Hamas'ın Yeni Siyaset Belgesi

Haziran 2017, Vuslat

Hamas'ın Yeni Siyaset Belgesi Yayınlamasının Amacı

Hamas'ın bundan önceki Siyasi Birim Başkanı Halid Meşal, Katar'ın başkenti Doha'da hareketin yeni siyaset belgesini kamuoyuna açıkladı. 42 maddeden oluşan bu belgenin açıklanması Filistin çevresinde ve genel olarak dünya kamuoyunda birtakım tartışmaları da beraberinde getirdi. Bazıları bunu Hamas'ın siyasi çizgisini tamamen değiştirerek yeni bir vizyon ve yeni bir tavır ortaya koyması olarak yorumladılar. Özellikle bildirgenin yirminci maddesinde, hareketin 4 Haziran 1967 sınırları içinde bir Filistin devleti kurulmasını da bir ortak ulusal çözüm formülü olarak gördüğünü dile getirmesi hareketin Fetih'le aynı noktaya gelmesi olarak değerlendirildi.

İşin gerçeğinde Hamas bu belgesinde şimdiye kadar savunduğu temel ilkelerinden herhangi bir taviz vermiş değildi. İlkelerinde herhangi bir değişiklik de yoktu. Bu hakikatin hatırlatılması karşısında da "Öyleyse Hamas böyle bir belge yayınlamaya neden ihtiyaç duydu?" sorusu soruluyor.

Filistin davası sürekli yeni gelişmelere yeni hadiselere sahne olan bir dava. Bu davada yeni gelişmeler ve hadiselerle ilgili mutlaka eylemleriniz ve söylemleriniz olmalı. Belki bazı yerlerde sabit durmanız gerekecektir ama bazı yerlerde de gelişmelere ve şartlara göre yeni tavırlar belirlemeniz, bu tavırlarınıza açıklık getirmeniz gerekecektir. Bunların bazıları hadiselerle eş zamanlı bir şekilde gerçekleşiyor. Ancak farklı zamanlarda olaylarla bağlantılı bir şekilde tahakkuk eden tavırlarınızı derli toplu bir şekilde kamuoyunun dikkatine sunmanızın da faydası olacaktır. Hamas'ın son siyaset belgesiyle yapmak istediği de budur. İlkelerinde herhangi bir değişiklik yapmamış ama ilkeleriyle birlikte yeni hadiseler ve gelişmeler karşısında sergilediği tavırları da derli toplu bir şekilde kamuoyunun dikkatine sunmaya çalışmıştır.

1967 Sınırları İçinde Devlet Kurulmasını Kabul Etmesi

Yeni siyaset belgesinin en çok tartışmaya konu olan maddesi, Hamas'ın 1967 sınırları içinde bir Filistin devleti kurulmasını kabul etmesine dair yirminci maddesidir. Tartışmanın sebebi ise bu konuyla ilgili ifadeden, Hamas'ın 1967 sınırlarını onayladığı, diğer bölgelerdeki İsrail işgalini ise zımnen kabul ettiği sonucu çıkarılmasıdır. Bu maddedeki ifadelerden böyle bir sonuç çıkarılması yanlıştır.

Bunun anlaşılması için "İşgal karşısındaki tutum ve siyasi çözüm" başlığı altında yer alan bu maddenin öncesinde ve yine aynı başlık altında yer alan iki maddeyi okumakta yarar var:

"18.Belfur deklarasyonu, Filistin üzerinde İngiliz mandası belgesi, Filistin'in paylaştırılmasına dair BM kararı, bunların ve benzerlerinin üzerine oturtulan tüm kararlar ve uygulamalar yok hükmündedir. İsrail'in kuruluşu temelden geçersizdir ve Filistin halkının üzerinde tasarrufta bulunulmasına imkân olmayan haklarına muhaliftir. Filistin halkının ve ümmetin iradesine, uluslararası sözleşmelerin belirlediği insan haklarına ve en başta da kendi geleceğini belirleme hakkına aykırıdır.

19.Siyonist hâkimiyet meşru kabul edilemez. Filistin toprakları üzerindeki tüm işgaller, yerleşimler, yahudileştirme faaliyetleri, gerçeklerin değiştirilmesi amacıyla simgeler üzerinde yapılan değişiklikler geçersizdir. Zamanın geçmesiyle haklar düşmez."

Bu iki maddede işgalin temelden reddedildiği konusunda, ilkede bir değişiklik olmadığı vurgulandıktan sonra şöyle deniliyor:

"20.Sebepler, şartlar ve baskılar ne olursa olsun ve işgal ne kadar sürerse sürsün Filistin'in herhangi bir parçasından taviz verilemez. Hamas, Filistin'in ırmaktan denize (Ürdün Irmağı'ndan Akdeniz'e) kadar bir bütün olarak kurtarılması konusundaki formülüne alternatif olacak herhangi bir formülü kabul etmez. Bununla birlikte -siyonist işgalin tanınması ve Filistinlilerin haklarının herhangi birinden taviz verilmesi söz konusu olmaksızın- Hamas, 4 Haziran 1967 sınırları içinde tam bağımsız, başkenti Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasını da, yurtlarından çıkarılmış mültecilerin dönüş haklarının korunması üzere bir ortak ulusal çözüm formülü olarak görür."

Bu ifadeyle, Filistin'in bir bölümü üzerinde bir Filistin devletinin kurulmasının Filistinli oluşumlar arasında ortak çözüm formülü olarak kabul edilmesinin mümkün olduğu ancak bunun, işgalin devam eden kısmının öylece kalmasına razı olunması anlamına gelmeyeceği vurgulanmış olmaktadır. Bu, bir Filistin devletinin kurulmasına destek verilmesi anlamına gelir, işgalin onaylanması anlamına gelmez.

Kurulması istenen devletin Filistin topraklarının tümünü hâkimiyetine almasının mümkün olmadığı bir durumda hâkimiyeti altında bulunan topraklar üzerinde de kurulabileceğini, bunun Filistin devletine giden yolda bir çözüm formülü olabileceğini ama böyle bir çözüme başvurulmasıyla Filistin'in kurtarılamamış bölgeleri üzerindeki işgalin meşru kabul edilemeyeceği, yine işgal olarak tanımlanacağı ve kurtarılmasının da bir ideal olarak kalacağı, bunun için mücadeleden vazgeçilmeyeceği ortaya konmuştur.

Filistin'in Bütünlüğü İlkesinden Vazgeçilmiş Değil

Belgenin ikinci maddesinde Filistin'in tarifi yapılırken şu ifadelere yer veriliyor: "Filistin, doğuda Ürdün Nehri'nden batıda Akdeniz'e kuzeyde Nakura'dan güneyde Ummu'r-Reşraş'a kadar uzanan toprakların tamamıdır. Bir bütündür ve parçalanamaz. Burası Filistin halkının toprağı ve vatanıdır. Filistin halkının buradan tehcir edilmesi ve yurdundan çıkarılması, üzerinde siyonist hâkimiyet oluşturulması, Filistin halkının topraklarının tümü üzerindeki haklarını ortadan kaldırmaz ve gasp edici siyonist hâkimiyete orada bir hak kazandırmaz."

Bu vurgu Hamas'ın Filistin'in bütünlüğü ve hiçbir parçasından taviz verilemeyeceği, siyonist işgalin ise tamamen gayri meşru olduğu konusundaki yaklaşım ve tutumunda herhangi bir değişiklik olmadığını teyit etmektedir. Yani bu konudaki sabitesi, ilkesi aynen korunmaktadır bunda bir değişiklik söz konusu değildir.

Dr. Sami Ebu Zuhri'nin Verdiği Bilgiler

Hamas'ın yeni siyaset belgesinin açıklanmasından yaklaşık iki hafta sonra 13 Mayıs 2017 tarihinde İstanbul Yenibosna'da Türkiye'de Filistin davasına destek veren sivil toplum kuruluşlarına yönelik olarak "Birinci Kudüs Buluşması" isimli bir toplantı düzenlendi. Benim de katıldığım bu toplantıda Hamas'ın resmî sözcüsü Dr. Sami Ebu Zuhri de Hamas'ın yeni siyaset belgesi hakkında bilgi veren, bu konuyla ilgili tartışmalara açıklık getiren bir konuşma yaptı. Onun da oradaki konuşmada vurguladığı husus buydu.

Ebu Zuhri konuşmasında özellikle şu noktalara parmak bastı:

"1967'de işgal edilmiş topraklarda bir devlet kurulmasını kabul ettikten sonra sizin tutumunuzun Fetih örgütünün tutumundan ne farkı kalıyor?" diye soruyorlar. Biz de diyoruz ki: Fetih örgütü bu topraklarda devlet kurulması halinde kalan Filistin toprakları üzerindeki siyonist devleti ve işgali meşru kabul ediyor. Ama bizim maksadımız bir devlet kurulmasıdır. Karşılığında Filistin halkının topraklarından taviz verilmesi değildir. O yüzden biz diyoruz ki 1967'de işgal edilmiş topraklarda bir devlet kurulsun, bunu bir çözüm olarak görebiliriz. Ama Filistin'in kalan kısmı üzerindeki siyonist işgali meşru saymayacağız. Filistin'i yine bir bütün olarak görecek, bu bütünün tek bir karışından dahi taviz verilmeyeceği ilkemizden vazgeçmeyeceğiz.

Bizim 1967'de işgal edilmiş topraklar üzerinde devlet kurulmasını çözüm formülü olarak görmemiz 1967 sınırlarını kabul etmemiz anlamına gelmez. Fetih örgütü bu sınırları kabul ediyor. Biz ise bu sınırları kesinlikle kabul etmiyoruz. İşgalin yine gayri meşru olduğuna inanıyoruz.

Filistin'in Kurtuluşu İçin Direnişten Vazgeçilmemesi

"Direniş ve kurtuluş" başlıklı bölümde ve 24. maddeden itibaren Filistin'in özgürleştirilmesi için mücadele edilmesinin önemi üzerinde duruluyor. Filistin'in özgürleştirilmesinin özel anlamda Filistin halkının, genelde de tüm Arap toplumlarının, bütün İslâm ümmetinin ve adalet ve hukukun yerine getirilmesi açısından insanlığın bir sorumluluğu olduğu vurgulanıyor.

İşgale karşı bütün yollarla direnişin meşru bir hak olduğu ve kullanılabilecek yöntemlerden birinin de silahlı direniş olduğu ifade ediliyor. Hamas'ın direniş ve silahlı mücadele hakkına dokunulmasını reddettiği, Filistin halkının gasp edilmiş haklarını geri almak için direnişini sürdürmeye devam edeceği ateşkes veya direnişi alevlendirme konusunda kararın da mücadele şartlarına göre belirleneceği ifade ediliyor.

Kudüs Davasının Önceliği

Onuncu maddede Kudüs'ün Filistin'in başkenti olduğu, din, tarih ve uygarlık yönünden tüm Arap ulusu, İslam âlemi ve insanlık açısından özel bir mevkiye sahip olduğu, İslam'ın ve hıristiyanlığın muhtelif kutsal mekânlarının bu şehirde olduğu, Filistin halkının, Arap toplumunun ve İslâm ümmetinin bu şehir üzerindeki haklarının sabit olduğu, bunlardan hiçbir şekilde taviz verilemeyeceği; işgal yönetiminin bu şehirdeki tüm yahudileştirme faaliyetlerinin, yerleşim inşasının, gerçekleri değiştirme çabalarının ve şehrin kimliğini yok etme faaliyetlerinin yok hükmünde sayıldığı hatırlatılıyor.

On birinci maddede de Mescidi Aksa'nın tamamen Müslümanlara ait bir mabet olduğu, işgalcilerin buranın üzerinde hiçbir haklarının bulunmadığı, dolayısıyla işgal yönetiminin Mescidi Aksa'ya yönelik yahudileştirme faaliyetlerinin veya bölme girişimlerinin tamamen geçersiz ve her türlü dayanaktan yoksun olduğu vurgulanıyor.

Mültecilerle İlgili Maddeler

Belgenin on ikinci ve on üçüncü maddelerinde mülteciler meselesi üzerinde duruluyor ve şu ifadelere yer veriliyor:

"12.Filistin davası özünde işgal edilmiş bir toprak ve yurdundan çıkarılmış bir halk meselesidir. Toprakları ister 1948'de işgal edilmiş bölgede, isterse 1967'de işgal edilmiş bölgede olsun Filistinli mültecilerin ve sürgün edilmişlerin çıkarıldıkları ve tekrar girmekten alıkonuldukları yurtlarına dönmeleri hakkı doğal bir haktır. Gerek fert olarak gerekse topluluk olarak bu hakları geçerlidir. Bu hak semavî şeriatlarda, temel insan hakları ilkelerinde ve uluslararası yasalarda kesin olarak kabul edilmiştir. Bu, ister Filistin'den ister Arap dünyasından isterse uluslararası mekanizmadan olsun hiçbir tarafın üzerinde tasarruf etme yetkisinin bulunmadığı bir haktır."

On üçüncü maddede de Hamas'ın mültecilerin yurtlarına dönüş haklarının önünü kapatacak formüllere ve bu doğrultuda yapılacak pazarlıklara kesin bir şekilde karşı olduğu, bu tür pazarlıklara dayalı hiçbir anlaşmanın yurda dönüş hakkını ortadan kaldıramayacağı vurgulanıyor.

Bu Belge Misakın Alternatifi Değil

Hamas'ın ayrıca "Misak" olarak isimlendirilen ve kuruluşuyla birlikte ilan edilen, bir tür teşkilat anayasası niteliği taşıyan beyannamesi var. Yeni siyaset belgesinin yayınlanmasından sonra Misak konusunda da bazı tartışmalar yaşandı. Bazıları Hamas'ın yeni siyaset belgesiyle kuruluşta ilan ettiği Misak'ını iptal ettiği, yeni belgeyi onun yerine koyduğu yönünde yorumlarda bulundular. Ancak hareket adına yapılan açıklamalarda bu yöndeki yorumların doğru olmadığı, Hamas'ın Misak'ının yine geçerli olduğu, yeni siyaset belgesinin onun bir alternatifi olmadığı, teşkilatın anayasası olması için değil bazı konularda hareketin duruşunun netleştirilmesi amacıyla böyle bir belge ilan edilmesine gerek görüldüğü ifade edildi.

Burada Dile Getirilenler Hamas İçin Yeni Değil

Aslında bu belgede dile getirilenler Hamas açısından yeni değildir. Örneğin Filistin'in bütünlüğü ilkesinden vazgeçilmemesi şartıyla 1967'de işgal edilmiş topraklarda bir Filistin devleti kurulmasına olumlu yaklaştıklarını Hamas yetkilileri daha önce de dile getiriyorlardı. Fakat burada farklı olan bunun hareket açısından önem taşıyan bir siyaset ve tavır belgesinde vurgulanmasıdır. Bir de buradaki ifadenin öncesiyle ve sonrasıyla bağlantılarının koparılması ve olduğu gibi değil çarpıtılarak alınması tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bu çarpıtma yüzünden Hamas'ın böyle bir devletin kurulmasını onaylaması, 1948'de işgal edilmiş topraklar üzerinde siyonist hâkimiyeti de meşru kabul etmesi, 1967 sınırlarını resmen tanıması olarak lanse edilmiştir. Konunun tartışmaya neden olan tarafı budur. Fakat burada çarpıtmaların değil maksadın esas alınması gerekir.

Hamas Siyasi Biriminde Yeni Yönetim

Hamas'ın yeni siyaset belgesini o zaman Siyasi Birim başkanı olan Halid Meşal okudu. Bu belgenin kamuoyuna açıklanmasından kısa bir süre sonra da Siyasi Birim'inde bazı değişiklikler oldu. Halid Meşal'in başkanlığı sona erdi ve görevi İsmail Heniyye devraldı. Ayrıca Siyasi Birim'in üyelerinden bazıları da değişti.

Bu konu üzerinde de bazı tartışmalar oldu ve Halid Meşal'in neden görevi bıraktığı sorusu soruldu. Her şeyden önce şunu ifade edelim ki bu görev değişiminin yeni siyaset belgesiyle doğrudan bir ilgisi yok. Sadece bu belgenin yeni yönetimin bir siyaseti olarak algılanmaması, hareketin belirlediği bir ortak tavır olduğunun bilinmesi için görev değişimi yapılmadan önce okunması tercih edilmiştir. Görev değişimi ise teşkilatın iç tüzüğünde yapılan bazı düzenlemelerle ilgilidir. Çünkü iç tüzükte yapılan bu düzenlemeler Siyasi Birim başkanının bu göreve en fazla üç kez seçilmesine imkân tanıyor. O yüzden Meşal iç tüzüğün uygulanmasını ve görevi yeni başkana devretmeyi istiyordu. Çünkü kendisi iç tüzüğe göre limitini doldurmuştu. Fakat üyeler iç tüzüğün yenilenmesinden öncesine ait dönemlerini limite dâhil etmemek gerektiğini söyleyerek tekrar görevi kabul etmesi konusunda ısrarlı olmuşlardı. O da bu ısrarlar yüzünden iki dönem daha görevi yürüttü. Sonra artık bu görevi başkasına devretmesi gerektiğini söyleyerek yeni dönem için seçilmeyi kabul etmedi.

Meşal'den sonra Siyasi Birim başkanlığına hareketin gayretli liderlerinden ve mütevazı kişiliğiyle tanınan İsmail Heniyye seçildi. Gazze'de ikamet eden Heniyye, Şeyh Ahmed Yasin'in sağlığında uzun süre onun yardımcılığını yapmış biridir. 2006 seçimlerini Hamas'ın kazanmasından sonra kurulan Filistin hükümetinin başbakanlık görevini yürüttü. Uzlaşma hükümetinin oluşturulmasından sonra başbakanlık görevi son bulmuştu.

İrtibatlı Yazılar:

  • Nekbe'nin 69. yıl dönümü
  • Gazze ve Ramazan
  • Hamas 1967 sınırlarını tanıdı mı?
  • İşgal asla meşrulaştırılamaz
  • Filistinli esirlerin açlık grevi
  • Filistin Diasporası
  • Mescidi Aksa'ya tuzak ve ezan yasağı
  • Trump'ın cüretlendirdiği İsrail
  • ABD büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınması
  • Filistin direnişi haklı ve meşrudur
  • Filistin direnişi ümmetin onurudur
  • Ezana yönelik tehdit bitmedi