Yalansavar

22 Haziran 2007 Cuma, Vakit gazetesi

Filistin'de yaşanan olaylarla ilgili olarak emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden medya organlarının yalan ve çarpıtmalara devam etmesi sebebiyle biz de bu çarpıtmaların üzerine gitme çabalarımızı sürdürmek zorundayız. Son gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgiler içeren bir dosya hazırladık. Bu dosyamız Milli Gazete'de dizi yazı şeklinde yayınlanıyor. Aynı dosyayı Web sitemizde de (www.vahdet.com.tr) bulabilirsiniz. Hadiseleri daha başka boyutlarıyla ve bugünkü duruma gelinmesine sebep olan gelişmelerle birlikte biraz geniş zaman açısıyla ele alan bir başka dosyamız da inşallah yakında Vakit'te yayınlanacak. Bu dosyalar okuyucularımızın gelişmeler hakkında bilgi edinmeleri ve zihinlerinde kanaat oluşması için hazırlanmıştır. Fakat medyanın Filistin'deki İslâmî hareketi yıpratma amacına yönelik çarpıtmaları ve saptırmaları devam ediyor. Özellikle olayların yansıtılmasında kullanılan üslubun tamamen Siyonist işgalcilerle işbirliği içinde olanları temize çıkarıp İslâmî hareketi yıpratma amacına yönelik olduğu çok açık bir şekilde görülüyor. Bu yüzden biz de çarpıtmalar hakkında bazı hatırlatmalarda bulunmaya devam edeceğiz.

Bir haberde "Gazze'de ölüm ve açlık kol kola" başlığı kullanılmış. Yıpratma amacı daha başlıkta kendini gösteriyor. Oysa fitne çetesinin Gazze'yi terk etmesinden sonra insanlar can güvenliğine kavuştu. Aynı muhabir haberin sonuna doğru, kendilerine rehberlik eden HAMAS komutanının "kılınıza bile dokunulmayacak" dediği için çelik yeleklerini çıkardıklarını ve onun gözetiminde rahatça dolaştıklarını dile getirerek başlıkla çelişkiye düşüyor.

Aynı haberde "Filistin'deki iktidar kavgasının ardından HAMAS'ın kontrolüne geçen Gazze'de…" ifadesi kullanılmış. Oysa Gazze'de yaşananlar iktidar kavgası değildir. Konuyla ilgili dosyalarımızı okuduğunuzda olayların arkasında duran gerçekleri öğreneceksiniz. HAMAS, fitnecilerin oyunlarının bozulması ve Gazze'de el-Fetih'le iktidarı paylaşmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Ama Dahlân çetesi artık işi iyice ileri götürmüş ve işgal güçlerinin eline verdiği öldürülecekler listesinde yer alanların tümünü ortadan kaldırmak için infaz saldırıları başlatmıştı.

İşgal devletinin tecrit politikasından dolayı Gazze'de sıkıntı var. Ama bundan dolayı neden Siyonist vahşet, tecrit ve kuşatma sorgulanmıyor da HAMAS'ın fitnenin kaynağını kurutma operasyonu sorguya çekiliyor. Yoksa Gazze'deki HAMAS mensupları aç kalmayıp da karınları tok olarak öldürülmek için Dahlân çetesinin adamlarına cinayetlerini sürdürme fırsatı mı vermeliydiler? Filistin'de Siyonist kuşatma devam ediyor ve bundan dolayı insanlarımız sıkıntı çekiyor, açlığa, zulme maruz kalıyorlarsa "ben Müslümanım" diyen herkesin kendini hesaba çekmesi gerekir. Çünkü Yüce Allah bizden bunu istiyor: "Size ne oluyor da, Allah yolunda ve "Ey Rabb'imiz! Halkı zalim olan şu kasabadan bizi çıkar; bize kendi katından bir veli (koruyucu, sahip) gönder, bize kendi katından bir yardımcı gönder" diyen zayıf düşürülmüş erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?" (Nisa,4/75) O zayıf düşürülmüş insanlar için hiçbir şey yapmıyorsanız hiç olmazsa iftira zulmüne ortak olmayın, ortak olanları da uyarın.

Erez sınır kapısına toplanan kalabalıklar HAMAS otoritesinden kaçanlar değil, işgalci Siyonistler tarafından Batı Yaka'ya geçirilen Dahlân çetesi mensuplarının eşleri ve çocuklarıdır. Onlara zulmeden da HAMAS otoritesi değil Siyonist işgal devletidir.

Gazze'de bazı el-Fetih binalarının yıkıldığı iddia ediliyor. HAMAS otoriteyi ele geçirdikten sonra kimsenin binasını yıkmadı ve yağmalamadı. Öncesinde de bazı binaların tasfiye operasyonunda zarar gördüğü doğrudur. Ama yıkılan ve yakılan binaların çoğu Dahlân çetesinin saldırılarının ve kundaklamalarının eserleridir. O çetenin attığı roketlere, füzelere, çıkardıkları yangınlara binalar dayanamadı. Aynı çetenin adamları şimdi Batı Yaka'da yakıp yıkıyorlar. Ne kadar ilginçtir ki medya, onların Batı Yaka'da sergiledikleri vahşeti konuşmazken Gazze'de yine onların yakma ve yıkmalarının eserlerini HAMAS hâkimiyetine mal etmeye çalışarak gerçekleri çarpıtıyor.

Son dönemde Gazze'de yaşananlardan dolayı Filistin'deki İslâmî Direniş'i yıpratma faaliyetlerinin önemli boyutlarından birini isimlendirmeler ve yakıştırmalar oluşturmaktadır. Bunların bazılarından daha önce değişik yazılarımızda ve konuşmalarımızda söz ettik. Biri de "Hamasistan" yakıştırmasıdır. Bu, çirkin bir yakıştırmadır. Siyonist devletin ürettiği bombaya "Yahudi bombası", ABD'nin ürettiğine "haçlı bombası", Hindistan'ın ürettiğine "Hindu bombası" denmezken Pakistan'ın ürettiğine "İslâm bombası" denmesine benziyor.

1994 Kahire Anlaşması'ndan sonra Gazze ve Eriha'da oluşturulan özerk yönetimin başına el-Fetih geçti ve 2006 seçimlerine kadar yönetimde kaldı. Kimse özerk yönetim bölgelerine Fetihistan demedi. Dahlân çetesinin adamları Gazze'den sürülünce neden orası Hamasistan oluyor?

Bir gazetede yayınlanan haberde, muhabirin kendilerini götüren taksinin şoförünün "burası artık Hamasistan oldu" dediği iddiası da bana hiç inandırıcı gelmiyor. Çünkü "istan" eki Arapça değildir ve Araplar yeni bir kelime üretirken Arapça olmayan eki kullanmazlar. Bu iddia karalama kampanyasında önden gitmeye çalışan muhabirin uydurması gibi görünüyor.

Özerk yönetim başkanı Abbas'ı da belge telaşı sardığından, kendisine gelebilecek taşların önünü kesmek amacıyla iftiralara başvuruyor. Ama iftiralarındaki tutarsızlık saçmaladığını hemen belli ediyor. Bunlardan biri HAMAS'ın kendisine suikast amacıyla geçeceği yolun altına tünel kazdığı ve içine 250 kg patlayıcı yerleştirdiği iddiasıydı. Oysa HAMAS'ın askeri kanadı hiçbir zaman ona karşı bir suikast girişiminde bulunmadı. Böyle bir niyeti olsaydı tünel kazmaya, 250 kg patlayıcı yerleştirmeye de ihtiyaç duymazdı. İzzettin Kassam Birlikleri sözcüsü Ebu Ubeyde konuyla ilgili açıklamasında bu tünelleri işgalci düşmanın Gazze'ye yönelik saldırı planlarına karşı hazırlık amacıyla kazdıklarını, kimseye karşı bir suikast hazırlıklarının olmadığını dile getirdi.

Aslında bu tünellerin işgalcilerin gözünü korkuttuğu ve geçtiğimiz Mayıs ayı sonunda gündeme getirdiği Gazze'ye yönelik kara operasyonu planından bu yüzden vazgeçtiği bilinmektedir. Nitekim Gazze'den işgal güçlerini çekmelerinden önce en büyük askerî merkezi böyle bir tünelle havaya uçurulmuştu ve eylemin görüntüleri de HAMAS askerî kanadınca basın yayın organlarına dağıtılmıştı. O sebeple işbirlikçiler vasıtasıyla bu tüneller hakkında saptırma yaparak kapatılmasını sağlamak istiyor. Nitekim daha önce de işbirlikçi çetenin başı Muhammed Dahlân, HAMAS'ın o tünellere el-Fetih'e karşı kullanacağı silahları sakladığı iddiasında bulunmuştu. Şimdi de Abbas'ın böyle bir iftirayı gündeme getirmesi Siyonist devletin sinsi politikasına hizmetten başka bir işe yaramıyor.

Abbas'ın iftiralarından biri de Gazze'deki Hıristiyan okullarının HAMAS milisleri tarafından vurulduğu iddiasıydı. Onun bu iddiasının da bir saçmalamadan ibaret olduğu bizzat Kudüs patriğinin vakit kaybetmeden yaptığı açıklamayla ortaya kondu. Patrik Mişel Sabbah, Abbas'ın iddiasının doğru olmadığını binaların çatışmalarda rasgele isabet eden mermilerden ve birtakım sorumsuz kişilerin binalara girmesinden dolayı zarar gördüğünü dile getirdi. Patrik, yapılanların sadece Hıristiyan okullarına ve binalarına değil tüm Filistin'e karşı işlenmiş bir ayıp olduğunu ve bundan dolayı HAMAS'ı sorumlu göstermenin haksızlık olacağını ifade etti.

Bugünlerde Filistin'deki İslâmî Direniş'i yıpratma amaçlı kampanyaların bir boyutunu da belli çevrelerin yönlendirdiği ve bilerek ya da bilmeyerek uluslar arası emperyalizmin politikalarına hizmet eden organların gözetiminde gerçekleştirilen anketler oluşturmaktadır. Ülkemizde de bazı medya organları o anketlerin sonuçlarını sanki önemli akademik bilgilermiş gibi alıp kullanıyorlar. Oysa çağımızda özellikle yönlendirme amaçlı yapılan anketler psikolojik etkileme stratejisine dayanan bir yalan söyleme tarzıdır.

Mahmud Abbas, Batı Yaka'da ikinci bir hükümet oluşturdu ama o bölgedeki parlamentoda da çoğunluk yine HAMAS'ta. Bu sebeple kukla hükümet güvenoyu istemeye bile cesaret edemiyor. Ondan dolayı yeni bir seçim isteniyor. İşgalci askerlerle Dahlân çetesi militanlarının silahlarının gölgesinde ve emperyalizmin gözetiminde yapılacak seçimlerin dürüstçe olamayacağını aklı başında herkes tahmin eder. Böyle bir seçimin sosyo-psikolojik zemininin oluşturulması amacıyla o anketlere başvurulmaktadır. Okuyucularımıza ve tüm basın organlarına bu tür anketlerin sonuçlarının da saçma ve gerçeklerden uzak olduğunu hatırlatalım.

Filistin'deki gelişmeler hakkında yalan fırtınası son dönemde öylesine şiddetlendi ki bizim günlük yazılarımızla bunlarla baş etmemiz mümkün görünmüyor. Bu yüzden siz değerli okuyucularımıza da görev düşüyor. Söz konusu yalan fırtınasında rol alan medya organlarına uyarıda bulunabilir, tepki gösterebilirsiniz. Ama tepkilerinizi e-mail mesajlarıyla iletmemenizi özellikle tavsiye ediyoruz. Çünkü e-mail mesajları eğer doğrudan yazarın veya muhabirin kendine gönderilmezse herhangi bir etki göstermiyor, birçoğunun içeriğine bile bakılmıyor. Bu yüzden en etkili metot telefon ederek bir yetkiliyle görüşüp gerekli uyarıyı veya hatırlatmayı yapmaktır.

tır.