22 Temmuz 2006 Cumartesi, Vakit gazetesi
İşgalciler, savaşlarında vermeden almayı hedeflediklerini ve bunu başarabileceklerini ima ediyorlar. Çağdaş emperyalizmin ve onun güdümündeki kukla yönetimlerin izlediği politikalar da siyonistlere bu konuda cesaret veriyor. Siyonistlerin böyle bir şeyi başarabilmeleri sadece Filistin ve Lübnan için değil başta Irak ve Afganistan olmak üzere tüm İslâm âlemi için felaket olur. Bu sebeple şu an Filistin ve Lübnan'da verilen savaş tüm İslâm âlemi adına verilen savaştır. Bunu anlamakta zorluk çekenler Hizbullah'ın Filistin halkına yönelik siyonist terörü zorlamak amacıyla kuzeyden cephe açmasını anlamakta zorluk çekiyorlar. Filistin halkını yalnız bırakarak siyonist saldırganların vahşi katliamlarına seyirci kalan yöneta.imler yaptıklarını marifet sandıklarından bu halka destek verilmesine tepki göstererek "sonuçlarına da katlanırlar" diyorlar. Bu sözlerle işgalci saldırganları cüretlendirdiklerini ise hiç hesaba katmıyorlar.
Siyonistler kendilerini sürekli güçlü göstererek dosyayı tamamen kendi şartlarına göre kapatmak için uğraşırken Müslüman halkların, İslâmî medyanın ve oluşumların da siyonist vahşete karşı stratejilerinin olması gerekir. Bu stratejinin önemli bir boyutu da psikolojik savaştır.
Bizim psikolojik savaşımızda yalan balonlarına gerek yok. Savaşta düşmanı kandırmak ve oyununu bozmak amacıyla yalan söylenebilir, ama kitleleri kandırma amaçlı yalan bombaları atmaktan kaçınılması gerekir. Kaldı ki bu konuda siyonist saldırganların gizli kalmasını istedikleri doğruların ortaya çıkmasını sağlamamız bizim için yeterli olabilir. Bu açıdan medyanın, siyonist vahşetten doğan sonuçları gündeme getirdiği kadar söz konusu doğruların ortaya çıkmasına da hizmet etmesi, İslâmî oluşumların kitlesel faaliyetlerinde bu doğruların gündeme gelmesine yardımcı olmaları gerekir.
İşgal devleti başbakanı Olmert, Lübnan'a yönelik savaşın kazanç kayıp miktarını aşıncaya kadar süreceğini söyledi. Bu söz aynı zamanda bir itiraftır. İşgalci siyonistlerin saldırganlıkta sınır tanımamalarına rağmen yürütülen savaşta kayıplarının kazançlarından fazla olduğunun itirafı. 1967 Haziran savaşında sadece altı gün içinde Gazze, Sina yarımadası, Doğu Kudüs, Batı Yaka (Batı Şeria) ve Golan tepelerini işgal ettiler. Karşılarında ise üç büyük Arap devleti vardı. Son dönemde Filistin'e yönelik etkin savaşı başlatmalarının üzerinden üç haftadan fazla zaman geçti. Lübnan'a yönelik savaşlarının süresi ise iki haftaya yaklaştı. Bu süre içinde saldırganlıkta sınır tanımamaları sebebiyle Filistin ve Lübnan halklarına büyük zarar verdirmiş ama kendileri hiçbir kazanım elde edememişlerdir. Esir askerlerinin nerede ve ne durumda olduğuna dair en ufak bir bilgiye dahi ulaşabilmiş değiller.
Olmert savaşın kâr zararı geçinceye kadar süreceğini söylüyor. Ama iş o kadar da kolay olmayacak. Bizzat olaylara şahit olanların verdiği bilgilere göre sadece Lübnan değil "İsrail" tarafı da büyük bir felakete doğru gidiyor. Kuzeyde yüz binlerce insanın yaşadığı şehirlerin birçoğu büyük ölçüde boşaldığı gibi kalanlar da hayatlarını sığınaklarda sürdürüyorlar. İşyerlerinin ve evlerin sahipsiz kalması sebebiyle hırsızlıklar iyice yaygınlaştı. Profesyonel hırsızların yanı sıra hayatlarında hiç hırsızlık yapmamış olanlar da dünya malının çekiciliği karşısında kendilerini tutamayıp bir şeyler yürütüyorlar. Emniyet güçlerinin durumu kontrol altına alması imkânsız. Çünkü normal şartlarda bir hırsıza on polis düşer. Yaşanan olağanüstü durumda bir polise on hırsız düşüyor. Başta bankalar olmak üzere hayatın akışını sağlayan kurumların birçoğu işlemez hale geldi. Para akışı sağlanamadığından çekler hep karşılıksız çıkıyor. Bölge ahalisi bu tarz bir hayata alışık olmadığından yönetime ve genelkurmay başkanı Halutz'a şiddetle tepki gösteriyorlar. Siz bakmayın İsrail ahalisinin yüzde 85'inin Hizbullah'a karşı yürütülen savaşa destek verdiğine dair anketler yayınlanmasına. Bunların tümü belli partilerin seçim öncesinde yaptırdıklarının benzeri sipariş anketler. Yaşanan krizin bir süre daha devam etmesi durumunda bölge ciddi bir toplumsal patlamaya doğru gidebilir.
İsrail'in en önemli deniz ticareti merkezi sayılan Hayfa'da ticaret hayatı büyük ölçüde durmuş sayılır. Liman sürekli füze saldırısı tehdidiyle karşı karşıya olduğundan, dün Filistin'e ambargo uygulayan İsrail bugün kendine de ambargo uygulamak zorunda kaldı.
Hepsi bu kadar mı? Devam edeceğiz inşallah. İsrail medyası bu gerçekleri gizliyor. Ama biz açığa çıkarmak zorundayız.