19 Temmuz 2006 Çarşamba, Vakit gazetesi
Bugün Filistin ve Lübnan topraklarında yaşanan gelişmeler dünyada iki ayrı cephenin belirgin bir şekilde kendini göstermesine yol açtı. Bush, Afganistan'a saldırıyla yeni haçlı seferlerini başlattığını ilan ettiği günlerde kendisiyle aynı safta yer almayanların tümünü "terörden yana" sayarak dünyayı iki ayrı cephe olarak göstermeye çalışmıştı. Bu, ABD'nin kendi saldırganlığını meşrulaştırma amacıyla terör kavramını yoğun ve etkin şekilde kullanma stratejisinden kaynaklanıyordu. Bugün siyonist vahşetin sınır tanımaz saldırganlık içine girmesiyle birlikte dünyada, ağzından b.. dökülen Bush'un tanımladığı tarzda değil de zâlimler ve mazlumlar cephesi olarak niteleyebileceğimiz iki ayrı cephenin ortaya çıktığını görüyoruz. Bu saflaşmada yerine göre yahudi kökenli olsalar bile zulme karşı durmaları sebebiyle mazlumlara destek verenlerin, buna karşılık kendilerini "Müslüman" olarak tanımladıkları halde dünyevi çıkarları veya makamları gereği zalimlerle aynı safta yer alanların ortaya çıktığını görebiliyoruz.
Zalimlerle aynı cephede yer alanlar bu duruşlarını izah etmek için kendilerine gerekçe oluşturmaya çalışıyorlar. Onlara ayrıntılı cevap yetiştirmeye çalışmak bizi bayağı uğraştıracağından bugünkü yazımızda genel bir değerlendirme yapmakla yetinmek istiyoruz.
Türkiye'den bazıları işgalci siyonist saldırganlığa izah getirebilmek için PKK meselesini gündeme getirmekte ve bu konuda yapılanları kıyasa mesnet sayarak siyonist vahşeti meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Oysa böyle bir izah tarzı en başta Türkiye'ye zarar verecek niteliktedir.
Burada öncelikle şunu ifade edelim ki bir konuda doğrunun mesnedi şu veya bu ülkenin yaptığı değil adalet ve hukuk ilkeleridir. Dolayısıyla herhangi bir yönetimin yaptığını bir başka yönetimin yaptıklarıyla kıyaslayarak "bunlara yaklaştığı ölçüde doğruya yaklaşmıştır" önyargısına dayalı yorum yapmak sadece cehalet göstergesi olabilir.
Konuyla ilgili daha önce yine benzer bir kıyaslama vesilesiyle vurguladığımız hususa burada yeniden dikkat çekmek istiyoruz. İşgalci siyonist Filistin ve Lübnan topraklarında işgalcidir. Türkiye'deki yönetim PKK'ya karşı savaşında böyle bir nitelemeyi kabulleniyor mu? Söz konusu kıyaslamalara ve yorumlara itiraz etmemek böyle bir nitelemeyi zımnen kabullenmek anlamına gelir.
Filistin ve Lübnan halkının siyonist devletin işgaline karşı verdiği savaş PKK'nın sürdürdüğü savaşın değil Anadolu ahalisinin, dış güçlerin haksız işgallerine karşı gerçekleştirdiği İstiklal Savaşı'nın benzeridir. Bugün beş milyon Filistinlinin yurdundan çıkarılıp mülteci hayatına mahkûm edilmesi, yurtlarında kalmakta ısrar edenlerin de orada açık hava hapishanesinde yaşamaya mahkûm edilmeleri bu yüzdendir. Verilen savaş da bir örgüt savaşı değil bir halkın yurtlarını işgalden kurtarmak amacıyla sürdürdüğü toplu savaştır.
İslâm dünyasındaki uzaktan kumandalı yönetimler, kendilerinin Filistin halkının siyonist vahşet karşısında her türlü zulme maruz kalmasına karşı en ufak bir hareketlilikte bulunamamalarını izah edemezken Lübnan'daki İslâmî hareketin Filistin halkına destek amacıyla cephe açmasına sözlü saldırı başlattılar. Hizbullah'ın yaptıklarının sonuçlarına katlanmak zorunda olduğunu söyleyip duruyorlar. Hizbullah, Filistin halkının siyonist vahşet karşısında yalnız kalmaması için bir bedel ödemeye hazır olduğunu göstererek cephe açtı. Allah yolunda bedel ödemek, herhangi bir yanlışın sonucuna katlanmak değildir. Allah ödenen bedelin karşılığını verir.
Peki, siz ey yapıştıkları koltukları kaybedebilecekleri kaygısıyla ABD sözcülüğünü yapanlar! Yüce Allah'ın şu âyetine nasıl cevap vereceksiniz: "Size ne oluyor da, Allah yolunda ve "Ey Rabb'imiz! Halkı zalim olan şu kasabadan bizi çıkar; bize kendi katından bir veli (koruyucu, sahip) gönder, bize kendi katından bir yardımcı gönder" diyen zayıf düşürülmüş erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?" (Nisa, 4/75)
O mazlumlar uğrunda bir şey yapmıyorsunuz hiç olmazsa yapabilenlere dil uzatmayın. Mazlumlara el uzatanlar bunun bedelini ödemeye zaten hazırdılar. Asıl siz bir gün o dikenli dillerinizden çıkan çirkin sözlerin sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaksınız. Çünkü bu sözler vahşi siyonistleri cesaretlendirmektedir.
Siyonist vahşetle birlikte ortaya çıkan saflaşma bize Yüce Allah'ın şu âyetini hatırlattı: "İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler ise Tağut'un yolunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır." (Nisa, 4/76)