16 Haziran 2016 Perşembe, Yeni Akit
İnsanların zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yapılan yardımlara insanî yardım adı veriliyor. Buna sağlık ve eğitim hizmetlerinden gıda yardımlarına kadar geniş bir alanı kapsayan bir yardım faaliyeti girer. Bu yardımlar bazen devlet eliyle bazen de gönüllü yardım kuruluşları vasıtasıyla yürütülüyor. Gönüllü kuruluşların yardımları da bazen devletlerin bazen de kişilerin ve gelir kazanan kurumların desteğiyle sürdürülüyor.
İnsanî yardımların başta geleni ise insan hayatının devamı için zorunlu olan ihtiyaç maddelerinin başında yer alan gıda maddelerinin teminidir.
BM'nin Somali'ye vakti geçmiş gıda maddelerini yardım olarak göndermesinin gündeme gelmesiyle irtibatlı olarak küresel emperyalizmin insanî yardım faaliyetlerini genel hatlarıyla değerlendirmek istedim.
Aslında dünyanın bir kısmı refah içinde yüzerken diğer kısmının açlık ve yoksulluğa mahkûm edilmesinin sebebi emperyalist politikalardır. Niçin böyle olduğu hakkında burada ayrıntılı bilgi verme imkânımız olmadığımdan kaynak olarak Emperyalizmin Oyunları adlı kitabımızı zikretmeyi yararlı görüyorum.
Emperyalist politikaların neden olduğu bu dengesizliğe rağmen "insanî yardım" sektörü de yine büyük ölçüde küresel emperyalizmin kontrolündedir. Küresel güçler sömürgeci politikalarla elde ettiklerinin bir kısmını "yardım" olarak ihtiyaç sahiplerinin bazılarına vererek bundan kendi hesaplarına propaganda yapmak için yararlanırlar. Bu da sinsi bir oyun ve stratejidir.
Bu politikanın ilginç bir örneği Hz. Musa ile Firavun arasında geçen diyalogda karşımıza çıkar. Şuara suresinde konuyla ilgili âyetlerde geçtiğine göre Hz. Musa (a.s.) Firavun'u hakka davet edince o, şöyle minnette bulunur: "Biz seni daha küçük çocukken içimizde yetiştirmedik mi? Ömrünün nice yıllarını bizim aramızda geçirmedin mi? Sonuçta o yaptığın işi de yaptın (yani iki kişi arasındaki kavgaya karışıp birini öldürdün). Sen nankörlerdensin."
Hz. Musa (a.s.) Firavun'a cevabında kendisine minnet ettiği iyiliğin gerçekte bir halkı köleleştirmenin ötesinde bir şey olmadığını dile getirerek şöyle konuşur: "Başıma kaktığın o nimet ise İsrail oğullarını kendine köle edinmenden dolayıdır."
Çağdaş emperyalizmin zayıf düşürülmüş toplumlara iyilik olarak sundukları da gerçekte o toplumları köleleştirerek elde ettiklerinin bir kısmını kendilerine vermelerinden başka bir şey değildir. Fakat verdikleri de aslında onlara değer vermediklerinin, onları insan yerine koymadıklarının, hayvanlarla bir tuttuklarının, ikinci sınıf ve değersiz gördüklerinin, hayatlarını kesinlikle önemsemediklerinin bir göstergesidir.
Bu açıdan bakıldığında küresel emperyalizmin uhdesinde yürütülen insanî yardımları dört kategoriye ayırmak mümkündür:
Birincisi: Sırf propaganda amacıyla yürütülen ama gerçekte lüzumsuz olan yardımlar.
İkincisi: Yine propaganda amacı taşıyan ama sağlıksız veya en azından faydasız yardımlar.
Üçüncüsü: Din pazarlamacılığının bir aracı olarak yapılan yardımlar.
Dördüncüsü: Yine propaganda amaçlı ama gerçekte bir ihtiyaca cevap veren faydalı yardımlar.
Bunların tümünde Firavun'un İsrail oğullarını kendine bağlamak ve bağımlı hale getirmek için yaptığı iyilik ve yardımlarda olduğu gibi propaganda öncelikli amaçtır. İnsanî yardım boyutu bu propaganda faaliyetinin inandırıcı olmasını sağlama amaçlıdır. Geçmişte Firavun'un İsrail oğullarına karşı uyguladığı politika ve yöntemleri bugün İsrail oğulları ve onların güdümündeki küresel emperyalizm insanlığa karşı uyguluyor. Çünkü bugün hem İsrail oğulları Firavunlaştı hem de çağın Firavunları onların güdümüne girdiler. O yüzden artık Firavunlar İsrail oğullarını kendilerine köle olarak kullanamıyorlar. Ama İsrail oğulları bir bakıma onları köleleştirmiş durumdalar. ABD'de yeni başkan seçimi çalışmalarında perde arkasında oynanan oyunlar ve çevrilen dümenler de bunu gösteriyor.
Çağın İsrail oğulları Allah'ın kitabını terk ettikleri için vahye dayalı ilkelerden uzaklaştılar. Dolayısıyla atalarını köleleştiren Firavunları kendilerine örnek edindi, onların yöntem ve politikalarını iyi tetkik ettiler ve bugün köleleştirdikleri toplumlara karşı uyguluyorlar.
17 Haziran 2016 Cuma, Yeni Akit
Dünkü yazımızda küresel emperyalizmin "insanî yardım" başlığı altında gönderdiği gıda maddelerini dört kategoriye ayırmış ve bunların birincisinin sırf propaganda amacıyla yürütülen ama gerçekte lüzumsuz olan yardımlar olduğunu söylemiştik.
İlk okula gittiğim yıllarda bize okulda süt tozundan yapılan sütler zorla içiriliyordu. Oysa köyümüzde inekler, koyunlar, keçiler çoktu ve bütün ailelerin bol miktarda sütü vardı. Özellikle çocuklar adeta sütün içinde boğuluyordu. Üstelik bizim hayvanlarımız gayet doğal ortamlarda, doğal gıdalarla besleniyordu. Sütlerimiz de çok lezzetliydi. O yüzden süt tozundan yapılanı hiç iştahımızı açmıyordu ve bazı çocuklar onu içmemek için okulun etrafındaki duvarların veya ağaçların arkasına saklanıyorlardı. Öğretmenler de bunu bilmelerine rağmen saklanan öğrencileri arayıp buluyor ve getirip midelerini bulandıran süt tozu sütlerini zorla içiriyorlardı. Çünkü bunlar ABD'den bize güya ücretsiz gıda yardımı olarak gönderilmişti. Oysa bizim ineklerimiz de herhangi bir ücret talep etmiyor ve üstelik daha iyisini veriyorlardı.
O zaman zihinlere takılan soruyu burada bir kez daha anmakta yarar görüyorum: ABD acaba bu yardımları sadece propaganda amacıyla mı gönderiyordu? Gönderilen süt tozlarının içine sağlık açısından sakıncalı maddeler karıştırıldığı söylentileri ta o zamandan çocuklar arasında bile dolaşıyordu.
İkinci kategoriye giren yardımları yine propaganda amacı taşıyan ama sağlıksız veya en azından faydasız yardımlar diye tanımlamıştık.
Hatırladığım kadarıyla 1990 yılında Sudan'a ilk ziyaretimi gerçekleştirdiğimde orada tarım bakanlığında çalışan aslen Mısırlı bir uzman ABD'nin gıda yardımı diye gönderdiği buğdayla Sudan'da üretilen buğdayı yan yana koyarak bana göstermişti. O bir uzman diliyle konuşuyor bense çıplak gözle aradaki farkı görebiliyordum. ABD'nin yardım diye gönderdiği buğdayın depolarda bekletilmiş, iyice içini çekmiş ve neredeyse küflenme noktasına gelmiş olduğu açıktı. Sudanlı uzman da: "Biz bunu hayvanlarımıza bile yedirmeyiz. Ama ABD bunu gıda yardımı diye gönderiyor ve üzerinden politika üreterek Sudan yönetimine yönelik baskı uygulamalarında kullanmaya çalışıyor" demişti.
Anladım ki küresel emperyalizm kullanım süresini doldurmuş ve kendi toplumuna pazarlamaktan çekindiği ürünleri imha etmiyor yoksullaştırılmış toplumlara gıda yardımı olarak gönderiyordu. Üstelik bu sözde yardımlardan bazı politikalar, stratejiler üretiyor, yoksullaştırılmış toplumların üzerinde Demokles'in kılıcı gibi duran dikta rejimlerine politika vermek, onları sürekli kendi tasallutu altında tutmak amacıyla bu yardımlardan yararlanıyordu.
Üçüncü kategoriye girenleri din pazarlamacılığının bir aracı olarak yapılan yardımlar, şeklinde tanımlamıştık. Bugün Afrika ülkeleri başta olmak üzere yoksullaştırılmış toplumların yaşadığı ülkelerde misyonerlik çalışmaları hep bu yardımlar vasıtasıyla yürütülüyor. Misyoner teşkilatlarından yardım temin etmek isteyenlerden çoğu zaman dinlerini değiştirmeleri veya bu teşkilatların yapacağı tanıtım çalışmalarına katılmaları istenir. Misyoner teşkilatları ise görünüşte din pazarlamacılığı yapsalar da gerçekte emperyalist güçlerin politikalarına uygun kitleler oluşturma amacıyla çalışırlar. Yine emperyalist ülkelerin kendilerine sağladığı kaynakları da pazarladıkları inanç ve anlayışların birer rüşveti olarak değerlendirirler.
Misyonerlerin bu yola başvurmaları pazarladıkları anlayışların bâtıl olduğunun bir belgesidir. Çünkü hakkın rüşvete ihtiyacı yoktur. Onun doğruları kendini ispata yeter.
Dördüncü kategoriye girenleri de yine propaganda amaçlı ama gerçekte bir ihtiyaca cevap veren faydalı yardımlar şeklinde tanımlamıştık. Yardımın gerçek yüzünü bu kategoriye girenlerde görmek mümkündür. Ama bunlarda da insanî yardımdan ziyade propaganda öncelikli amaçtır. Üstelik diğerlerine nispetle bu kategoriye giren yardımlardan istifade edenler çok azdır. Ayrıca bu tür yardımlarda kendi halklarının ihtiyaçlı olanlarını her zaman başa koyarlar.
İnsanî yardımı bir düzene sokan, tamamen insanî amaçla ve Allah rızası için verilen zekât ve sadaka ve sömürgeci politikalarla savaş anlamına gelen faiz yasağı ile ilgili tespitlerimizi de inşallah okuyucularımıza müteakip yazımızda aktaracağız.
18 Haziran 2016 Cumartesi, Yeni Akit
İslâm'da sömürgeciliğe karşı savaş için faiz yasaklanmış, servetin âdil paylaşımı ve yoksulların ihmal edilmemesi için zekât farz kılınmıştır. Birincisi tabaklardan alıp havuza atmak, diğeri ise havuzdan tabaklara dağıtmak gibidir. Birinde servet belli merkezlerde toplanır ve yığma olur. Biriken servete el koyanlar biteceği endişesi taşımadıkları için yerine göre harcamada aşırıya gider yani israf ederler. Ama zekât ve tasadduk yoluyla biriken servetin bir bölümü ihtiyaç sahiplerine dağıtılarak toplumda da ekonomik denge sağlanır.
Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de faiz ile zekât arasında kıyaslama yaparken şöyle buyurur:
"İnsanların malları içinde artması için verdiğiniz faiz Allah katında artmaz. Ama Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekât(a gelince) işte (onu verenler ecirlerini) kat kat artıranlardır." (Rum, 30/39)
Burada faiz ile kastedilen, artırarak geri almak amacıyla insanlara dağıtılan servettir. Çünkü onu dağıtmanın amacı iyilik değil biraz daha artmasını böylece insanların mallarının bir kısmını daha alıp havuza çekmesini sağlamaktır. Bu servet ihtiyaçlılara dağıtılan mıknatıs gibi onların mallarını alıp havuza çeker. Bu da toplumdaki ekonomik dengesizliğin artmasına fakirin daha fakir zenginin daha zengin olmasına yol açar. Amacı da sadece mal kazanmak olduğundan insanların malları içinde artsa da Allah katında asla artmaz.
Ama zekâtın verilmesindeki amaç malı belli merkezlere çekmek değil oralarda birikenleri topluma âdilce, ihtiyaca göre dağıtmaktır. Biriken malın bir kısmını alıp başkalarına dağıttığı için dünyevi servette cüzi azalmaya neden olsa da Allah katında katlanarak artar. Gerçek karşılığı da Allah huzurunda görülecektir.
Günümüz toplumlarının karşı karşıya olduğu ekonomik sıkıntıların temelinde de zekâta değil faize dayalı ekonomik sistemlere mahkûm olmaları var.
Zekât insanı merkeze oturtan, ona değer veren bir insanî yardımdır. Karşılık beklemeden verilir. Hatta birçokları zekât alanların, verene karşı bir mahcubiyet duymamaları, bir sorumluluk hissetmek zorunda kalmamaları için zekâtlarını gizli vermeyi, birileri vasıtasıyla ulaştırmayı tercih ederler. Müslüman toplumlardaki gönüllü insanî yardım kuruluşlarının temelinde de işte bu duyarlılık var.
Sömürgeci zihniyetin insana değer vermeyen faiz temelli uygulamalarıyla elde ettiklerinin bir kısmını yine insanları güçlü ve varlıklı ellere bağımlı kılmak amacıyla vermeleri gerçekte insanî yardım değildir. Ama ihtiyaç sahiplerinin de onurlarıyla yaşamalarına imkân tanımak için kendilerini gizleyip gönüllü kuruluşları vasıta edinerek zekât ve sadaka verenlerin gönderdiği yardımlar gerçek anlamda insanî yardımdır. İşte bu insanî yardım çalışmalarını önemsemek ve servet sahibiyle ihtiyaçlı arasında köprü oluşturan ama bu arada herkesin hakkını da tam gözeten, herhangi bir şüpheye mahal vermemeye özen gösteren gönüllü kuruluşlara da sahip çıkmak, faaliyetlerini desteklemek bir yandan da denetlemek gerekir. O kuruluşların da böyle bir denetime açık olmak için şeffaf olmayı tercih etmeleri gönüllü hizmet için en isabetli seçim olacaktır.
Mübarek Ramazan ayı bir nefis terbiyesi ve arınma ayıdır. Zekât da zaten kök anlamı itibariyle arınma anlamına gelir. Çünkü hem insanın malını, servetini arındırır, yoksulların, ihtiyaç sahiplerinin onun içindeki haklarını çıkarıp hak sahiplerine götürür; hem de o servetin sahibini günâhlardan arındırır. O yüzden birçokları zekâtlarını Ramazan'da vermeyi tercih ederler.
Servetlerimizin zekâtını vermeyi asla ihmal etmemeliyiz. Çünkü zekâtı verilen mal temizlenmiş, arındırılmış maldır. Kişi malının zekâtını verirken gerçekte hak sahiplerinin haklarını veriyor. O yüzden zekâtı verilmeyen mal temizlenmemiş, arındırılmamış maldır.
Burada Yüce Allah'ın bir hatırlatmasını da özellikle zikretmek istiyorum: "Ey iman edenler! Kazandıklarınızın temiz olanlarından ve yerden rızk olarak çıkardıklarımızdan (hayır yolunda) harcayın. Kendiniz göz yummadan alamayacağınız çirkin şeyleri vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah'ın bir şeye ihtiyacı yoktur, O övülmeye layık olandır." (Bakara, 2/267) Zekât eğer bir ahiret yatırımıysa o yatırımı gözümüzü kapatmadan almayacağımız mallarla değil temiz ve göze gelir mallarla yapmalıyız.