İsrail'in Kayıpları ve İşgal Devletinin Telaşı

17 Eylül 2001 Pazartesi

Aksa İntifadası'nın Filistinliler açısından büyük fedakarlıklar gerektirdiği bir gerçektir. Ama bu mücadelede İsrail de büyük kayıplar vermiştir. Hatta İsrail'in bu direniş karşısında verdiği asker kaybı 1967 Haziran savaşında ihanet içindeki dört Arap ülkesine karşı yürüttüğü "iş olsun" savaşında verdiği kayıptan daha fazladır.
Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "O (düşman) topluluğu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız sizin acı çektiğiniz gibi onlar da acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah'tan onların ummadığını umuyorsunuz. Allah ilim sahibidir, hakimdir." (Nisa, 4/104) Bugün Filistin topraklarında, işgalci siyonistler sürekli vahşi saldırılar düzenliyorlar. Ama Filistin'deki direniş grupları da işgal devletinin bu saldırılarına sert cevaplar veriyor.
el-Halil'deki yahudi yerleşim merkezlerinin güvenlik sorumlusunun 14 Haziran 2001 tarihinde öldürülmesinden sonraki bir görüntü. İsrail işgal devletinin Filistin halkının haklı ve meşru direnişini bastırmak, onların vatanları üzerindeki işgalini sürdürebilmek için yürüttüğü vahşi savaşı kendine de epey pahalıya mal olmaktadır.

Başlığa bakılarak İsrail'in Amerika'ya yönelik son saldırılardaki kayıplarından söz ettiğimiz sanılmasın. Biz bu konuyla ilgili araştırmalarımızı Amerika'daki son saldırı eylemleri gerçekleştirilmeden önce başlatmıştık. Fakat ilginçtir ki bizim tam yazıyı hazırlamaya niyet ettiğimiz sırada Amerika'da saldırı eylemleri oldu. Dolayısıyla bizim yazımızın gölgede kalacağını düşünerek ertelemeyi tercih ettik.

Bizim burada kastettiğimiz siyonist işgal devletinin, bir yılını doldurmak üzere olana Aksa İntifadası karşısındaki kayıplarıdır. İsrail kaynaklı haberlerde işgal devletinin kayıplarından pek söz edilmemektedir. Asker kayıplarının ise özellikle gizlenmesine çalışılıyor. Buna karşılık Filistinlilerin kayıplarından sıkça, ama çoğu zaman çarpıtılarak söz ediliyor. Çarpıtılarak diyorum, çünkü Filistinlilerin karşı karşıya olduğu durumun kendilerinden kaynaklandığı veya özerk yönetim lideri Arafat'ın onları ucu görünmeyen bir tünele doğru ittiği imajı verilmeye çalışılıyor. Oysa işin gerçeğinde Arafat yönetiminin bu direnişte herhangi bir rolü yoktur ve bu bir halk direnişidir.

Haberlerde sürekli Filistin tarafının kayıplarından söz edilmesine rağmen İsrail işgal devletinin kayıplarının gizlenmesinin değişik amaçları var. Bunlardan biri de dünya kamuoyuna verilmesi istenen mesajdır. Dünya kamuoyuna verilmesi istenen mesaj ise Filistinlilerin bu işte sürekli kayıp verdikleri ve boşa kürek çektikleri İsrail'in ise her zamanki gibi güçlü olduğu (!), gücünden bir şey kaybetmediği, Filistinlilerin bu direnişten bir şey kazanamayacakları, İsrail'in herhangi bir tavize yanaşmayacağı mesajıdır. Oysa İsrail'in gücü medya kanalıyla şişirilerek gösterilen bir güçtür. Onun ayakta kalması tamamen ABD'nin desteğine bağlıdır. Nasıl eski Sovyetler Birliği'nin çökmesinin hemen ardından sosyalist rejimlerin tümü hatta Sovyetler Birliği'nden bağımsız olanları bile birer birer çöktüyse, ABD desteğinin sona ermesi durumunda İsrail işgal devleti çöküşe geçecektir. Bu itibarla İsrail, ABD için önemli olduğu kadar aynı zamanda sırtında taşıdığı ağır bir yük niteliğindedir. Aslında ABD sürekli şekilde sırtında bu ağır yükü taşımaktan memnun değildir, ama gerek kendisinin global politikası ve gerekse siyonist lobilerin tehdit güçlerinden dolayı bu yükü taşımaya kendini mecbur hissediyor.

Bir yılını tamamlamak üzere olan Aksa İntifadası'nın Filistinliler açısından büyük fedakarlıklar gerektirdiği bir gerçektir. Ama bu mücadelede İsrail de büyük kayıplar vermiştir. Hatta diyebiliriz ki İsrail'in bu direniş karşısında verdiği asker kaybı 1967 Haziran savaşında ihanet içindeki dört Arap ülkesine karşı yürüttüğü "iş olsun" savaşında verdiği kayıptan daha fazladır. Maddi açıdan ve ekonomik gerileme yönünden de aynı şekilde büyük kayıplar vermiştir. Maddi kayıplarını inşallah bir başka yorumumuzda ele alacağız. Şimdilik insan kayıpları ile ilgili bazı bilgilere dikkat çekmek istiyoruz.

Bizzat İsrail işgal devletinin kendi kaynaklarına göre bu direniş karşısında asker kaybı 150'yi aştı. Fakat biz gerçek kayıplarının bundan epey fazla olduğunu sanıyoruz. Çünkü İsrail asker kayıplarını özellikle gizlemeye özen gösteriyor. Örneğin bundan bir süre önce 1948'de işgal edilmiş bölgede yer alan Neharya'daki tren istasyonunda izinden dönen askerlere karşı gerçekleştirilen istişhadi eylemde onlarca asker hayatını kaybettiği halde İsrail yönetimi sadece dört kişinin öldüğünü açıkladı. Bunun yanı sıra intifada süresince birçok istişhadi eylem gerçekleştirildi. Bu eylemler de "sivil" diye gösterilen ama işgal devletinin kayıtlarında "yedek asker" konumunda olan ve gasp edilmiş topraklara haksız bir şekilde yerleşmek suretiyle suça ortak olan kesimde de önemli kayıplara yol açtı. Yaralı sayısı ise İsrail kaynaklarına göre 800'ü geçti. Ama biz yaralıların gerçek sayısının da bir hayli fazla olduğunu tahmin ediyoruz.

Bu bilgiler İsrail işgal devletinin Filistin halkının haklı ve meşru direnişini bastırmak, onların vatanları üzerindeki işgalini sürdürebilmek için yürüttüğü vahşi savaşının kendine de epey pahalıya mal olduğunu göstermektedir. Ancak İsrail işgal devletini telaşlandıran asıl önemli unsur dünyanın değişik yörelerinden getirtilerek işgal altındaki Filistin topraklarına yerleştirilen göçmen yahudilerde meydana gelen korku ve bu korkunun tersine göçe sebep olmasıdır. İsrail'i korkutan önemli bir etken de askerlerde meydana gelen moral kaybı ve Güney Lübnan'da olduğu gibi direniş gücünün günden güne azalmasıdır. Bu durumda İsrail işgal devleti, Güney Lübnan'da karşı karşıya geldiği sonuca doğru ilerleyebileceğinden korkuyor. Amerika'da yaşanan son gelişmelerden kendi payına büyük çıkarlar elde etmeye çalışmasında ve tümüyle senaryo olduğu hissedilen birtakım iddiaları dünyadaki bütün İslami oluşumların ezilmesi için kullanmak istemesinde işte bu telaşının ve korkusunun önemli payı var.