Avrupa'ya İnsan Seli

Ekim 2015, Vuslat

Küresel Zulmün Siyah ve Beyaz Yüzü

Fillerin canlı yakalanması için başvurulan bir yöntemden söz edilir. Fillerin dolaştığı yerlere üstü kapalı çukurlar kazılırmış. Bir fil çukura düşünce eşinir durur ve çıkamazmış. Siyah elbiseli bir adam gidip onu şiddetle dövermiş. Ardından beyaz elbiseli adam onu okşar, siyah elbiseli adamın açtığı yaraları tedavi eder ve yiyecek verirmiş. Bunu birkaç tekrardan sonra fil siyah elbiseliyi düşman beyaz elbiseliyi dost sanırmış. Beyaz elbiseli adam da onu çukurdan çıkarır ve peşine takarmış. Böylece onun fili olurmuş.

Küresel emperyalizm bu taktiği yıllardan beri insanları köleleştirmede veya hizmetlisi yapmada kullanıyor. Fakat tabii salt bir siyah - beyaz adam yöntemine değil, farklı yöntemlere ve uygulamalara başvuruyor. Ama esasta mantık aynıdır ve emperyalizmin bir kara bir beyaz yüzü olduğunu, ikisinin de aynı hesaplara hizmet ettiğini bu hesapların da insanî değerlerden uzak olması sebebiyle gerçek yüzünün kara olduğunu diğerinin ise tamamen yapmacık, yalancı ve sahte olduğunu gösterir. Gerçek yüzü kara olduğundan diğerinin şeklen oluşturulması maske takılmasıyla mümkün oluyor. O yüzden maske bazen düşebiliyor ve arkadan gerçek yüz ortaya çıkabiliyor.

Suriye üzerinde son dönemde oynanan oyunlar aslında küresel emperyalizmin farklı kanallarının, farklı cephelerinin ve farklı yüzlerinin ortak oyunlarıdır. Bu ortak oyunlarda bir tarafta insanlar vahşice katledilerek evlerini, yurtlarını terk etmeye zorlanıyor. Diğer tarafta da kaçmaya zorlanan insanlar üzerinde kirli oyunlar oynanıyor. Ama buna dikkat çekerken ölümden kaçanlara tamamen insanî ve vicdanî duyarlılıkla sığınma kapısı açılmasıyla söz konusu kirli oyunları aynı yere koymamak gerektiğini belirtmek gerekir.

Niçin Avrupa Yılanına Sarılıyor?

Halkların zulme başkaldırısının küresel güçleri ve onlarla işbirliği içindeki yerli ihanetçileri korkutması üzerine onları geri adım atmaya zorlama amaçlı şiddet insanları ölümden kaçışa zorladı. Bu kaçışta kendilerine nerede bir sığınma kapısı bulabildilerse oradan girmeye çalıştılar. Fakat böyle kapı bulmakta zorluk çektiler. Bazı kapılar yüzlerine tamamen kapatıldı. Örneğin Irak, Suriye'den kaçanların çok az bir kısmına bazı hesaplarla kapıyı açarken büyük çoğunluğuna tamamen kapattı. Dolayısıyla kaçmak isteyenler orayı güvenli kapı olarak görmediler.

Bazıları kalış için değil geçiş için kapılarını açtı. Lübnan da bu türdendi. Suriyeli mültecilerin bir kısmını oldukça zor şartlarda barındırsa da birçoklarını ülkeyi terk etme sözü alarak kabul etti. Onların da bazıları doğrudan bazıları Mısır ve Libya üzerinden Avrupa'ya geçme yolları aradılar. Bunun da sebebi ikinci durak olarak uğradıkları ülkelerdeki şartların terk etmek zorunda kaldıkları ülkedeki şartlardan çok farklı olmamasıydı. Üstelik terk etmek zorunda kaldıkları ülkede ev sahibi uğradıkları ülkede ise istenmeyen yolcu idiler. Hepsi normal yolla geçme imkânı bulamadığından çoğunluğu aşağıda sözünü edeceğimiz tehlikeli yolları seçti.

Bazıları da kabul etmelerine rağmen sayı çokluğu ve bazı çevrelerin sorun çıkarması sebebiyle zorluk yaşıyordu. O yüzden mültecilerin bazıları buraları durak olarak kullanıp başka ülkelere geçme ihtiyacı duydu. Türkiye ve Ürdün'ü de bu kategoriye dâhil edebiliriz. Buralardan sonra İslâm ülkelerine açılan kapılar ise tamamen kapalıydı. Örneğin Ürdün'ün kapıları Suudi Arabistan ve Irak'a açılıyordu ama ikisinin de kapıları kapalıydı. Türkiye'nin kapıları da Baas'la aynı cephede duran ülkelere açılıyordu.

Bu ve benzeri sebeplerden dolayı Avrupa ülkelerine yönelme oldu. Bu yönelme zamanla adeta bir insan seline dönüştü. Bu seli oluşturanların tümü de ölümden kaçanlar değildi. Bir de onların arasına karışıp, rüyalarında bir cennet olarak gördükleri Avrupa'ya geçmek isteyen kalabalıklar vardı.

İnsan Akışı Yeni Başlamadı

Aslında ölümden kaçış amaçlı insan akışı yeni başlamadı. Suriye'de tek başına kalsa da öldürmeye devam edeceğini ortaya koyan Beşşar Esed'in ve böyle bir vahşetin arkasında duranların katliamlarının başlamasıyla birlikte kaçışlar da başladı. Onların arzusu geçici olarak bir yere sığınmak ve zulüm rejiminin çökmesinden sonra evlerine dönmekti. O yüzden kendilerine kapılarını açan sınır ülkelere sığındılar.

Ama küresel emperyalizmin doğu kanadının açıktan, batı kanadının da perde arkasından Baas vahşetine destekte birleşmesi sebebiyle işin uzaması sonucu sınır ülkelerdeki sayının artmasından kaynaklanan sorunlar yaşanınca bir sonraki aşamada ikinci duraklara geçişler oldu. Ama belirttiğimiz gibi ikinci duraklarda hâkim şartlar terk ettikleri ülkelerdeki şartlardan çok farklı değildi ve oralardan da adeta kovuldular.

Akdeniz'de Toplu Ölümler de Yeni Değil

Bu sebepler onları, ciddi tehlikeleri de göze alarak Avrupa'ya yönelmeye zorladı. Göze aldıkları tehlikeler ölüme götüren türdendi. Kaçak yollardan Avrupa'ya insan taşıyan teknelere, botlara biniyorlardı. Onlar da karşı sahile geçemeden batabiliyor ve taşıdıkları tüm yolcuları denize savurabiliyorlardı.

Toplu ölümlerin sebebi bazen kazaların meydana geldiği yerlerin sahilden uzak olması sebebiyle batanlara hızlı ulaşma imkânı olmamasıydı. Ama bazen de sahile çok yakın yerlerde olmasına rağmen ulaşılmaması kasıtlı bir ihmal olduğunu gösteriyordu.

Normalde bu toplu ölümler de yeni başlamadı ve değişik medya organlarında dile getirildi. Ama Avrupa'nın pek gündemini meşgul etmedi ve sorun ciddiye alınmadı.

Akdeniz'de Ümit Ticaretinin Maliyeti

Zikrettiğimiz sebeplerden kaynaklanan göç Akdeniz'de bir ümit ticareti ortaya çıkardı. Bu ticareti yapanlar tabii ki yolcu değil can taşıyorlardı. Canlarını kurtarmak isteyenlere ümit kapısı gösteriyor ve yasal olmayan yolları kullandıklarından riski göze alıyorlardı. O yüzden taşıdıklarından ona göre para alıyorlardı.

Dediğimiz gibi canlarını kurtarmak isteyenlerin arasına bir de genellikle Afrika halklarından olan ve hayallerindeki Avrupa'ya kavuşmak için yasal bir kapı açamadıkları için ne pahasına olursa olsun yasal olmayan yolları kullanmayı tercih edenler karışıyordu.

Bu ümit ticareti balıkçıların iştahını kabarttı. Çünkü sadece bir kişiden aldıkları para bir hafta boyu denize ağ atmanın getirdiğinden fazla gelir getirebiliyordu. Ama tekneleri uzun yola uygun değildi. Büyük dalgalar karşısında alabora olup gidebiliyordu. Fakat kendilerinin cankurtaranları vardı ve karaya çıkabiliyorlardı. Tekneyi denize atmayı da önemsemiyorlardı. Çünkü yolculardan aldıkları paralarla tekne parasını fazlasıyla çıkarıyorlardı. Kendilerine ümit kapısı gösterdikleri yolcuları ise önemsemiyorlardı.

Denizden Sonra Karada da Ümit Ticareti

Denizde toplu ölümlere neden olan ciddi kazalar meydana gelmesine rağmen ümit ticareti ve insan taşıma faaliyeti sürdü. Sonra buna karada da ümit ticareti eklendi. Karada yük taşımacılığı yapanlar bu ümit ticaretinden de yararlanabilmek için araçlarında tehlikeli bir şekilde insan taşımaya başladılar. Hatta bazı tırlarda yük yerine insan taşındığı görüldü. Bu araçlarda da insanlar havasızlıktan boğuluyordu ve toplu ölümler oluyordu.

O yüzden insanlar bir taraftaki ölümden kaçarken diğer tarafta yine ölüme yakalanıyorlardı. Sebebi ise o insanların tepelerine ateş yağmuru yağdıranlara engel olunması için hiçbir girişimde bulunulmazken o yağmurdan kaçanlara da güvenli bir ortam sağlanmaması, canlarını kurtarmak isteyenlere normal kapılar kapatılınca onların da tehlikeli kapıları zorlamaya mecbur kalmalarıydı.

Avrupa'nın Amacı Kendine Çözüm Bulmak

Gerek denizde gerekse karada sürdürülen ümit ticaretinde kullanılan tehlikeli yöntemlerin ciddi kazalara ve toplu ölümlere neden olması medya ve sivil toplum kuruluşları tarafından biraz yoğun bir şekilde ele alınınca Avrupa meseleyi gündemine alma ihtiyacı duydu. Oysa belirttiğimiz üzere bu olaylar ve söz konusu kazalardan kaynaklanan toplu ölümler yeni başlamamıştı.

Avrupa'nın sığınmacılar meselesiyle ilgilenmeyi geciktirmesi ihmalinden, gündemine alma ihtiyacı duyması da meselenin artık kendini de ciddi şekilde zorlamasından kaynaklanıyordu. Çünkü bazı yerlerde de insanlar sınırları aşamasa da kalabalık gruplar halinde sınırlara dayanmışlardı ve geçmek için zorluyorlardı.

Meselenin gittikçe büyümesi üzerine Viyana'da Batı Balkan Ülkeleri Konferansı adında bir konferans düzenlendi. Ana gündem maddesi sığınmacılar olduğundan katılanlar da bu mesele hakkında zihinlerinde şekillendirdikleri çözüm formüllerini dile getirdiler.

Viyana'daki konferansta dile getirilen görüşler ve çözüm formülleri Avrupa'nın gerçekte ölümden ve ateş yağmurundan kaçan kitlelere değil kendine çözüm aradığını ortaya koydu. O yüzden bazıları sığınmacılara kapıların tamamen kapanması gerektiğini söylediler. Bazı ülkelerin temsilcileri mülteci yükünün AB ülkeleri arasında âdil paylaştırılmamasından şikâyetçi olarak dengeli dağıtım yapılması talebinde bulundular. Bazıları gümrük kapılarında kontrollü geçiş için merkezler oluşturulmasını, sığınmacıların buralara yöneltilmesini ve can tehlikesinden dolayı gelenlerin alınmasını, ekonomik sebeplerle gelenlerin ise ülkelerine iade edilmesini önerdiler.

Sonuçta birçok şey konuşuldu, tartışıldı ama belli bir formül üzerinde ittifak sağlandığını gösteren bir tavır ortaya çıkmadı. Bu da herkesin kendi başının çaresine bakmak ve kendi şartlarına göre bir uygulamaya başvurmak zorunda kalacağını gösteriyordu.

Olayın Avrupa Boyutu Abartılıyor

İşin gerçeğinde mülteciler meselesi etrafındaki tartışmalarda olayın Avrupa boyutu hayli abartıldı. Böylece sanki ölümden kaçanlara sadece Avrupa sahip çıkıyormuş veya çıkabilirmiş gibi bir hava oluşturuldu. Oysa Suriye'deki katliamlardan kaçanlardan, AB ülkelerinin tümünün barındırdığı toplam mülteci sayısı henüz sadece Türkiye'de veya sadece Ürdün'de barındırılanların sayısına ulaşmış değil. Bu gerçeği Viyana'daki konferansta değerlendirilen raporlar da gösterdi. Çözüm formüllerinde önerilen "kabul" sayıları da Suriye'ye komşu ülkelerde barındırılanların sayılarına nispetle çok az miktara ulaşıyordu. Bütün bu rakamlar ve öneriler Avrupa boyutunun ne derece abartıldığını gösteriyordu. Ama Avrupa meseleyi aynı zamanda stratejik amaçla kullanmak ve üzerinden rant elde etmek istiyordu. Çünkü Avrupa'ya ve ABD'ye hâkim anlayış insana değil çıkara öncelik veren pragmatist anlayıştır.

Maksat İnsan Akışını Önlemek midir Kontrol Etmek mi?

Muhtelif yorumlarda da dile getirildiği üzere Avrupa aslında bu insan akışına tümüyle karşı değildir. Çünkü Avrupalı ailelerde çocuk edinme talebinin iyice azalması sebebiyle genç nüfusun azaldığı o yüzden emeklilik yaşlarının yükseltilmesine rağmen çalışan kesimle çalışmadan kazanan kesim arasındaki dengelerin hayli bozulduğu raporlarda ortaya konuyor. Dengelerin çalışan kesim aleyhine bozulması onlardan alınan primlerin çalışmayan kesimin maaşlarını karşılamaya yetmemesine neden oluyor. Doğum sayılarının gittikçe azalması yakın gelecek için alarm sinyalleri veriyor. O yüzden Avrupa aslında dengeleri sağlayacak bir nüfus kaydırması istiyor. Fakat amacın gerçekleşmesi için işlemin kontrol ve gözetim altında yapılması gerekiyor. Aksi takdirde sırtında yükün daha da artabileceğinden korkuyor. Ama bir yandan da bu işi merhamet tüccarlığına dönüştürmek ve Avrupa'nın bir merhamet kapısı olduğu kanaati oluşturmak istiyor.

İnsan naklinin kontrollü gerçekleşmesini sağlamak için de aktarma istasyonları oluşturmak istiyor. Bazıları bu istasyonların Avrupa'ya açılan sınır kapılarında kurulmasını teklif ederken Almanya başbakanı Merkel Türkiye'de kurulmasını istedi.

Bu istasyonlara gelenleri Avrupa standartlarına uygun ve değil ayrımına tabi tutacak, uygun olanları alıp olmayanları ya ülkelerine ya da geçiş noktalarına geri gönderecek. Sonra da kabul ettiklerinin "insanî" geri çevirdiklerinin ise ekonomik sebeplerle geldiklerini iddia edecek ve böylece o işi de ranta çevirebilecek.

Avrupa'nın Irkçı Yüzü Burada da Karşımıza Çıktı

Normalde Avrupa ülkelerinde çalışma ihtiyacı duyanlar bu ülkelerin ekonomilerini ayakta tutuyorlar ve ülkelerine dönmeleri halinde Avrupa ekonomisinin ciddi çöküş yaşayacağı biliniyor. Üstelik onlara yerlilerle eşit haklar tanınmıyor. Toplumda ise sürekli dışlanıyorlar, evleri yakılıyor, vahşice katlediliyorlar ve Avrupa yargısı ırkçılıktan kaynaklanan bu aşırılıkların üzerine gitmiyor.

Aynı ırkçı yüz mülteciler meselesinde de karşımıza çıktı. Normalde bu meseleden çok yönlü rant elde etmeye çalışmalarına rağmen yine de kapılarına dayananlara çirkin ırkçı duygularla muamele ediyor, kucağında çocuk olan bir kişinin ayağına çelme takıyor, merhamet isteyenlere tekme atıyor, imdat isteyenlerin suratlarına yumruk indiriyorlar.

Amaç Suriye'nin Boşaltılması mıdır?

Meselenin Suriye boyutunda karşımıza çıkan çirkin hesap ise bu ülkenin büyük ölçüde boşaltılması, gidenlerin yerlerinin artık küresel emperyalizmle işbirliği iyice gün yüzüne çıkan İran tarafından doldurulmasına, böylece onun Akdeniz'e uzanan bir "Şii" koridoru açmasına imkân tanınmasıdır.

İran'daki mevcut yönetimin "Şii" kimliğini asabiyete dönüştürmesi, emperyalizmin İslâm coğrafyasında ümmet bütünlüğü ve güç birliği sağlanmasını önleme siyaseti için bulunmaz nimet oldu. İran'ın bölgesel güç olma planları da bu noktada emperyalizmle hesaplarının örtüşmesine neden olduğundan ortak formüller geliştirmesi zor olmuyor. Çünkü İran'da Şii kimliği her ne kadar taraftar kitle oluşturma amacıyla muharrik unsur olarak kullanılsa da devlet siyasetine hakim anlayış orada da pragmatist yani çıkarcı felsefedir.

Ondan dolayı Suriye'deki özgürlük mücadelesine karşı savaş sanıldığı gibi İran - Rusya - Baas ittifakıyla değil küresel emperyalizmin doğudaki ve batıdaki tüm kanatlarının ve işbirlikçilerin ortaklığıyla yürütülüyor.

Bu savaşta ülkenin boşaltılmasının bir yandan kitlesel tabanı çıkarma yoluyla direnişi yalnızlaştırması bir yandan da "Şii koridoru" oluşturulması için yapılacak nüfus kaydırma işleminin önünü açması umuluyor. O yüzden Baas hesabına yapılan saldırılarda özellikle sivil hedefler vuruluyor ve küresel güçler de bu saldırılara sessiz kalmayı tercih ediyor.

İrtibatlı Yazılar:

  • Avrupa'da mülteciler sorunu
  • Yürekleri yakan fotoğraf
  • Suriye boşaltılıyor mu?
  • Şeytanın ordusu Suriye'de
  • Suriye'de ortak oyun
  • ABD tehdidi IŞİD tehdidinden büyüktür
  • IŞİD üzerinden çevrilen dümenler
  • Emperyalizmin ve İhanetçilerin Ortak Savaşı
  • "İran Emperyalizmi" ile imtihan
  • Bölgesel sorunların odağındaki İran
  • Irak ve Şam'ın Haritası Yeniden mi Çiziliyor?