İslâm Karşıtlığının Siyaset Haline Getirilmesi

Şubat 2015, Ribat

Antisemitizmden İslamofobiye: Batı, Kendi Politikasını Zıddıyla Meşrulaştırıyor

Hakka ve adalete dayanan bir anlayış meşruiyetini kendi içinde barındırır. Ama meşru temellerden yoksun ve bazı aşırılıklar içeren anlayışlar kendilerini haklı gösterebilmek için karşıtlarından yararlanırlar. Onları bir tehlike ve tehdit olarak göstermek suretiyle kendi aşırılıklarının aslında haklı ve yerinde olduğunu, bu yüzden başvurdukları uygulamalara karşı çıkılmaması gerektiğini savunurlar. Bu da zıddıyla meşrulaşma yöntemidir.

Zıddıyla meşrulaşma ihtiyacı duyan anlayış ve sistemler, karşılarına aldıkları kesimlerin kendilerinin aşırılıklarını haklı çıkaracak kadar ileri gittiklerine insanları inandırabilmek için çoğu zaman onlara iftira da atarlar. İftiralarında inandırıcı olabilmek için bazen onları gerçekten bu tür aşırılıkları yapmaya zorlayan tahriklere başvurdukları bazen de aralarına girerek bu aşırılıklara onlar adına başvurdukları görülür.

Avrupa toplumlarında aslında uzun süreden beri ırkçı temellere dayalı bir üstünlük ve tahakküm ideali var. Bu ideali bazen kavgaya dönüştürüyorlar ve kavgacılık ruhu da gözlerine perde çekiyor. Artık ahlâkî değerleri görmez, başkalarının hukukuna saygı konusunda uyulması gereken kuralların tümünün ayaklar altına alınmasını önemsemez hale gelebiliyorlar.

Bu anlayıştan hareketle bir dönem haçlı bayrağını kaldırarak İslâm'a karşı yüz yıllar boyunca savaştılar. Fakat Osmanlı İmparatorluğu'nun haçlıların doğu üssü olan Konstantinopolis (İstanbul)'u ellerinden alması, sonra da bir yandan Kahire'yi ele geçirip İslam hilafet merkezini İstanbul'a taşıması bir yandan da Avrupa'nın içlerine uzanması haçlı saldırganlığının önünü kesti. Dolayısıyla haçlı ruhunun kalplerinin derinliklerine yerleştirdiği İslâm düşmanlığı silinip atılmadıysa da bu ruhun yönlendirdiği saldırganlık işlevsiz kaldı.

Bu dönemde o ruhun tatmini ve zıddıyla meşrulaştırma uygulamasının sürdürülmesi için antisemitizm anlayışı bayağı yaygınlaştırıldı. O zaman yahudilerin Avrupa'da bazı önemli sektörlerde kontrolü ele geçirmelerinden rahatsız olmaları da bu anlayışın hızla taraftar bulmasını sağladı. Fakat yahudilerin siyonizm ideolojisinin etrafında örgütlenerek önce İngiliz emperyalizmiyle sonra da ABD emperyalizmiyle işbirliği yapmaları antisemitizmin fiiliyatta önünün kesilmesini sağladı. Zıddıyla meşrulaştırma stratejisinin antikomünizme doğru kaydırılmasının ve Nazilerin yahudi katliamları etrafında koparılan fırtına vasıtasıyla Avrupa'daki hâkim sistemlerin suçlu durumuna düşürülmesinin de bunda etkisi oldu.

Dünya genelinde komünist sistemlerin çökmesinden sonra Batı'daki antikomünizm de geçerliliğini yitirdi. Batı bu kez hem stratejik dayanaklarını oluşturmak hem de toplumdaki tepki psikolojisini yönlendirmek için yeni düşmana ihtiyaç duydu. Bir yandan da siyonist lobiler yeniden antisemitizm ruhunun harekete geçmesi korkusuna kapıldılar. İngiliz emperyalizminin himayesiyle kurulan siyonist işgal devletine Avrupa'dan göç eden yahudilerin bazılarının Filistin'de İslâmi direnişin etkisini artırması sonucu geri dönüş yapmalarına tepki de buna işaret ediyordu. Bazı ırkçı grupların bu tepkilerini antisemitizmi yeniden sahaya taşıma amaçlı siyasi faaliyetlere dönüştürme çabaları bu konuda endişeyi artırdı. O yüzden bu ırkçı grup ve akımların karşıtlık ruhunu yönlendirmek için yeni ve güçlü bir düşmana ihtiyaç vardı. İslamofobi heyulası de aranan düşmandı.

Antisemitizm, artık insanlığın reddettiği ırkçılıkla irtibatlandırılarak bir ayıp ve suç olarak lanse edildiği için o kategoriye giren faaliyetler kanunlarla bile yasaklandı. Dolayısıyla Nazilerin yahudi katliamlarıyla ilgili iddiaların irdelenmesinin tamamen yasaklanmasını ve suç sayılmasını bir yana bırakın bazen siyonist işgal devletinin Filistinlilere karşı sergilediği vahşetin konuşulması dahi antisemitizm kategorisine sokularak engellenirken; İslamofobi terörle irtibatlandırılarak tüm hukuk dışı uygulamaların, Müslümanları hedef alan ahlâka aykırı saldırıların gerekçesi olabildi. O yüzden de Müslümanların en kutsal değerleriyle, insanların içinde en saygın kişi olarak bildikleri peygamberleriyle alay edilmesi bile fikir özgürlüğü güvencesine alındı. Aynı fikir özgürlüğünün uluslararası siyonizmin veya onun tarafından yönlendirilen paralel çetelerin kurduğu mafya örgütlerinin sorgulanmasında bile herhangi bir geçerliliği yoktu.

Radikalizm ve Terör, Geliştirilen Siyasete Dayanak Oluşturmanın Aracı

Aslında Batı emperyalizminin radikalizm ve terör hakkında kendini sorgulayıcı konumda görebilmesi için önce kendi tarihinin hesabını vermesi ve bu tarihi kesinlikle reddettiğini, gerçekleştirilen katliamlardan utanç duyduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyması, mazlum halklardan da açıkça özür dilemesi hatta yahudi katliamlarından dolayı ödediği tazminatların aynısını çoğunluğu Müslüman olan bu mazlumlara da ödemesi gerekir. Müslümanlar arasında gerçekleştirdiği bunca korkunç ve vahşi katliamın hesabını vermeden onları terörle ilişkilendirip mahkûm etme hakkı olamaz. Ama bugün kendi halklarını terörize etmek, Müslümanlara karşı şiddete yöneltmek ve provokasyon yapmak amacıyla başvurduğu uygulamaları gerekçelendirmede radikalizm ve terör söylemlerini sonuna kadar kullanıyor. Bunda inandırıcı olmak için de bazen provokasyon yöntemleriyle insanları şiddetin içine çekerken bazen de gizli elemanlarından yararlanabiliyor. Yani işin gerçeğinin dibini kurcaladığımızda terörün öbür tarafından da onun elinin ve yüzünün çıktığını görebiliriz.

Radikal Söylemler Geneli İfade Etmez

Radikal söylemler ve bu söylemleri benimseyen akımlar bütün toplumlarda, ideolojik ve dini kitlelerde bulunur. İşin aslı stratejik yönlendirme faaliyetlerine dayanmakla birlikte Avrupa'nın antisemitizm ayıbını bir türlü üzerinden atamamış olmasının temelinde de görünüşte radikalizm vardır. Avrupa'daki Müslümanların camilerine saldırıların, duvarlarına hakaret yazıları yazılmasının, evlerinin yakılması suretiyle ailelerin vahşice imha edilmesinin görünen tarafı radikalizmdir. Ama onlar kendi radikal akımlarının oluşturduğu imajın geneli yansıtmadığını söyler, dünyaya Avrupa'nın gerçek yüzü değil kabul görmeyen bitleri olarak lanse ederler. Ama sıra Müslümanlara gelince radikal söylemleri geneli yansıtan imaj olarak görür hatta çoğu zaman söz konusu radikal söylemlerle ilişkili olmayanların azınlıkta kaldığını iddia ederler. Bu iddiada bulunmayanlar ise radikal söylemleri benimsemeyenlerin de onlara engel olmadıkları için suçlarına ortak olduklarını ve onlarla aynı sorumluluğu taşıdıklarını iddia ederler.

Müslümanları Karşı Politikalar Genelleyici ve Hedefte Asıl İslâm Var

Öte yandan Batı'nın Müslümanlara karşı sadece suçlama değil cezalandırma politikaları da genelleyicidir. İslamofobi heyulasını etkili hale getirmek amacıyla öne çıkardıkları hadiselerle veya söylemlerle ilişkilerine, bunlara yaklaşımlarına bakılmadan sadece Müslüman olmasını bir kimseyi bu olaylarla ve söylemlerle bağlantılı göstermek dolayısıyla hedefe yerleştirmek için yeterli buluyorlar. Böylece görünüşte radikalizmi ve şiddeti kendilerine dayanak olarak gösterirken gerçekte kendi radikal oluşumlarını tahrik etmek, onların Müslümanları hedef alan saldırgan tutumlarını daha etkili kılmak için çok sinsi bir politika izliyorlar.

İslâm'a Göre Yaşamak Suç Sayılıyor

Savaşlarının herhangi bir dine karşı değil radikalizme ve teröre karşı olduğu yönündeki iddialarında da doğru konuşmadıkları açıktır. Bu tür iddiaları kendilerinin İslam'a ve Müslümanlara karşı yürüttükleri savaşı meşrulaştırmak amacıyla kullanıyorlar. Gerçekte ise onlara göre bir Müslümanın inancının gereğini yerine getirmesi, dininin emrettiği en temel kuralları gözetmesi radikalizmdir. Dolayısıyla bir Müslümanın dinine ve inancının gereklerine göre yaşaması suç sayılır. Bunu yapmaları aslında doğrudan Müslümanlığı, Müslümanca yaşamayı ve İslam'ın bütün kutsal değerlerini karşılarına aldıklarını, bunların tümüne karşı savaş içinde olduklarını gözler önüne seriyor.

Müslümanın Kutsal Değerleri Hedef Alınıyor

Çirkin saldırılarında, iğrenç karikatürlerinde ve yayınlarında doğrudan Müslümanların kutsal değerlerini, en yüce kitaplarını ve en saygın insan olarak bildikleri peygamberlerini hedef almaları da savaşlarının gerçekte radikalizme, teröre veya şiddete karşı değil doğrudan İslâm'a, Müslümanın dini kimliğine ve inancıyla ilişkili her şeye karşı olduğunu belgeliyor.

Bu Bir Provokasyon Yöntemidir ve Komployu İçinde Barındırır

Bu politika gerçekte bir provokasyon yöntemidir ve İslamofobiye dayalı olarak yürütülen yönlendirme, tahrik uygulamalarına dayanak oluşturma amacıyla ısrarla sürdürülüyor. Fert ve toplum psikolojisini iyi tahlil ettiklerinden, provokatif faaliyetlerinde de nereye basılması gerektiğini iyi tespit edebiliyorlar. Karşıt tepki bazen gerçekten bu provokatif faaliyetlerden etkilenen ve vereceği tepkinin kendine yahut mensup olduğu kitleye nasıl yansıyacağını hesap edemeyen kişilerden veya marjinal gruplardan sadır olabiliyor. Bazen de maskeli yüzler tarafından gerçekleştirilse bile hedefe yerleştirilen kesime mal edilmesi, bu doğrultuda bağlantılar kurulması kolay oluyor.

Provokatif Yayınların ve Tahrik Politikasının Seyri

Genelde olduğu gibi Avrupa'da da Müslümanların inanç ve değerlerini hafife alan faaliyetlerin geçmişi epey eskilere gider. Fakat son dönemde özellikle stratejik amaçlı yönlendirme faaliyetlerini de içinde taşıyan provokatif yayınların ve tahrik politikasının İslamofobi siyasetinin de etkin hale getirilmesi çalışmalarıyla eş zamanlı başlatılması ve yine ona paralel yürütülmesi dikkat çekicidir. Bu faaliyetler aynı zamanda İslâm dünyasında emperyalizmin güdümündeki işbirlikçi rejimlere karşı İslâmî kimliğe dayalı siyasi faaliyetlerin ve toplumsal hareketlerin güçlenmesiyle de eş zamanlıdır.

Bu yöndeki faaliyetlerin organize edilmesinin başlangıç döneminde öne çıkarılan isim Hindistan asıllı İngiliz vatandaşı Selman Rüşdi olmuştu. Şeytan Âyetleri adını verdiği kitabıyla doğrudan Müslümanların en kutsal kitaplarını hafife almış, onunla ilgili çirkin iftiraları romanlaştırmıştı. Bu kitap Batı'da da İslâm dünyasında da epey çalkantılara neden oldu. Fakat böyle bir kitap yazılmasının teşvik edilmesinin önemli amaçlarından biri Müslümanların kutsal değerlerini hafife alma, onlarla alay etme kapısını açmaktı. İslâm dünyasından gelen tepkiler bu konudaki yeni planların hızla devreye sokulmasını engelledi. Ama biraz havanın yatışmasından sonra Danimarka'da bir periyodik yayın organında Hz. Peygamber (s.a.s.) ile alay eden karikatürler yayınlandı. Bunlara da büyük tepkiler oldu. Danimarka mallarını boykot çağrıları özellikle Arap dünyasına çok ürün satan bazı firmalarını epey sarstı. Fakat bu tür yayınların normalleştirilmesi için yeni adımlar da atılmış oldu ve daha sonra başkaları da aynı şeyleri yapma cesareti göstermeye başladılar.

Gerçekleştirilen çirkin saldırılarda doğrudan İslâm'ın kutsal kitabının, peygamberinin ve ulvi değerlerinin alay konusu yapılması, hafife alınması savaşın gerçek yüzünü ortaya koyuyor.

Kendisi Tehdit Olan Politikanın Gerekçesi Hayal Dünyasındaki Fobi

Mensuplarının sayısı neredeyse insanlığın dörtte birine ulaşan, Avrupa toplumları içinde de çok sayıda mensubu olan bir dinin en kutsal değerlerine karşı savaş açma, onları hafife alma, aşağılama ve onlara hakaret siyaseti başlı başına bir tehdittir. Dolayısıyla korkunun nedenlerini aslında kendi içinde barındırır. Ama ne kadar ilginçtir ki böylesine korkunç bir tehlike ve asıl korkunun kaynağı hayal dünyasında oluşturduğu bir korku iddiasını kendine gerekçe olarak kullanabiliyor. İddiasında inandırıcı olabilmek için yerine göre o hayali korkunun sebeplerini de yine kendisi oluşturmaktan çekinmiyor.

Düşünce özgürlüğü güvencesine almak istediği çirkin tutum ve politika ise gerçekte ifade değil saldırı özgürlüğüdür. Yani kendisine veya himayesi altına aldıklarına karşı kullanılmasına izin vermediği ama hedefe yerleştirdiklerine karşı bolca ve sorumsuzca kullanılmasına izin verdiği bir özgürlük.

Saldırganlık, insanların kutsal değerlerini hafife alarak onlarla alay etmek gerçekte bir fikir eylemi değil sadistlik ruhunun dışa yansımasıdır. Batının bunu fikir özgürlüğü olarak nitelendirmesi ise fikri sadistlikle eş değer gördüğünü ortaya koyar.

Küresel Emperyalizm Toplumların İslâm'la Tanışmasını İstemiyor

Uluslararası emperyalizmin ve onun bünyesinde Batı'nın İslâm'ın kutsal değerlerini aşağılayan çirkin saldırılarla ve iftiralarla yürüttüğü savaşın en önemli amaçlarından biri de insanlığın, bu arada Batı toplumlarının İslâm'la tanışmasını, onu tanıma eğilimi göstermesini engellemektir. Çünkü önce ateizm bataklığına kaydırılan Batı toplumlarının daha sonra ateizm içinde kendilerini boşlukta hissettiklerini ve tutunacak bir dal aradıklarını, bazılarının manevi tatmin yönünden dolayı Asya dinlerine yöneldiklerini ama İslâm'ın hem akılları hem de ruhları tatmin ettiğini görüyor. O yüzden de İslâm'ı bir tehlike ve tehdit olarak tanıtmak, toplumların ondan uzak durmalarını sağlamak istiyor.

İrtibatlı Yazılar:

  • Zulme Özgürlük Adalete Pranga
  • Alaycılık İnkârcıların Ortak Vasfıdır
  • Düşünce Özgürlüğü Sahtekârlığı
  • Demek ki can kıymetliymiş
  • Küresel İşkence ve CIA
  • Avrupa'nın Militan Yargısı
  • İki tarafıyla insan kesen kılıçlar
  • Siyonizmin holokost sömürüsü
  • Kavramların Tuzağına Düşmemeliyiz
  • Filistinli Yavruları Öldürebilirsiniz!
  • Meşrulaştırmanın Gerekçesi IŞİD
  • Emperyalizmin IŞİD Tuzağı