Filistin'e Fitne Oyunu

Mart 2007, Ribat dergisi

Filistin halkı Siyonist işgal ve uluslar arası emperyalizmin ona destek vermesi sebebiyle süre giden bir musibet ve sıkıntıyla karşı karşıyadır. Bu musibet sebebiyle yaşanan olaylar rutin hale geldiğinden dünya kamuoyunda ve İslâm coğrafyasında çok fazla bir hareketliliğe de sebep olmuyor. Ancak geçtiğimiz ay içinde yaşanan fitne olayları belki Siyonist işgalden dolayı vuku bulan olaylardan daha fazla üzüntüye sebep oldu. Gerçi bu fitnenin arkasında da yine Siyonist işgal ve ona her bakımdan destek veren uluslar arası emperyalizm vardı. Fakat gelişmelerin tabiatı gereği hadiseler bir kardeş kavgası olarak yansıtıldı ve öyle algılandı. Bir yönüyle de öyleydi. Ama sonuç her bakımdan üzücü ve rahatsız edici olsa da hadiselere doğru teşhis konması isabetli hüküm vermekte bize yardımcı olacaktır. En azından haksız bir şekilde mağdur edilenlerin zihinlerde de mahkûm edilmemesi için ihtiyatlı davranılması sağlanmış olacaktır.

Biz bu konuda, sıcak gelişmelerin devam ettiği günlerde "Gazze'de Neler Oluyor?" ve "Fitneye Silah İthali" başlıklarını taşıyan iki ayrı dosya hazırladık. Bunlardan birincisi Vakit gazetesinde ve muhtelif Web sitelerinde yayınlandı. İkincisi ise sadece Internet sitelerinde yayınlandı. Her ikisini de kendi kişisel Web sitemizde (www.vahdet.com.tr) bulmanız mümkündür. Bu dosyaları okuduğunuzda olayların gelişme süreciyle ilgili biraz daha ayrıntılı bilgiler edinebilirsiniz. Fakat bu ayki yazımızda özet bilgilerle söz konusu gelişmelerin genel bir değerlendirmesini yaparak siz değerli Ribat okuyucularını merak ettiğinizi tahmin ettiğimiz bu konuda bilgilendirmek istedik.

Siyonistler Hep Fitne Peşinde

Filistin toprakları üzerindeki haksız işgallerini sürdürmek amacıyla sürekli şiddete başvuran Siyonistler karşılarındaki direnişi yıpratmak amacıyla fitneden yararlanmaya birçok kez çalıştılar. Onların şimdiye kadar bu konudaki oyunlarını bozan İslâmî hareketin ihtiyatlı ve sabırlı tutumu oldu.

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de bugünkü Siyonist işgal devletine yön veren anlayışın sahiplerinden söz ederken şöyle buyurur: "Ne zaman savaş için bir ateş yaksalar Allah onu söndürür. Onlar ayrıca yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çabalarlar. Allah ise bozguncuları sevmez." (Maide, 5/64) Yüce Allah'ın onların yaktığı savaş ateşini söndürmesi ıslah edici kullarını devreye sokmasıyla ve kendilerini muvaffak kılmasıyla olmaktadır. Filistin'de de hep öyle olmuştur. İşgalciler sürekli Filistinlileri birbirine kırdırmak için fitne ateşini yakmış, İslâmî hareket ve hassasiyet sahipleri ise bu ateşin yayılmasını önlemek, onu bir an önce söndürmek için çalışmışlardır. Tıpkı birilerinin ormanı ateşe vermesi, birilerinin de itfaiye erleri gibi yangının üzerine su dökmek için koşuşturması gibi.

HAMAS İktidarına Tahammülsüzlük

HAMAS Filistin halkının büyük bir çoğunluğunu temsil ettiği halde 1993'te Oslo sürecinin başlatılması sırasında bu hareketin görüşüne bile başvurulmadı. Çünkü böyle bir sürecin başlatılmasına karşı çıkacağı ve işgale karşı direnişte kararlılık yolunu seçeceği biliniyordu. Buna rağmen HAMAS işgalcilerle masaya oturup anlaşma imzalayanlara karşı herhangi bir şekilde kuvvete başvurmadı. Mayıs 1994 Kahire Anlaşması'yla oluşturulan özerk yönetimin kontrolü tamamen el-Fetih mensuplarının eline verildi. İslâmî hareket buna karşı herhangi bir tahammülsüzlük göstermedi ve iktidar kavgasına girmedi. Aradan on yıl geçtikten sonra 2006 yılında gerçekleştirilen seçimlere HAMAS'ın iştirak etmesinin iki sebebi vardı: Özerk yönetimin yanlış politikalarından kaynaklanan ahlâkî çözülme ve el-Fetih'in içindeki menfaatçi grubun yolsuzlukları yüzünden zaten yoksulluk içinde yaşayan Filistin halkının var olan ulusal servetinin de büyük bir bölümünün belli kişilerin ceplerine aktarılması. HAMAS seçimlere iştirak ederek parlamentoya girmek suretiyle en azından murakabe yoluyla bu iki mesele başta olmak üzere Filistin halkını sıkıntıya sokan problemlerin çözümü için müdahil olmak istiyordu. İktidarı ele geçirme gibi bir amacı yoktu, bunu kendi maslahatına da uygun görmüyordu. Ama Filistin halkının gösterdiği büyük teveccüh ona parlamentoda ağırlıklı çoğunluğu kazandırdı. Böyle olmasına rağmen yine HAMAS, el-Fetih'in de iştirak edeceği bir ulusal ittifak hükümeti oluşturmak için iki ay pazarlığı sürdürdü. Ama el-Fetih'in siyasi kanadına yön veren birtakım kişiler, ABD'nin havuç sopa politikasından etkilenerek böyle bir hükümete girmeyip HAMAS hükümetini uluslar arası baskılarla, emperyalist tehditlerle karşı karşıya bırakmayı tercih ettiler. Keşke bu kadarla yetinselerdi. Emperyalist baskılar karşısında boyun eğmediğini, direndiğini bu sebeple de hem Filistin halkının hem de İslâm dünyasının sıcak ilgisine mazhar olduğunu gördükleri HAMAS'ı yıpratmak amacıyla fitne politikalarını devreye sokmaya, ortalığı karıştırmaya başladılar. Bu fitne politikalarını devreye sokmada en aktif rol oynayan kişi ise örgüt içindeki menfaatçi mafyanın başını çektiği ve Siyonist devletle yakın irtibat içinde olduğu bilinen Muhammed Dahlân'dı.

Şam Buluşması Rahatsız Etti

el-Fetih içindeki fitneci çetenin, uluslar arası emperyalizmin ambargosundan kaynaklanan problemi çözmek ve ambargo duvarını aşmak için İslâm dünyasına diplomatik çıkartma yapan başbakan İsmail Heniyye'yi Rafah sınır kapısında silahlarla karşıladığı belki hatırlanacaktır. Gazze bölgesindeki fitne ateşini alevleyen en önemli olay da bu oldu. Bu olayda saldırıyı gerçekleştirenlerin el-Fetih içindeki mafyacı çete, zarar görenlerin ise Filistin halkının sorunlarına çözüm bulmak için büyük zorluklara katlanan HAMAS hareketi ve onun hükümetteki elemanları olduğu çok açık bir şekilde ortadaydı. Böyle olmasına rağmen yine de fitne ateşini söndürmek için çaba sarf eden HAMAS oldu. Bu amaçla hareketin Siyasi Birim başkanı Halid Meş'al, özerk yönetim başkanı Mahmud Abbas'ın Suriye ziyaretini bir fırsat olarak değerlendirdi. Şam ziyareti esnasında Meş'al'le görüşme konusunda son ana kadar tereddütlü davranan Abbas, Suriye yönetiminin aracılığı ile görüşmeyi kabul etti. Görüşmede iç çatışmaların kesinlikle reddedilmesi, ihtilaflı konularda diyalog dilinin kullanılması, ulusal ittifak hükümeti kurulması için bir diyalog komitesi oluşturulması, Filistinlilerin haklarının savunulması, geçici sınırlara sahip devlet teorisinin reddi üzerinde ittifak sağlandı. Ama bu ittifak işgalci Siyonist devleti ve onunla işbirliği içinde olan bu yüzden de fitne ateşini alevlemek için çalışan yani sürekli ormana sabotaj düzenleyen mafyacı çeteyi rahatsız etti.

Anlaşmaya Suikast

Şam ittifakından rahatsız olan işgalci devlet ve onunla işbirliği içindeki mafyacı çete bu ittifakın uygulamaya geçirilmesini istemiyordu. Bu yüzden ilk iş olarak ona karşı bir sabotaj düzenlemek suretiyle yeniden ortalığı karıştırmak istiyordu. Şam'daki ittifakın basına açıklanmasının üzerinden daha 24 saat geçmeden Gazze'de İçişleri bakanlığına bağlı Tenfiz Kuvvetleri'ne yani güvenlik teşkilatına ait bir jeepe bombalı suikast düzenlenmesi bu amaç içindi. Saldırıda Tenfiz Kuvvetleri elemanlarından bir komiser hemen olay yerinde hayatını kaybederken altı kişi de yaralandı. Yaralananlardan birinin durumu ağırdı ve o da ertesi gün hastanede hayatını kaybetti. Bu saldırı gerçekte Şam ittifakına düzenlenmiş bir suikasttı. Nitekim amacına da ulaştı, çünkü devamında yaşanan olaylar sebebiyle Şam ittifakı daha hayata geçirilmeden öldürüldü. Yani bir bakıma ölü doğmuş oldu.

İçişleri Bakanlığı elemanları jeepe suikast düzenleyenlerin kimler olduğu hakkında önemli ipuçları elde etmişti. Bu sebeple suçluları ortaya çıkarmak için harekete geçti. Ama mafyacı çetenin elemanları hem suçluların yakalanmasını engellemek, hem de ortalığı daha fazla karıştırmak amacıyla başka saldırılar düzenlediler. Hedef aldıkları en önemli noktalardan biri de el-Hidaye Camisi'ydi. Bu camiye yönelik saldırılarını haklı göstermek için camide HAMAS'ın askeri kanadı durumundaki İzzettin Kassam Birlikleri'nin silah bulundurduklarını ileri sürdüler. Namaz sonrası yaptıkları baskın ve saldırıda herhangi bir silah bulamayınca da mushaflardan intikam almaya kalkışmış, bazı mushafları ve dinî kitapları yerlere savurmuşlardı. Saldırıda namazdan çıkan birçok kişi de mafyacı çetenin elemanlarının silahlarına hedef oldu.

Dahlân'ın Tünelleri

Mafyacı çetenin başı durumundaki Muhammed Dahlân bir yandan ortalığı karıştırırken, bir yandan da hem suçlu hem güçlü pozisyonuna bürünerek medyanın etkileme gücünü HAMAS aleyhine kullanabilmek için iftira kampanyası yürütüyordu. el-Hidaye camisinin İzzettin Kassam Birlikleri tarafından silah deposu olarak kullanıldığını iddia ettiği gibi HAMAS'ın el-Fetih'in ileri gelenlerine suikast düzenleme amacıyla Gazze'nin muhtelif bölgelerine tüneller kazdığı iddiasında bulundu. Oysa bu tünellerin işgalci Siyonistlerin saldırılarına karşı savunma ve eylem hazırlığı için kazıldığı biliniyordu. Ama Dahlân bu iddiasıyla hem iftira yoluyla üste çıkmak hem de Siyonist devletin saldırılarına karşı yapılan bir ön hazırlığı deşifre etmek, onu suç unsuru olarak gösterip ortadan kaldırtmak istiyordu. Böyle bir amacın gerçekleştirilmesinin ise en çok işgalci Siyonistleri rahatlatacağı biliniyordu. Sadece bu gerçek üzerinde düşünülmesi bile Dahlân'ın kimlere hizmet ettiğini anlamak için yeterli olacaktır.

Fitneye Silah İthali

Bütün bu olayların üzerinden fazla zaman geçmeden Gazze bölgesine tırlarla silah nakledilmesi sebebiyle önemli olaylar yaşandı. Ama bu olaylar da kamuoyuna çarpıtılarak ve ters yüz edilerek yansıtıldı.

Gazze'deki fitne olaylarının yaşanmasından sonra özerk yönetim başkanlığına bağlı geniş çaplı bir silahlı güç oluşturulacağı ve bu gücün ihtiyaç duyacağı silah ve teçhizatın İsrail tarafından yahut onun aracılığıyla temin edileceği söylentileri ortalıkta dolaşmaya başladı. Tam o sırada hiç beklenmedik bir şekilde Gazze'nin güneydoğu sınırında yer alan Kerem Sâlim kapısından esrarengiz bir şekilde tırların giriş yaptığı görüldü. Bunlardan şüphelenen İçişleri Bakanlığı güvenlik elemanları tırlardan ikisini durdurup arayınca silah taşıdıklarını tespit etti ve el koydular. Silahlarına el konulmasını ve ayıplarının açığa çıkarılmasını kabullenemeyen mafya çetesinin elemanları Gazze'nin değişik bölgelerinde İçişleri Bakanlığı'nın güvenlik elemanlarına, Gazze İslâm Üniversitesi'ne ve değişik resmî binalara saldırılar düzenlediler. Medya ise olayı HAMAS elemanlarının tırlara saldırması sonucu çatışma çıkması olarak yansıttı.

ABD ve İsrail Fitneye Yatırım Yapıyor

Gerek bu silahların ortaya çıkarılması ve gerekse HAMAS hükümetinin yıpratılması amacıyla uygulamaya konması istenen planlara hem ABD hem de İsrail tarafından para yardımı yapılması bu ikisinin fitneye yatırım yaptıklarını çok açık bir şekilde gözler önüne seriyordu. ABD'nin bu amaçla 84 milyon dolar para yardımı yaptığı, İsrail işgal devletinin de Filistinlilerin vergilerinden bloke edilen paralardan 100 milyon doları bu amaçla transfer ettiği haberlerde dile getirildi.

Ateşe Benzin Dökenle Su Döken Bir midir?

Bütün bu olaylar kamuoyuna yansıtılırken, gölgede kalan gerçekler dikkatlere sunulmadan sadece "kardeş kavgası" başlığı altında toplanan genelleyici yorumlar yapılırsa hadiselerde taraf durumunda olanların tümü aynı kefeye konmuş olur. Oysa gerçekte olayların iki tarafı olsa da bunlardan birinin ateşe benzin diğerinin ise su döktüğünün de dikkatten uzak tutulmaması gerekir. Aksi takdirde doğru teşhis yapılamaz ve doğru hükme yaklaşılması mümkün olamaz.

Mekke Anlaşması

Zikrettiğimiz olaylarda ve bu olaylara bağlı olarak vuku bulan çatışmalarda birinci derecede zarar gören HAMAS mensupları oldu. Hadiselerden kaynaklanan sonuçlara bakılırsa bu çok rahat görülecektir. Böyle olmasına rağmen yine de fitne ateşinin söndürülmesi için çaba sarf eden, fedakârlık gösteren HAMAS oldu. Fitne ateşinin söndürülmesi ve olayların durdurulması için Suudi Arabistan kralının devreye girmesini isteyen HAMAS'tır. Oysa medyada bu gerçek pek öne çıkmamış, daha çok Suud kralının arabuluculuğuna temas edilmiştir. Kral Abdullah'ın arabuluculuğu elbette takdire değer bir harekettir. Ama saldırılara hedef olan, haksızlığa uğratılan Filistin İslâmî Direniş Hareketi'nin ateşi söndürme çabası ve bu amaçla fedakârlıkta bulunmaktan çekinmemesi de takdir edilmelidir.

Mescidi Aksa'ya Komplo

Filistin içinde kendileriyle işbirliği yaptığı mafyacı çetenin ortalığı karıştırmasını fırsat bilen Siyonist devletin Mescidi Aksa'ya komplo düzenlemek amacıyla el-Meğaribe kapısına giden yol üzerinde kazı yapmasının zamanlaması dikkat çekicidir. Biz bu konu hakkında "Mescidi Aksa'ya Tecavüz" başlığı altında ayrıca yazı yazarak bilgi vermeye çalıştık. Bu yazımızı da Web sitemizde bulabilirsiniz.

ulabilirsiniz.