Mart 2015, Davet Mektebi
Bugün dünyaya hükmetme iddiasındaki global güçler ve onların uzak karakolları görevi yapan yerli zulüm rejimleri ayrıntıya dair konularda farklı görünümlere sahip olsalar da hepsinin sahip olduğu bir ortak özellikleri var. O da zalim olmalarıdır. Bu özellikleri onların yerine göre birbirlerinin ayaklarına basmamalarını hatta çıkarlarının gerektirdiği yerlerde zulümde işbirliği içine girmelerini, birlikte hareket edebilmelerini sağlıyor. Bundan dolayı yerine göre karşıt cephelerde ve birbirine düşman görünenler dahi zulümde ittifak kurabiliyor, çıkar işbirliği yapabiliyorlar.
Haklarını ve özgürlüklerini isteyen halkların meydanlara çıkmaları üzerine hep birlikte telaşa kapılmaları ve aralarındaki ihtilafları unutarak çıkar hesapları etrafında işbirliği yapmaktan kaçınmamaları da bu ortak özellikleri sayesinde olmuştur. Böylece, pazarladıkları sistemleri ve ideolojileri kutsallaştırmak amacıyla ağızlarına sakız ettikleri demokrasi, insan hakları vs. gibi kavramlarda da samimiyetten ve gerçekçilikten ne kadar uzak oldukları ortaya çıktı.
Halkların özgürlük mücadelelerini karalamak amacıyla çirkin teoriler geliştirenlerin, zulme başkaldıranları töhmet altına sokmak için iddia ettikleri karanlık ilişkilere bizzat kendilerinin girdikleri de ortak özellikleri zalimlik olan güçlerin çıkar ilişkilerinin gün yüzüne çıkmasıyla iyice açıklık kazandı. Bugün Mısır'da Sisi canavarının, Yemen'de Husi fitnesinin arkasında işbirliği yapanların Suriye'de de aslında Baas'ın geleceğini kurtarma amaçlı karanlık oyunlarda ittifak kurdukları şüpheye mahal bırakmayacak derecede açıklık kazandı.
Dolayısıyla zulme başkaldıranlar sadece yerli diktatörlere ve onların arkasında duran bölgesel güçlere karşı değil uzak karakollarını kaybettiklerinde global hâkimiyetlerini de kaybedecekleri telaşına kapılan uluslararası güçlere karşı da savaşıyorlar. Üstelik bu zalimler kendilerinin vahşi saldırılarına gerekçe oluşturabilmek ve sergiledikleri tutumları haklı çıkarabilmek için, ne amaçla rehin alındıkları bile bilinmeyen insanların kafalarını keserek yahut onları kafeslere kapatıp yakarak filmlerini çeken sonra da videolarını dünya kamuoyuna "bakın işte İslam devleti budur" demek için reklam filmi olarak seyrettiren maskeli örgütlerin her türlü şüphe ve tereddüdü içinde barındıran politikalarından yararlanıyorlar.
O yüzden bugün zulme karşı mücadele çok da kolay olmuyor tabii ki. Bir yandan global zulümle, bir yandan bölgesel bir yandan ulusal görünümlü zulümle uğraşırken bir yandan da onların zulümlerine dayanak oluşturmak için sergiledikleri vahşet manzaralarının filmlerini dağıtmaları yetmiyormuş gibi bir de kendilerinden olmayanları tekfir ederek hepsinin öldürülmesi talimatlarıyla düzenledikleri saldırılarla sürekli ayak bağı olan karanlık güçlerle uğraşmak zorundasınız.
Zulme başkaldırı hareketleri karşısındaki dökülmeler hepimizi heyecanlandırdı. Ama bu gidiş tabii ki saltanatlarını koruma hırsına sahip zalimleri telaşlandırdı ve farklı cephelerde görünseler de ortak hesapların etrafında birleştiler. Dolayısıyla direnişin Suriye'de tıkanması sadece İran ve Rusya'nın Baas rejimine arka çıkmasından kaynaklanmadı. Elbette bu ikisinin desteğinin büyük payı vardı. Ama onların karşısında görünenler gerçekten karşılarında ve Baas zulmünün bitmesi taleplerinde samimi olsalardı ona dışarıdan destek verilmesini engellemeleri hiç de zor olmazdı. Buna imkânları olduğu gibi prosedür de böyle bir engellemeye her yönden müsaitti. Üstelik bu imkânlardan ve prosedürlerden yararlanmaları durumunda vicdanların da desteğini kazanacak, katillerin arkasında duran vicdansızların dışında kimseden tepki görmeyeceklerdi. Ama bunu yapmadılar. Çünkü işlerine gelmedi ve aslında hesapları da katil Baas'a destek verenlerin hesaplarıyla örtüşüyordu. O yüzden resmî tavırlarında şeklen tepki göstererek suça ortak olmadıkları intibaı vermeye çalışırken ortak olanların da önlerini sonuna kadar açtı, hiçbir engel çıkarmadılar.
Suriye'de böyle bazıları doğrudan bazıları dolaylı yoldan zulme destek verirken Mısır ve Yemen'de halkın zaferlerinin geri alınması amacıyla başlatılan fitne savaşlarında daha yakın ilişki ve işbirliği içine girdiler.
Bütün bunlara rağmen zulme başkaldıranların kararlı duruşunun Allah'ın izniyle sonuçsuz kalmayacağını ve önemli zorluklarla karşılaşılsa da ilerlemenin devam edeceğini düşünüyoruz.
Suriye'de uluslararası güçlerin IŞİD bahanesiyle oluşturduğu koalisyonun ve başlattığı operasyonun asıl amacı Baas'ı ve destekçilerini rahatlatmak, direniş karşısında kaybettikleri cepheleri geri alabilmek için yeni saldırılar gerçekleştirmelerine imkân vermekti. Katil Baas ve onun hesabına Suriye'de savaşan İran da tabii ki fırsatı kaçırmadı. O yüzden son dönemde özellikle Halep ve Doğu Guta şehirlerine yönelik hava saldırılarında yeni büyük katliamlar gerçekleştirdiler.
Zulüm güçleri gündelik hale getirdikleri katliamları kesintisiz sürdürürken IŞİD, kafa kesme ve insanları kafese kapatıp yakma operasyonlarının sergilediği vahşet görüntülerini medya organlarına dağıtarak bütün dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Böylece Baas'ın ve onun hesabına İran'ın güdümünde Suriye topraklarında savaşan muhtelif güçlerin tüm saldırıları ve katliamları gölgede kaldı.
Fakat gerek yerli, gerek bölgesel, gerekse global zulüm güçlerinin bu kirli ittifakına rağmen yine de zulme direnenlerin kararlı mücadeleleri bastırılamadı. Direnişçiler tüm saldırılara rağmen zulüm güçlerine önemli kayıplar verdirmeyi ve saldırıların yoğunlaştırıldığı Halep'te bile yeni cepheler kazanmayı başarabildiler.
IŞİD maskesi zalimlerin sinsi politikalarını kapatmak için her yerde işe yarar hale geldi. Libya'da da tam Mısır diktatörü Sisi'nin kendisine büyük paralarla destek veren Arap diktatörlere hakaretlerini açığa çıkaran ses kayıtlarının yayınlanması sebebiyle sıkıntılı olduğu bir dönemde IŞİD'ın Libya kanadının maskeli militanlarının Mısır'ın hıristiyan kıptîlerinden 21 kişiyi vahşice katletmeleri olayları iyi tahlil edebilenlerin zihinlerinde pek çok soru işareti oluşmasına yol açtı. Zalim Sisi fırsatı kaçırmayıp hemen Libya'yı arka bahçesi yapmak için desteklediği Halife Haftar'ı rahatlatma amaçlı saldırılar düzenledi. Bir yandan da Libya'ya aynen Suriye'dekine benzer bir uluslararası operasyon düzenlenmesi için BM Güvenlik Konseyi'ne ve Avrupa Birliği'ne çağrılar yaptı.
IŞİD tabii sadece oyunun bir tuzağı ve hazırlanan senaryonun üstünün örtülmesi amacıyla kullanılan maskeydi. Asıl amaç Arap diktatörlerin bütün imkânlarıyla destek vermelerine rağmen Libya'da siyasi iktidarı gasp etme planlarında başarılı olamayan Halife Haftar isimli hainin önünü açmaktı.
Saatlerce elektrik kesilmesinin, kullanmak zorunda olduğun ilacı temin edememenin ve bunun gibi daha nice sıkıntının ne demek olduğunu ancak onu yaşayanlar bilir. Gazze halkının karşı karşıya olduğu durumu iyi anlayabilmeniz de ancak kendinizi o insanların yerine koymanızla mümkündür.
Bu halk aslında sadece siyonist işgal tarafından değil üç yönden kıskaca alınmış durumdadır. İşgal rejimi Mısır'ın ara buluculuğuyla kabul edilen ateşkes anlaşmasının şartlarını yerine getirmeyerek ablukayı kaldırmama konusundaki ısrarını sürdürüyor. Çünkü anlaşmaya kefil olan Mısır'ın kendisine karşı bu konuda sorumluluğunu yerine getirmeyeceğini, herhangi bir baskıya başvurmayacağını çok iyi biliyor.
Mısır cuntası işgalciye ablukayı kaldırması ve anlaşmanın şartlarını yerine getirmesi için baskı yapar mı? Ambargo ve ablukayı en katı şekilde uygulama konusunda kendisi işgalciden çok daha ısrarlı. Cuntanın siyasi iktidarı gayrimeşru darbe ile gasp etmesinden bu yana Rafah kapısı sadece zorunlu geçişler için ve ortalama iki ayda bir iki üç günlüğüne açıldı. Sisi cuntası Gazze'nin zorunlu ihtiyaç maddelerinin temininde kullanılan tünelleri de çok vahşi yöntemlerle kapattı. Tespit edemediği tünelleri ortadan kaldırmak için de Rafah şehrinin Mısır tarafında kalan evleri tamamen yıkarak bu bölgeyi güvenlik alanı yaptı. Çünkü o evlerin tabanlarından tüneller açılmasından ve bu tünellerle Gazze'ye bağlantı kuruluyor olmasından şüpheleniyordu.
Sisi bütün bu ihanetleri yaparken Abbas yönetimi de imzaladığı uzlaşma anlaşmasının şartlarına riayet etmeyerek Gazze'deki memurların maaşlarını ödememekte ısrarını sürdürdü. Bu uygulama yüzlerce ailenin aylardan beri maaş alamamasına ve ekonomik kıskaca alınmasına neden oldu. Memurlar maaşlarını almak için zaman zaman grev yaptılar. Ama ihanetçi Abbas bu grevleri önemsemiyor. Çünkü grevlerin de zararının Gazze halkına dokunduğunu bildiğinden onlara karşı adeta "isterseniz işi tamamen bırakın" dercesine bir tutum sergiliyor.
Bir yandan da işgal rejimiyle güvenlik işbirliği anlaşmasına bağlı kaldığı için Batı Yaka'da yeni siyasi tutuklamalar gerçekleştiren, dolayısıyla uzlaşma anlaşmasının siyasi tutukluların serbest bırakılmasına dair şartına bağlı kalmayan Abbas yönetimi aynı zamanda Gazze'nin yeniden imarı konusunda da bir girişimde bulunmuyor. Tam aksine işgal rejiminin geçtiğimiz yaz döneminde Gazze'ye düzenlediği 50 günlük savaşta mağdur edilenlere gönderilen yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması konusunda bile sorumluluğunu yerine getirmiyor.
Bundan dolayı Gazze sadece işgal rejimi tarafından değil aynı zamanda onunla işbirliği içindeki ihanetçiler tarafından kıskaca alınmış durumda. Arap dünyasında çalkantıların devam ediyor olması sebebiyle Arap toplumları da Gazze halkının çığlıklarını duyamıyor. Ne yazık ki İslam dünyasının genelini de ihanetçi zalimlerin zulüm uygulamaları yeterince meşgul ediyor.
Çin'deki zulüm rejimi Doğu Türkistan'da yaşayan Müslümanlara şimdiye kadar çok çeşitli şekillerde zulümler ve işkenceler uyguladı. Fakat son dönemde başvurduğu işkence yöntemi öncekileri aratmayacak türdendi. Önce Müslümanlara dinlerini öğretme ve onlara bu konuda öncülük etme sorumluluğunu taşıyan imamlara, sonra da Müslümanların geneline çirkin şekilde ve ahlâk dışı yöntemlerle, zorla dans ettirildi. Fiziksel ve psikolojik işkencelerin ardından bu da inanç ve ahlâk işkencesiydi. İnsanlara inançlarının ve ahlâkî değerlerinin reddettiği uygulamayı zorla yaptırdılar.
Çin rejimi bu uygulamadan önce de Müslümanların önce iş yerlerinde namaz kılmalarını, sonra da birbirlerine dini içerikli kısa mesajlar göndermelerini yasaklamıştı.
Zalim Çin rejimi bütün bu uygulamalarla Müslümanlara dinlerini tamamen unutturmayı ve onları değerlerinden uzaklaştırmayı amaçlıyor. Çünkü İslam, mensuplarının insani değerleriyle ve onurlarıyla yaşamalarını isterken Çin rejimi tamamen sürüleştirilmiş ve köleleştirilmiş bir kalabalık istiyor. O yüzden İslami değerlerin korunmasından rahatsız oluyor.
Aslında inanç ve değerlerine ters uygulamaları sırf bu değerlere bağlı kalmadıklarını göstermek amacıyla insanlara zorla yaptırmak onları aşağılamak ve basite almak anlamına geldiğinden tüm işkence yöntemlerinin en vahşice, en insafsızca olanıdır. Ama ne yazık ki Çin zulmünün Müslümanlara bu işkenceyi uygulaması sözde insan hakları kuruluşlarını ve uluslararası organları hiç harekete geçirmedi. Çünkü orada da zulme ve aşağılamaya maruz kalanlar Müslümanlardı. Dolayısıyla onları pek de ilgilendirmiyordu. İlgilenseler bile sadece bigane kalmamış görünme amaçlı içi boş kınama açıklamaları yapmakla yetineceklerdi.
Mısır'daki katil cuntanın yargı organlarının tamamen işgalci siyonistlere çalıştığı iyice gün yüzüne çıktı. Kahire'deki Acil İşler Mahkemesi, Sina bölgesinde gerçekleştirilen saldırılarla irtibatlandırarak Filistin İslamî Direniş Hareketi (Hamas)'ın askeri kanadı durumundaki İzzettin Kassam Tugayları'nın terör örgütü kategorisine sokulması kararı aldı.
Normalde Sina'daki eylemler üzerinde çeşitli şüpheler var ve birtakım karanlık işlere gerekçe oluşturmak amacıyla bizzat cunta tarafından planlanmış olabileceği iddiaları muhtelif yorumlarda dile getirildi. Çünkü bu tür rejimlerin askerlerini kirli senaryolar için feda etmekten çekinmeyecekleri tahmin ediliyor. Muhaliflerini bastırmak için yerine göre onlarla çarpıştırarak hayatlarını feda ettikleri gibi muhaliflerine karşı hazırladıkları senaryoların gerekçelerini oluşturma amacıyla da askerlerini feda etmekten çekinmeyecekleri biliniyor. Dolayısıyla Sina eylemleri konusunda en başta cuntanın bizzat kendisinden şüphelenilmesi gerekir.
Filistin direnişinin askerî kanadıyla bu eylemler arasında bir irtibat kurulabilmesi için en ufak bir işaret gösterilmesi dahi mümkün değildir. Çünkü Filistin direnişinin siyonist işgalcilere karşı eylem düzenlemek amacıyla bile askeri mücadelesini kesinlikle Filistin sınırları dışına taşımadığı, bunu sürekli bir ilke olarak muhafaza ettiği biliniyor.
Arap ülkelerini karşısına alması anlamına gelecek herhangi bir şiddet eylemine başvurduğuna dair bir tek örnek gösterilmesi dahi mümkün değildir.
Sina'daki eylemleri onaylamadığını ve kınadığını da resmi açıklamalarında dile getirdi. Üstelik zikrettiğimiz mahkeme ilgili kararında herhangi bir delil de ortaya koyabilmiş değil. Kararını tamamen cunta rejimine hizmet eden medya organlarının yalan ve iftiralardan oluşan saçmalarına dayandırmıştır.
Fakat cunta yargısının hukuku icra etme gibi bir kaygısının olmadığı biliniyor. Filistin direnişini hedef aldığı kararındaki amacı da zaten siyonist katillere hizmetten, onların talimatlarını yerine getirmekten başka bir şey değildir.
Hatırlatma: Yemen'deki Husi darbesini aylık Ribat dergisinin Mart 2015 sayısı için yazdığımız yazıda ayrıntılı olarak değerlendirmeye çalıştık. Amerika'nın Kuzey Carolina eyaletinde üç Müslüman gencin şehit edilmesinin arkasında duran İslamofobi terörünü de Vuslat dergisinin Mart 2015 sayısı için yazdığımız yazıda farklı yönleriyle tahlil etmeye çalıştık. Bu yazılarımızı kişisel web sitemizden yani www.vahdet.info.tr adresinden okuyabilirsiniz. Ayrıca Özel FM'de haftalık olarak yayınlanan ve İslam dünyasındaki güncel gelişmeleri tahlil ettiğimiz Dünya Döndükçe programımızın ses kayıtlarını da bu sitemizden dinlemeniz mümkündür. Sayfalarımızın yeterli olmaması sebebiyle burada ele alamadığımız bazı konular hakkındaki yorum ve değerlendirmelerimizi bu programlarımızdan takip edebilirsiniz.