Temmuz 2016, Ribat
Tatil, "atıl" ve "atalet" kelimeleriyle aynı kökten gelir. Sözlük anlamı itibariyle de "atıl" hale getirme demektir. Ne yazık ki, toplumumuzda tatiller adeta sözlük anlamına uygun olsun dercesine atıl bir halde geçirilmekte böylece ömrün verimli bir şekilde değerlendirilmeye uygun önemli bazı bölümleri heder edilmektedir. Oysa tatil dönemleri birer fırsat olarak görülmeli diğer zamanlarda aksayan, düzene konulamayan işler bu dönemlerde telafi edilmelidir.
Yaz dönemlerinde en uzun tatillere girenler genellikle öğrencilerdir. Öğrenciler için bu dönemler bir dinlenme dönemi olarak değerlendirilir. Buna itirazımız yok. Çünkü bütün bir yıl boyunca gerçekten yorucu derslerle boğuşan öğrencilerin yazın dinlenmeye ihtiyaçlarının olacağı muhakkaktır. Ancak dinlenmeyi bütün zamanları boş ve atıl bir şekilde geçirmek olarak algılamak yanlıştır. Aslında zamanı boş ve atıl bir şekilde geçirmek dinlendirici olmaktan ziyade yorucudur. Bilim adamları bir insanın herhangi bir işten dolayı yorulunca meşguliyetini değiştirmesinin dinlendirici olduğunu dile getirirler. Kur'an-ı Kerim'de de; "O halde boş kaldığın zaman kendine bir meşguliyet bul." (İnşirah, 94/7) denilir. Bu da bir işten yorulup onu bırakınca başka bir meşguliyetle uğraşmanın gerekli ve faydalı olduğunu gösterir. Yani insanın tatil dönemlerinde kendine uygun bazı meşguliyetler bulması da dinlendiricidir. Önemli olan hayatını iyi tanzim edebilmesi, işlerini planlı bir şekilde yürütebilmesi, kargaşadan uzak durabilmesidir.
Bilindiği üzere eğitim ve öğretimin bir resmî olanı bir de resmî olmayanı var. Resmî program genelde bizim irademiz dışında ve başkalarının "fayda" anlayışlarına göre şekillendirilir. Bu programlarda bizim faydalı bulduğumuz bazı önemli maddeler ve içerikler ihmal edilir.
Yaz programlarını da eğitim ve öğretimin özellikle bizim açımızdan ihmal edilmiş taraflarını telafi etmek, eksik bırakılanı gidermek için değerlendirmemiz mümkündür.
Zamanımızın yararlı ve verimli geçmesi için bir yaz programı çıkarmak ve gerçekleştireceğimiz etkinlikleri bir programa bağlamak çok faydalı olur. Bu açıdan genelde yaz dönemine yayacağımız etkinliklerin yanı sıra günlük ve haftalık periyotlarla gerçekleştireceğimiz etkinlikler için de günlük ve haftalık program çıkarmalıyız. Örneğin Kur'an okumayı bilenler her gün bir cüz Kur'an okumayı böyle günlük programlarına almalıdırlar. Ayrıca belli miktarda kitap okumayı, belli bir düzene göre nafile ibadeti günlük programlarımıza alabiliriz.
Resulullah (s.a.s); "Amellerin hayırlısı az da olsa sürekli olandır" diye buyurduğundan günlük programlarımızı aksatmaz, miktarlarını da aksatmayacak düzeyde tutarsak daha faydalı olduğunu görürüz.
Yaz mevsimi genellikle durağan bir mevsimdir. Özellikle Temmuz ve Ağustos ayları siyasi hareketlenmelerin az olduğu bir dönemdir. Fakat bununla birlikte özellikle kuvvetin kullanılmasına dayanan hareketlilik yaz dönemlerinde biraz daha artar. Çünkü kış dönemlerinde yapılması mümkün olmayan bazı işlere yaz dönemlerinde daha çok vakit ayırma imkânı vardır.
Yaz dönemi insanların birçoğunun "tatil" konusu üzerinde kafa yordukları bir dönemdir. Tatille ilgili çeşitli hesaplar yapılır.
Bizim de yaz dönemine ait hesaplarımız, programlarımız olmalı. Bu dönemi en iyi şekilde değerlendirmek için neler yapmamız gerektiği konusunda tatilin başlangıcında bir program yapmalıyız. Bunun için de diğer zamanlarda eksik kalan çalışmalarımıza bakmalı, onlara bu dönemde daha çok vakit ayırmalıyız.
Bu arada yaz dönemlerinde önemli birtakım fırsatlar da oluşmaktadır. Yaz kursları, yaz kampları ve gençlik buluşmaları da bunların başında gelir.
Belki yaz kursları bazıları açısından ders döneminin bitmemesi, adeta okulun devam ediyor gibi görünmesi anlamına gelebilir. O yüzden birçokları yaz kurslarından kaçmayı, uzak durmayı tercih ederler.
Bu gibiler için de yaz kampları kurmanın faydası var. Bu kamplarda bir yandan dinlendirici çalışmalar, spor faaliyetleri ve rahatlatıcı ortamlarda sohbetler, bir yandan da eğitici ders faaliyetleri oluyor. Bu çalışmalar da hem dinlendirici hem de öğretici ve eğitici oluyor.
Bu kamplar vesilesiyle aynı zamanda gençlik buluşmaları düzenleniyor. Bu buluşmalarda bazen ülkenin değişik bölgelerinden bazen de dünyanın farklı ülkelerinden gençler bir araya geliyor. Bu da hem bir farklılık oluşturuyor hem de yeni çevreler edinme yeni arkadaşlar kazanma imkânları sunuyor. O yüzden imkânları olanların bu kamplara ve buluşmalara katılmayı ihmal etmemeleri gerekir.
Yaz eğitimi çalışmalarının önemli bir boyutunu da açılım tarafı oluşturmaktadır. Bizim gençlik yıllarımızda "açılım" boyutuyla sadece Batı dünyası anlaşılıyordu. Gençleri sadece Batı dünyasının gençleriyle buluşturmaya, Batılıların dillerini ve kültürlerini öğretmeye önem veriliyordu. Son zamanlarda nispeten bunun aşıldığı ve Müslüman toplumların gençlerinin tanışması ve kaynaşması için de programlar düzenlendiği söylenebilir. Bu önemli ve faydalı bir ataktır. Ancak öğretim çalışmalarında ümmetin yine büyük ölçüde ihmal edildiğini kabul etmek zorundayız.
Oysa bu kamplarda belli aralıklarla İslam coğrafyasının, Müslüman halkların, onların sorunlarının ve kültürlerinin öğrenilmesi için çalışma ve ders programları olursa bu hem ümmetin mevcut durumunu tanıma hem de gençlerde bir ümmet bilincinin oluşması, kardeşlik duygusunun yerleşmesi için çok faydalı olur.
Bugün İslâm coğrafyasında, Müslüman halkların arasına çeşitli sınırlar çizilmiş durumdadır. Bu sınırları biz veya mensubu olduğumuz halklar çizmedi. Çizilmesinde onların iradeleri ve tercihleri de esas alınmadı. Bu sınırlar Müslüman toplumlara, tamamen İslamî değerlere ve duyarlılıklara aykırı bir şekilde belirlenerek dayatıldı. Şimdilik bu sınırları tümüyle ortadan kaldırma imkânımız yok. Ama zihinlerimizden silmemiz ve ilgi alanımızı genişletmek için bu sınırları aşmamız mümkündür.
Özellikle yaz eğitim çalışmalarımızda yürüteceğimiz bilgilendirme faaliyetlerimizde emperyalizmin çizdiği ve dayattığı sınırları aşarak bir ümmet bilinciyle düşünmemiz gerekir. Bunu başarabilmemiz için sadece bulunduğumuz toprakların etrafına çizilen coğrafi sınırların içinde olan bitenlerle ilgilenmekle kalmamalı Müslümanların yaşadığı tüm coğrafyayı kendi ilgi alanımıza dâhil etmeliyiz. Bunu başardığımız zaman öncelikli olarak kafalardaki sınırların kaldırıldığını göreceğiz.
Müslümanların birçok dinî faaliyetlerinde ve ibadetlerinde ümmet bilincinin, inanç temelli kardeşliğin öne çıkarıldığını görürüz. Örneğin haccın Müslümanların ümmet bilincini ve bütünlüğünü korumaları açısından özel yeri vardır. Dünyanın her tarafından farklı ulusal kimliklere sahip Müslümanların, "Allah'ın evi" olarak nitelendirilen kutsal mabedin etrafında toplanıp sadece Müslüman kimliğiyle bir araya gelmeleri isteniyor.
Namazların cemaatle kılınması ve böylece birlikteliğin yani cemaatin korunması isteniyor. Zaten gerçek cemaat de Müslümanları bölen, gruplara ayıran değil birleştiren, bir araya getiren cemaattir.
Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: "Şüphesiz sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de Rabbinizim. Öyleyse benden sakının." (Mu'minun, 23/52) Bir başka âyeti kerimede de şöyle buyurulur: "İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin." (Enbiya, 21/92) Resulullah (s.a.s.) de bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur: "Mü'minlerin, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine acımadaki örnekleri adeta bir beden örneğidir. Onun bir organı rahatsız olduğunda diğer organları da uykusuzluk ve ateşle ona katılır."
Ümmet bilincinin oluşması için özellikle Müslümanların çoğunluk halinde bulunduğu coğrafyayı da iyi tanımalıyız. Bilgi bilinçlenmenin vesilesidir. Çünkü bilgiden yoksun bir ilgi bilinçli bir ilgi olamaz. Onun için yaz programlarımıza Müslüman halkların yaşadığı bölgeleri ve coğrafyayı da dâhil etmeliyiz. Buralardan özellikle hareketli bölgelere, Filistin ve Suriye gibi işgal altında tutulan topraklara, zulme karşı özgürlük mücadelelerinin verildiği yerlere, bu mücadelelerin imajlarının yıpratılması amacıyla başvurulan yöntemlere ve iftiralara çalışmalarımızda yer vermeliyiz.
İslam âlemi ne yazık ki birçok yönden emperyalizmin hedefi olmuştur. Bu yüzden de ya geri kalmışlık ya da muhtelif saldırılara maruz kalma sebebiyle, başkalarının sahip olduğu imkânlardan mahrumdur. Batı dünyasında ve Amerika'da tatile çıkanlar genellikle kendi anlayış ve kültürlerine göre muhtelif tatil programları düzenlerler. İslam âleminde ise birçokları tatil dönemlerinde ücret karşılığında veya tarlada, bahçede çalışmak zorunda kalıyorlar. Ancak tatil yapamayanlar içinde en zor ve sıkıntılı hayat sürdürenler ateş hattında olanlardır. Onlar sürekli saldırıların ve baskıların hedefi olduklarından tatilin nasıl bir şey olduğunu bile bilmezler. Oralarda yaşayan ailelerin çocukları okullarının yaz tatiline girmesiyle birlikte kendilerinin biraz daha fazla ateş hattına yaklaştıklarını fark ederler sadece. Ateş hattında olmaktan dolayı yaz tatilinin nasıl bir şey olduğunu bilemeyenlerin başında ise Suriye, Irak ve Filistin halkı geliyor.
Tatil yaparken düzenleyeceğimiz programlarımıza tatillerini cephede ya doğrudan saldırılara karşı direnerek, ateş hattında ve bombaların altında yahut her an saldırı tehlikesine karşı halklarının canlarını ve namuslarını korumak için teyakkuz halinde geçirmek zorunda olan mü'min kardeşlerimizi, onların içinde bulunduğu şartları ve gündemlerini de dâhil etmeliyiz.
Bu yaz tatillerini cephede, ateş hattında geçirmek zorunda kalan kardeşlerimizin başında Suriye'deki direniş güçleri yer alıyor. Ne yazık ki burada ihanetçilerle emperyalist güçlerin işbirliği ile sürdürülen savaş bütün bir ülkenin büyük bir sarsıntı geçirmesine neden oldu. Ancak Suriye gerçeği İslâm âleminde hâlâ eksik ve hatalı biliniyor. Olayların başlangıcında Suriye'de zulme başkaldırı Amerika'nın bir oyunu olarak lanse edilmeye çalışıldı. Gerçekte ise Amerika'yla işbirliği içinde olanlar direnişi böyle yanlış bir şekilde lanse etmeye çalışanların bizzat kendileriydi. Şimdi de oyunun bir cihetini oluşturan IŞİD'le Suriye direnişinin özdeşleştirilmesine, Suriye halkının özgürlüğü için mücadele edenlere karşı yürütülen vahşi savaş da IŞİD'e karşı verilen savaş olarak lanse edilmeye çalışılıyor.
Direnişin devam ettiği cephelerden biri de Filistin'dir. Burada Kudüs intifadası adıyla başlatılan ve daha çok ferdi eylemlerle sürdürülen mücadele aslında İslâm dünyasında yeterince yankı bulmadı. Bu arada Gazze üzerindeki abluka ve bölgeye yönelik tehdit de sürüyor. Bu arada hava saldırıları ve deniz tarafından sıkıştırma amaçlı eşkıya baskınları da son bulmadı. Kudüs'te Mescidi Aksa'ya yönelen tehditler de sürüyor.
Bunun yanı sıra Afganistan'da işgal son bulmadığı için fiili çatışmalar da son bulmuş değil. Irak'ta da her ne kadar işbirlikçilerin oyunlarıyla Felluce'de kontrol Bağdat yönetimine ve onunla işbirliği içindeki Şii milislere geçmiş olsa da savaş bitmiş değil.
Yaz döneminde sıcakların yükselmesi bir rehavete yol açıyor. Ayrıca birçok kurum tatile girdiğinden kamuoyunun olan bitenlere ilgisi de azalıyor. Zulüm rejimlerini devam ettirmek için şiddete, baskıya ve katliama ihtiyaç duyan zalimler de bundan istifade ederek bu dönemde saldırılarını, şiddet ve baskı uygulamalarını artırıyorlar.
Gerçi "kamuoyunun ilgisi onların zulüm uygulamalarına engel oluşturmuyor, onlar arsızlıkta iyice ileri gittiklerinden kendilerine yönelecek tepkileri de fazla önemsemiyorlar" denilebilir. Ama ilgisizlik oranının düşmesinin de onlara cesaret kazandırdığı bir gerçektir. O yüzden günümüz dünyasına hükmeden ve zulüm sistemlerini devam ettirebilmek için bütün sınırları aşan zalimlerin yaz dönemlerinde biraz daha azgınlaştıkları görülüyor.
İslâm dünyasının bugün içinde bulunduğu durumda en büyük payları olanlar ihanetçilerdir. Tarihte de Müslüman halklara en büyük darbeleri vuranlar, İslâm düşmanı saldırgan güçlerle işbirliği yapan ihanetçiler olmuşlardır. Müslüman halklara ihanet edenler aynı zamanda fitne çıkarmalarıyla, fitne hareketlerini finanse etmeleriyle ve bu yolla Müslümanları zayıf düşürmeye çalışmalarıyla öne çıkarlar. O yüzden İslâm coğrafyasını iyi tanımak için fitnecileri ve fitnenin kaynaklarını da iyi tanımamız gerekir.
Günümüz İslam coğrafyasında ise fitnenin başını çekenlerin arasında ABD ile işbirliği yaparak Irak'ta, Rusya'yla işbirliği yaparak Suriye'de saltanat kuran, Yemen'de Husi fitnesini destekleyen, Afganistan'da işgalcilerle işbirliği yapan ve bütün bu bölgelerde her gün yüzlerce insanımızın katledilmesine doğrudan veya dolaylı bir şekilde sebep olan İran rejimi yer alıyor. Bu rejimi de çok iyi tanımak gerekiyor.
İslâm coğrafyasının zulme karşı özgürlük mücadelesinin verildiği savaş ortamlarının yanı sıra küresel emperyalizmin ve onlarla işbirliği içindeki yerli fitnecilerin oyunlarıyla çıkarılan fitne savaşlarının devam ettiği bölgeleri de var. Bunların başında Libya ve Yemen yer alıyor. Sudan'da da emperyalizmin ülkeyi güney kuzey olarak böldükten sonra bir de doğu batı diye bölmek amacıyla yürüttüğü bir fitne savaşı var ve bu savaşta da uzlaşma sağlanabilmiş değil.
Mısır ve Bangladeş'te zulüm rejimlerinin idamları ve müebbet hapis cezaları devam ediyor. Dört Türk cumhuriyetini, Tacikistan'ı ve Doğu Türkistan'ı içine alan Büyük Türkistan bölgesinde zulüm rejimlerinin baskı uygulamaları bütün şiddetiyle sürüyor.
Müslümanların azınlıkta olduğu bölgelerde de sahipsiz olmalarından kaynaklanan baskı ve şiddet uygulamaları, ikinci sınıf vatandaşlığa itilmelerinden hatta tamamen vatandaşlıktan çıkarılmalarından kaynaklanan zulümler var. Bu zulümlerin en şiddetlisine maruz kalan bölgelerin başında da Arakan var.
Buraları da İslam coğrafyasının hareketli bölgeleri arasında zikredebiliriz ve buralardaki gelişmelerden haberdar olmak için çalışma programları düzenlememiz gerekir.