Trump'ın cüretlendirdiği İsrail

16 Şubat 2017 Perşembe, Yeni Akit

Batı'da İslâm karşıtı savaşın ve İslamofobinin arka planına baktığımız zaman uluslararası siyonizmin hizmetindeki medya organları vasıtasıyla yürütülen anti propaganda faaliyetlerinin önemli bir payı olduğunu görürüz. Bundan dolayı Batı'daki siyasi sistemlerin İslâm karşıtı savaşlarıyla uluslararası siyonizmin yürüttüğü medya savaşının iç içe olduğunu söylemek mümkündür. Bunu ABD'nin yeni başkanı Donald Trump'ın İslâm karşıtı savaşında da görmek mümkündür. O yüzden Trump'ın İslâm karşıtı savaşının önemli bir boyutunu da Filistin toprakları üzerindeki gayri meşru siyonist işgale sınırsız destek oluşturmaktadır. Bu yönüyle İslâm karşıtı savaşla İsrail muhabbetinin aynı çizgide ve ortamda buluşması dikkat çekicidir.

Trump'ın İslam düşmanlığından ve İslâm'a karşı savaşından kaynaklanan İsrail ve siyonizm muhabbetinin yanı sıra aynı zamanda uluslararası siyonizmle bir akrabalık bağının olduğu biliniyor. Damadının uluslararası siyonizme destek veren bir yahudi olması sebebiyle böyle bir bağ oluşmuş. O yüzden daha başkanlık koltuğuna oturmadan önce işgalci siyonistlere "biraz daha sabredin, ben geliyorum" mesajları gönderiyor ve İsrail'e destek konusunda heyecanlandığını özellikle vurguluyordu. Şimdi de Ortadoğu'yla ilgili politikaları belirleme görevini tamamen bu yahudi damadına devrettiği haberlerde vurgulanıyor.

Son günlerde kamuoyuna yansıyan haberlerde de Trump'ın Filistin meselesinin çözümü konusunda iki devletli formül üzerinde ısrarlı olmayacağına dikkat çekiliyor. Bununla kastettiği siyonist işgal rejiminin tek devlet olarak kalması ve Filistinlilere onun işgalini meşru kabul etmeleri için baskı yapılması. İşin gerçeğinde ABD'nin bu konudaki tavrı dünden bugüne pek değişmemiştir. Eğer ki ABD gerçekten iki devletli çözüm formülünde ısrarlı olsaydı şimdiye kadar bu formül uygulamaya geçirilmiş olurdu. Çünkü BM kararları bunun önünü açıyor. Fakat Trump ABD'nin şimdiye kadar perdenin arkasından yürüttüğü politikasını bugün biraz daha perdenin önüne taşımayı ve işgalci siyonistlere biraz daha cüret kazandırmayı tercih ediyor.

İşgal rejiminin son günlerde oldukça cüretkâr adımlar atmasında da onun ABD'nin resmî politikasını biraz daha açıktan yürütmesinin rolünün olduğunu söyleyebiliriz.

İşgal rejiminin bu cüretkâr adımlarının en önemlilerinden biri ezan yasağını yeniden parlamentosunun yani Knesset'in gündemine almasıdır. Knesset'in Yasama Komitesi ezana yasak getiren yasa tasarısının, göstermelik bazı değişikliklerden sonra yeniden parlamentoda gündeme alınmasını ve oylamaya açılmasını kabul etti.

İşgal rejiminin yasa tasarısında yaptığı değişiklikler tamamen yüzeysel, yanıltma amaçlı ve dediğimiz gibi göstermeliktir. Asıl amacı 1948'de işgal edilmiş Filistin topraklarında ve Kudüs'te ezana yasak getirmektir. Ama kamuoyunu hazırlamak ve alıştırmak amacıyla bazı taktiklere başvurmak istiyor. ABD'nin izlediği tutumdan da bu konuda cesaret alıyor. Fakat unutmamak gerekir ki Filistin halkının ezanların susmaması için vereceği mücadeleye İslâm âleminin destek vermesi işgalci siyonistleri geri adım atmaya zorlayacaktır. O yüzden Kudüs'te ve tevhit çağrısının tarih boyunca önemli bir merkezi olmuş coğrafyada ezanların susturulmasına izin vermemek için Müslümanların uyanık olması, işgalci siyonistlerin bu konuda atacağı adımlara şiddetle tepki göstermeleri gerekir.

Siyonist işgal rejiminin Trump'ın açık desteğinden cüret alarak attığı diğer bazı adımlardan da müteakip yazımızda söz etmek istiyoruz.

İsrail, BMGK kararını çiğnedi

17 Şubat 2017 Cuma, Yeni Akit

BM Güvenlik Konseyi 2016'nın sonuna doğru İsrail'in 1967'de işgal edilmiş bölgelerdeki yahudi yerleşimi uygulamasını işgal olarak tanımlayan ve bu yerleşimleri derhal durdurmasını isteyen bir karar çıkardı. Bu karardan gazetemizde 29 Aralık 2016 tarihinde yayınlanan "BMGK kararı" başlıklı yazımızda ayrıntılı olarak söz ettik. Bu yazımızı kişisel web sitemizden (www.vahdet.info.tr) de okumanız mümkündür.

Normalde BM Güvenlik Konseyi kararının bağlayıcı olması ve en azından işgal rejiminin yeni yerleşim birimleri inşa etmesinin önüne geçmesi gerekir. Fakat işgal rejimi tam aksine Doğu Kudüs ve Batı Yaka'da üç bin civarında yeni yerleşim birimi inşa etmeye karar vermek suretiyle BMGK kararına hiçbir şekilde itibar etmediğini, bu kararı tanımayacağını göstermeye çalıştı. Bu kadarla kalmayarak Kudüs'te ve Batı Yaka'nın C kategorisinde olan bölgelerinde İsrail'in arazi gaspını kolaylaştıran bir yasa çıkardı. Onun böyle bir yasa çıkarması adeta BMGK kararını tamamen geçersiz sayması anlamına geliyordu. Fakat BM, işgal rejiminin böyle bir adım atması karşısında hiçbir yaptırıma başvurmadığı gibi herhangi bir tepkisi bile olmadı.

İşgal rejiminin Kudüs ve Batı Yaka bölgesinde arazi gaspını kolaylaştıran yasa çıkarmasında da Trump'ın İsrail destekçisi tutumunun, onu her bakımdan cüretlendirmesinin önemli bir payının olduğunu sanıyoruz. Zaten Trump, BMGK'den söz konusu karar çıktığı zaman tepki göstermiş, ABD'nin o zamanki yönetiminin tarafsız tutumunu eleştirmiş ve bir yandan da siyonist işgalcilere "biraz daha sabredin ben geliyorum" mesajı vermişti. Onun koltuğa oturmasından sonra da işgal yönetimi söz konusu kararı tamamen yok sayan bir yasa çıkarma cesareti gösterdi.

Kudüs ve Filistin Diyarı Genel Müftüsü ve Mescidi Aksa'nın imam hatibi Şeyh Muhammed Hüseyin işgal rejimi parlamentosu Knesset'in onayladığı arazi gaspı yasasının ırkçı bir yasa olduğuna ve Filistinlilerden zorla daha çok arazi gasp etmeyi amaçladığına dikkat çekti. Şeyh Muhammed Hüseyin işgal hükümetinin sistematik bir şekilde yahudileştirme faaliyeti yürüttüğünü ve bu konuda tüm uluslararası çağrılara kulak tıkadığını, bütün kararları çiğnediğini çünkü çıkardığı yasanın tüm kararlara aykırı olduğunu vurguladı. Şeyh Hüseyin yasanın aynı zamanda Filistinlileri Kudüs'ten göçe zorlamayı amaçladığını söyledi.

Filistinli siyasetçilerden ve Knesset'in eski Arap üyelerinden olan Azmi Bişare de konuyla ilgili açıklamasında arazi gaspı yasasının büyük tehlike arz ettiğine hatta ABD büyükelçiliğinin Tel Aviv'den Kudüs'e taşınması planından daha tehlikeli olduğuna dikkat çekti.

Azmi Bişare böyle bir yasanın 1967'de işgal edilen topraklara, 1948'de işgal edilmiş topraklara yönelik uygulamanın aynısını uygulama anlamına geldiğini hatırlatarak söz konusu uygulamalarda Filistinlilerin arazilerine yahudileştirme faaliyetleri kapsamında el konulduğuna işaret etti.

Hamas sözcülerinden Abdüllatif Kanu' da konu hakkındaki açıklamasında yasanın ırkçı ve fanatik yahudi devletinin temellerini güçlendirmek için demografiyi değiştirmeyi ve emrivaki oluşturmayı hedeflediğini dile getirdi.

Kanu' yasanın bütün uluslararası kararları çiğnediğine dikkat çekerek ABD'nin verdiği desteğin, Arap dünyasının da sessizliğinin işgal rejimine böyle bir yasa çıkarma cesareti verdiğini vurguladı.

İşin gerçeğinde BMGK'nin yahudi yerleşiminin durdurulmasını isteyen kararının hemen ardından işgal rejiminin böyle bir yasa çıkarması o kararı hiçbir şekilde takmadığı ve BM kararlarının kendisini hizaya sokamayacağı mesajı verme amacı taşıyor.

İşgal rejiminin son dönemdeki taşkınlıklarının hepsi bu kadar değil. O yüzden bu konuya devam etmemiz gerekiyor.

İsrail'in taşkınlıkları

18 Şubat 2017 Cumartesi, Yeni Akit

Siyonist işgal güçleri geçtiğimiz günlerde Gazze bölgesine hava saldırıları gerçekleştirdi. Bunlardan bazılarını tam da Türkiye'den Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'nın İsrail ziyareti gerçekleştirdiği günlere denk getirmesi bizim tahminimize göre tesadüfi değildi. Bu saldırılar Türkiye'nin işgal rejimiyle ilişkileri düzeltme konusunda atacağı adımlara rağmen onun genelde Filistin ve özelde Gazze karşısında tutumunu değiştirmeye niyeti olmadığı mesajı taşıyordu.

İşgal rejimi Gazze'ye yönelik saldırılarını bu bölgeden bir füze saldırısına karşılık gerçekleştirdiği iddiasında bulundu. İşin gerçeğinde Gazze'deki direniş örgütleri ateşkese riayet ediyorlar. Buna rağmen bazen onların onaylamadığı küçük çaplı saldırılar olabiliyor. Ama işgal rejiminin son saldırılarına gerekçe olarak kullandığı füze saldırısı belgelenmiş değil. İddianın hemen arkasından 19 ayrı hava saldırısı düzenlendi.

Üstelik Gazze'ye yönelik saldırıları sadece bu kadarla kalmadı. Arkasından Mısır'ın Sina bölgesinden Kızıldeniz kıyısındaki Eilat şehri civarına füze saldırısı düzenlenmesini bahane ederek Gazze'nin Rafah bölgesine saldırı düzenledi ve iki kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Oysa Sina tarafından atılan füzelerle Filistinlilerin bir ilgisi yoktu. İşgal rejimi sonra da Rafah'a yönelik saldırıyı Mısır'ın düzenlediği iddiasında bulundu. Gerçekte Eilat'a yönelik füze saldırısının hemen ardından ve Mısır'la Filistin arasındaki ilişkilerin düzeltilmesi için görüşmelerin devam ettiği bir dönemde gerçekleştirilmesi Mısır tarafından düzenlendiği iddiasının doğru olmadığını ve siyonist işgal devleti tarafından düzenlendiğini gösteriyordu.

İşgal güçleri ayrıca deniz tarafından hücum botlarıyla saldırılar düzenleyerek Gazzeli balıkçıları sıkıştırmaya da devam ettiler.

Bu saldırılarının asıl sebebinin esir takası konusundaki pazarlık olduğu tahmin ediliyor. Siyonist işgal yönetimi askerlerinden bazılarının Filistin direnişinin elinde olduğunu artık zorunlu olarak kabul ediyor. Esir askerlerin ailelerinin baskıları sebebiyle de onların alınması için Filistin direnişiyle pazarlık yapma zorunluluğu duyuyor. Fakat bundan önceki takasta serbest bırakılanların bazıları yeniden tutuklandığından Filistin direnişi onların serbest bırakılmasının bir ön şart olduğunu, takas anlaşmasının bu ön şartın yerine getirilmesinden sonra yapılabileceğini söylüyor. İşte bu yüzden siyonist işgal rejimi Filistin direnişini bu ön şartından vazgeçmeye, takas şartlarını da hafif tutmaya zorlamak amacıyla saldırgan tutuma başvuruyor.

İşgal güçleri Gazze'ye yönelik bu saldırıları düzenlerken Kudüs ve Batı Yaka bölgesinde de uyduruk birtakım gerekçelerle Filistinlilerin evlerini ve iş yerlerini yıkma işlemlerini de artırdılar. Bu da söz konusu bölgelerdeki Filistinlileri göçe zorlama politikasının bir başka yönü.

Mescidi Aksa'ya sahip çıkma konusundaki gayretlerinden dolayı hapis cezasına mahkûm edilen ve dokuz ay hapiste tutulduktan sonra çıkan İslâmî Hareket lideri Şeyh Raid Salah'a Kudüs'e girme ve sınır dışına çıkma yasağı getirilmişti. Bu yasak yeniden uzatıldı. Yeni kararlara göre İsrail için tehlike arz ettiği iddiasıyla Kudüs'e girmesi 11 Temmuz 2017, sınır dışına çıkması da 15 Temmuz 2017 tarihine kadar uzatıldı.

Doksan üç gün açlık grevine devam ettikten sonra özgürlüğüne kavuşan Filistinli gazeteci Muhammed El-Gig'i yeniden gözaltına alan işgalci siyonist rejim ona idarî hapis cezasını sürdürüyor. Bu, işgal rejiminin kabul ettiği anlaşmalara uymamasını göstermesi açısından son derece düşündürücü bir olay. İşte bundan dolayı Filistin direnişi yeni bir esir takası anlaşmasını kabul edebilmek için önceki takasta özgürleştirildikten sonra yeniden zindana atılan eski esirlerin pazarlık öncesi serbest bırakılmalarını şart koşuyor.

İrtibatlı Yazılar:

  • Gündemdeki Filistin
  • ABD büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınması
  • Filistin direnişi haklı ve meşrudur
  • Filistin direnişi ümmetin onurudur
  • Davamız Kudüs
  • İntifadanın 29. yıl dönümü
  • Kudüs intifadasının yıldönümü
  • İşgal asla meşrulaştırılamaz
  • BMGK kararı
  • Ezana yönelik tehdit bitmedi
  • Gazze'nin arzusu ablukanın kalkmasıdır