Barışa Sarılan Savaş

2 Kasım 2007 Cuma, Vakit gazetesi

Biz isimler ve kavramlar konusu üzerinde daha önce de değişik vesilelerle durmuştuk. Kur'an-ı Kerim'de de bu konuyla ilgili çeşitli vurgular olduğunu söz konusu yazılarımızda hatırlatmıştık.

Ne yazık ki medyanın gücü kavramlar yoluyla yanıltma politikalarının etkisini göstermesine imkân sağlıyor. Ama işin kötü tarafı normalde bu politikaları kabul etmeyen medya organlarının birçoğunun da suyun akışına kendilerini kaptırarak ellerine verilen isimleri ve kavramları aynen yönlendiricilerin amaçlarına uygun şekilde kullanmalarıdır.

ABD yine kendi sömürgeci hesapları ve Siyonist işgalcilerin Filistin toprakları üzerindeki gayri meşru hâkimiyetlerini meşrulaştırma çabaları için düzenleyeceği uluslar arası toplantıyı "Ortadoğu Barış Konferansı" olarak yutturmaya çalışıyor. Bu toplantı aynı zamanda "Sonbahar Konferansı" olarak ünlendi. Biz de "barış" kavramının bu tür haince planlarda kullanılmasına razı olmadığımızdan Sonbahar Konferansı adını tercih ediyoruz.

Biz bu konferans hakkında daha önce de bazı değerlendirmelerde bulunduk. Konferans günlerinde veya sonrasında gelişmelerle bağlantılı yorumlarımız da olacak inşallah. Ancak bugünkü yazımızda söz konusu konferanstan değil onun öncesinde artan şiddet politikalarından söz etmek istiyoruz.

Konferans öncesinde şiddet politikalarının ve fitne uygulamalarının trendindeki yükselme çağdaş emperyalizmin kendi kara yüzünü gizlemede beyaz maskeden nasıl istifade ettiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Emperyalizm, saldırganlığını meşrulaştırma amacıyla "terör" kavramından ustaca yararlanıyor. Öbür yandan "barış" kavramıyla bağlantılı şiddet stratejisi de bu kavramı kendi saldırganlığına şemsiye ve kalkan olarak kullanmasının göstergesidir.

Siyonist işgal devletinin Gazze ve Batı Yaka bölgesine yönelik saldırılarının artmasının Sonbahar Konferansı'na bir hazırlık olduğu Filistin Özerk Yönetim başbakanı İsmail Heniyye tarafından dile getirildi. İlginçtir ama bu bir gerçek. Siyonist işgal devleti, "barış" şemsiyesi altında gerçekleştirilecek bir uluslar arası toplantıda baskın çıkabilmek, dediğini yaptırabilmek için saldırganlığını artırıyor, şiddet politikasının trendini yükseltiyor.

Son günlerde Gazze ve Batı Yaka bölgesinde işgal devletinin hava veya karadan saldırı gerçekleştirmediği gün geçmiyor. Özellikle Gazze'de mücahitlerin gerçekleştirdiği savunma mücadeleleri işgalcilerin daha büyük operasyonlar düzenlemelerini engelledi. Fakat işgalciler saldırılarını ve cinayetlerini gündelik hâle getirerek Filistinlileri yıldırmaya çalışıyorlar. Ama bunda başarılı olamadıklarını gördükleri için Gazze'yi iyice boğmak amacıyla ekonomik kuşatma ve ambargodaki şiddeti artırdılar. Siyonistlerin kendilerini bu derece cüretkâr görebilmelerinin sebebi ise insanlığın sessizliği, uluslar arası güçlerin duyarsızlığıdır.

Bir tarafta göstermelik "barış" numaraları yapılırken ve bu kılıfla uluslar arası toplantı düzenlenirken diğer tarafta böyle bir toplantının gerekçesini teşkil eden meseleden dolayı mağdur edilen büyük bir kalabalığa elektrik ve yakıt ambargosu uygulanıyor. Böylece o insanlara kendi öz vatanlarının, içinde yaşanması imkânsız bir hapishaneye dönüştürülmesine çalışılıyor. Amaç ise o kalabalıkları meşru haklarından vazgeçmeye ve topraklarındaki gayri meşru işgali kabullenmeye zorlamak.

Son dönemde "barış" kılıfına sarılan şiddet ve saldırganlık sadece işgalci Siyonistlerin saldırılarından ibaret değil. Yine ABD'nin oyunlarıyla İslâm dünyasının değişik bölgelerinde fitne ateşinin alevlerinin yükselmeye başladığını müşahede ediyoruz. Bu alevlerin yükselmesi Türkiye'nin de önemli bir sıkıntıyla karşı karşıya gelmesine yol açtı.

Amerikan emperyalizminin ve onunla işbirliği içindeki uluslar arası güçlerin İran üzerindeki siyasi baskılarını ve tehditlerini özellikle bu günlerde artırmaları da tesadüf değildir. Bu ülkeye yönelik olarak savaş tamtamlarının yeniden ortalığı sarması ABD'nin savaşı "barış" kılıfına sarma stratejisinin bir yansımasıdır.

Kendi planlarını ve hesaplarını hayata geçirme çabalarını "barış" diye yutturmaya, böylece kavramların zihinlerde oluşturduğu etkiden kamuoyunu yanıltma amacıyla yararlanmaya çalışan ABD gerçek anlamda barış çabalarının ise önüne geçiyor. Darfur meselesinin barış yoluyla çözüme kavuşturulması için son dönemde atılan adımlardan ve Libya'nın Sirte şehrinde gerçekleştirilen görüşmelerden herhangi bir sonuç elde edilmemesinde ABD'nin perde arkasından yürüttüğü lobi faaliyetlerinin etkisinin olduğu tahmin ediliyor.

/p>