İslamofobi Heyulasının Vahşete Dönüşmesi

Mart 2015, Vuslat

Tahrikten Savaşa Doğru

Paris'te Charlie Hebdo adlı mizah dergisinin İslâm peygamberini ve Müslümanların kutsal değerlerini aşağılayan karikatürler yayınlamasına tepki olarak gerçekleştirilen saldırıda on iki kişinin öldürülmesinin ardından Batı'da İslâm düşmanlığının tahrik edilmesi ve toplumsal güdü haline getirilmesi için yoğun bir propaganda kampanyası başlatıldı.

Normalde Paris'teki saldırıyı Avrupa'daki Müslümanların onaylamadığı değişik şekillerde dile getirildi. Saldırının bir komplo olabileceği yönünde de yorumlar yapıldı. Olayların gelişmesi konusunda elde edilen veriler masa başında üretilen komplo teorilerini ispata yeterli olmasa da olayın bir sebep değil sonuç olduğu gerçeği de gözden uzak tutulmamalıdır. Yani bu saldırı, insanların kutsal değerlerini, büyük saygı duydukları ve kendi canlarından üstün gördükleri kişileri son derece aşağılayan, hafife alan iğrenç saldırıların doğurduğu tahrik ve provokasyonların bir sonucudur. Buna rağmen söz konusu kasıtlı tahrik ve provokasyona hedef olan Müslüman kitlenin tamamına yakın kesimi saldırıyı onaylamadığını, doğru bulmadığını ortaya koymuştur.

Bu tavrın şu gerçeği ortaya koyduğunda ise herhangi bir şüphe yoktur: Gerçekleştirilen saldırının komplo olduğuna dair iddialar ve yorumlar ispat edilemese de genelleştirilmesi, bundan dolayı bir düşüncenin, bir inancın, bu düşünce ve inanca mensup olanların toptan mahkum edilmesi mümkün değildir.

Fakat gerçekleştirilen saldırıyı adeta 11 Eylül olayları gibi bir savaş gerekçesi yapabilmek için yoğun bir antipropaganda faaliyeti yapılması ve çok hızlı bir kampanya başlatılması niyetlerin farklı olduğunu açığa çıkardı. Bu olayı İslâm'a ve Müslümanlara karşı kapsamlı bir savaşın gerekçesi yapmak isteyenlere göre onların bu olay karşısında nerede durdukları, nasıl bir tavır sergiledikleri önemli değildi. Saldırının, Müslümanların kutsallarını ve peygamberlerini hedef alan çirkin bir tahrik ve aşağılama karşısında gerçekleştirilmiş olması tüm Müslümanları mahkûm etmek ve hedefe yerleştirmek için yeterli sebepti.

Görüldüğü gibi çok ilginç bir kumpas oluşturuluyor. Önce insanların kutsal değerlerini hedef alacaksın. İnsan psikolojisini az çok tanıyanlar bu tür bir tahrike tepki olabileceğini tahmin ederler. Fakat büyük çoğunluk tepkilerini, doğuracağı sonuçları ve karşıt tepkileri de değerlendirerek makul düzeyde, patlama çizgisinin gerisinde tutarlar. Ama tahrikin doğuracağı sonucu bir savaş sireni çalmak için değerlendirmek isteyenlere göre önemli olan tepkilerinin bir istismara dayanak yapılmasına fırsat vermek istemeyen kitlelerin sergilediği tavır değil bu kontrolü sağlayamayan ve ana bünyeyi de temsilden uzak duran, tamamen münferit hareket eden fertlerin yahut marjinal grupların sergilediği tavırdır. Büyük kitlenin tavrını onunla küçük grup arasına çizgi çekmede değerlendirmeyi asla kabullenmezken, küçük grubun hatasını ve suçunu normalde onu reddeden ana bünyeye genellemekte ve tüm kesimi bundan dolayı mahkûm etmekte sakınca görmezler.

Bu tutumları aslında art niyetli olduklarını, amaçlarını gerçekleştirmek için fırsat kolladıklarını, pusuya yatmış avcılar gibi beklediklerini, önlerine bir fırsat çıkınca da kaçırmak istemediklerini ortaya koyuyor.

Savaşın Kuzey Carolina Cephesi ve Sergilenen Vahşet

Charlie Hebdo saldırısından sonra Batı'daki medya organlarının birçoğu Müslümanlara toplu savaş açılması çağrıları yapmaya başladı. Hepimiz tahmin edebiliriz ki benzer bir saldırı yahudilik veya hıristiyanlık adına yapılsaydı medya organları derhal böyle bir saldırının yahudilikle veya hıristiyanlıkla bir bağının kurulamayacağını, böyle bir saldırıdan dolayı bir dinin ve mensuplarının mahkûm edilemeyeceğini anlatmak amacıyla kampanya başlatırlardı. Birisi bu yüzden hıristiyanların yahut yahudilerin toptan öldürülmesi çağrısı yapsaydı yer yerinden oynar bu çağrıyı yapan kişi belki bodrumlardan çıkma cesareti bile gösteremezdi. Ama en şöhretli medya mensupları, yorumcuları rahatça Müslümanların öldürülmesi, yok edilmesi, Batı ülkelerinden tamamen sürgün edilmeleri çağrıları yapabildiler.

Bu çağrıların, tahrik ve teşviklerin bir yerde etkisini göstermesi, birilerini harekete geçirmesi de doğaldı.

10 Şubat 2015 Salı günü yerel saatle 17.11'de duyulan mermi sesleri sebebiyle ihbar yapılması üzerine Kuzey Carolina eyaletinin Chapel Hill bölgesinde üniversite öğrencisi üç Müslümanın kaldığı evde polis bir arama yaptı. Suriye asıllı diş hekimliği öğrencisi 23 yaşındaki Ziya Şadi Berekât, onun yine kendisi gibi diş hekimliği okuyan Filistinli eşi 21 yaşındaki Yusr Muhammed Ebu Saliha ile mimarlık öğrencisi 19 yaşındaki baldızı Razan Muhammed Ebu Saliha'nın kafalarına kurşun sıkılarak öldürüldükleri görüldü. Üçü de Kuzey Carolina Üniversitesi'nde tahsil görüyordu ve Râzân Muhammed Ebu Saliha da ablasıyla birlikte kalıyordu.

Henüz üniversitede öğrenim görüyor olmalarına rağmen zulüm rejimlerinin mağdur ettiği kardeşlerine yardım için önemli çalışmalar yapmış ve yenilerini yapmak için de hazırlıklarını sürdürüyorlardı. Türkiye'ye gelerek Suriyeli mültecilerin kaldığı kampları ziyaret etmişlerdi. Ziya Şadi Berekat, Türkiye'deki Suriyeli çocuklara ücretsiz diş tedavisi hizmeti vermek için bir proje hazırlamıştı ve bunun için hazırlıklarını da başlatmıştı. Ayrıca bulundukları bölgede evsizlere gönüllü olarak ücretsiz diş sağlığı hizmeti veriyorlarmış.

Katilin gençlerin komşularından Craig Stephen Hicks adında bir ateist olduğu kısa sürede ortaya çıktı. Kendisi de zaten suçunu itiraf etti ve o gençlere daha önce de inançlarından, dinî kimliklerinden dolayı tehditte bulunduğu öğrenildi. Tanıyanlar da onun kara sicile sahip, insanlara insaf etmeyen bir vahşi canavar olduğunu dile getirdiler. Böyle bir vahşi katliam gerçekleştirmesinin sebebinin o gençlere inançları yüzünden duyduğu kin ve nefret olduğunu geçmiş tehditlerine ve sergilediği tavra dair bilgiler de ortaya koyuyordu.

Batı Medyasının Cinayetin Üstünü Örtme Çabası

Ne kadar ilginçtir ki Charlie Hebdo saldırısının hemen ardından İslâm'a ve Batı ülkelerinde yaşayan tüm Müslümanlara karşı ortak savaş yürütülmesi, bu insanların Batı toplumlarından tasfiye edilmesi amacıyla çağrılar yapabilmek için saldırının inançla ilgili boyutunu özellikle ve üzerine basa basa dile getiren medya organları ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde gerçekleştirilen katliamın inançla ilgili boyutunu gizleyebilmek, saldırganın ateist kimliğinden kaynaklanan nefret etkeninin üstünü örtebilmek için oldukça ilginç iddialardan yararlanmaya çalıştılar. Tabii medyanın bu numaraları çevirebilmesi için ABD polisi de ellerine yeterince malzeme veriyor bu amaçla saçmalığı her tarafından taşan yalanlar uydurmaktan çekinmiyordu.

Polisin iddiasına göre sorun bir otopark kavgasıyla başlamıştı. Ama öldürülen gençlerin Müslüman ve katilin de bir ateist olması sebebiyle, katilin kin duygusunun da bir payının olup olmadığı araştırılacaktı. Yani katilin ateist olmasının, batı medyasının "Müslümanlara hücûm" komutuyla irtibatlandırılması konusunda acele edilmemesi isteniyordu. Medyanın eline bu fırsat verilince o da tabii kaçırmıyor, hemen hükmünü veriyordu: "Olayın caninin ateist olmasıyla ilgisi yokmuş. Sadece bir park kavgasından kaynaklanıyormuş. Dolayısıyla caninin inkârcılığını ve Müslüman karşıtlığını hedef almaya kimsenin hakkı olamaz."

Mahkeme de zaten "nefret" suçlaması için yeterli delil bulunmadığına hükmederek, diğer uçlarında polis ve medyanın durduğu şeytan üçgeninin üçüncü köşesine yerleşti.

Eğer ki olayın hemen ardından son dönemde Müslümanlara karşı şiddet ve terörün dozajının iyice arttığı, caninin bu öğrencilere önceden de inançlarından dolayı tepki ve tehditlerinin olduğu dile getirilmeseydi belki Batı'nın İslâm karşıtı medyası bir sonraki aşamada öldürülen gençleri suçlu çıkaracaktı.

ABD Yönetiminden Günler Sonra ve Ağız Ucuyla Zoraki Açıklama

Charlie Hebdo saldırısı karşısında, adeta kurşun kendi göğüslerine saplanmış gibi acı duyduklarını hissettirmeye çalışan, büyük kınamalar yapan, şiddetli tepkiler gösteren, yeni bir 11 Eylül gürültüsü koparmak isteyen Batılı yöneticilerden Kuzey Carolina katliamı karşısında doğru düzgün açıklama bile gelmedi. Olayın tehlikeli bir gidişata işaret ettiğine, medyanın verdiği "hücum" komutunun neden olduğu gerginlikten kötü sonuçlar çıkabileceği ihtimaline dikkat çekme ihtiyacı bile duymadılar.

Katliamın gerçekleştirildiği ABD'de ise saldırıdan günler sonra sadece ağız ucuyla ve gelen tepkiler karşısında "bakın sessiz kalmıyoruz" demek için göstermelik, içi boş, büyüyen tehlikenin önüne geçilmesi için bir şey vaat etmeyen açıklama yapıldı. O da gelen tepkiler sebebiyleydi. Tepkiler olmasaydı muhtemelen bu kadarcık bir açıklamaya bile ihtiyaç duymayacaklardı.

Kimse "Suça Siz de Ortaksınız" Demiyor

Avrupa'da yaşayan Müslümanların, Paris'teki saldırıyı onaylamadıklarını her vesileyle dile getirmelerine rağmen sadece saldırının İslam peygamberini hedef alan aşağılama ve tahrikten kaynaklanıyor olmasını gerekçe göstererek, "saldırıya karışmış olmasanız hatta reddetseniz dahi suça siz de ortaksınız" diye tüm Müslümanları mahkûm eden, toptan hedef alınmaları çağrıları yapan, bunun için yoğun kampanyalar yürüten medya organlarına ve mensuplarına Kuzey Carolina'daki katliamdan dolayı kimse "suça siz de ortaksınız" demeye kalkışmıyor. Oysa böylesine açıktan tahrik ve teşvik kampanyaları yürütenlerin, hedef gösterenlerin, yönlendirenlerin suça ortak olmaları gerekir. Çünkü o katliam bu tahrik, teşvik ve hedef göstermelerin doğal sonucudur. Hatta üç Müslümanın katilini tanıyanlardan bazıları, onun Müslümanları hedef gösteren yayınlardan etkilendiğini dile getirdiler.

Vahşete İslamofobi Dayanağı

İşin en ilginç yanı ise bu saldırganlık ve vahşetin "İslamofobi" maskesiyle örtülmesi ve bir bakıma mazerete dayandırılmaya çalışılmasıdır. Çünkü bu tabir, İslam'dan korkulması anlamına geliyor. Yani bu insanlar İslâm'dan korktukları, onu bir öcü ve tehdit olarak gördükleri için bu saldırıları gerçekleştirmiş oluyorlar, dolayısıyla nispeten mazur görülmeleri gerekiyor.

Ne kadar ilginçtir ki yahudilere yönelik saldırganlık "antisemitizm" olarak adlandırılıyor. Bu da normalde doğu kökenli ırklara düşmanlık anlamına gelse de kullanımda yahudi düşmanlığı olarak algılanıyor. Dolayısıyla burada düşman kendileri oluyor ve kendileri yahudileri korkutmuş oluyorlar. O yüzden de yahudilere karşı yaptıkları ayıp ve kendi kusurları sayılıyor. Ama sıra İslam düşmanlığına gelince isim "İslam korkusu" oluyor ve kendileri korkutan değil korkutulan oluyorlar. Dolayısıyla suç ve sorumluluk İslam'a yükleniyor, kendi canavarlarını ise mazur göstermeye çalışıyorlar. Kullanılan terimlerle kafalara bu ön yargıyı yerleştirme yoluna gidiyorlar.

Gerçekte ise yaptıkları İslam düşmanlığı ve Müslümanlara karşı topyekûn savaştır. Bu savaşta her türlü saldırganlığın ve vahşetin önünün açık olmasını sağlayabilmek için de her türlü hilebazlığa, zihinleri yönlendirme oyunlarına ve kurnazlıklara başvuruyorlar.

İrtibatlı Yazılar:

  • İslamofobi değil İslâm'a fobi
  • İslâm Karşıtlığının Siyaset Haline Getirilmesi
  • Alaycılık İnkârcıların Ortak Vasfıdır
  • Avrupa'nın Militan Yargısı
  • Küresel İşkence ve CIA
  • Ters yönlerden aynı hedefi vurmak
  • İki tarafıyla insan kesen kılıçlar
  • Kafa Kesmeden İnsan Yakmaya