İsrail'i Sarsan Eylemler

4 Haziran 2001 Pazartesi

Gazze-Şehitler Kavşağı eyleminin gerçekleştirildiği yer. Birbiri ardından gelen ve oldukça etkili eylemler İsrail işgal devletini bayağı sarstı. Bu eylemler neticesinde işgalci siyonistler kendilerinin saldırgan tutumlarının kendilerini de zor durumda bıraktığını gördüler.
Tel Aviv eyleminin gerçekleştirildiği yer. Filistinlilerin işgalci siyonistler karşısındaki direnişlerini "terör" olarak niteleyenler sadece ve sadece siyonist vahşetin ve saldırganlığın işini kolaylaştırmış olurlar. Filistinlilerin direnişlerini anlamakta zorluk çekenlerin önce Siyonist vahşetten kaynaklanan gerçekleri anlamaları, hatta bu gerçeklerin biraz daha derinliğine inmeleri gerekir.
Tel Aviv eyleminden sonra ortaya çıkan manzara. İşgalci siyonistler son Tel Aviv eyleminden sonra, tutumunu kısmen değiştirerek Filistinlilerin üzerine havadan bomba yağdırmak yerine onları kendi vatanlarında sıkı ablukaya alma yolunu seçtiler. Bu yüzden Gazze ve Batı Yaka bölgelerine bütün giriş çıkışları engellemeye başladılar.
Netanya eyleminin gerçekleştirildiği ticaret merkezi. Filistin halkı siyonist vahşeti artık yeterince tanıdı. Onun merhametine ve insafına güvenerek mücadelesine başlamış değil. O, mücadelesini sürdürürken siyonist saldırganların nasıl bir vahşi uygulamaya başvuracaklarını da tahmin edebiliyor. Dolayısıyla onlardan insaf ve merhamet dilenme durumunda değildir. Siyonistlerin bellerini burkacak ve onları geri adım atmaya zorlayacak olan yine direniş ve mücadeledir.
Netanya eyleminden sonra ölüler taşınıyor.
Netanya eylemini gerçekleştiren Mahmud Mermeş. Filistinli direnişçiler şehadet eylemlerini hayattan bıktıkları için değil, inandıkları davayla ilgili stratejilerinden dolayı tercih ediyorlar. Onları böyle bir stratejiye iten en önemli sebep ise işgalcilerin elinde her türlü silah, füze ve teçhizat olmasına rağmen Filistinlilerin bedenlerinden başka silahlarının bulunmamasıdır.
Tel Aviv eylemini gerçekleştiren Said el-Huteri. el-Huteri'nin babası oğlunun şehadet eylemi gerçekleştirdiğini öğrenince üzülmek yerine onunla iftihar ettiğini ifade etti.

Bilindiği üzere son birkaç haftadır ağırlıklı olarak Filistin'de yaşanan eylemler üzerinde duruyoruz. Çünkü bu sıralarda Filistin'de yaşanan gelişmeler oldukça hızlı, heyecanlı ve hareketli bir şekilde devam ediyor. Ayrıca Filistin meselesi ne yazık ki Türkiye kamuoyuna gerçekçi bir bakış açısıyla yansıtılmıyor. Toprakları gasp edilmiş insanların kendi öz yurtlarında vatanlarını kurtarmak için verdikleri mücadele terör olarak nitelendiriliyor. Üstelik bu "terör" nitelemesine İslami kimlikli bazı medya organları da katılıyor. Doğal olarak bu medyatik faaliyette zalimler mazlum, mazlumlar ise zalim olarak gösteriliyor. Bu durum karşısında bizim de hakkı dile getirmemiz, söz konusu medyatik faaliyetlere karşı gerçekleri ortaya çıkarmamız, en azından doğrulara ulaşma konusunda gayret sarf edenlere yardımcı olmamız, onları aydınlatmamız ve onların başkalarını aydınlatma çabalarına yardımcı olacak bilgileri aktarmamız gerekiyor.

Son günlerde birbiri ardından gelen ve oldukça etkili eylemler İsrail işgal devletini bayağı sarstı. Şimdi işgal devleti ve onun göçmen yahudilerden oluşan "İsrail toplumu" bayağı endişeli. Ancak biz bu eylemlerle ilgili bilgileri aktarmadan ve bu bilgiler etrafında herhangi bir yorum yapmadan önce siyonist işgal devletinin saldırgan tutumunu gözler önüne seren bazı özet bilgileri sizlere aktarmak istiyoruz.

Aksa İntifadası'nın başladığı tarihten buyana siyonist işgal devleti Filistin halkı karşısındaki vahşetini oldukça şiddetlendirdi. Bu şiddet güya "barış yanlısı" olarak nitelendirilen Ehud Barak döneminde başladı. Onun istifa etmeye zorlanmasından sonra iş başına gelen "Beyrut kasabı" Ariel Şaron döneminde ise artarak devam etti. İşte bu vahşetin bilançosu:

500'e yakın şehit: Ölenlerin % 16'sını 15 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. Bu çocuklar ise işgal devletinin iyi yetiştirilmiş avcıları tarafından özellikle hedef alınarak öldürülüyor. % 17,3'ünü 16-18 yaş arasındaki henüz çocuk yaşında sayılabilecek gençler oluşturuyor. % 44'ünü 19-29 yaş arasındaki gençler oluşturuyor. Buna göre ölenlerin % 77,3'ü daha ömürlerinin baharında kimisi henüz hayata yeni gözlerini açmış, kimisi toplumsal ilişkilerle yeni tanışmış, kimisi yeni aileye kavuşmuş ve hayata dair planlar kuran insanlardan oluşan ve toplumun ümidi olarak nitelendirilen nesle mensup fidanlar. Siyonist işgal devletinin bu fidanları özellikle hedef almasının, yok etmesinin belli sebepleri var. Onları daha çocuk yaştayken yok ederek onlarla ileride de uğraşmaktan kurtulmak istiyor. Orta yaşlıları ve yaşlıları öldürmeleri durumunda ileride onların mirasları durumundaki evlatlarıyla uğraşacağını düşünüyor. Ayrıca işgalciler çocukları öldürmeleri durumunda onların anne ve babalarının yüreklerinde büyük bir yara açabileceklerini ve bu yüzden direnişçileri direnişlerinden vazgeçmeye zorlayabileceklerini düşünüyorlar.

14 bine yakın yaralı: Yaralıların da çoğunluğunu çocuklar oluşturuyor. Çünkü yukarıda belirttiğimiz sebeplerden dolayı çocuklar özellikle hedef alındıklarından yaralıların da önemli bir kesimi onlardan. Yaralananların % 20'si kalıcı sakatlığa maruz kalmış kimseler. Yani bu insanlar bütün hayatları boyunca organlarından birinin sakatlığını hissedecekler.

2760 adet yıkılmış bina: Bu binaların içinde özerk yönetime ait resmi kurumlar, camiler ve kiliseler de var. Ancak büyük çoğunluğunu meskun evler oluşturuyor. Bu evler çoğu zaman içinde oturan insanların tepelerine yıkılarak tahrip ediliyor. İşte bu yüzden birçok insanın cesedi işgalci siyonistlerin attığı bombalarla yıkılan evlerin enkazlarının altından çıkarıldı. İşgalci siyonistler enkaz altında kalanların sağ olarak çıkarılmalarını ve hastaneye yetiştirilmelerini engelleyebilmek için bazen evleri bombaladıktan sonra etrafını ablukaya alıyor.

% 64 oranında işsizlik: Siyonist işgal rejiminin Batı Yaka ve Gazze'ye abluka uygulamasından dolayı çok sayıda işçi işine gidemiyor. İşte bu abluka sebebiyle 125 bin işçi işine gitmekten sürekli alıkonuyor. Bazı günlerde söz konusu bölgeler tamamen ablukaya alındığından hiç kimse işine gidemiyor. İşte bu uygulama yüzünden yüz binlerce aile geçim kaynaklarını kaybetmiş durumda. Hep İslam aleminden gelebilecek yardımlara gözlerini dikmişler, çocuklarına bir tas çorba içirebilmek, bir dilim ekmek yedirebilmek için ellerini avuçlarını dünya Müslümanlarına doğru açmışlar. Ama siyonist işgal devleti çoğu zaman Mısır'la Gazze arasındaki geçiş kapısı olan Rafah sınır kapısını da kapatarak bu yardımların girmesini engelliyor. Son günlerde ise bu kapıyı tamamen kapattı, bir tek kişinin bile girmesine izin vermiyor. Bunun yanı sıra 17 kamyonun Mart ayından beridir Rafah sınır kapısında bekletildiği, Gazze'ye girmelerinin engellendiği bildiriliyor. Kaldı ki İslam aleminden öyle eli, avucu dolduracak miktarda bir yardım da gitmiyor.

Günlük 12,5 milyon dolarlık maddi hasar: Siyonist işgal devletinin saldırıları Filistinlilerin tarafında sürekli maddi hasara sebep oluyor. İşte bu hasarın bilançosu günlük 12,5 milyon dolar olarak tahmin ediliyor.

Arazilerin tahrip edilmesinden ve ağaçların sökülmesinden kaynaklanan 40 milyon dolarlık zayiat: Siyonist saldırganlar insanların fidanlarını yok etmek için özel yetiştirilmiş avcılarını kullandıkları gibi ağaçların fidanlarını söküp atmak için de yüzlerce iş araçlarını harekete geçiriyorlar. Şimdiye kadar yüzlerce dönüm ekili araziyi tahrip etti, binlerce ağacı söküp attılar. Tahrip edilen ekili arazilerin içinde seralar da var. İşgalci siyonistler bir yandan Filistinlilerin geçim kaynaklarını kuruturken, diğer taraftan onlara ulaşabilecek yardımların yollarını kapatıyor, sonra bununla da yetinmeyerek onların gıda edinebilecekleri ekili arazileri, seraları ve ağaçları tahrip ediyorlar. Böylece onları tam anlamıyla açlığa mahkum etmeye ve bu yolla, yani insanların açlık yüzünden topluca ölümlerine sebep olmak yoluyla bir katliam gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Aslında bu zihniyet çağdaş emperyalizmin sabit bir zihniyetidir. ABD'nin güdümünde bugün hala devam ettirilen ambargonun Irak'ta binlerce çocuğun yetersiz beslenme ve hastalıklar yüzünden ölmesine sebep olduğunu biliyoruz. Bu kadar çocuk ABD askerleri tarafından öldürülseydi belki dünya kamuoyu tepki gösterecekti. Ama onlar açlığa mahkum etme suretiyle ölüme terk edilince pek fazla kimse umursamıyor. İşte siyonist işgal devleti de Filistin topraklarında aynı şeyi yapmak, böylece Filistinlileri ya toprakları tümüyle terk etmeye zorlamak ya da özellikle çocuklarını açlığa mahkum ederek ölüme terk etmek suretiyle nesillerini kesmek istiyor.

1450 esir: Siyonist vahşet bir yandan da Filistinlileri işkence ve vahşetin zirveye tırmandığı zindanlarına dolduruyor. Son Aksa İntifadası'nda zindanlara doldurulan Filistinli sayısının 1450'ye ulaştığı bildiriliyor.

Bu rakamlar özerk yönetime bağlı İskan bakanlığının hazırladığı raporlardan alınan rakamlar. Siyonist işgal devletinin saldırıları sürekli devam ettiğinden dolayı rakamlar da devamlı artıyor. Dolayısıyla siz bu yazıyı okuduğunuzda rakamlar belki bir hayli değişmiş olacak.

İşgalci siyonistler Filistin halkına karşı tam anlamıyla vahşet sergileme konusunda kendilerini son derece rahat hissediyorlar. Çünkü önlerinde herhangi bir engel olmadığını düşünüyorlar. İmzaladıkları anlaşmaların onlar için hiçbir bağlayıcılığı yok. Zira bu anlaşmaların Filistinliler lehine bir güvencesi yok. İşgalciler bu anlaşmaları ihlal ettiklerinde kimse: "Ne yapıyorsunuz?" sorusunu bile sormuyor. Bu durum karşısında Filistinlilerin kendi başlarının çaresine bakmaları gerekiyor. Ama onların işgalcilerin bomba ve ateş kusan F-16 uçaklarını düşürecek uçaksavarları yok. Meskun binaları içinde oturanların tepesine yıkan tanklarına cevap verecek tankları yok. O zaman onlar da ancak İsrail işgal devletine ağır darbeler indirecek ve ona saldırgan tutumunun kendisine de pahalıya patlayacağını gösterecek eylemler gerçekleştirmek zorunda kalıyorlar.

Son günlerde gerçekleştirilen ve birbiri ardından gelen eylemler İsrail işgal devletini bayağı sarstı. Bu eylemler neticesinde işgalci siyonistler kendilerinin saldırgan tutumlarının kendilerini de zor durumda bıraktığını gördüler. Örneğin daha önce Netanya'da gerçekleştirilen eylemin ardından hiç vakit kaybetmeden F-16 savaş uçaklarını harekete geçirerek Nablus'un üzerine bomba yağdırmışlardı. Ama Tel Aviv eylemi daha ağır bir darbe indirdiği halde bu eylemden sonra "bekle gör" politikası izleyeceklerini açıklama ihtiyacı duydular. Oysa dediğimiz gibi Netanya eyleminin arkasından hiç bekleyip görme gereği duymamışlardı. Bu da gösteriyor ki siyonist işgal devletine kendisinin anladığı dille cevap verilmesi onu, saldırgan tutumunu gözden geçirmeye ve doğacak sonuçların kendi toplumu üzerindeki olumsuz tesirlerini değerlendirmeye zorluyor.

Filistinlilerin işgalci siyonistler karşısındaki direnişlerini "terör" olarak niteleyenler sadece ve sadece siyonist vahşetin ve saldırganlığın işini kolaylaştırmış olurlar. Filistinlilerin direnişlerini anlamakta zorluk çekenlerin önce yukarıda zikrettiğimiz gerçekleri anlamaları, hatta bu gerçeklerin biraz daha derinliğine inmeleri gerekir. Bu gerçekleri göremeyenlerin veya görmek istemeyenlerin yaptıkları tek gözlerini kapatıp sadece bir tarafı görmektir ki onlar hiçbir zaman adil ve tarafsız bir tespite ulaşamazlar.

İşgalci siyonistler son Tel Aviv eyleminden sonra, tutumunu kısmen değiştirerek Filistinlilerin üzerine havadan bomba yağdırmak yerine onları kendi vatanlarında sıkı ablukaya alma yolunu seçti. Bu yüzden Gazze ve Batı Yaka bölgelerine bütün giriş çıkışları engellemeye başladı. Dünya kamuoyu siyonist vahşetin bu tutumunu Tel Aviv eylemiyle irtibatlandırarak "normaldir" diyor. Oysa bu uygulamayla Filistin halkının topluca cezalandırıldığını düşünmüyor. Bu uygulamada Filistinlilerin topluca açlığa mahkum edilmelerinin ve aralarında açlıktan ölümlerin başlatılmasının hedeflendiği düşünülmüyor.

Ama Filistin halkı siyonist vahşeti artık yeterince tanıdı. Onun merhametine ve insafına güvenerek mücadelesine başlamış değil. O, mücadelesini sürdürürken siyonist saldırganların nasıl bir vahşi uygulamaya başvuracaklarını da tahmin edebiliyor. Dolayısıyla onlardan insaf ve merhamet dilenme durumunda değildir. Siyonistlerin bellerini burkacak ve onları geri adım atmaya zorlayacak olan yine direniş ve mücadeledir. İşgal devletinin Filistinlilerin direnişlerini ısrarla sürdürmelerinden dolayı ne gibi sıkıntılar çektiğini geçen haftaki yazımızda dile getirmiştik. Dolayısıyla aynı şeyleri burada tekrar etmeye gerek görmüyoruz.

Burada asıl önemli olan insanlığın özellikle de Müslümanların görevlerini yerine getirmeleridir. Siyonistler Filistin topraklarında gasıp ve işgalci durumdadırlar. Dolayısıyla onların oradaki varlıkları tümüyle haksız bir varlıktır. Onlar saldırılarında dört aylık bebeğe varıncaya kadar bütün herkesi hedef alabiliyor, insanları vahşice katledebiliyorlar. Ama onların bu saldırılarını gündeme getirirken bile siyonist saldırganları oldukça "masumane (!)" göstermeye çalışan medyanın Filistinlilerin direnişlerinin üstüne çöreklenmeye çalışması son derece düşündürücüdür.