteklerin devam edebilmesi için de onların hatırına bir şeyler yapmaları gerekir. Filistin'deki çetelerden bu sıralarda fitne ateşini alevlemeleri isteniyor. Onlar da onu yapıyorlar.

Bu teşkilatın son dönemde şiddet olaylarını kızıştırmasının, muhtelif baskınları, kundaklamaları ve yağmalamaları organize etmesinin birkaç amacı var. Birinci amaç HAMAS hükümetini zayıf düşürmektir. İkinci amaç yaşanan olayları bir HAMAS - el-Fetih çatışması gibi lanse ederek ya da olaylara o görünümü kazandırarak bu iki hareket arasında herhangi bir yakınlaşmayı önlemektir. Koalisyon görüşmeleri sırasında el-Fetih'ten birçok kişi olumlu yaklaşımda bulununca söz konusu çetelerin adamları şiddetle tepki gösterdi, ortak hükümet kurulması durumunda ortalığı karıştıracakları tehdidinde bulundular. Üçüncü amaç HAMAS'ın vaadlerini yerine getirmesini önlemektir. Çünkü önceki hükümet döneminde yine bu çeteler yüzünden güvenlik yetersizliği sorunları yaşanıyordu ve HAMAS bu sorunun üzerine gitme, bunu çözüme kavuşturma vaadinde bulunmuştu. Dördüncü amaç yeni hükümetin geçmişte yapılan karanlık işlerin üzerine gitmesini, kirli çamaşırları ortaya dökmesini önlemektir. Ramallah'ta resmi kurumlara baskınlar düzenlenerek bilgisayarların ve evrakların gasp edilmesi, parlamento ve Bakanlar Kurulu binalarının kundaklanması bu amaç içindir.

Gazze'de HAMAS mensubu bazı gençlerin Koruyucu Güvenlik Birimi'ne mensup keskin nişancılar tarafından öldürüldüğü tespit edildi. Bu gençler çatışmada değil kasten vurularak öldürüldüler.

Müteakip yazımızda söz konusu çetelerin başını çeken bazı isimlerden ve medyanın olayları çarpıtmasıyla ilgili önemli bazı noktalardan söz edeceğiz.

Çetebaşıları ve Medya Saptırması

17 Haziran 2006 Cumartesi, Vakit gazetesi

Bugün bir önceki yazımızda sözünü ettiğimiz çetelerin bazı elebaşılarından söz edeceğiz. Elbetteki çetelerin ileri gelenleri bizim burada zikredeceklerimizden ibaret değildir. Ancak onların kimliklerinden ve izledikleri politikalardan biraz söz etmemizle işin arka planında duran niyetin ne olduğu ortaya çıkacaktır.

Önce iki önemli isimden söz etmek istiyoruz: Reşid Ebu Şubbak ve Muhammed Dahlân. Bunlardan birincisi hâlen Koruyucu Güvenlik Birimi'nin başı olduğundan son günlerde yaşanan kanlı olayların baş organizatörüdür. İkincisi ise işgal devletiyle ve ABD ile çok yakın ilişkilerinin olması sebebiyle karanlık hadiselerle ilgili hangi taşı kaldırsanız altından çıktığını görürsünüz. Bu ikisinin son günlerde Koruyucu Güvenlik Birimi'ne bağlı Ölüm Komandoları adıyla bir alt birim oluşturduklarına dair bilgiler ve belgeler Filistin medyasına yansıdı. Hatta Ölüm Komandoları Acil İntikam Mangası adına bir bildiri de yayınlandı. Ben kendim de bu bildiriyi okudum. Ancak içeriğini buraya aktararak yazı sütunumuzu onunla doldurmaya gerek görmüyorum. Sadece her tarafından fitne, tehdit ve kan kokusu alındığını belirtmekle yetiniyorum. Tabii tehdit edilenler, çocukları deniz kıyısında oynarken veya okullarına giderken top mermilerinin ya da roketlerin hedefi yapan siyonist işgalciler değil Filistin halkına hizmet etmek için harekete geçen, bu amaçla yönetimi devralan kadro.

Muhammed Dahlân'ın daha önce işgalci siyonistlerle gizli ilişkileri olması ve özellikle de özerk yönetim bünyesinde aldığı her görevde hortumculuk yapması sebebiyle zaten kötü bir imaja sahip olduğu biliniyor. Bu sebeple el-Fetih mensupları onun son seçimlerde aday yapılmasına tepki amacıyla protesto gösterileri düzenlemişlerdi. Ama bütün tepkilere rağmen yine de Abbas onu aday yaptı ve parlamentoya girmesini sağladı. Arafat döneminde başbakanlı hükümet sistemine geçilmesi için dış güçler tarafından baskı yapıldığında İsrail başbakanlık görevinin Dahlân'a verilmesini istemişti. Arafat kabul etmeyince Mahmud Abbas'a görev verilmesi sağlandı. Bu kez ABD ve İsrail, Dahlân'ın Abbas hükümetinde İçişleri bakanı yapılması için diretti. Arafat buna da itiraz edince bu kişinin içişlerinden sorumlu Devlet bakanı yapılması gibi ilginç bir formül üzerinde anlaşma sağlandı. Şimdi sormak gerekir: Acaba AB ve İsrail bu adamın böylesine önemli görevlere getirilmesinde niçin o kadar ısrar ediyor ve bu amaçla bütün baskı güçlerini, etkileme araçlarını kullanıyorlardı?

Reşid Ebu Şubbak son dönemde Mahmud Abbas tarafından, HAMAS hükümetinin bütün itirazlarına rağmen Koruyucu Güvenlik'in başına geçirildi. Bizim tahminimize göre onun böyle bir göreve getirilmesinde de ısrar eden İsrail olmuştur. Çünkü fitne ateşini alevlemek amacıyla göndereceği silahların teslim edileceği elin rahatça güveneceği bir el olmasını istiyordu.

Karanlık işlerin arkasında duran önemli çetebaşılarından biri de Cibril er-Recûb'dur. Ancak bu kişi bir dönem yolsuzluklarının, kirli işlerinin iyice gün yüzüne çıkması ve uzun süre gündem oluşturması sebebiyle biraz kenara çekilme ihtiyacı duymuştu. Son karışıklıklarda onun da payının olduğunu sanıyoruz.

Söz konusu çeteler ve elebaşıları işgalci siyonist devletin arzuladığı türden bir fitneyi alevleyebilmek için el-Fetih şemsiyesini kullanıyorlar. Örneğin şehit Prof. Abdülaziz Rantisi'nin kardeşi Dr. Salah Rantisi, Koruyucu Güvenlik'ten yüz kişilik bir grubun kendilerinin el-Fetih'in askeri kanadı el-Aksa Şehitleri Tugayları'na mensup oldukları iddiasıyla Han Yunus'taki kliniğine baskın düzenlediklerini ve kendini rehin aldıklarını dile getirdi. Oysa el-Fetih'in iktidarda olduğu dönemde bu şemsiyeyi kullanmıyorlardı. Bugün böyle bir yola başvurmaları amaçlarının fitne olduğunu gösteriyor.

HAMAS'ın askeri kanadı İzzettin Kassam Birlikleri'ne mensup Salah el-Estal ortada herhangi bir çatışma veya hareketlilik yokken Koruyucu Güvenlik'in Han Yunus müdürü Rifat Kellab'ın adamlarının attığı mermilerle şehit edildi. Cibaliya'nın Şucaiyye Meydanı'nda vurulan ve aldığı yaradan dolayı hayatını kaybeden Eşref en-Nebbahîn'i vuranların da Koruyucu Güvenlik'in adamları olduğu ailesi tarafından tespit edildi. Son olarak yine aynı çetenin adamları tarafından, HAMAS askeri kanadı komutanlarından Yasin İbrahim Huseyn de Han Yunus'ta arabasının pusuya düşürülmesi yoluyla vuruldu ve aldığı yaralardan dolayı dün sabah hayatını kaybetti. Bunların dışında daha birçok genç son günlerde söz konusu çetelerin saldırılarında şehit edildi. Hatta bir cenazenin kaldırılması esnasında cenazeye katılanlara saldırılması sebebiyle bir başka kişi öldürüldü. Bu yüzden HAMAS benzer bir olay yaşanmaması için Eşref en-Nebbahin'in cenazesinin kaldırılması için teşkilat adına tören düzenlemedi. Şunu da özellikle belirtelim ki HAMAS fitne ateşinin yayılmaması için bu cinayetlerin hiçbirine karşılık vermemiş ve herhangi bir çatışmaya da girmemiştir. Dolayısıyla olayların kamuoyuna çatışma olarak yansıtılması tamamen saptırmadır.

Ne yazık ki medya da aynen çetecilerin ağızlarını kullanarak fitne oyunlarına çanak tutuyor. Örneğin Ramallah'taki kundaklamalarla ilgili haberlerde el-Fetih mensuplarının HAMAS bürolarına saldırdığı ve HAMAS'a ait binaları yaktıkları yolunda haberler yayınlandı. Oysa saldıranlar söz konusu çeteler, yakılan binalar da HAMAS büroları değil parlamento ve bakanlar kurulu binaları başta olmak üzere muhtelif resmi binalardı. Gazze'deki olaylar da sürekli medya tarafından HAMAS - el-Fetih çatışması olarak yansıtıldı. Oysa olanlar söz konusu çetelere mensup ölüm mangalarının gerçekleştirdiği cinayetler, bu cinayetlere tepki amaçlı gösteriler ve öldürülenlerin aileleri ile yakınlarının Koruyucu Güvenlik'in elebaşılarına yönelik tepki eylemleridir. Bu olayların, Mahmud Abbas'ın gündeme getirdiği ve medya tarafından "İsrail'le barış içinde yaşama projesi" olarak adlandırılan normalde ise "iki devletli çözüm formülü" adı verilen formülle ilgili ihtilaftan kaynaklandığı da yine bir medya saptırması ve yanıltmasıdır. Bu formülün "barış" kavramıyla irtibatlandırılması da medya sihirbazlığından başka bir şey değildir.

eğildir.