Filistin Diasporası

Nisan 2017, Vuslat

Diaspora ve Filistin Diasporası

Bir halkın kendi yurdundan çıkmış ve başka ülkelerde azınlık topluluklar oluşturmuş kesimine diaspora deniyor. Kelime olarak da kopuntu, kopmuş anlamına gelir. Ana yurtlarından koparak başka topraklara dağılmak suretiyle oralarda hayatlarını sürdürenler de kendi vatanlarından kopmuş oldukları için bu isimle adlandırılmışlardır. Tarihte farklı inançların veya ulusların mensuplarının bu tür diasporalarından ve onların maruz kaldığı şartlardan söz edilir.

Filistinlilerin diaspora hayatına maruz kalmaları işgal yüzündendir. Siyonist terör örgütlerinin 1948'de Filistin topraklarında "İsrail" adında bir devlet kurmaları sebebiyle patlak veren savaşta işgalci siyonistler ele geçirdikleri bölgelerde yaşayan Filistinlilerin bazılarını öldürüp cesetlerini kamyonetlerin karoserlerine yükleyerek sokak sokak dolaştırıyor ve "buraları terk etmezseniz sizin sonunuz da böyle olacaktır" diye yaşayan Filistinlilere ilanda bulunuyorlardı. Yani Nazilerin Avrupa'da ele geçirdikleri bölgelerde yahudilere karşı uyguladığının aynısını işgalci siyonistler Filistinlilere karşı uyguladılar. Bu katliamlar ve tehditler sebebiyle 1948'de işgal edilmiş bölgelerden sekiz yüz bin civarında Filistinli çıktı. Onların bazıları henüz işgal edilmemiş olan Filistin bölgelerine bazıları da komşu Arap ülkelerine iltica etti. Evlerini ve topraklarını kesinlikle yahudilere satmadılar. Bilakis geri dönme ümit ve arzusuyla evlerinin anahtarlarını yanlarında götürdü ve daha sonra bu anahtarları yurda dönüş hakkının bir sembolü olarak sakladılar.

Ama işgal güçleri onların dönmelerini engellemek için Filistin'e girişlerini bile yasakladılar. Bir yandan göçe zorlananların evlerine dönmelerini engellerken bir yandan da "sahipsiz mülkler yasası" adını verdikleri bir yasa çıkararak onların gayri menkullerini kamulaştırdılar. Bunun için de kendi gazetelerinde ilanlar yayınlıyor ve listelerini verdikleri gayri menkullerin sahiplerinin belirtilen İsrail resmî kurumuna başvurmaları için tarih veriyorlardı. Oysa oraların sahiplerinin Filistin'in sınırlarından içeri girmelerine fırsat vermiyorlardı ki söz konusu resmi kurumlara başvurmaları mümkün olsun. Bizzat mülkün sahibinin oraya itirazı olmaması durumunda da evini, arazisini kamulaştırıyorlardı.

Siyonist işgalciler 1967 Haziran Savaşı'nda da yine Arap ülkelerinin ihanetiyle Filistin'in kalan bölgelerini işgal ettiler. Buraları işgal etmelerinden sonra da sistemli olarak göçe zorlama uygulamalarına başvurdular. Bu amaçla arazilerini gasp edip yahudi yerleşim merkezleri inşa ettiler. Özellikle Kudüs'te göçe zorlama uygulamalarını daha sert bir şekilde uygulayarak burada yahudi nüfusun artmasını sağlamaya çalıştılar.

Gerek savaşlar sebebiyle ve gerekse işgal rejiminin sınır dışı etme veya ülkesi dışına çıkmış bir Filistinlinin yeniden ülkesine dönmesini engelleme uygulamalarıyla Filistin toprakları dışında kalabalık bir Filistinli nüfûs yani Filistin diasporası oluştu. Sayı tabii ki doğumlarla arttı ve bugün Filistin dışında yaşayan Filistinli nüfûsun yedi milyonu geçtiği tahmin ediliyor. Bunun da İşgal altındaki Filistin topraklarında ve Filistin Yönetimi bölgelerinde yaşayan toplam nüfûsa eşit olduğu düşünülüyor.

Diasporadaki Filistinli nüfûsun önemli bir kısmı hâlâ mülteci kamplarında yaşıyor. Bunların da çoğunluğu Lübnan ve Ürdün'deki mülteci kamplarındadır. Suriye'deki mülteci kamplarında da çok sayıda Filistinli nüfus vardı. Fakat Suriye'deki olayların başlamasından sonra Filistinli mültecilerin tamamından şartsız bir şekilde rejime destek vermeleri ve halktan mülteci kamplarına sığınanları derhal güvenlik güçlerine teslim etmeleri istendi. Filistinli mültecilerin bunu yapmamaları ve kamplara sığınanları teslim etmemeleri üzerine rejim güçleri bu kampları kuşatmaya alarak geniş çaplı saldırılar düzenledi. Bu saldırılarda çok sayıda Filistinli öldürülürken hayatta kalan mülteci kampları sâkinlerinin de birçoğu Suriye'yi terk etmek zorunda kaldı. Bununla birlikte Suriye'deki mülteci kamplarında hâlâ 400 bin civarında Filistinli mültecinin yaşadığı tahmin ediliyor. Onlar da çok zor şartlarda ve altyapı hizmetlerinden tamamen yoksun bir şekilde hayatlarını sürdürebiliyorlar. Bu kampların çoğuna su verilmiyor.

Filistin diasporasının mülteci kampları dışında kalan kısmı dünyanın değişik ülkelerine dağılmış durumdadır. Bazıları gittikleri ülkelerin vatandaşlığına geçti. Bazıları ise göçmen konumundadır. Gittikleri ülkelerde iş kurmuş ve o ülkelerin ekonomik hayatlarına karışmış durumda da çok sayıda Filistinli var.

İstanbul'daki Filistin Diasporası Halk Konferansı

Ülkeleri, vatanları dışında yaşayan Filistinlilerin büyük çoğunluğunun vatanlarına girmeleri bile engelleniyor olsa da vatanlarıyla ve ülkelerinin özgürlük mücadeleleriyle ilişkileri kopmuş değildir. Bulundukları ülkelerde halklarının sesi olmak, davalarını dünya halklarına anlatmak ve doğru bilgilendirme yapmak için çeşitli faaliyetler düzenliyorlar. Bu amaçla Filistinlileri bir araya getiren, çalışmalarını organize eden, potansiyellerini değerlendirmeye çalışan çok sayıda dernek ve benzeri sivil toplum kuruluşu kurmuşlardır.

25-26 Şubat 2017 tarihlerinde, vatanları dışında yaşamaya mecbur edilmiş tüm Filistinlileri organize etmek, aralarındaki irtibatları güçlendirmek ve çalışmalarını globalleştirmek amacıyla bir uluslararası faaliyet düzenlendi. Bu faaliyete Türkçede Filistin Diasporası Halk Konferansı adı verildi. Konferansa yetmiş farklı ülkeden Filistin diasporasını temsil eden önemli şahsiyetler ve derneklerin temsilcileri katıldı. Ayrıca Filistin davasına gönül vermiş birçok önemli fikir adamı toplantıya iştirak etti ve bunların birçoğu konuşma yaptı.

İki gün süren programın birinci günü Halkalı'daki Yahya Kemal Beyatlı Gösteri Merkezi'nde büyük bir katılımla gerçekleşti. Konferansa Türkiye dışından katılanların yanı sıra Türkiye içinde yaşayan Filistinlilerden de en az bin kişinin katıldığı tahmin ediliyor. İlk gün düzenlenen programlara yaklaşık dört bin kişinin katıldığı ifade edildi. İlk günün programında konuşmaların yanı sıra çeşitli kültürel etkinlikler ve gösteriler de düzenlendi.

Katılanlar sadece belli bir kesime mensup kişiler değildi. Kapsamlı ve geniş çaplı bir katılım gerçekleştirilmesi için her kesimden insanlar davet edilmişti. İslâmî kesimin mensuplarının yanı sıra sol kesimden, Müslümanların yanı sıra hıristiyanlardan da birçok katılan mevcuttu.

İkinci gün çalışmalar gelen misafirlerin kaldığı otellerde atölye çalışmalarıyla sürdürüldü. Bu amaçla değişik meslek gruplarından ve ihtisaslardan çalışma grupları oluşturularak Filistin davasıyla ilgili genel konular ve diasporadaki halkın özel meseleleriyle ilgili fikir teatisi yapıldı.

Bütün bu çalışmaların ardından bir sonuç bildirisi hazırlandı ve ikinci gün ikindi vakitlerinde bir basın toplantısı düzenlenerek sonuç bildirisi kamuoyuna duyuruldu. Hayli uzun olan sonuç bildirisinde değişik konular üzerinde duruldu. Ancak biz bunların her biri üzerinde ayrı ayrı durmayı gerekli görmüyoruz. Sadece önemine binaen içlerinden seçtiğimiz bazı hususlarla ilgili değerlendirmeler yapmak istiyoruz.

Yurda Dönüş Hakkı

Sonuç bildirisinde üzerinde durulan önemli konulardan biri yurda dönüş hakkı ve Filistin halkının bu hakkından vazgeçmeyeceği hususuydu. Siyonist işgal rejiminin en çok üzerinde durduğu hususlardan biri Filistinlilerin yurda dönüş haklarından vazgeçmesidir. Çünkü siyonist rejim Filistin toprakları üzerinde işgal ve gasp yoluyla hâkimiyet kurmuştur. Filistinlilerin topraklarını sattıkları ve yahudilerin bu şekilde mülk sahibi oldukları iddiası işgale meşruiyet kazandırmak amacıyla başvurulan bir yalandır. Hukukun prensiplerinin Filistinliler için de geçerli olması ve gasp edilmiş topraklarıyla ilgili haklarının kendilerine verilmesi için dava açmalarına fırsat verilmesi durumunda işgalci siyonistlerin bu konuda uydurdukları bütün yalanlar ortaya çıkacaktır.

Bütün bu sebeplerden dolayı işgal rejimi diasporada yaşayan Filistinlilerin gittikleri ülkelere iskân edilmeleri ve kendi öz yurtlarına dönme konusundaki taleplerinden vazgeçmeleri için ısrar ediyor. Filistin meselesine masa başında çözüm bulunması iddiasıyla yürütülen görüşmelerde en çok üzerinde durulan hususlardan biri de bu olmuştur ve işgal rejimi bazı şeyleri kabul etmesinin Filistinlilerin yurda dönüş haklarından kesin bir şekilde ve bir daha gündeme getirmemek üzere vazgeçmelerine bağlı olduğunu dile getirmiştir.

Siyonistler eğer ki iddia ettikleri şekilde Filistinlilerin topraklarını satın almış olsalardı bu konu üzerinde bu kadar durma ihtiyacı duymazlardı. Çünkü o durumda Filistinlilerin yurda dönüş için herhangi bir hak iddia etmelerine mahal kalmazdı.

Maalesef işgal rejimiyle masaya oturanlar hiçbir zaman yurda dönüş hakkını öncelikli konular arasında görmedi hatta bu konuda pazarlığa bile açık bir tavır sergilediler.

Filistin Diasporası Halk Konferansı'nda bu konuya öncelikli yer verildi ve yurtlarından çıkarılmış Filistinlilerin dönüş haklarından kesinlikle vazgeçmeyecekleri, zamanın uzamasının bu konudaki hakları geçersiz hale getirmeyeceği, yurtlarından çıkarılan Filistinlilere alternatif vatanlar bulunması tarzındaki formüllerin hiçbir şekilde kabul edilemeyeceği vurgulandı.

Diasporanın Siyasi Karardaki Etkinliği ve FKÖ'nün Yeniden Yapılandırılması

Konferansta ve sonuç bildirisinde üzerinde durulan önemli konulardan biri de Filistin diasporasının da Filistin'in geleceğiyle ilgili siyasi karar mekanizmasında söz sahibi olmasının sağlanmasıydı. Bunun için de özellikle Oslo sürecinden sonra atıl bir hale getirilen FKÖ'nün yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç olduğu vurgulandı.

Vatanlarına dönme imkânlarından yoksun bırakılan Filistinliler hiçbir konuda vatanlarıyla ilişkilerinin kesilmesini istemiyorlar. Bu amaçla siyasi karar mekanizmasında da aktif olarak rol almak istiyorlar. Bunun için kullanılması gereken köprünün de FKÖ olabileceğini düşünüyorlar. Onun için bu teşkilata yeniden kan verilmesini, atıl durumdan çıkarılıp aktif duruma getirilmesini istiyorlar. Fakat sadece belli bir kesimin teşkilatı görünümü de vermemesini hem içerideki hem de dışarıdaki Filistinlilerin ortak bir teşkilatı konumuna getirilmesini ve aynı zamanda içerisinde tüm siyasi grupların, halk tabanındaki ağırlıklarına, sahip oldukları destek güçlerine göre temsil edilmesini istiyorlar. Bütün bunların gerçekleşebilmesi için de FKÖ'nün yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç olduğunu dile getiriyorlar.

Direnişin Desteklenmesi

Üzerinde durulan önemli konulardan biri de Filistin direnişinin desteklenmesiydi. Bu konuda tam bir ittifak olduğunu özellikle belirtmekte yarar görüyorum.

Filistin'de gerek halkın ve gerekse direniş örgütlerinin mücadelesi siyasi iktidarın değiştirilmesi amacıyla değil gayri meşru işgale son verme amacıyla sürdürülen bir mücadeledir. Dolayısıyla haklı ve meşrudur. Gayri meşru işgal onun son bulması için verilen mücadeleyi haklı ve meşru kılar. Filistin'deki mücadeleyi haklı kılan bunun dışında da pek çok gerekçe var. Örneğin işgalci, gayri meşru işgalini sürdürebilmek için ölçüsüz bir şekilde ve herhangi bir kural tanımadan şiddete başvuruyor. Bu bir savaştır. Üstelik kural tanımayan bir savaş. Böyle bir savaşın mağdurlarının da haklarını istemek için savaşma hakları vardır.

Filistin Diasporası Halk Konferansı'nın sonuç bildirisinde de direnişin haklı ve meşru olduğu vurgulanarak bu mücadelenin desteklenmesi gerektiğine dikkat çekildi. Bununla bağlantılı olarak Filistin halkının meşru direnişini bastırmak, direnişçileri cezalandırmak amacıyla Filistin Özerk Yönetimi'nin yani Mahmud Abbas yönetiminin siyonist işgal rejimiyle sürdürdüğü güvenlik işbirliğinin de kabul edilemeyeceği, bu işbirliğinin bitirilmesi gerektiği vurgulandı.

Kudüs İntifadasına Destek

Siyonist işgal rejiminin Mescidi Aksa'yı yahudilerle Müslümanlar arasında paylaştırmak amacıyla hazırladığı yasa tasarısını meclis gündemine alması üzerine Filistinli gençlerin başlattığı ve Kudüs intifadası adı verilen mücadele bireysel eylemlerle devam ediyor. Biz Vuslat dergisinin Ocak 2016 sayısında yayınlanan "İşgalcinin Ensesinde Kudüs İntifadası" başlıklı yazımızda bu hadiseyi değişik boyutlarıyla ele almaya çalıştık.

İşgal rejimi sınır tanımayan ve hiçbir hukuk kuralına riayet etmeyen şiddet uygulamasına rağmen Filistinli gençliğin kutsal değerlerine sahip çıkma konusundaki kararlılığından kaynaklanan mücadelesinin önüne geçemedi.

Filistin Diasporası Halk Konferansı'nın sonuç bildirisinde Kudüs intifadasına da özellikle dikkat çekildi ve bu intifadanın Filistinlilerin bütün kesimleri tarafından desteklenmesi gerektiği belirtildi.

Konferansın Kalıcı Bir Teşkilata Dönüştürülmesi

Konferans münasebetiyle bir araya gelen Filistin diasporasının fikir önderlerinin toplantılarında üzerinde durdukları hususlardan biri de çalışmanın, belli bir teşkilat çatısı altında kalıcı hale getirilmesiydi. Yapılan istişarelerden sonra bu amaçla bir teşkilat kurulması kararlaştırıldı. Teşkilatın kurucu meclisinin ve sekreteryasının oluşturulması konusunda da görüşmeler yapıldı ve isimler tespit edildi. Arap dünyasında böyle bir teşkilatın çalışma yürütmesi için en uygun ortamın Lübnan'da bulunduğu düşünüldüğünden teşkilatın genel merkezinin de Beyrut'ta olması kararlaştırıldı.

Böyle bir teşkilat kurulmasıyla aynı zamanda Filistin diasporasının bütün kesimleriyle köprüler kurulması, bağlantıların oluşturulması ve çalışma potansiyellerinin değerlendirilmesi amaçlanıyor.

Konferansın bir teşkilat çatısı altında yürütülmesi konusunda alınan kararlara özet bir şekilde sonuç bildirisinde de temas edildi.

Konferansa Yöneltilen Eleştiriler

Eleştiri ıslah ve iyileştirme amaçlı olduğu zaman faydalıdır. Fakat çalışmaların önünü tıkama amacı taşıdığında böyle bir fayda sağlaması beklenemez. Filistin diasporasını bir araya getirme ve güçlerini birleştirme amacıyla İstanbul'da düzenlenen konferansın da mutlaka eleştiriye açık olması ve eksiklerinin giderilmesi için bu çalışmaya öncülük edenlere uyarılarda bulunulmasına fırsat verilmesi gerekir. Fakat bazılarının böyle bir amaca yönelik olmayan ve doğruları hiçbir şekilde yansıtmayan eleştirileri kesinlikle iyi niyete işaret etmiyordu.

Mahmud Abbas yönetimine yakın çevrelerin konferansın İslâmcı çevrelerin bir faaliyeti olduğunu iddia ederek kendilerinin boykot edecekleri yönünde açıklama yapmaları da bir art niyete işaret ediyordu. Çünkü konferans daha önce de ifade ettiğimiz üzere belli bir çevrenin değil, vatanları dışında yaşayan Filistinlilerin bir ortak faaliyetiydi ve konferans öncesinde yayınlanan programda da çok farklı kesimlerin katılımına ve desteğine delalet eden bilgiler verilmişti.

Yine aynı çevrenin yönelttiği bir başka eleştiri de bu konferansın FKÖ'ye alternatif bir yapı oluşturma amacına dayandığı iddiasına dayandırılıyordu. Oysa öyle bir amaç olsaydı FKÖ'nün yeniden yapılandırılması ve diasporanın da bu kurum vasıtasıyla siyasi karar mekanizmasında yer almasının sağlanması talebinde bulunulmazdı. Üstelik bu yöndeki çağrılarla aynı zamanda âtıl durumdaki FKÖ'nün aktif duruma getirilmesi de özellikle talep ediliyordu.

İrtibatlı Yazılar:

  • Mescidi Aksa'ya tuzak ve ezan yasağı
  • Filistin Diasporası Halk Konferansı
  • Trump'ın cüretlendirdiği İsrail
  • ABD büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınması
  • Filistin direnişi haklı ve meşrudur
  • Filistin direnişi ümmetin onurudur
  • Davamız Kudüs
  • İntifadanın 29. yıl dönümü
  • Kudüs intifadasının yıldönümü
  • İşgal asla meşrulaştırılamaz
  • Ezana yönelik tehdit bitmedi