Bir Dosya

Filistin'deki Fitne Bombalarının Tahlili

Ahmet Varol

Filistin'de geçtiğimiz ayın sonlarına doğru yine bir kargaşa ve bazı çatışmalar oldu. Bu olaylar da Türkiye'deki kamuoyuna bazen "kardeş kavgası" havası içinde, bazen de tamamen çarpıtılarak zalimin mazlum mazlumun zalim olarak gösterilmesi suretiyle lanse edildi. Biz o zaman olayların çarpıtıldığına ve gerçeklerin saptırıldığına dikkat çeken, gelişmeler hakkında da özet bilgiler içeren bir yazı yazmıştık. Ancak hadiselerin arka planı hakkında da biraz daha ayrıntılı bilgilere yer veren bir dosya hazırlanmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorduk. Fakat fitne ateşinin henüz tam olarak söndürülemediği ve hadiselerin kısmen devam ettiği sırada bir Beyrut seyahatimiz oldu. Bu seyahatimiz aşağıda vereceğimiz bilgilerden de anlaşılacağı üzere hadiselerin arka planı hakkında biraz daha yakından bilgi edinme imkânı bulmamız açısından yarar sağladı. Ama gerek seyahat gerek sonrasındaki meşguliyetlerimiz sebebiyle konu hakkında düşündüğümüz dosyayı hazırlama işini geciktirmek zorunda kaldık. Öyle olsa da hem hadisenin arka planının aydınlatılması hem de, Filistin direnişini arkadan hançerlemek isteyenlerin fitne ateşinden yararlanma çabaları sona ermeyeceği için niyet ve metotlarının bilinmesi açısından bu bilgilerin aktarılmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Beyrut seyahatimizin bize verdiği imkânlardan yararlanarak edindiğimiz bilgilerin sadece bizde kalmaması, gerçekleri öğrenmeye talip değerli kardeşlerimizle de paylaşılması için gecikmeli de olsa yazıya dökülmesinin bir ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.

Bektaşi Felsefesiyle Habercilik

Çağımızda emperyalist güçlere ve onların himayesi altındaki fitne odaklarına hizmet eden medya organlarının habercilik anlayışı, sarhoşken namaza yaklaşılmamasını emreden âyetin sadece "namaza yaklaşmayın" bölümünü okuyup yaptığı işi delillendirmeye çalışan meşhur Bektaşi felsefesiyle tıpatıp aynıdır. Ama ne yazık ki onlarla aynı amaca hizmet etmeyen birtakım medya organları da bazen kolaycılık sebebiyle, bazen de güya "tarafsız" görünme kompleksiyle söz konusu medya organlarının haberlerini "kopyala - yapıştır" haberciliğiyle aynen aktarıyorlar.

Filistin'de yaşanan olayların aktarılması konusunda da medyada aynı taktiğin etkili olduğunu ve gerçeklerin ters yüz edildiğini, olayların başlangıç tarafının gizlenip sonrasının da çarpıtılarak verildiğini gördük. Haberlerin aktarılması esnasında hem gelişmelerin başlangıç kısmı dikkatlerden uzak tutuldu, hem de bütün her şey Gazze'de HAMAS'ın kontrolündeki bölgede oluyormuş, Abbas'ın kontrolündeki bölgede hiçbir şey olmuyormuş, oluyorsa da HAMAS'ın Gazze'deki uygulamalarına tepki niteliğindeymiş gibi bir intiba verilmeye çalışıldı. Gazze'deki hadiseler ise bir cinayet çetesinin dağıtılması ve etkisiz hale getirilmesi operasyonu olarak değil HAMAS - Fetih çatışması, yeniden iç savaşın patlak vermesi olarak lanse edildi. Hadiseleri bu pencereden takip edenler de doğal ederek "nedir bu adamların paylaşamadığı, ne diye birbirlerini doğrayıp duruyorlar?" diye sorma ihtiyacı duydular.

Emperyalizmin hizmetindeki medya organlarının sözünü ettiğimiz gerçekleri dile getirmeleri beklenemezdi. Çünkü bu gerçeklerin konuşulması onların hesaplarına terstir. Ama "İslâmî" duyarlılıkla insanlara hitap ettiklerini söyleyen medya organlarının en azından Yüce Allah'ın "Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun aslını araştırın. Yoksa bilmeden bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz" uyarısını dikkate almalarını bekleme hakkımız olmalı.

Filistin'in Kadirov'u

Burada en başta Çeçenistan'da işgale karşı özgürlük mücadelesi veren mücahit kardeşlerimi kutladığımı belirtmeliyim. Bununla birlikte Filistin'deki işbirlikçiliğinin kimliğinin anlaşılması için Çeçenistan'daki duruma bir göz atmakta da yarar görüyorum. Çeçen mücahitlerin işgalcilerin yanı sıra onlarla işbirliği içindeki bir Kadirov otoritesi ile karşı karşıya geldiğini biliyor ve mücahitlerin bu otoriteyle kavgasını "kardeş kavgası" olarak görmüyoruz.

Filistin'de özgürlük mücadelesine öncülük edenler, normalde işbirlikçilerle karşı karşıya gelmeyi hiçbir zaman tercih etmedikleri, işgalcilere karşı Filistin'in saflarının birleştirilmesi için sürekli diyalog çağrıları yaptıkları halde onların yaktığı fitne ateşlerini söndürmek amacıyla gerçekleştirdikleri sınırlı müdahaleler neden "kardeş kavgası" oluyor?

Şimdi düşünelim;

2007 Haziran'ında yaşanan olaylarda ele geçirilen belgelerle işgalci Siyonist devlet hesabına Filistin'i karıştırma görevi üstlendiği ve bu görevini yerine getirmek için, Filistin'e yardım temini amacıyla dış seyahate çıkan Başbakan Heniyye'yi ve beraberindeki heyeti Rafah sınır kapısında otomatik silahlarla karşıladığı ispat edilen Muhammed Dahlan'ın acaba Kadirov'dan ne farkı vardır?

İşgal devletinin, HAMAS mensubu bakanları ve milletvekillerini serbest bırakması durumunda kendisinin Özerk Yönetim'i dağıtacağı tehdidinde bulunan Abbas'ın Kadirov'dan ne farkı vardır?

ABD'nin Filistin ve İsrail Özel Koordinatörü olarak tayin edilen General Keith Dayton'un talimatlarıyla kurdurulduğu artık şüpheye mahal kalmayacak kadar açıklık kazanmış bir hükümetin başına geçirilen Selâm Feyyad'ın Kadirov'dan ne farkı vardır? Üstelik bu hükümetin işgalci Siyonist devletle güvenlik ve istihbarat alanında işbirliği yaptığının bizzat kendi İçişleri Bakanı Abdurrezzak el-Yahya'nın ağzıyla itiraf edildiğini de nazarı dikkate alırsak!

Bir Gazzeli Gazetecinin Penceresinden

Beyrut'ta, benimle aynı günlerde oraya gelen bir Gazzeli gazeteciyle Gazze'de yaşanan son olaylar hakkında uzun uzun sohbet edip bilgi aldım. İsminin saklı tutulmasını isteyen bu gazeteci olaylarda karşı karşıya gelen taraflardan herhangi birini temsil etmiyordu. Uzun süreden beri uluslararası habercilik alanında çalışan ve hadiseleri iyi tahlil edebilen, yılların tecrübesine sahip bir gazeteciydi. Aşağıda aktaracağım bilgilerin önemli bir kısmını bizzat bu zattan duyduklarım oluşturmaktadır. Tabii orada ondan duyduklarımın birçoğunu daha başka kaynaklardan veya şahıslardan da öğrenmiştim. Dolayısıyla benim açımdan tekrardı. Ama olayların yaşandığı günlerde orada bulunmuş ve arka planı hakkında da bilgiye sahip bir Gazzeli gazetecinin penceresinden bakıp değerlendirme yapmak benim açımdan çok faydalı oldu.

Hükümet - Halk Dayanışmasına Bomba

Gazzeli gazetecinin ilk dikkat çektiği husus, Gazze'de ambargoya, kuşatmaya ve yaşanan zorluklara rağmen hükümetle halk arasında bir insicam, uyum olduğuydu. Bunun muhtelif sebepleri var. Ancak sebep ne olursa olsun sonuç gerek işgalci Siyonist devleti ve gerekse Filistin'de İslâmî hareketin yükselişinden rahatsız olan birtakım siyasi mekanizmaları, özellikle de işbirlikçi kesimi oluşturan çete takımını rahatsız ediyordu.

Söz konusu gazeteci işte bundan dolayı Gazze'de muhtelif yerlere atılan bombaların gerçekte halk - hükümet insicamına atılan bombalar olduğunu dile getirdi.

Arka Arkaya Bombalar ve Tehditler

İşbirlikçi çetenin Gazze'de ortalığı karıştırma amaçlı bombalama eylemleri sadece bir tane değildi. Arka arkaya muhtelif bombalama eylemleri gerçekleştirdiler. Bunlardan birinde bir kahvehane hedef alındı. Oraya bombayı yerleştiren kişi yaptığı yanlışlık sonucu bombanın yanı başındayken patlaması sebebiyle hayatını kaybetti. Dolayısıyla kimliği ve irtibatları tespit edildi. Bir başka bombalamada da Filistin Meclisi milletvekillerinden ve Âlimler Birliği başkanı Mervan Ebu Râs'ın evi hedef alındı. Ebu Râs bu saldırıdan kurtuldu, ancak evi büyük hasar gördü. Bardağı taşıran asıl önemli bombalama eylemi ise Gazze'nin kıyı şeridindeki bir mesire alanında park halindeki bir araca yerleştirilen bombanın patlatılması sonucu 6 kişinin şehit edilmesi oldu. Bu olayda HAMAS'ın askerî kanadı durumundaki İzzettin Kassam Birlikleri'ne mensup beş mücahitle altı yaşında bir kız çocuk hayatını kaybetmişti. Şehit olan mücahitlerden biri de HAMAS'ın siyasi liderlerinden Halil Ebu Hayye'nin yeğeniydi. Ebu Hayye'nin kendi oğlu da işgalcilerin saldırılarında şehit olmuştu. Ama oğlunu cephede işgalciler karşısında çatışma esnasında kaybetmesi belki Ebu Hayye'ye, yeğeninin böyle direnişi arkadan hançerleyen hainler tarafından öldürülmesi kadar dokunmamıştı.

Filistin'de de Bir Ergenekon Çetesi

Ne yazık ki Filistin halkının ve buradaki İslâmî hareketin de bir Ergenekon Çetesi'yle başı dertte. Bütün bu saldırıları ve bombalama eylemlerini gerçekleştirdikleri yetmiyormuş gibi bir de saldırıların devam edeceğine dair açıktan tehditler de savurdular. Hatta sözünü ettiğim gazeteciden öğrendiğime göre çetecilerin Başbakan İsmail Heniyye'yi de hedefe yerleştirdiklerine dair bilgiler alınmıştı. Bunu yapmaları hiç de ihtimal dışında değildi. İsmail Heniyye'yi daha önce Rafah sınır kapısında otomatik silahlarla karşılayanlar, bir koruma görevlisini öldürüp, heyetinde bulunan bazı arkadaşlarını yaralayanlar aynı çetenin adamları değil miydi?

Neden Ateşkes Döneminde Bu Bombalar?

Bu bombalamaların tam da ateşkes döneminde gerçekleştirilmesi bir tesadüf değildi. İşgal devleti Filistin'de halkın büyük teveccühüne mazhar olan Filistin İslâmî Direniş Hareketi'yle ateşkesi isteyerek kabul etmemişti. Onu böyle bir ateşkesi kabullenmeye zorlayan İslâmî hareketin kararlılıkla sürdürdüğü direniş karşısında içine düştüğü acziyet ve özellikle de Yahudi yerleşim merkezlerinde ciddi sıkıntılara yol açan güvenlik sorunuydu. Şu var ki Siyonist devlet her ne kadar ateşkesi kabul etmiş olsa da İslâmî hareketin ve onun oluşturduğu yönetimin rahat bırakılmasına gönlü razı olmuyor, onu bir şekilde rahatsız etmeye devam etmek istiyordu. Bunun için de işbirlikçi çetenin devreye sokulması en ideal formül olacaktı.

Olaylar arasında böyle bir bağlantı kurulması ilk bakışta bir yorum niteliği taşımaktadır. Fakat hadiselerin arka planını, zamanlamayı ve aşağıda vereceğimiz bilgilerden de anlaşılacağı üzere bombalama eylemlerini organize eden bazı çete mensuplarının İsrail kanatlarının altına saklanmaları ve bizzat işgal güçleri tarafından alınıp Ramallah'taki işbirlikçi hükümetin himayesine verilmeleri böyle bir bağlantı kurmamızı haklı çıkarmaktadır.

Hillis Aşiretinin Güvenlik Bölgesi: Çetecilerin Saklanma Alanı

Sıcak gelişmelerin yaşandığı günlerde gündeme getirilen bir konu vardı: HAMAS - Hillis aşireti çatışması. Öyle ki sanki hadiseler bu aşiretle HAMAS mensupları arasında yaşanıyormuş gibi bir intiba verilir oldu. Hatta "İslâmcı" diye bildiğimiz ve söz konusu olaylar esnasında izlediği tutum sebebiyle bir değerli kardeşimizin haklı eleştirilerine maruz kalan bir haber portalında "olaylar sanki bir HAMAS - aşiret kavgasına döndü" diye taşlama yapıldığını müşahede etmiştik. Bunu söylerken, emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden haber ajanslarının kendilerine naklettiği bilgileri dayanak edinmiş, hadiselerin arkasındaki gerçekleri biraz olsun kurcalama zahmetine katlanma ihtiyacı duymamışlardı. Bu kardeşlerimiz böyle bir zahmete katlanmadıkları yerde en azından mü'minler hakkındaki hüsni kanaatleri bozmak için fâsıkların getirdiği haberlerin yeterli gerekçe sayılamayacağını, bunun Yüce Allah'ın ilahî hükmüyle sabit olduğunu hatırlayabilseler.

Gelelim Hillis aşireti konusuna;

Araplar arasında bu tür aşiretler hakkında "aile" nitelemesi kullanılır. Onun için olaylarla ilgili Arapça kaynaklarda genellikle Hillis ailesi ifadesinin kullanıldığını göreceksiniz. Ama büyük bir aile ve Gazze'nin Şucaiyye mahallesinin belli bir bölümünde hüküm sürüyor. Ailenin büyük çoğunluğu Fetih hareketine mensup. Ama sorun bunların hiçbirinden kaynaklanmıyor. İsterse ailenin yediden yetmişe bütün fertleri Fetih hareketine mensup olsun. Bu, Filistin'deki İslâmî hareketi ve İsmail Heniyye hükümetine bağlı güvenlik organlarını rahatsız etmiyor. Ama söz konusu güvenlik organlarını rahatsız eden bir şey var: Hillis ailesinin "Güvenlik Karesi (el-Murabbau'l-Emni)" adını verdiği özel bölgesi. Öyle ki burası Filistin'in Ergenekon Çetesi'nin özel himaye bölgesi haline getirilmiş. Bir bombalama eylemi gerçekleştiren oraya kaçıyor. Provokasyon eylemi düzenleyen oraya kaçıyor. Kısacası suç şebekesinin bütün militanları orada özel himaye altına alınıyor. Sonra da bu bölgeye polisler dâhil, Hillis aşiretinin özel koruma görevlilerinin veya ağalarının izin vermediği hiç kimse giremiyor.

Polis yaptığı araştırmalar neticesinde 24 ve 25 Temmuz 2008 tarihlerinde gerçekleştirilen ve yukarıda sözünü ettiğimiz bombalama eylemlerinin şüphelilerini tespit ediyor ve onların da Hillis aşiretinin söz konusu güvenlik bölgesinde himaye edildiklerini öğreniyor. Bunun üzerine aşiret reislerine aranan kişilerin kendilerine teslim edilmesi talebi gönderiyor. Bu talep geri çevrilince polis de söz konusu güvenlik bölgesini dağıtma ve suçluları ortaya çıkarma kararı alıyor. Çünkü orada sadece son bombalama eylemlerinin değil daha birçok karanlık işin sorumlularının da himaye edildiği biliniyordu.

Çatışmalar Çetecilerle Güvenlik Organları Arasında

Şimdi Güngören'de gerçekleştirilen insanlık dışı bombalama eylemini düşünelim. Polisin bu eylemi soruşturmasının, şüphelileri ele geçirmeye çalışmasının, suçluları himaye ettikleri anlaşılanlara bunu yapmamaları için talimat göndermesinin ve talimata uyulmaması durumunda baskın düzenlemesinin yadırganacak bir tarafı var mıdır? Gazze'nin mesire alanında gerçekleştirilen ve biri küçük çocuk 6 kişinin hayatını kaybetmesine sebep olan insanlık dışı bombalama eyleminin Güngören'de gerçekleştirilenden ne farkı var?

Gazze polisinin söz konusu güvenlik karesini dağıtmak ve suçluları ortaya çıkarmak amacıyla baskın düzenlemesine içerideki çeteciler silahla karşılık verdiler. Bunun üzerine çatışma çıktı ve ikisi polislerden olmak üzere dokuz kişi hayatını kaybetti. Fakat olay bu yönüyle değil HAMAS - aşiret çatışması olarak kamuoyuna lanse edildi. Oysa işin gerçeğinde çatışmalar çeteci milislerle polisler arasında oldu. Aşiret mensuplarından herhangi bir mukavemet söz konusu olmadığı için de sözü edilen güvenlik karesi kısa sürede dağıtıldı ve polis bölgede hâkimiyeti sağladı. Ama ne yazık ki bu olaylar, emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden ajansların penceresinden hadiseleri yansıtan medya organları tarafından ya "iç savaş yeniden hortladı" diye gereksiz mübalağalarla yahut "HAMAS - aşiret kavgası" tarzı çarpıtmalarla lanse edildi.

İsrail'e Kaçanlar

24 ve 25 Temmuz 2008 tarihlerinde gerçekleştirilen bombalama eylemlerini organize ettikleri tespit edilen bazı kişilerin önceden işgalci Siyonist devlet tarafına geçtikleri ve Siyonistlerin himayesi altında Ramallah tarafına geçirilip Selâm Feyyad hükümetinin güvenlik elemanlarına teslim edildikleri anlaşılmıştı. Bazı kişiler de sözünü ettiğimiz güvenlik karesinin dağıtılması esnasında veya sonrasında İsrail tarafına geçti. Bunların hepsi olaylarla doğrudan ilişkileri olan kişiler değildi. Bazıları hadiselerin sebep olduğu endişe ve şaşkınlık içinde başkalarının kuyruğuna takılarak geçmişlerdi. Toplam olarak geçenlerin sayısının da 180 civarında olduğu anlaşıldı.

Gazze'deki güvenlik organları daha sonra şiddet olaylarıyla ilişkisi olmayanlara herhangi bir zarar gelmeyeceği garantisi vererek geçenlere geri dönmeleri çağrısında bulundu. Bazıları bu çağrı üzerine geri döndüler. Bazı kişiler İsrail işgal güçleri tarafından sınıra getirilip Filistinli yetkililere teslim edildi. Bazıları da işgal güçleri tarafından Batı Yaka tarafına geçirilerek Ramallah'taki Feyyad hükümetinin yetkililerine teslim edildi.

Tutuklamalar ve Abbas'ın Misillemeleri

Yukarıda sözünü ettiğimiz operasyonda ve Şucaiyye mahallesinde Hillis ailesine ait güvenlik karesinin dağıtılmasının ardından şiddet olaylarıyla irtibatlarından şüphelenilen bazı kişiler tutuklandı. Tutuklananların arasında Fetih örgütünün bazı ileri gelenleri de vardı. Bütün bu tutuklamaların amacı olayların arka planının aydınlatılması ve suçluların ortaya çıkarılmasıydı. Zaten ilk sorgulamada olaylarla ilişkilerinin olmadığı tespit edilenlerin tümü serbest bırakıldı. Suçluluklarından şüphelenilenlerin serbest bırakılması da beklenemezdi elbette.

İlginçtir ki Gazze'de polisin vahşi bombalama eylemlerinin faillerini ortaya çıkarmak amacıyla tutuklamalar yapması üzerine Ramallah'taki Abbas yönetiminin adamları da rasgele tutuklamalar yapmaya, hayır kurumlarını, sivil toplum kuruluşlarını kapatmaya başladılar. Güya Gazze'deki tutuklamalara ve kapatmalara misilleme yapıyorlardı.

Oysa Abbas yönetimi şimdiye kadar işgal devletinin talimatlarıyla İslâmî hareket mensubu pek çok kişiyi tutuklamış, birçok İslâmî kurumu kapatmıştı. Eğer ki şimdiye kadar onun tutuklamalarına ve kapatmalarına misilleme yapılmış olsaydı Gazze'deki birçok Fetih mensubunun hapse atılmış, kurumlarının çoğunun kapısına kilit vurulmuş olması gerekirdi. Oysa Heniyye hükümeti şimdiye kadar Abbas'ın uygulamalarının hiçbirine misilleme yapmamıştı. İnsanlık dışı bombalama eylemlerine ve vahşi katliamlara göz yumması da beklenemezdi. Eğer göz yumsaydı onları başkaları takip edecek ve birçok değerli hareket önderi hedefe yerleştirilecekti.

Şimdi de Eğitime Darbe Çabaları

İşbirlikçi çeteyi İsrail işgal devletiyle birlikte himaye eden, onun rahatça cinayetler işlemesine, bombalama eylemleri gerçekleştirmesine fırsat verilmesini isteyen Mahmut Abbas yani Filistin'in Kadirov'u bugünlerde de Gazze'de eğitime darbe vurmaya çalışıyor. Gazze'deki öğretmenlerden yeni öğretim döneminde dersleri boykot etmelerini isteyerek boykota katılmayanların maaşlarının ödenmeyeceği tehdidinde bulundu. Şu işe bakın ki Gazze'deki halkın evlatlarının eğitim hizmeti almalarının engellenmesi için düzenlenen komploya katılanlar yattıkları yerden maaş alacaklar, hizmeti yürütmek için emek sarf edenlerin ise maaşları kesilecek.

Ne var ki kendisine verilen paraları böyle baskı ve tehdit aracı olarak kullanan, komploların sermayesi olarak değerlendiren Abbas'a teslim edilen paralar medya tarafından "Filistin'e yardım" diye lanse ediliyor. Suudi Arabistan'ın göndermeyi kararlaştırdığı son 100 milyon dolar gibi. Bu ne biçim yardım ki Filistin halkının boğazını sıkmada kullanılıyor! Ama hadiseye uluslar arası emperyalizmin hizmetindeki haber ajanslarının penceresinden bakarsanız bütün bu paraların Filistin'in Kadirov'una teslim edilmesi Filistin'e yardımdır ve Arap ülkelerinin liderleri de Filistin halkına karşı oldukça cömerttirler!

Yine aynı medyanın yaklaşımına göre o paralar gönderilmeseydi Filistin hükümeti maaşları bile ödeyemeyecekti. Ama Filistin hükümeti derken kastettikleri ABD'li General Dayton'un talimatlarıyla yine ABD vatandaşı Selam Feyyad'a gayri meşru bir şekilde kurdurulan hükümettir. Maaşlar da Siyonist işgal devletinin hesabına evlere baskınlar düzenleyen, hayır kurumlarının kapılarına kilit vuran ve insanları tutuklayan istihbarat ve güvenlik elemanlarına ödenmektedir.

enlik elemanlarına ödenmektedir.