Bayramda İslâm âlemi

17-18 Temmuz 2015 Cuma-Cumartesi, Yeni Akit

Öncelikle tüm okuyucularımızın, bütün İslâm âleminin mübarek Ramazan bayramını tebrik ediyor, Yüce Allah'ın hayırlara vesile kılmasını ve bütün Müslümanların gerçek özgürlüklerine kavuşacakları mutluluk dolu bayramları da bizlere yaşatmasını diliyoruz.

Ramazan bir eğitim, nefis terbiyesi ve günâhlardan arınma dönemidir. Temennimiz bizim için de öyle olması ve bu eğitimin amaçladığı gerçek arınma ile mübarek Ramazan bayramına ulaşmış olmamızdır. Fakat böyle bir eğitim döneminde kazanılan iyi hasletlerin korunması için de mücadele etmek gerekir.

Ramazan'da güçlendirilmesi gereken en önemli hasletlerden biri de iman kardeşliği bilincidir. Bu bilincin ve onun kazandıracağı duyarlılığın bütün İslâm coğrafyasını kapsaması için de küresel emperyalizmin Müslüman halkları birbirinden ayırmak amacıyla çizdiği sınırları aşmış, bu sınırları zihinlerden tamamen silip atmış olmamız gerekir.

Biz de bayram vesilesiyle İslam coğrafyasının hareketli bölgelerinden bazıları hakkında kısa ve özet bilgiler vermek istiyoruz.

Suriye'nin bu bayrama, zulme başkaldırının başladığı 15 Mart 2011 tarihinden bu yana en sıkıntılı şekilde girdiğini söylemek gerekir. En önemli sebebi ise bu ülkede halkın özgürlüğüne kavuşmasını istemeyen tüm karanlık güçlerin kirli oyunlarının birleşmesidir. Görünüşte birbirleriyle savaş halindeki IŞİD ile uluslararası koalisyon gerçekte aynı hedefi, Baas'la mücadele halindeki direniş güçlerini vuruyor. Bu da tabii Baas'a ve onun arkasında duran ihanet güçlerine yarıyor. Dolayısıyla tümünün hesapları nihai amaçta birleşiyor. Oyunun nasıl oynandığı hakkında ayrıntılı bilgiye ihtiyaç olduğundan şimdilik sadece Suriye'nin bu bayrama öncekilerinden daha büyük zorluklarla girmesinin sebebine dikkat çekmekle yetinelim.

Filistin bu Ramazan'ı da büyük zorluk ve sıkıntılarla geçirdi. İşgal rejiminin ateşkesin şartlarını yerine getirmemesi, anlaşmaya gözlemci olan Mısır cuntasından da zaten işgalciyi şartlara uymaya zorlamasının beklenemeyeceği için Gazze üzerindeki abluka ve ambargo bütün şiddetiyle sürüyor. Fakat işgal rejimi sonunda bazı askerlerinin sağ olarak ve öldürülen iki askerinin cesedinin Filistin direnişinin elinde olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Bu önemli bir gelişmeydi. Çünkü bu aşamadan sonra Filistin direnişiyle esir takası pazarlığına girmeye mecbur kalacak. Ancak siyonist işgalci bundan önceki takas anlaşmasının şartlarına bağlı kalmadı ve serbest bıraktığı esirlerden bazılarını yeniden hapse attı. O yüzden Filistin direnişi esir takası pazarlığının başlaması, dolayısıyla elindeki askerler hakkında bilgi vermek için önce işgalcinin önceki anlaşmada serbest bırakılanlardan yeniden hapse attıklarını özgürleştirmesini şart koşuyor.

Mısır'da katil Sisi cuntası Sina'da IŞİD'le irtibatlandırılan olayları bahane ederek bu örgütle hiç ilgisi olmayan insanlara yönelik yargısız infazlarını başlatırken idam kararlarını da halkın özgürlük mücadelesine öncülük eden İslâmî harekete karşı tehdit aracı olarak kullanma politikasını sürdürüyor. Bu vahşi politikasında küresel emperyalizmin desteğini almanın da rahatlığı içinde. Ama buna rağmen halkın ve onun özgürlük mücadelesine yön veren İslâmi hareketin zulme karşı kararlılığından vazgeçmediğini görmekten dolayı sıkıntılı olduğu da gözden kaçmıyor.

Yemen'de her ne kadar Ramazan'da bir ateşkes sağlandıysa da sular durulmadı. Ramazan bayramı sonrası bu ülkede çatışmaların yine şiddetlenmesi muhtemeldir. Özellikle İran'ın nükleer projesi hakkında küresel güçlerle anlaşma sağladıktan sonra kendisine uygulanan yaptırımların kalkmasının getireceği rahatlığın Yemen üzerindeki planlarını destekleme konusunda daha rahat düşünmesini sağlayacaktır. Ayrıca onun artık ABD ile sadece Afganistan, Irak ve Suriye'de değil Yemen'de de işbirliği içinde olduğu, hedeflerinin aynı olduğu dikkatlerden kaçmıyor.

Suudi Arabistan her ne kadar Yemen'de ABD'nin kazığına oturduğunun farkında olsa da Mısır'daki katil cuntaya destek vermekten de vazgeçmiş değil. Bunun da sebebi halkların özgürlük mücadelesinin elde edeceği zaferlerin hâlâ Suudi Arabistan'daki mevcut yönetimin geleceği için risk oluşturduğunu görmesi olabilir. Çünkü Suud yönetimi hâlâ bir zulüm ve dikta rejimi vasfını koruyor.

***

Namaz Gönüllüleri Platformu'nun arefe günü yayınlanan yazımızın sonuna eklediğimiz çağrısına uyarak Allah'ın izniyle bayram namazımı ben de Sultanahmet Camisi'nde kıldım. Sabah namazını mahalle camisinde kıldıktan sonra gitmem durumunda bayram namazına yetişemeyeceğim için, sabah namazında da cemaate yetişebilmek amacıyla hayli erkenden gitmeme rağmen ben vardığımda caminin yarıdan çoğu dolmuştu. Bu da çağrının hayli yankı bulduğunu gösteriyordu.

Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Görmez'in kıldırdığı bayram namazı ve okuduğu hutbe sonrasında Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun da iştirakiyle cemaatten büyük bir kalabalıkla bayramlaşma oldu. Camideki bayramlaşmadan sonra, Namaz Gönüllüleri Platformu'nun organize ettiği, Sultanahmet Vakfı'nın da ev sahipliği yaptığı ve Diyanet İşleri Başkanı onuruna düzenlenen kahvaltılı bayramlaşma törenine misafir olan Başbakan'ın burada yaptığı konuşmada vurguladığı önemli bir husus vardı. Camide bayramlaşmak için kendisiyle musafaha edenler arasında en az elli farklı İslâm ülkesinden Müslümanın yer aldığını söyledi. Bunlardan birçoklarının da nispeten Türkçe konuşabildiklerini dile getirerek, bunun onların Türkiye'de ve büyük ihtimalle de İstanbul'da yaşadıklarına delalet ettiğine, bunun da artık İstanbul'un tüm İslâm âlemi için yeniden bir huzur ve güven merkezi yani bir Dersaadet olmaya başladığını gösterdiğine dikkat çekti. Sanıyoruz İstanbul'da yaşayanlar artık bunun büyük ölçüde farkındadır.

Başbakan Davutoğlu, konuşmasında bu manzarayı on yıl önce görmenin mümkün olmadığını da hatırlattı.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez de bayram hutbesinde dile getirdiği İslâm kardeşliği ve ümmet dayanışmasının önemini Türkiye'nin ileri gelen ilim ve fikir erbabından birçok kişiyle bir araya geldiği kahvaltılı bayramlaşma programında yaptığı konuşmada da vurguladı. Fakat Görmez'in buradaki konuşmasında dikkat çektiği önemli bir husus da Müslüman halkların bu konuda Türkiye'ye baktığı, ümitlerini buraya bağladığı idi.

Benim de şahsen 32 yıldan beri devam eden gazetecilik hayatımda vermeye çalıştığım en önemli mesaj budur. Yani Müslümanların tek bir ümmet olduğu, yeniden bu birlik bilincine kavuşmaları ve bu bilinç ile güçlerini birleştirmeleri; küresel emperyalizmin Müslüman halkları birbirinden koparmak amacıyla çizdiği sınırların sebep olduğu engellerden kurtulmak gerektiğidir.

Bu konuda Türkiye'ye yönetim ve halk olarak önemli bir görev ve sorumluluk düştüğünü de değişik vesilelerle dile getirdim. Aylık Ribat dergisinin Temmuz 2015 sayısı için yazdığım "Ümmetin Toparlanmasında Türkiye'nin Rolü" başlıklı yazıyı da tamamen bu konuya ayırdım. Bu yazımızı kişisel web sitemizden (www.vahdet.info.tr) de okuyabilirsiniz.

Bugün İslâm coğrafyasının zulüm altında böylesine perişan olmasının en önemli sebebi de başta Allah'ın gösterdiği çizgiden uzaklaşması ikinci olarak da ümmet bütünlüğünü kaybederek mayasını cahiliyeden alan asabiyet anlayışlarına dayalı kimliklerin şekil verdiği bölünmüşlüktür. Bu bölünmüşlük sadece coğrafi sınırların belirlediği parçalanmışlıktan ibaret kalmıyor. Aynı sınırlar içinde kalanların fikir ve mensubiyet farklarına göre bölünmüşlüğü de küresel emperyalizm karşısında büyük bir güç olabilecek potansiyelin, mazlumların haklarına sahip çıkmak, zulmün oyunlarını bozmak için devreye girmesini engelliyor.

Bu durum tabii zalimlerin işlerini kolaylaştırıyor ve onlar da bayram seyran tanımıyor. Mısır'da cunta askerlerinin, başkent Kahire'nin batısındaki el-Cize bölgesinde bayram namazı sonrasında cuntanın zulüm uygulamalarına tepki gösteren bir kitleye ateş etmesi üzerine ilk aldığımız haberlere göre altı kişi hayatını kaybetti. Öldürülenlerden birinin de kadın olduğu haber verildi. Bu katliam cuntanın, Sina olaylarını yargısız idamlar için değerlendirmeye devam ettiğini göstermesinden dolayı düşündürücüdür.

Suriye'deki Baas zulmü de bayram kutlamalarını (!) varil bombalarıyla yaptı. Baas uçaklarının bayramın ilk gününün sabahı Halep başta olmak üzere muhtelif şehirlere yönelik hava saldırılarında yine varil bombaları kullandıkları, birçok sivil hayatını kaybederken çok sayıda sivilin de yaralandığı haber verildi. Saldırıya maruz kalan şehirler arasında Der'a ve İdlib de yer alıyor.

İrtibatlı Yazılar:

  • Ramazan'da dayanışma ve ümmet bilinci
  • Ramazan'da İslâm Âlemi
  • Ümmetin Toparlanmasında Türkiye'nin Rolü
  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler
  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler
  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler
  • IŞİD üzerinden çevrilen dümenler
  • Vahşete Dönüşen Cunta
  • Cunta can almaya devam ediyor
  • Sisi cuntasının Sina oyunları
  • Suriye'de zulmün ve direnişin dört yılı
  • Kavramların Tuzağına Düşmemeliyiz