Avrupa'nın katliam sicili

3-4 Haziran 2016 Cuma-Cumartesi, Yeni Akit

Küresel emperyalizmin Avrupa kanadı da Türkiye'yi ne zaman sıkıştırmak istese hemen 1915 olaylarını gündemine taşır ve bununla ilgili bir oylama yapar. Aslında Türkiye, özelde Avrupa'nın genelde Batı emperyalizminin katliamlarını resmen tanımak ve bu katliamlardan dolayı Batı ülkelerini kınamak için parlamentosunda oturumlar düzenlemek istese günde en az on farklı oylama düzenlemesi gerekir. Bir yıl boyunca hiç kendi işiyle uğraşmasa, sadece söz konusu ülkelerin katliamlarını resmen tanımak ve bu katliamlardan dolayı kınama yapmak için parlamentoda oturumlar düzenlese yine bitiremez. Belki bir seçim dönemini ülkenin kendi işlerini dondurup söz konusu katliamlarla ilgili oylamalara ayırması gerekir.

Fakat işin kötü tarafı diğerlerinin emperyalist baskı güçlerini kullanma imkânlarının bulunması, Türkiye'nin ise bu imkândan yoksun olması. Türkiye'nin bu imkânı elde edebilmesi için ise ümmet kimliğine geri dönmesi ve İslâm âlemiyle birlikte hareket etmesi, Müslüman halkların desteğini aktif bir siyasi desteğe dönüştürmenin yollarını araştırması gerekir.

Biz her ne kadar küresel politikalarda stratejik açıdan çok fazla gündeme taşınıyor olmasa da bugünkü ve müteakip yazımızda Avrupa'nın kanla yazılmış kirli sicilinden bazı kısa notları okuyucularımızın gündemine taşımak ve gerçekte Türkiye'yi sadece devlet olarak değil halkıyla birlikte mahkûm eden emperyalist güçlerin kendilerinin nelerle yargılanmaları gerektiği üzerinde düşünmelerine yardımcı olmak istiyoruz.

Batılılar, Afrika kıtasını sömürgeleştirdikten sonra Müslümanları silahtan ve diğer din kardeşlerinin desteğinden mahrum bırakıp onları istedikleri gibi ezip işkenceye maruz bıraktılar. Pek çok Afrika ülkesinde Müslümanları ağır baskılarla dinlerini değiştirmeye zorladılar. Dinlerini değiştirmek istemeyenleri de topluca katlettiler. Zengibar'da 26 bin Müslümanın 23 bini yani ortalama yüzde 88'i öldürüldü. Bu da yaklaşık her on Müslümandan dokuzunun öldürülmesi demekti. Afrika'nın toplumsal yapısını düşünürsek bu insanların yarıya yakınının 18 yaşın altında çocuk, kalanların da yarıdan fazlasının kadın olduğunu tahmin edebiliriz. Bu da öldürülenlerin yüzde 75'inin kadın ve çocuklardan oluştuğunu gösterir.

Uganda'daki katliamlar sonucu 20. yüzyılın başlarına doğru Müslümanlar azınlık durumuna düşürüldüler. Avrupa'nın yönlendirdiği Uganda hıristiyanları sadece 1980-85 yılları arasında 100 bin Ugandalı Müslümanı şehit ettiler. Bu katliamdan kaçan 400 bin Müslüman da Zaire, Ruanda ve Sudan'daki mülteci kamplarına sığınmak zorunda kaldı. 150 bin kadar Müslüman da Uganda içindeki toplama kamplarına alındı. Uganda'da bu zulümleri işleyen Batılılar ve onların ülke içindeki güdümlüleri, bir yandan da Afrika Müslümanlarını sevimsiz, vahşi ve hor göstermek amacıyla Ugandalılarla ilgili bir sürü yamyam hikayesi uydurarak sahip oldukları iletişim araçları vasıtasıyla bütün dünyaya yaymayı başardılar.

1830'da Cezayir'i işgal eden Fransa sadece 1954-62 Cezayir Kurtuluş Savaşı süresince bir buçuk milyon Müslümanı şehit etti. Fransızlar bu savaşta mücahitler üzerinde caydırıcı etkisi olması için esir ettikleri kişileri uçaklardan atıyorlardı. Fransızlar benzer katliamları Tunus ve Fas'ta da gerçekleştirdiler.

Sekiz asır Endülüs'e hükmeden Müslümanlar bu bölgede büyük bir medeniyet oluşturdular. Endülüs Emevi devletinin yıkılmasından sonra burayı işgal eden İspanyollar bölgeye yerleşmiş olan bütün Müslümanları öldürdüler ve Müslümanların kurmuş olduğu pek çok eseri yıktılar.

Osmanlıların Balkanlardan çekilmek zorunda kaldığı 1912 yılında Müslümanlar üzerinde baskı ve zulüm de başladı. Osmanlı döneminde nüfusun üçte ikisini Müslümanların oluşturduğu Batı Trakya'da katliamlar ve sürgünler sebebiyle bugün oranları yüzde yirminin altına düşmüştür.

İngiliz Channel 4 televizyonu yayınladığı bir programda gizli belgelere dayanarak İngiliz Hava Kuvvetleri'nin 1920-30 yılları arasında Irak'ta Kürt köylerine yaptıkları saldırılarda binlerce sivili öldürdüklerini bildirdi. O dönemde İngiliz Hava Kuvvetleri 30. Filo komutanlığı yapmış olan M. Gale programda yaptığı konuşmada "Kürtlerin uygar yaşam biçimi konusunda bizi örnek almamaları durumunda onları yola getirmemiz gerekiyordu. Bunu da bombalar ve silahlarla yapıyorduk" diye söyledi.

Hıristiyan Avrupalılar Kudüs'ü işgal etmek için Müslümanların üzerine sekiz haçlı seferi düzenlediler. Bu seferlerinde ele geçirdikleri her yeri harabeye çeviriyor, insanlarını kırıp geçiriyorlardı. Haçlılar ilk seferlerinde Kudüs'ü ele geçiremeyince kendilerinin günâhlarının çok olduğu için bunu başaramadıkları kanaatiyle dördüncü seferlerinden sonra bir çocuk ordusu oluşturdular. Kudüs'ü işgal etmeleri üzere oluşturulan çocuk ordusuna alınan kırk bin çocuğun çoğu yolda soğuktan veya yorgunluktan öldü ve Akdeniz sahiline ancak altı bin çocuk inebildi.

M. 1099 yılında Kudüs'ü işgal eden haçlılar Mescid-i Aksa çevresinde yetmiş bin Müslümanı şehit ettiler. Meydana gelen kan gölünde haçlıların atlarının dizlerine kadar kana gömüldükleri yine katliama şahit olmuş hıristiyanların komutanlarının anılarında geçer. Kudüs işgaline katılan haçlı komutanların anılarında yazılanlara göre, Kudüs sokaklarında akan kanlar atlarıyla gezenlerin üzerlerine sıçrıyordu. Gündüz katliam gerçekleştiren haçlı askerleri akşam kiliseye giderek zaferlerini (!) kutladılar. Kudüs işgali sırasında öldürülen Müslümanların cesetlerini haçlılar üst üste koyarak piramitler oluşturmuş ve bu halde yakmışlardı. Katliamda sadece Müslümanlar değil yahudiler de öldürüldü. Katliam öncesinde Kudüs'te ikamet eden Müslüman ve yahudilerden 1099 katliamından sağ çıkan olmadı.

Kızılderililer Amerika'nın yerlileridir. Ancak bugün Amerika kıtasında çok az Kızılderili var. Çünkü bunlar ciddi bir soykırımı ile karşı karşıya kaldılar. Bu soykırımında 70 milyon Kızılderili yok edildi.

Avrupalıların Amerika kıtasını keşfetmelerinden sonra milyonlarca yerli Meksikalı kasıtlı olarak açlık ve salgın hastalıklar yoluyla ölüme terk edildi. Bu durum karşısında İspanyollar, "inançsızları cezalandırmak için Tanrı'nın gönderdiği hastalıkla mücadele edilmez" demişlerdi. Bu olaylar üzerinde düşününce insan, 1992'de Somali'de bugün de Suriye'de yüz binlerce insanın açlıktan ölüme terk edilmesini daha iyi anlıyor. Aradan asırlar geçtikten sonra aynı Batı, Somali'de yüz binlerce insanı açlık yüzünden ölmekten kurtarmaya yetecek 23 milyon doları göndermeyerek onları ölüme terk etti. Demek ki Batı, Ortaçağ'daki anlayış ve politikasını aynen sürdürüyordu.

Avrupa ülkelerinin koruduğu Sırp militanların 1992'de Bosna-Hersek'te gerçekleştirdikleri katliam Batı'nın gerçek yüzünü ortaya çıkardı.

Torontolu araştırmacı James Bacque, ABD ordusunun kaynak ve arşivlerine dayanan bir araştırmasında 1945-46 yıllarında bu ordunun açtığı esir kamplarında 1 milyon Alman askerin kasten açlığa mahkum edilerek öldürüldüğünü ortaya çıkardı.

ABD eski adalet bakanı Ramsey Clark öncülüğünde Körfez savaşında izlenen tutumu ve gerçekleştirilen insanlık dışı uygulamaları soruşturmak üzere oluşturulan Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi uzun süren araştırmaları sonunda hazırladığı raporlarda şunlara dikkat çekti: "Körfez savaşında ABD ve müttefikleri Irak'a Hiroşima'ya atılan atom bombasının yedi katı değerinde bomba attılar. Bunların sadece yüzde yedisinin belli hedefi vardı. Bombaların yüzde altmışı doğrudan sivil halkı hedef aldı. Bu savaşta nükleer savaş başlığı dışında her tür silah kullanıldı. Bombalamalar sonucu Irak'ta 51 cami, 28 hastane 687 okul imha edildi. Savaş sonuçları nedeniyle kötü beslenme yüzünden 45 bin Iraklı çocuk öldü". Ramsey Clark'ın öncülüğündeki Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi, raporunu 30 ayrı ülkede bir yıl kadar süren inceleme ve araştırmalar sonucunda hazırlamıştı. Raporda başta ABD başkanı George Bush olmak üzere, ABD yönetiminin bütün üst düzey yetkililerinin dünya barışına ve insanlığa karşı ağır suçlar işledikleri dile getirildi.

Başta da belirttiğimiz üzere bunlar Batı'nın "zulüm sicili"nden sadece birkaç örnek. Ancak bu örnekler Batı'nın insana ne kadar değer verdiğini gösteriyor. Burada dikkat etmemiz gereken bir nokta var: Batı'nın zulüm ve baskı anlayışı Orta Çağ'dan bu yana hiç değişmemiştir. Çünkü Batılıların son yüzyılda açtıkları savaş ve öldürdükleri insan sayısı Orta Çağ'da herhangi bir yüzyılda öldürmüş oldukları insan sayısından fazladır. Yine son yüzyılda mazlum insanlara karşı izledikleri politika Orta Çağ'daki Batılıların izlemiş oldukları politikalardan farklı değildir.

İrtibatlı Yazılar:

  • Emperyalizmin Oyunları kitabımız hakkında
  • Küresel mafyanın terör çetesi
  • Savaş suçunun cezası "kınamak" mıdır?
  • Bölgesel ve küresel vahşetin ortak savaşı
  • Şeytanın Ordusunun "Aç Bırakma" Silahı
  • Felluce'de de "aç bırakma" vahşeti
  • Şeytanın Ordusuna "Dur" Denilmeli
  • Gazze'ye ablukanın on yılı
  • Suriye'de İşgal Güçlerinin Katliamları Sürüyor
  • Zulmün güncelleşmesi
  • Avrupa'ya İnsan Seli