Vahşetin Önünü Açan Fitne

Haziran 2007, Ribat dergisi

Fitne, Emperyalizmin Saldırı Metodu

Ribat'ın Mart sayısı için yazdığımız yazının başlığı "Filistin'de fitne oyunu" idi ve o yazımızda da Filistin'deki İslâmî direnişi yıpratma amacıyla devreye sokulan birilerinin sinsi oyunları hakkında ayrıntılı bilgi vermeye çalışmıştık. Çünkü ondan önce Filistin'de son derece üzücü olayların yaşandığı bir fitne dalgası ortaya çıkmıştı. Ribat'ın Ocak 2007 sayısı için yazdığımız "İşgalcinin fitne savaşı" başlıklı yazımızda ise çağdaş emperyalist güçlerin gerçekleştirdikleri işgallerde karşılarına çıkan direnişleri yıpratma amacıyla fitne stratejisini kullanmalarıyla ilgili bilgiler vermiş, bu konuda son dönemdeki gelişmelerden örnekler sunmuştuk. Dergimizin Mayıs 2007 sayısında yayınlanan "Irak'ta fitne vahşeti" başlıklı yazımız ise özellikle Irak'ta işgalin sürdürülmesi için kullanılan fitne stratejisinin ortaya çıkardığı vahşet, sebep olduğu insanlık dışı manzaralar hakkında değerlendirmeler yapmaya çalışmıştık.

Buradan da anlaşılacağı üzere Ribat için son altı ay içinde yazdığımız yazıların yüzde ellisi fitneyle ilgili. Tabii bu konuda yazdıklarımız sadece bunlardan ibaret kalmadı. Ayrıca muhtelif yayın organlarına konunun farklı boyutlarını ele alan değişik yazılar yazdık. Son dönemde fitne hakkında bu kadar çok yazı yazma ihtiyacı duymamız İslâm dünyasında özellikle son dönemde fitnenin ne boyutlarda etkisini gösterdiği, nasıl büyük acılara sebep olduğu hakkında fikir vermektedir. İslâm dünyası bir yandan işgal güçlerinin sınır tanımayan insanlık dışı saldırılarından dolayı acılar içinde kavranırken diğer yandan yine onların sinsi oyunlarıyla devreye sokulan "içerdeki düşman"ın arkadan hançer saplamasının yol açtığı acılara, ızdıraplara maruz kalmaktadır. Çünkü fitne emperyalizmin, işgal güçlerinin en etkili silahlarından biri, en tehlikeli savaş taktiğidir.

Filistin'de geçtiğimiz ay, Mekke anlaşması sonrasında uykuya çekilen fitnenin arka planda duran, görünen veya görünmeyen düşmanın elleriyle uyandırılmasından dolayı yine üzücü olaylar yaşandı. Bu olaylarla kendi yollarının açıldığını gören Siyonist işgalciler ise fırsatı değerlendirerek geniş çaplı bir saldırı başlatıp yeniden katliam gerçekleştirdiler. "Biz bu konunun tahlilini üç ay önce yayınlanan yazımızda yapmıştık" diyerek atlayamıyoruz. Çünkü olaylar muhtelif medya organları tarafından kamuoyuna farklı şekillerde yansıtılıyor. Yapılan yanıltmalar sebebiyle insanlarımız farklı kefelere konmaları gerekenleri aynı kefeye koyup yanıltıcı hükümlere varabiliyorlar. Biz, çifte zulüm tarafından haksızlığa uğratılanların en azından hatalı yaklaşım ve değerlendirme mağduru olmamaları için çaba harcamak gerektiğini düşündüğümüzden gelişmeleri tahlil edip okuyucularımızı doğru tespitlere ulaştıracağını umduğumuz bilgileri aktarmayı gerekli gördük.

Fitnenin Kaynağının Kurutulamaması

Ribat'ın Mart sayısında yayınlanan yazımızda üzerinde durduğumuz Mekke Anlaşması'yla fitne askıya alınmış ama kaynağı kurutulamamıştı. Tam aksine, işgalci Siyonistlerin ve ABD'nin dayatmalarına boyun eğen özerk yönetim başkanı Mahmud Abbas, fitnenin elebaşı olarak bilinen bir kişiyi yanına Güvenlik Danışmanı tayin etme hatasını bile işlemişti. Bu kişi, el-Fetih içinde de istenmediği, işgalci Siyonist devletin birçok ileri geleniyle gizli ilişkileri olduğu ve daha önceki fitne olaylarında sürekli başı çektiği bilinen Muhammed Dahlan'dı. Siyonist devletin ve ABD'nin dayatmalarıyla da olsa böyle birinin Güvenlik Danışmanı yapılması kuzuların kurda teslim edilmesi anlamına geliyordu ve onun orada konumunu koruması fitne tehlikesinin her zaman canlı kaldığını gösteriyordu. Gerek söz konusu tayin ve gerekse fitne çetesinin örgütsel yapısını korumasına fırsat verilmesi fitne ateşinin tümüyle söndürülemediğine, sadece üzerine kül çekildiğine, ama bu külün altında her an ormanı ateşe vermeye hazır tehlikeli bir kor olarak varlığını sürdürdüğüne delalet ediyordu.

Geri Adım Atmayan HAMAS'ı Yıpratma Çabaları

Gerek işgalci Siyonist devlet ve gerekse onu himaye eden uluslar arası emperyalizm ittifak hükümetinin Filistin İslâmî Direniş Hareketi (HAMAS)'ı bazı temel konularda tavize zorlamak için bir araç olarak kullanılabileceğini umuyordu. Hatta bu amaçla hizmetlerindeki medya organları vasıtasıyla bazı spekülasyonlar da yaptı, HAMAS'ın tavize yanaştığına, İsrail'i tanıyacağına, onunla masaya oturmaya hazırlandığına dair asılsız haberler de yayınladılar. Ama umdukları gerçekleşmeyince ve onu köşeye sıkıştırma amacıyla kullanılan ekonomik ambargonun delinmesi ihtimalleri ortaya çıkınca yeni çabalar harekete geçti. İşte Siyonist işgal devletiyle yakın irtibat içinde oldukları bilinen çete başlarının fitne için devreye sokulması bu çabaların bir yansımasıdır.

HAMAS Esir Pazarlıklarında da Taviz Vermedi

Siyonist devleti rahatsız eden en önemli hususlardan biri de esir pazarlığında HAMAS'ın geri adım atmamasıdır. Bu konuda Mısır'ın devreye girmesine ve hatta tehdit mahiyeti taşıyan açıklamalar yapmasına rağmen HAMAS, Filistinli tutsakların en azından kadın, çocuk, hasta, yaşlı ve bakıma muhtaç olanları ile milletvekillerinin tümü serbest bırakılmadıkça esir işgalci askerin serbest bırakılmayacağı kararından geri adım atmayacağını bildirdi. İşgal devleti hükümeti böyle bir pazarlığı kabul etmesini bir siyasi yenilgi olarak gördüğünden HAMAS'ın, elindeki esiri pazarlıksız bırakmaya zorlanmasını istiyordu. İlginçtir ki uluslar arası güçler Siyonist devletin zindanlarında yedi bin Filistinli tutsağın bulunmasını, bunların birçoğunun zikrettiğimiz özelliklerinden dolayı uluslar arası hukuka göre serbest bırakılmaları gerektiğini gündemlerine almazken işgal devletinin "siyasi yenilgi" korkusunu ortadan kaldırmak için HAMAS'ın askeri kanadının elindeki bir işgalci esirin serbest bırakılması için ellerinden geleni yapıyorlardı.

Winograd Raporu: Suçu Şahıslara Yükleyerek Devleti Kurtarma Çabası

Siyonist işgal devletinin 2006 yazında Güney Lübnan'da Hizbullah karşısında yenilgiye uğratılmasını tahlil eden Winograd raporu Siyonist işgal devletinde önemli bir çalkantıya yol açtı. Normalde bu rapor işgal devletinin yenilgiyi itiraf etmesi ve otokritik yapması olarak görülse de gerçekte suçu şahıslara yükleyerek devleti kurtarma çabasıdır. Çünkü uzun yıllardan buyana Siyonist devlet, hizmetindeki medya organları vasıtasıyla dünyaya bir yenilmez güç olarak kabul ettirilmiş, ama bu imajı Güney Lübnan savaşında ciddi şekilde sarsıntıya uğramıştır. Söz konusu raporla şahısların hataları üzerinde durularak devletin "yenilmez güç" imajının yeniden kurtarılmasına çalışıldı. Doğal olarak başta başbakan Ehud Olmert olmak üzere devletin üst kademesindeki yetkililerin suçlamaların hedefi yapılması da içeride önemli siyasi çalkantılara sebep oldu. Bundan dolayı işgal devleti yetkilileri çalkantıları Filistinlilerin içine itecek ve kendi içindeki gündemi değiştirecek yeni olaylara ihtiyaç duyuyordu. O sebeple sıkça bir Gazze Operasyonu'ndan söz ediyorlardı. Ancak böyle bir operasyonun başarısızlıkla sonuçlanması riski de vardı ve zaten ciddi sarsıntılar yaşayan Siyonist yönetimin ilk etapta bu riski göğüslemesi düşünülemezdi. Ondan dolayı önce içeride fitneyi ateşlemeye ihtiyaç duydu. Kendi hesabına çalışan çetecilerin bu amaçla devreye sokulması da hiç zor değildi.

İşgalcileri Zorlayan Füzeler

İşgal devleti bir yandan Güney Lübnan yenilgisini tartışırken ve bu tartışmanın yol açtığı çalkantılarla uğraşırken diğer yandan, gerçekleştirdiği tüm saldırılara Gazze'den gönderilen füzelerle cevap verilmesi Siyonist yöneticilerin sıkıntılarını iyice artırıyordu. Atılan füzelerin öncekilere nispetle daha çok tahrip edici olduğu ve hedefe daha iyi isabet ettiği gerçeğini ise kendileri itiraf etmek zorunda kalıyorlardı. Tabii Siyonist devlet bu füze saldırılarının kendisinin saldırgan tutumuna bir cevap olduğunu tartışmaya açmazken, Gazze yakınına inşa edilen Yahudi yerleşim merkezlerinde oluşan korkuyu bertaraf etmedeki acziyetinin üstünü örtmek için de sıkça Gazze Operasyonu planını gündeme getirme ihtiyacı duyuyordu. Ama zikrettiğimiz gibi böyle bir operasyonun önünün açılması için içerideki fitnecilerin devreye sokulmasına ihtiyacı vardı.

Ebu Cerad Cinayeti ve Fitne Ateşinin Alevlenmesi

Bütün bu gelişmelerin ardından fitne ateşinin kendini belli etmesi ve adeta bir kundaklama eylemi gibi Behâ Ebu Cerâd cinayetinin gerçekleştirilmesi rastlantı değildir. el-Fetih'in ileri gelen elemanlarından olan Ebu Cerad'ın örgütün içindeki fitneci çete tarafından öldürüldüğü ihtimali oldukça kuvvetliydi. HAMAS'ın veya askerî kanadının bu adamla herhangi bir sürtüşmesi ve fitneye yol açacak en ufak bir kıvılcımdan bile kaçınmaya çalışan bu hareketin böyle bir cinayeti gerçekleştirmesini makul kılacak hiçbir sebep yoktu. Zaten cinayet sonrası yaptığı açıklamalarda da kendisinin olayla ilgisinin olmadığını ve Ebu Cerâd'ın el-Fetih içindeki anlaşmazlıklar yüzünden öldürüldüğünü dile getirdi. Zaten söz konusu fitne çetesinin el-Fetih içinde de huzursuzluğa ve tepkilere yol açtığı biliniyordu. Nitekim el-Fetih'in askeri kanadı durumundaki el-Aksa Şehitleri muhtelif zamanlarda söz konusu çetenin İsrail hesabına çalıştığını vurgulayan açıklamalar yapmaktan çekinmemişti. Fakat fitne çetesinin yangını büyütmek için kundaklama yapmaya ihtiyacı vardı ve Ebu Cerâd cinayetini provokasyon amaçlı kullanabilmek için elinden geleni yaptı. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş oluyordu. Hem örgüt içinden bir istenmeyeni tasfiye hem de fitne ateşini büyütme amaçlı provokasyon.

Birileri Su Dökerken Diğerleri Benzin Döküyor

HAMAS mağdur edilen, haksızlığa uğratılan taraf olmasına rağmen sürekli ateşkes için ısrarlı davrandı. Ama fitneciler hep ateşkesin uygulanmaması için her ateşkesten sonra yeni bir saldırıyla ortalığı karıştırmaya çalıştılar. Bu tutum bizim daha önce de dile getirdiğimiz üzere birilerinin yangına su dökerken diğerlerinin benzin dökmesi anlamına geliyordu. Öte yandan ateşkesler uygulamaya geçmiyordu. Çünkü HAMAS, el-Fetih'in yönetimiyle bu konuda anlaşıyor, kan dökülmesinin durdurulması üzere ittifak sağlıyordu. Ama fitneci çete ateşkes ittifaklarında ortalıkta görünmüyor, hep perdenin arkasında kalıyordu. Yani ateşkeste taraf olmuyor, ama kavgada taraf oluyordu. Ne yazık ki böyle bir vakıa dünya kamuoyuna "kardeş kavgası" olarak yansıtılmaktadır. Yangına su dökenle benzin döken aynı kefeye konulduğundan suçlamalar her iki tarafı birden hedef alıyor. Böylece etnik mensubiyet itibariyle "kardeş" görünenlerin gerçekte Siyonist işgalcilerin hesaplarını kurtarma çabası içinde oldukları gerçeğini görmekten mahrum edilenlerin hatalı hükümleri saldırıların hedefi olanların iki kez haksızlığa uğratılmalarına yol açıyor.

Önü Açılan Siyonist Vahşetin Saldırıları

Önceleri Gazze Operasyonu'ndan sıkça söz etmesine rağmen bu konuda tereddütlü davranan Siyonist vahşetin Gazze'de fitne yangınını çıkardıktan sonra cesaretlenmesi ve büyük bir katliama sebep olan saldırı başlatması düşündürücüdür. Zaten fitneci çeteye yüklenen görev de böyle bir saldırının önünü açmaktı. Ne yazık ki Filistin direnişine karşı uluslar arası ambargo uygulayan güçler de Siyonist vahşet karşısında sessiz kalarak ona cesaret vermektedirler. Aynı haksızlığı Arap ülkelerindeki ihanet yönetimlerinin de yaptığını vurgulamak gerekir. Bütün bunlardan cesaret ve güç alan Siyonist devlet vahşette sınır tanımayarak aileleri topluca yok eden vahşi saldırılar gerçekleştirmekte tereddüt etmiyor.

Olmert'i Kurtarma Operasyonu

Siyonist devletin saldırısı, muhtelif medya organları tarafından HAMAS'ın saldırılarına misilleme olarak yansıtıldı. Bu tarz yansıtma da Siyonist saldırgan güçlerin cesaretini artırmaktadır. Oysa işin gerçeğinde asıl misilleme HAMAS'ın roket saldırılarıdır. Çünkü bu saldırılar işgal devletinin Filistin hedeflerine yönelik saldırılarına ve cinayetlerine misillemedir. İşgal devletinin son Gazze Operasyonu'nun asıl amacı ise Olmert hükümetinin siyasi imajını kurtarmaktır. Çünkü daha önce de dile getirdiğimiz üzere Winograd Raporu'nun açıklanması sonrasında sarsıntı geçiren Olmert hükümetinin kurtarılması için böyle bir vahşi saldırıya ihtiyaç duyuldu. Söz konusu rapor suçu kişilere yükleyerek İsrail devletini kurtarma raporuydu. Gazze saldırısı ise hem gündem değiştirerek, hem de Filistinlilere darbe vurarak Olmert hükümetini kurtarma operasyonuydu.

asyonuydu.