7 Haziran 2015 Seçimleri

Büyük Sayılar Bir'lerin Toplamıdır

6 Haziran 2015 Cumartesi, Yeni Akit

Türkiye'de artık herkesin gündeminde seçim var ve son noktaya gelindi. Bazıları meclise girebilmek için bütün gücüyle çalıştı. Bazıları koalisyon yoluyla da olsa hükümeti ele geçirmenin hayallerini kuruyor. Bu konuda uluslararası güçlerin medya organlarına yansıtılan bazı formülleri ve planları da iştahlarını kabartıyor. Ancak yine büyük bir kalabalık istikrarın korunması, kalkınmanın sürmesi, yeniden küresel güçlere borçlanıp talimat alma dönemlerine geri dönülmemesi arzusunda.

Türkiye'deki seçimler konusunda İslâm coğrafyasındaki heyecanın Türkiye halkındaki heyecandan hiç de geri kalmadığını söyleyebiliriz. Çünkü buradaki seçimlerin sonuçlarının tüm İslâm coğrafyasını etkileyeceğini ve doğal olarak kendilerini de yakından ilgilendirdiğini düşünüyorlar. Tabii ki onların da arzu ve temennileri Türkiye'de istikrarın, kalkınmanın ve İslam coğrafyasının güç birliğine öncülük için güçlenme çabalarının sürmesi. Çünkü tüm İslam âlemi kritik bir dönemden geçiyor ve bu dönemde Türkiye'ye önemli görevler düşüyor; icra edeceği fonksiyon büyük. O yüzden bu seçimler çok yakından takip ediliyor ve küresel emperyalizmle işbirliği içinde olan zulüm rejimlerinin baskıları altındaki mazlum halklar bu ülkede kendilerine sahip çıkacak bir kadronun yeniden iş başına gelmesi arzularını her fırsatta dile getiriyorlar. Özellikle ateş hattından kaçıp Türkiye'ye sığınmak zorunda kalanların bu konudaki dilek ve temennilerini sürekli dile getirdiklerine onlarla herhangi bir ilişki içine girenlerin şahit olduklarını sanıyoruz.

İslam âleminde bir güç birliği oluşmasını istemeyen küresel güçler bunu bildikleri için Türkiye'nin büyümeye devam etmesini, ekonomik alanda daha bağımsız olmasını sağlayacak yeni ataklar yapmasını, Müslüman halklara öncülük etmesini istemiyor ve bu yöndeki çabalarını sonlandıracak koalisyon hesapları yapıyorlar. Çünkü küresel mekanizmanın planlarını yürütme konusunda kendileriyle tam uyum içinde çalışacak bir kadroyu tek başına iktidara getirmelerinin mümkün olamayacağını biliyorlar. O yüzden kendileriyle işbirliğine ihtiyaç duyacak ve dikte edecekleri politikaları uygulamada zorluk çıkarmayacak bir kadro etrafında toplanmaya müsait ekiplerin koalisyonu hayallerini kuruyor, onu da daha önce farklı ülkelerde denedikleri şekilde "çok güçlü ihtimal" gibi yutturmak için medya kanalıyla yönlendirme yapıyorlar. Hatta sadece medyadan değil toplumu yönlendirmede işe yarayacağını düşündükleri tüm araçlardan ve söylentilerden yararlanmaya çalışıyorlar.

O yüzden yarın verilecek oy sadece Türkiye için değil tüm İslam coğrafyası için verilmiş olacak. Sadece bir partinin oy oranını artırma amacıyla verilecek ama sonuçta kullanılmamış sayılacak oylar gerçekte küresel güçlerin, Türkiye'nin, Müslüman halkların kendi hür iradeleriyle hareket etmelerine öncülük konusunda icra edebileceği fonksiyonu engellemek amacıyla kurdukları koalisyon hayallerine verilmiş olacaktır. Çünkü bu oylar onların oylarını artırmasa da oyunlarını bozacak güç birliğinden çekilip alınmış olacak. Tüm İslâm âleminin kritik ve zor bir dönemden geçtiği bir sırada Türkiye'deki istikrarlı ilerleme ve büyümenin devamını sağlayacak bir güç birliğinin törpülenmesi ise küresel güçlerin hesaplarının yararına olacak. Desteklenen parti veya ittifaka ise hiçbir yarar sağlamayacak.

Yanlışlardan dolayı eleştiri, sonucu sadece eleştirdiklerine değil kendine, tüm ülke halkına ve hatta bütün İslâm âlemine olumsuz bir şekilde yansıyacak cezalandırmada bulunmayı haklı kılmaz. Böyle bir uygulama ile sadece eleştirdiğin kesimi ve kadroyu değil kendini de cezalandırmış olacaksın. Tabii kendini de bütün bir toplumu ve tüm İslâm âlemine yayılmış büyük bir kitleyi cezalandırdığın, dolayısıyla sen de bu kitlenin içinde yer aldığın için cezalandırmış olacaksın.

Böyle bir dönemde yapılacak önemli bir hata da kendini veya ailenden bir ferdi küçümsemek, "bir kişiyle ne değişir?" hatasına düşmek olacaktır. Unutmamak gerekir ki büyük sayılar "bir"lerin toplamıdır. "Bir"leri bir araya getirenler güç birliği oluşturur. Onun için sayıları basite almamalı, "bir"lere önem vermeli ve hep birlikte güç birliğini koruyarak tüm İslâm âleminin ümit bağladığı istikrar ve ilerleyişi sürdürmeliyiz.

Seçimlerin dışarıdan görünüşü

11 Haziran 2015 Perşembe, Yeni Akit

Türkiye tarihinde bir seçimin Türkiye dışından bu kadar yakın ilgi ve heyecanla izlendiği sanıyorum ilk kez gerçekleşiyor. Sadece İslâm âleminde değil Batı dünyasında da çok büyük bir ilgiyle takip vardı. Takibin odak noktasında ise 13 yıldır iktidarı elinde bulunduran ve bu süre içinde önemli adımlar atan, Türkiye'nin küresel güçlerin zincirlerinden kurtulması için ciddi ataklar gerçekleştirmesine öncülük eden siyasi parti vardı. HDP'nin ilgi odağı olmasının sebebi ise o partinin tek başına siyasi iktidarı sürdürmesini engellemede kritik bir rol oynayacağına inanılmasından kaynaklanıyordu. O yüzden bu partinin en azından barajı aşması için sadece içeride değil uluslararası alanda da yoğun bir yönlendirme yapıldı. Bu konudaki telaş ve etkili yönlendirme özellikle bu partinin arka planda propagandasını yapanların "barajı aşamama" ihtimaline dayandırdıkları tehditlerin etkili olmasına yol açtı. AK Parti tabanından, barajı aşması için geniş çaplı kampanya yürütülen siyasi partiye kaymalarda söz konusu tehditlerin etkisinin birinci derecede rol oynadığı inkâr edilemez.

Küresel güçlere hizmet eden medya organları aynı zamanda, bizim seçimlerden bir gün önce yayınlanan yazımızda da dile getirdiğimiz üzere yoğun bir şekilde "koalisyon" yönlendirmesine yüklendiler. Hatta koalisyonu bir ihtimal değil vakıa olarak sunmak için yönlendirme faaliyeti yürüttüler. Fakat sundukları formül AK Parti'nin dâhil olmadığı bir üçlü ittifaktı. Aslında böyle bir formülü vakıa olarak sunmaları da HDP'nin barajı geçmesini ihtimale bırakmama, vakıa olarak sunma amacı taşıyordu. Çünkü HDP ile MHP'nin aynı çatı altında birleştirileceği bir koalisyon formülünü uygulamaya geçirmenin çok da kolay olmayacağını hatta belki imkânsız olduğunu onlar da tahmin ediyorlardı. Ama seçim öncesinde topluma hâkim hava içinde koalisyon formülleri üzerinde insanların kafa yormayacaklarını bildiklerinden, HDP'yi iktidara taşıma hevesine kapılanları teşvikte böyle bir formülü önlerine koymanın son derece etkili olacağını ve bu formülü kesin vakıa olarak sunmanın sonuç vereceğini düşündüler. Onlar için öncelikli olan da zaten söz konusu üçlü koalisyonun fiilen gerçekleşmesinden ziyade AK Parti'nin tek başına iktidarı yeniden kazanmasının önüne geçmekti.

Şimdi küresel güçlerin, onlarla işbirliği içindeki yerel dikta rejimlerinin ve Türkiye'nin güçlenmesinden rahatsız olan emperyalist güçlere hizmet ettikleri için kendilerini "hizmet hareketi" olarak nitelendiren örgütlerin sözcülüğünü yapan medya organları söz konusu amaçlarını gerçekleştirebilmiş olmalarının sevinç ve mutluluğu içindeler. Bu sevinçlerini değişik şekillerde dile getiriyorlar. Sevinenler arasında Filistin'deki gayri meşru işgallerinin devamı için önem verdikleri Türkiye'nin, Mavi Marmara dosyasını kapatacağı hatta Gazze'ye uygulanan ablukayı yarmak için yola çıkanları mahkûm edeceği, bu konuda Pensilvanya'dan gelecek talimatlara göre hareket edeceği bir dış politikayı devreye soktuğunun hayallerini şimdiden görmeye başlayan siyonist işgal organlarının en başta yer alması gayet doğal.

Fars İmparatorluğu hayallerine kavuşabilmek için Suriye'de, Irak'ta, Yemen'de insanlarımızı katletmeye devam eden, küresel güçlerle işbirliğini de artık iyice belli eden İran da sonuçlardan son derece memnun kaldığını gizlemiyor. Suriye'de her gün havadan varil bombaları yağdırmak suretiyle gündelik olarak onlarca insanımızı katleden bir yapının, seçimlerden Suriye'deki Baas zulmünden kaçan mağdurlara kapılarını açan bir siyasi oluşumun en azından tek başına iktidar olmasını engelleyen sonuçlar çıkmasına sevinmesini, bu konuda işgalci siyonistle ve küresel emperyalizmle aynı duyguları yansıtmasını çok da anormal karşılamıyoruz.

Emperyalizmin doğu ve batı kanatlarını son derece sevindiren sonuçlar, işgale ve zulme karşı özgürlük mücadelesi vermeye devam eden halkların ve hareketlerin ise üzülmesine neden oldu. Bu halkların ve hareketlerin duygu ve düşüncelerini yansıtan medya organlarının ve buralarda fikirlerini dile getirme imkânları bulanların yorumları sonuçlardan, Türkiye'de özgürlük davasının, çözüm formüllerinin, kalkınma ve istikrarın kazanması için oy verenlerden daha fazla etkilendiklerini gösteriyor.

Zor seçim şimdi

12 Haziran 2015 Cuma, Yeni Akit

Halk seçimini yaptı ve sonuçları gördük. Belki halkın bir kısmı böyle bir sonuçla karşı karşıya gelmekten dolayı yaptığı seçimden pişmandır. Çünkü benim ve birçok yorumcunun tahminine göre büyük çoğunluk istikrar, büyüme ve çözüm sürecinin devamından yanaydı. Şimdi siyasetçiler hangi seçimi yaparlarsa yapsınlar ciddi zorluklarla karşı karşıya gelecekler. Öte yandan Türkiye'nin temel problemlerini çözüme kavuşturarak büyüme ve güçlenme yolunda ilerlemesini istemeyen tüm küresel ve bölgesel güçleri sevindiren bir manzara bu ülkenin iyiliğini isteyenleri memnun etmez. Ama ne pahasına olursa olsun ortaya çıkan manzara karşısında siyasetçilerin bir seçim yapması gerekiyor ve görüldüğü kadarıyla onların yapacağı seçim vatandaşların yaptığı seçimden çok daha zor ve kritik olacak.

Bazıları, "Madem ki halk böyle bir seçim yaptı öyleyse biz çekilelim kenara, mevcut şartlarda bir şeye karışmayalım. Herkesin boyunun ölçüsü ortaya çıksın. Sonrasında zaten vatandaş onayladığı siyasi oluşumu sahada tanıdıktan sonra yeniden bir seçim yapmak zorunda kalacaktır" tarzında fikirler ortaya koyuyor. Bu tür fikirler, seçimlerden önce bazı eleştirel yaklaşımlarından dolayı "gelin bu seçimlerde iktidar partisine bir ceza verelim" diyenlerin sözlerine benziyor. Oysa bunu söyleyenlerin vatandaşın önüne önce seçebileceği daha iyi bir seçenek koymaları gerekirdi. Bunu yapmadan "gelin iktidar partisine ceza verelim" diyenler gerçekte, ülkede istikrarın ve ekonomik büyümenin ciddi darbe alacağı, uygulamaya konan çözüm formüllerinin rafa kaldırılacağı ve buna karşılık problemlerin yeniden sahaya ineceği bir manzaranın ortaya çıkmasına neden olacak tercih yapma önerisinde bulunanlar gerçekte iktidar partisini değil halkı ve bu arada kendilerini cezalandırmış olacaklardı ve nitekim öyle oldu.

Bu manzara karşısında politikacıların önüne muhtelif formüller ve seçenekler konuyor. Bu formüllere göz atmadan önce şu hususu özellikle vurgulamak istiyoruz. Halkın yine önemli bir kısmı mevcut siyasi iktidarın devamı lehinde oy kullanmıştır. Hatırlanacağı üzere geçmiş dönemlerde bu kadarlık oy bir siyasi partinin hükümeti tek başına kurması için yeterli olabiliyordu. Olmadığı zaman da yine hükümeti bu kadar oy alabilen parti kuruyor ama ikinci veya daha fazla partinin desteğine ihtiyaç duyuyordu.

AK Parti de ilk iktidara geldiği 2002 seçimlerinde %34.28 oy almış. Ama o seçimlerde AK Parti ile CHP dışında hiç bir parti barajı aşamadığı için birinci parti Meclis'te 363 sandalye kazanarak hükümeti kurmasına ve istediği yasal düzenlemeleri rahatlıkla yapmasına yetecek çoğunluğu elde etmiş. Anayasada değişiklik yapmasına yetecek çoğunluğu elde etmesine sadece 4 sandalye kalmış.

Bir sonraki genel seçimlerde yani 2007'de oy oranı %46.66'ya çıkmış yani %12'den fazla artış göstermiş. Ama kazandığı sandalye sayısı 341'de kalmış. Yine de hükümeti tek başına kurmasına yetecek çoğunluğun epey üstüne çıkmış.

2011 seçimlerinde oy oranı %49.83'le zirveye çıkıyor. Ama milletvekili sayısı yine düşüyor ve 327'de kalıyor. Bu sayı da istifa risklerini göze alarak tek başına hükümet kurmaya yetiyor.

2015 seçimlerinde oy oranının %9 düşmesi halkın ona "sen artık git" demesi anlamına gelmez. Eğer bu anlam çıkarılırsa diğer partilere de "sakın hükümete yaklaşmayın" dediği anlamı çıkarılması gerekir. Zira AK Parti yine birincidir. Kendisinden sonra gelen iki partinin toplam oyu kadar oy almıştır. Üstelik oran olarak halkın onu hükümete taşıdığı ilk seçimlerdekinden %7 daha fazla oy almıştır.

Öte yandan 13 yıldır hükümette olmanın yükünü üzerinde taşıyarak eleştiri ve zorluklarla karşı karşıya olmasına rağmen 16 puan fazla oy alan partinin iktidardan uzaklaştırılmasını ve hükümet kurma görevinin kendine verilmesini isteyen CHP de bir önceki seçimlere nispetle oy kaybetmiştir. Üstelik bu partinin lideri bırakın hükümete talip olmayı oy kaybetmesi durumunda partisinin genel başkanlığından istifa edeceği sözü vermişti. Kendi partisine ve kitlesel tabanına sözünü yerine getirmeyen genel başkanın halka verdiği sözleri yerine getireceğine ne kadar güvenebiliriz?

Koalisyon bir geçiş formülüdür

13 Haziran 2015 Cumartesi, Yeni Akit

Türkiye'nin istikrarlı büyüme ve ilerleme sürecine girdiği sırada önüne koalisyon zorunluluğu çıkması önemli sıkıntıları ve zorlukları da beraberinde getirdi. O yüzden herkes bu dönemi bir atlama dönemi olarak görüyor ve hesapları bir sonraki döneme göre yapıyor. Dolayısıyla bu aşamada hangi formül uygulanırsa uygulansın koalisyon kalıcı olmayacak, bir geçiş formülü olarak kabul edilecektir.

Bu sebeple bütün siyasi partiler bakanlık sayısından çok konumunu güçlendirecek, yeni döneme hazırlanmasını kolaylaştıracak politik kazanımların hesaplarını yapıyor. Dolayısıyla başlangıç aşamasında işi yokuşa sürüyorlar. Sergilenen bu tavırlar karşısında da "acaba belirlenen yasal süre içinde bir çözüm formülü ortaya çıkarılamayacak ve ülke yeniden seçime gitmek zorunda mı kalacak?" sorusu akla geliyor.

Şu an koalisyon zorunluluğu ne kadar iktidar partisini sıkıntıya soktuysa, partilerin yokuşa sürmelerinin yol açacağı çözümsüzlük sebebiyle başvurulacak zorunlu erken seçim de uzlaşmanın önünü tıkayanların o derece aleyhlerine olacaktır. Çünkü böyle bir durumda çözümü halk kendisi üretecek ve buna en yakın seçimin de AK Parti'yi yeniden iktidara taşımak olduğu kanaatiyle oyunu kullanacaktır. O yüzden bazı ideolojik sebeplerle bu partiyi terk eden oylar geri döneceği gibi barajın altında kalan partilerine oy vermekle reel karşılık elde edemediklerini gören seçmenlerin de önemli bir kısmı istikrarın geri gelmesi lehinde oy kullanma yoluna gidecektir.

Ondan dolayı muhalefet partileri yokuşa sürmekle, uygulamaya geçirilmesi neredeyse imkânsız şartlar ve geçmişlerinde kendilerinin bile riayet etmedikleri kırmızı çizgiler ileri sürmekle bir şey kazanamazlar. Eğer kazanırlarsa uzlaşma yoluna gittikleri zaman kazanacaklardır.

Bu realiteyi göz önünde bulundurarak masaya konan çözüm formüllerini kategorik olarak ele alalım.

Birincisi herhangi bir koalisyon ile erken seçim arasında yapılacak tercihtir. Bazıları hiç koalisyon bataklığına girmeden erken seçime gidilmesini öneriyorlar. Böyle bir uygulama belki görülen çözümsüzlükten dolayı oylarda kısmî kaymaya neden olacaktır. Ama mevcut sonuçların ortaya çıkmasında stratejik yönlendirmelerin önemli payı olduğu ve bunun yine devreye gireceği düşünülürse herhangi bir hükümet tecrübesi yaşanmadan yapılacak seçimlerin sonuçlarında köklü çözüme yetecek değişiklik olmayacağı tahmin edilebilir. O yüzden çözümü bir hükümet formülünde aramak daha makuldür.

Hükümet formüllerini iki gruba ayırabiliriz. Birincisi 13 yıldır iktidarı sürdüren ve önemli projelerin, planların, çözüm formüllerinin başında duran iktidar partisiyle ortaklıklar. İkincisi bu partinin dışarıda bırakılacağı ortaklıklar.

İktidar partisinin dışarıda bırakılması diğer partilerin tümünün, bu da tamamen zıt cephede iki partinin ittifakını zorunlu kılıyor. Bu, özellikle seçim sonrası yapılan açıklamalardan hareketle imkânsız gibi algılandı. Ama yine de imkânsız değildir. AK Parti ile koalisyon için onun kabul edemeyeceği çok zor şartlar ileri sürülmesi ve onunla uzlaşmanın ederinden çok pahalıya satılmak istenmesi üçlü koalisyonu mümkün hatta belki zorunlu kılabilir. Çünkü üçüncü seçenek çözümsüzlük ve zorunlu erken seçimdir. Böyle bir durumda seçmen ideolojik tercihini yeniden gözden geçirecek ve çözüm üretme yönünde tercihe öncelik verecektir. Üçlü koalisyon formülü ise iki zıt parti arasındaki kavgayı muhalefet sahnesinden hükümet sahnesine taşıma sonucu doğuracak bu da yürüyen arabanın tekerleklerinin altına takoz koyma sonucu doğuracaktır. O yüzden böyle bir formül uzun vadeli olmayacağı gibi ideolojik söylemlerin kazandırdığı oyları da siyasal ve ekonomik istikrardan yana bir tercihe yöneltecektir.

Dolayısıyla geçiş formülü olarak da olsa en isabetli çözüm yine iktidar partisiyle koalisyondur. Onunla diğer üç partinin hangisi ittifak yapsa çözüm üretilmiş oluyor. Tahmin ettiğimiz kadarıyla herkes oy verdiği partinin böyle bir ittifaka girmesini arzuluyor. Ama hiç kimse oy verdiği partinin destekçi değil hükümeti kuran parti gibi davranmak, bakanlıklar ne şekilde dağıtılırsa dağıtılsın siyasi rotayı belirlemede tüm yetkilere sahip olmak diğerini ise arkadan takibe zorlamak istediğini görmüyor. Buna kimse razı olmaz ve böyle bir dayatmacılıktan ancak çözümsüzlük çıkar.

İrtibatlı Yazılar:

  • Acıları Paylaşmada Ümmet Olmak
  • 17 Aralık Operasyonu Ümmet Coğrafyasında Nasıl Algılandı?
  • Yeniden ısıtılan Ermeni meselesi
  • Muhacirîne ensar olabilmek
  • Ölüme yolculuk
  • İslâm Dünyasındaki Gelişmeler
  • Turkeypost'un bizimle röportajı
  • Libya'da Yaşananlar ve Türkiye
  • Ümmetin Yetimleri
  • Kavramların Tuzağına Düşmemeliyiz
  • Ümmetin Birliğini "Baş" Temsil Eder