Sonbahar Konferansı

18 Ekim 2007 Perşembe, Vakit gazetesi

Bu Kasım uluslar arası etkinlikler, toplantılar ve diplomatik trafik yönünden hareketli geçecek. Bu trafik içinde yer alacak faaliyetlerden biri de ABD başkanı Bush'un çağrısıyla gerçekleştirilmesi planlanan ve "çözüm arayışı" olarak yutturulan "Sonbahar Konferansı" olacak. Gerçekte ise ABD ve İsrail'in dayatmalarını telkin, bölgedeki ülkelerin liderlerine yeni direktifler verme amacına yönelik bir uluslar arası toplantı olacaktır.

Yönetimde kaldığı süre boyunca tüm dünyada savaş rüzgârları esmesine, özellikle İslâm coğrafyasının her tarafından kan kokuları gelmesine, atılan mermilere hedef olan çocukların çığlıklarının duyulmasına sebep olan Bush, gösterdiği tüm çabalara rağmen planlarını gerçekleştirememiş olmanın sıkıntısını yaşıyor. Özellikle Siyonist devletin geleceği ve Irak'la ilgili planlarının ne olacağı hakkında endişeli. Bu sebeple koltuğu terk etmeden önce kısmen de olsa çivileri çakmak istiyor. Dolayısıyla görünüşte Ortadoğu sorunlarına çözüm arayışı olarak lanse edilen Sonbahar Konferansı'nı, Bush'un çivileri çakma konferansı olarak nitelendirebiliriz.

Bush, çıkardığı savaşlardan beklediğini elde edemese de en azından planladığı kapsamlı toplantıdan arzuladıklarını elde edebilmek için epeydir uğraşıyor. Fakat amacının çözüm değil kendi kazıklarını oturtmak ve işgalci Siyonist devletin geleceğini sağlama bağlamak olduğu bilindiğinden bölgedeki tüm sivil kuruluşlar ve siyasi hareketler konferansa muhalif tavır sergiliyorlar. Bu muhalefet ister istemez yönetimleri de etkiliyor ve onlar da çekingen davranmaya zorlanıyorlar. Bundan dolayı Bush, yönetimleri ikna ve planlanan konferansın tasarlandığı şekilde gerçekleşmesini sağlama amacıyla Dışişleri bakanı Rice'ı son günlerde yeni bir Ortadoğu turuna çıkardı. Tahminlere göre Rice'ın son gezisi tamamen bu konferansla ilgili ve başarılı olmasını sağlama amacına yönelik. Ama ABD'nin havuç - sopa politikası eski etkisini gösteremediğinden bu ziyaretten umduğunu elde edebileceği oldukça şüpheli.

Konferansın merkezinde yine Filistin meselesi olacak. Fakat tamamen bu meseleye münhasır olmayacağı ve bölgedeki dengeleri yeniden düzenleme gibi bir amaca yönelik olduğu da anlaşılıyor. Temel stratejiyi ise Siyonist devletin hesapları ve onun geleceğini kurtarma planları belirliyor. Bunun için de Siyonist işgali kesin bir şekilde reddeden ve Filistin'deki işgali meşrulaştırma anlayışına dayalı pazarlıklara yanaşmamayı ilke edinen İslâmî hareketi tüm bölge ülkelerinin "yasadışı" ilan etmesinin sağlanması konferansın ana hedefleri arasında yer alıyor.

Filistin toprakları üzerindeki Siyonist işgali gayrimeşru görme ilkesinden asla taviz vermeyen İslâmî hareketi "yasadışı" ilan etmenin, hem işgal devletinin hem de onunla işbirliği içindeki Abbas grubunun özerk yönetim bölgesindeki yapılanmayı yeniden düzenleme planlarını uygulamaya geçirmelerini de kolaylaştıracağı tahmin ediliyor. Örneğin Mahmud Abbas'ın özerk yönetim bölgesindeki sisteme ve tüm yasalara aykırı bir biçimde Ramallah'ta oluşturduğu Selâm Feyyad hükümeti hâlâ parlamentodan güvenoyu talep etmiş değil. Zaten kuruluşu Anayasa'ya ve yasalara aykırı olan bir hükümetin bu kadar süre güvenoyu talep etmeden devam etmesi bir tür "başkan darbesi" anlamına gelir. Fakat güvenoyu talep etmesi durumunda bunu alamayacağı da kesin bir şekilde biliniyor. Çünkü işgalci Siyonistlerin, özerk yönetim parlamentosu başkanı Aziz ed-Duveyk dâhil HAMAS mensubu birçok milletvekilini tutuklamalarına rağmen hâlâ gerek Gazze'de ve gerekse Batı Yaka bölgesinde parlamentoda çoğunluğu bu hareket elinde tutuyor.

İşte bu yüzden Abbas yönetimi Feyyad hükümetini "geçici" olarak kabul ettirmek, sonra da erken seçim gerçekleştirmek istiyor. Ama çok belirgin, herkesin yakından fark edebileceği göze batan hileler yapılmadığı takdirde seçimleri yine HAMAS'ın kazanacağından ve hiçbir şeyin değişmeyeceğinden, hatta bu hareketin biraz daha güçlenmiş olabileceğinden endişe ediyorlar. Bundan dolayı İslâmî hareketin tamamen yasadışı ilan edileceği ve seçimlere katılmasının önleneceği bir seçim sisteminin getirilmesi isteniyor. Bu yönde bir kanun tasarısı çalışmasını Abbas'ın adamları yaptılar. Ama mevcut parlamentodan geçiremeyeceklerini bildikleri için FKÖ Yürütme Kurulu vasıtasıyla uygulamaya geçirmek istiyorlar. Bunun Filistin ortamında gerçekleştirilmesi zor göründüğünden bölgesel bir kumpas oluşturulması hedefleniyor.

Demokrasi İhracından Diktatörlük İhracına

19 Ekim 2007 Cuma, Vakit gazetesi

HAMAS'ın tüm diyalog çağrılarına olumsuz cevap veren veya şu anki kadrolaşmasının tümüyle değiştirilip önemli liderlerinin tasfiye edilmesi gibi gerçekleştirilmesi imkânsız şartlar ileri süren Mahmud Abbas'ın bu tutumunun sebebi onun başka yerlerle diyaloğudur. Son dönemde Olmert'le arasından su sızmayan Abbas'tan istenen İslâmî hareketin ve direnişçi oluşumların tümüyle devre dışı bırakılmasıdır. Bundan dolayı Abbas söz konusu oluşumları "yasadışı" ilan eden ve buna binaen seçimlere katılmalarını imkânsız hale getiren bir yeni seçim sistemini uygulamaya geçirmek istiyor.

Böyle bir operasyonun mevcut parlamentoyla mümkün olmadığını gören Abbas, hükümet darbesinde yaptığı gibi bir yasama darbesi gerçekleştirerek parlamentoyu tamamen lağvetmek, FKÖ Yürütme Kurulu üyelerinden geçici meclis oluşturmak, tüm değişiklikleri ona onaylatmak, ardından da sadece ABD ve İsrail'in onay verdiği oluşumların katılabileceği bir erken seçim gerçekleştirmek istiyor. Ama bunu başarabilmesi için bölgesel ve uluslar arası desteğe ihtiyacı var. ABD, Sonbahar Konferansı'yla bunun altyapısını oluşturmayı hedefliyor.

ABD'nin Irak'ı işgal ederken kullandığı en önemli gerekçelerden biri demokrasi ihracıydı. Bugün Filistin'e diktatörlük ihracı için büyük oyun oynadığını, bütün dünyanın bu oyuna destek vermesini sağlayabilmek için yoğun diplomatik faaliyetler yürüttüğünü görüyoruz.

Filistin'deki İslâmî hareket açısından önemli olan halk nezdinde yasallık yani kabul görmüş olmaktır. Bu konuda kendini ispat etmiş ve halkın üçte ikisinin açık desteğini almıştır. Uluslar arası emperyalizmin, işgal devletinin ve işbirlikçilerin baskıları ona olan desteği azaltmıyor aksine artırıyor. Bu durumda Filistin'de İslâmî hareketin yasadışı ilan edilmesi Filistin halkının üçte ikisinin hatta daha fazlasının yasadışı ilan edilmesi anlamına gelir. Böyle bir anlayışa dayalı yapı içeriden bir temele değil, dışarıdan verilecek desteklere dayanacaktır. O da çok kısa sürede yıkılmaya mahkûmdur, hatta belki birinci katı bile tamamlanamadan çökebilir.

İsrail Başbakanı Olmert'in ve Dışişleri Bakanı Bayan Tzipi Livni'nin özerk yönetim başkanı Abbas'a Sonbahar Konferansı'yla ilgili olarak yönelttikleri mesajlar bu konferansın asıl amacı hakkında yeterince fikir veriyor. Söz konusu mesajlarda Abbas'tan konferansta Filistin'le ilgili temel meseleleri kesinlikle gündeme getirmemesi ısrarla istendi. Hatta bazı haber kaynaklarında bu taleplerin Abbas'a özel görüşmelerde de iletildiği ve onun da razı olduğu dile getirildi. Abbas da bu iddiaları yalanlamadı.

Eğer söz konusu konferans bir köklü çözüm arayışı ise, temel meseleler gündeme getirilmedikten sonra ne anlamı kalacak? Yapılan yorumlarda İsrail'in herhangi bir tavize hazır olmadığı özellikle vurgulanıyor. İsrail zaten masa başında hiçbir zaman tavize hazır olmamıştır. Onu tavize zorlayan her zaman kararlı mücadele olmuştur. Sonbahar Konferansı'nda ise temel meselelerin, örneğin toprak pazarlığının, Kudüs meselesinin, mültecilerin yurda dönüş haklarının vs. hiç gündeme bile getirilmesini istemiyor. Bu da konferansın gerçekte bir çözüm arayışı olmadığını gözler önüne seriyor.

Sonuç olarak şunu ifade edelim ki ABD ve Siyonist işgal devleti her ne kadar devre dışı bırakmaya çalışsa da

Filistin'de HAMAS'ın, İslâmî hareketin göz ardı edildiği bir formülün başarılı olması mümkün değildir. Çünkü bu hareket Filistin halkıyla bütünleşmiş durumdadır. İşgalci Siyonist devlet, Abbas'la ve çetesiyle değil özgürlük ve bağımsızlık mücadelesiyle uğraşıyor. Bu mücadele ise büyük ölçüde İslâmî hareketle özdeşleşmiş durumdadır. Abbas'ın kanatları arasında kendine yer edinen ve onun tarafından himaye edilen fitneci çeteler uzun süreden beri işgalci Siyonist devlete çalışıyorlar. İşgal devletinin onlarla halledeceği bir meselesi zaten yok.

Emperyalizm, işbirlikçileri ne kadar aktif bir şekilde devreye soksa da Filistin'de direnişçiler özgürlük mücadelesini sürdürmekte kararlıdır ve bu mücadelenin arkasındaki kitlesel destek her geçen gün biraz daha artmaktadır. Bunun farkında olan bazı uluslar arası organlar veya olaylara gerçekçi yaklaşımla bakan bazı etkin kişiler Filistin'de İslâmî hareketin göz ardı edilemeyeceğini vurguluyorlar. Ama ABD Sonbahar Konferansı'yla yeni bir oyunu devreye sokabileceğini umuyor. Bu oyunun ne derece başarılı olabileceği konusunda fikir yürütebilmek için bölgesel konjonktürü gözden geçirmekte yarar var.

Sonbahar Konjonktürü

20 Ekim 2007 Cumartesi, Vakit gazetesi

Amerikan emperyalizmi şimdi cepheden masaya taşınıyor. Bilindiği üzere emperyalizm genellikle cephede kaybettiği savaşı masada kazanmaya çalışır ve bununla ilgili önemli stratejiler geliştirmiştir. Sonbahar Konferansı da ABD'nin Irak ve Afganistan'da, işgalci Siyonist devletin Gazze ve Güney Lübnan'da cephe yenilgisinden sonra bir masaya taşınma faaliyetidir.

Son günlerde ABD'deki Ermeni tasarısının, HAMAS yetkililerinin Türkiye'ye kabul edilmeleriyle irtibatlandırılması da tamamen Sonbahar Konferansı'yla ilgilidir. Bu konudaki iddialar ve politik hesaplar geçmişin cezalandırılması değil geleceğe yönelik bir dayatmadır. ABD, HAMAS yetkililerinin Türkiye'ye kabul edilmelerinin cezalandırılmasını neden bu tarihe erteledi? Asıl amaç geçmişin sorgulanması değil, Sonbahar Konferansı'nda Filistin'deki İslâmî hareketin "yasadışı" ilan edilmesi çabasında Türkiye'nin ABD'nin yanında yer almasını sağlamaktır. Bundan dolayı Ermeni tasarısını bir şantaj aracı olarak kullanmaya çalışıyor. Tasarının kabul edileceğini ise tahmin etmiyoruz. Çünkü tasarı kabul edilirse ABD'nin elindeki şantaj malzemesi de çıkmış olacak ve dengeler aleyhine dönecek. Bu bir bomba gibidir. Atarsa zarar verir ama elinden de çıkarmış olur. Elinde tutarsa onunla korkutmaya devam eder.

ABD'nin Sonbahar Konferansı'yla ilgili hesapları konusunda bölgesel konjonktürü tahlil ederken öncelikle şunu vurgulamak gerekir: Artık yönetimler kendilerine dayatılan politikaları uygularken halkların tercihlerini de göz önünde bulundurma ihtiyacı duyuyorlar. Çünkü müstekbir güçlerin balonları yavaş yavaş patlıyor. Zaten cephedeki yenilgiler de bunu gösteriyor. Onların balonlarının patlaması politikalarının uygulayıcısı durumundaki yönetimlerin kendi halklarıyla baş başa kalmaya başlamaları anlamına geliyor. Sokakta bile başörtüsüne razı olmayan Tunus diktatörü Zeynelabidin bin Ali'nin bugün başörtülü bir genç kıza ödül verirken medyaya poz vermesi bu gerçeği görmeye başladığının işaretidir.

ABD'nin ve işbirlikçilerin Filistin'deki İslâmî hareketi yasadışı ilan etme çabaları da başarılı olamayacaktır. Çünkü bu hareket kendi halkı nezdinde yasallığını ispatlamış ve geniş bir kitlesel destek elde etmiştir. Bu kitlesel destek tüm bölge halklarına yansımış durumdadır. Dolayısıyla bölgedeki ülkeler halklarının tercihlerini göz önünde bulundurmak zorunda kalacak ve Filistin'deki İslâmî hareketi "yasadışı" ilan etme taleplerine onay vermekten kaçınacaklardır.

Ayrıca Mısır dâhil bölgedeki ülkelerin geneli her ne kadar uluslar arası emperyalizmle bağlantı ve işbirliği içinde olsalar da Siyonist işgal devletinin önünün tamamen açılmasına taraftar değiller. Filistin'deki İslâmî hareket ve genel anlamda direniş Siyonist saldırganlığın önündeki en önemli engeldir. Bu engelin kalkması Siyonist tehdidin kendi kapılarına dayanması anlamına gelir. İslâmî hareketin yasadışı ilan edilip kıskaca alınmasının ise işgal devletini rahatlatacağını, onun önündeki engelin zayıflamasına sebep olacağını düşüneceklerdir.

Filistin'de ABD ve işgalci Siyonist devlet tarafından dayatılan kadro açısından ise tam tersi bir gidişat söz konusudur. Bu kadro işgalciler ve uluslar arası emperyalizm tarafından akredite ilan edilmiş olsa da Filistin halkı nazarında meşruiyetini her geçen gün biraz daha kaybediyor. Çünkü Siyonistlerle işbirliği içinde ve onların hesabına çalışıyor. Gazze'yi terk ettikten sonra Batı Yaka'ya yığılan çete orada tamamen işgalci askerlerin himayesi altında hareket ediyor. Sadece bununla kalmıyor aynı zamanda işgalcilerin saldırı, baskın ve tutuklama işlemlerinde onlara rehber ve yardımcı oluyorlar. Örneğin işgalciler tarafından Ramazan'ın son günlerinde gerçekleştirilen, üç gün devam eden ve bayram sabahı sona eren Kalkiliya baskınında Abbas'a bağlı milisler işgalci askerlere açıktan rehberlik etti, aranan kişilerin evlerine baskın düzenlenmesi için onlara yardımcı oldu, yol gösterdiler. Buna bütün ahali şahit oldu. Dolayısıyla Batı Yaka'da Abbas milisleri artık, geçmişte Güney Lübnan'da işgalcilerin tampon gücü görevi gören SLA (Güney Lübnan Ordusu) benzeri bir kimlik kazanmış durumdadır.

İşgalci Siyonistlerin yayılmacı emellerinin önündeki engellerin kalkmasının ormandaki yangının büyümesi gibi tehlikenin büyümesi anlamına geleceğini geçen hafta Lübnan'la ilgili yazılarımızda vurgulamıştık. Bugün artık Ortadoğu'daki siyasi konjonktür bu gerçeği dikkate almayı zorunlu kılıyor. ABD'nin şantaj malzemelerinin birer balon olduğu da görülmeye başlandı.

İrtibatlı Yazılar

Gül'ün ABD, Bush'un Ortadoğu Seyahati
Annapolis Komplosu
İsim "Barış", Amaç Savaş
Bush'un Sonbahar Komplosu
Perez ve Abbas'ın Ziyareti
Fitnecilerin Annapolis Hazırlığı
Barışa Sarılan Savaş