Vahşet bir savaş yöntemi midir?

Eylül 2015, Vuslat

Filistin'de Bir Ailenin Yakılması

Geçtiğimiz Temmuz'un sonunda Filistin'in Batı Yaka bölgesinde yer alan Nablus'a bağlı Duma köyünde korkunç bir vahşet gerçekleştirildi. 30-31 Temmuz gecesi siyonist işgalin sözde sivil yerleşimcileri Filistinli bir ailenin evini sabaha karşı yakarak aile efradının tümünün yanmasına neden oldular.

Kundaklamaya uykuda yakalanan aile kendine geldiğinde ateş evin her tarafını sarmıştı ve komşularından imdat istediler. Komşuların müdahalesiyle anne, baba ve büyük çocuk yaralı olarak kurtarılabildi. Bir buçuk yaşındaki Ali Sa'd Devabişe adlı bebek ise yanarak ölmüştü. Sağ kurtarılanların ise derilerinin yüzde doksana yakını yanmıştı. Baba Sa'd Devabişe hastanede hayatını kaybetti. Anne Riham ile dört yaşındaki çocuğu Ahmed'in tedavisi ise riskli durumları henüz devam eder halde sürdürülüyordu.

Saldırıyı gerçekleştiren yahudi yerleşimcilerin kundaklama için gecenin sabaha yakın vaktini seçmeleri amaçlarının evi içindekilerle beraber yakmak olduğunu gösteriyordu. Çünkü herkesin uykuda olduğu vakti seçmişlerdi ve dumanın tesiriyle uyanmaları durumunda ateşin içinde kalmalarını istiyorlardı.

Hedef aldıkları ailenin içinde kimlerin olduğu onları ilgilendirmiyordu. Onlar için önemli olan bir Filistinli ailenin toptan yok edilmesiydi. Bu ailenin kundaktaki bebeğinden bastonlu ihtiyarına kadar tüm fertlerini yakarak öldürülmeyi hak etmiş olarak görüyorlardı.

İşte bu onların ruhlarına işlenmiş bir vahşetti. Bu vahşeti gayrimeşru yolla gasp ettikleri Filistin'in asıl sahiplerini oradan çıkarmak için sürdürdükleri savaşta bir yöntem olarak kullanmakta sakınca görmüyorlardı.

Bu Vahşileri Siyonistler Bilerek ve Kasten Yerleştirdi

Bu vahşi katliama işgal rejiminin bazı yetkilileri güya tepki gösterdiler. Siyonist işgal rejimi başbakanı isim vermeden sadece işaret yoluyla "bu tür saldırılara yönelik politikalarının sıfır tolerans" olduğunu iddia etti. İlginç olan bir şey de bu saldırıyı Batı Kudüs'te gerçekleştirilen "eşcinsel onur yürüyüşü"ne yönelik saldırıyla yan yana koyması ve böylece bir aileyi toptan yok etme amaçlı vahşi saldırıya görünüşte tepki gösterirken gerçekte onu önemsizleştirmesi, basitleştirmesiydi.

Aslında Nablus'un köyünde böyle bir vahşetin icra edilmesi siyonist işgalin sistemli bir politikasının ve planlı bir stratejisinin sonucudur. Böyle bir vahşeti icra edenler işgal yönetiminin "sivil" olarak tanımladığı yahudi yerleşimcilerdi. Fakat onlara yetiştikleri kurumlarda şu şarkılar ezberletiliyordu:

"Bütün dünya Araplardan nefret eder

Dünyanın ilk gayesi onları teker teker öldürmektir

Şu ayaklarımla düşmanımı ezeceğim

Şu dişlerimle onun derisini kemireceğim

Şu dudaklarımla onun kanını emeceğim

Yine de ona olan kinimi çıkarmış olmayacağım"

Batı Yaka'da Filistin köylerinin arasına inşa edilen yahudi yerleşim merkezlerine yerleştirilenler saldırı amacıyla özel olarak yetiştirilen, içi kin ve nefret doldurulan yahudi yerleşimcilerden bilerek seçiliyordu. Onların gerçekleştirdiği saldırılara siyonist yönetimin yargısı söze gelir bir ceza vermedi. Çünkü onların bu bölgeye yerleştirilmelerinin amacı buydu. Filistinlilere keyfi saldırılarda bulunarak onları göçe, yurtlarını terke zorlamaları isteniyordu. Cezalandırılmaları durumunda bu saldırılardan çekinmeleri ihtimali vardı. O yüzden işgal yargısı vahşette en ileri gidenler hakkında bile; "Aklı başında biri bunu yapmaz, bu kişi kesin delidir. Onu hapishaneye değil hastaneye götürün" diyordu. Suçlu da bir süre göstermelik rehabilitasyona tabi tutulduktan sonra serbest bırakılıyordu. Yahudi yerleşimcileri böylesine cüretkâr olmaya yönelten de bu uygulamaydı. Ama onlar siyonist işgalin Şebbiha çeteleriydi ve Filistinlileri göçe zorlama politikasının yürümesi için önlerinin açık tutulması, yerine göre "delilik yapıp (!)" evleri yakabilmeleri gerekiyordu. Ama onlar evi içindekilerle birlikte yakmak için gecenin sabaha yakın vaktini seçmek gerektiğini düşünecek kadar akıllıydılar. Ayrıca birkaç deli bir araya gelip çete kurarak çok kurnazca, sinsice planlar yapabiliyorlardı.

Baas'ın Yine Pazar Yeri Katliamı

Suriye'de Baas rejimi ve onu ayakta tutmak için destek veren dış güçler, halkın zulüm uygulamalarından kurtulmak amacıyla meydanlara çıktığı tarihten bu yana sürdürdükleri savaşta vahşeti her zaman bir yöntem olarak kullandılar. O yüzden olayların başlangıcından bu yana makaleleri bırakın ansiklopedilere sığdırılması mümkün olmayacak kadar çok sayıda vahşi saldırılar gerçekleştirdiler. Fakat sergiledikleri vahşette bazen diğerlerini gölgede bırakan, unutturan korkunç katliamlar gerçekleştirdikleri oluyor. Bu tür katliamların fırsatını yakalayabilmek için de özellikle insanların topluca bir araya geldiği yerleri tespit etmeye çalışıyorlar.

Baas ve destekçileri geçtiğimiz 16 Ağustos tarihinde de başkent Şam'a bağlı ve muhaliflerin kontrolüne geçmiş olan Duma kasabasının pazar yerine yönelik saldırı gerçekleştirdiler. Varil bombalarının ve kimyasal bombaların kullanıldığı korkunç saldırıda 100'den fazla insan ölürken yüzlerce insan da yaralandı.

Bu insanların savaşla ilgileri yoktu. Hayatlarını sürdürebilmek için yiyecek içecek bulmak amacıyla pazar yerine gelmişlerdi. Ama Baas ve destekçilerinin zihniyetine göre kontrolden çıkan bölgelerdeki tüm insanlar düşman hükmündeydi ve hepsinin en vahşi yöntemlerle imha edilmesinde sakınca yoktu.

Baas'ın hava kuvvetlerinde görevli pilotlardan bazılarının kontrollerine verilen uçakları alıp kaçarak komşu ülkelere sığınmaları, bazılarının da rejimin hedeflerini vurmaları sebebiyle Beşşar'ın kendi pilotlarını görevden aldığı ve yerlerini İran'ın gönderdiği pilotlarla doldurduğu haber kaynaklarında dile getirildi. Dolayısıyla Duma'daki vahşi katliama sebep olan saldırıyı gerçekleştiren pilotun İran'ın gönderdiklerinden olması ihtimal dışı değildir. Baas'ın korkunç vahşetine ortak olan bir zihniyetin böyle bir vahşi saldırıyı gerçekleştirmesi hiç de ihtimal dışı değildir.

Bağdat'ta Sadr Mahallesi Katliamı

Baas'ın Duma katliamından üç gün önce yani 13 Ağustos Perşembe günü de Bağdat'ın Şiilerin çoğunlukta olduğu Sadr mahallesinde patlayıcı yüklü bir kamyonla korkunç bir vahşete ve katliama neden olan saldırı gerçekleştirildi. Saldırıyı üstlenen IŞİD eylemle ilgili açıklamasında Şii militanları hedef aldığını ileri sürdü. Oysa bu saldırıda da bir pazar yeri hedef alınmıştı. Dolayısıyla öldürülenlerin ve yaralananların büyük çoğunluğu alışveriş için pazar yerine gelmiş sivil vatandaşlardı.

Ancak böyle bir eylemin, ABD'nin o zamanki Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Raymond T. Odierno'nun ABD Savunma Bakanlığı Pentagon'da yaptığı basın açıklamasında Irak'ta Şiilerle Sünnilerin bir arada yaşamalarının mümkün görünmediğini dolayısıyla bu ülkenin geleceği için en uygun çözümün bölünmesi olacağını iddia etmesinin hemen ardından gerçekleştirilmesi dikkat çekiciydi.

2006 yılında da bazı siyonist generallerin Irak'ta mezhep fitnesini ve bu ülkenin bölünmesine neden olacak şartların oluşturulmasını tavsiye eden açıklamalarda bulunmasının hemen ardından yine Sadr mahallesinde korkunç katliamlara neden olan eylemler gerçekleştirilmesi bu açıdan düşündürücüydü. O eylem de ülkede mezhep fitnesinin ateşinin geniş bir alana yayılmasına sebep olan olayların fitilini çekmişti.

Rabia Meydanı Katliamının Yıldönümünde

İslâm coğrafyasının ortası sayılan bölgelerde farklı zihniyetler tarafından icra edilen bu korkunç katliamların gerçekleştirildiği günlerde aynı zamanda bir başka vahşetin ikinci yıldönümü münasebetiyle anma programları ve etkinlikler düzenleniyordu.

14 Ağustos 2013'te de Kahire'nin Rabia Meydanı'nda halkın seçtiği cumhurbaşkanına karşı gerçekleştirilen cuntayı tanımayan sivil topluluğu cezalandırmak için silahlı güçler tarafından korkunç bir katliam gerçekleştirilmişti. Gösteri meydanını her tarafından kuşatmaya alan silahlı güçler kadın erkek, küçük büyük ayrımı yapmadan büyük bir katliam gerçekleştirmiş ve tam anlamıyla bir vahşet sergilemişlerdi.

Bu katliamda resmi açıklamalara göre 278 kişi öldürüldü. Gayri resmi tespitlere göre ise büyük çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 1300 insan vahşice ve hunharca katledildi.

Tarihe Rabia katliamı olarak geçen bu korkunç katliam silahın gücünü kullanarak gayri meşru yoldan siyasi yönetimi gasp eden ve meşru yönetimi mahkûm etmeye kalkışan cuntanın bir işgal gücünden farklı olmadığını gösterdi. Cunta, halkın darbeyi reddederek meşru yönetimin dönmesi talebiyle tamamen sivil yollarla sürdürdüğü direnişi bastırabilmek için günlerce tekrarladığı tehditlerinde ciddi olduğunu göstermek amacıyla korkunç katliamlar gerçekleştirdi. Öyle ki krallar döneminde ülkeyi sömürgeleştiren İngiliz ordusunu ve 1967 Haziran Savaşı'nda Sina'yı işgal eden siyonist işgal ordusunu bile geride bıraktı.

Bu katliamın gerçekleştirildiği günün yıldönümü bazı sivil toplum kuruluşları tarafından Dünya Rabia Günü olarak isimlendirildi. Bu vesileyle Mısır'daki cuntanın sergilediği vahşetin yeniden hatırlanması, zulmün gözler önüne serilmesi, bu cuntanın aslında bir işgal yönetiminden farklı olmadığının vurgulanması için anma programları düzenleniyor. Bu yıl da Türkiye'de ve muhtelif ülkelerde çeşitli etkinlikler düzenlendi. Türkiye'de bu etkinlikleri organize etmek, Mısır halkının haklı mücadelesini savunmak ve cunta zulmüne karşı durmak amacıyla Uluslararası Rabia Platformu adında bir sivil organizasyon oluşturuldu.

Vahşetin Savaşta Bir Yöntem Olarak Kullanılması Yeni midir?

Burada vahşetin yakın zamanda icra edilen ve özellikle son dönemde gündemi meşgul eden birkaç örneğinden söz ettik. Fakat savaşların, saldırıların İslam coğrafyasını kasıp kavurduğu şu dönemde icra edilen çeşitlerini sıralamamız dahi mümkün değildir.

Ne var ki vahşetin savaşlarda bir yöntem olarak kullanılması yeni değildir. Belki de insanlık tarihi kadar eskidir. Bu belki de insanı saptıran ve gerçekte onun en büyük düşmanı olan şeytanın ruhunun vahşi olmasından kaynaklanıyor. Zamanla şeytanlaşan insanların ruhları da düşmanlarına üstün gelebilmek ve hâkimiyet sağlayabilmek için vahşette sınır tanımaz hal alabiliyor.

O yüzden insanlık tarihi boyunca vahşetin çok korkunç örnekleri sergilendi. Çağımızda ise teknolojinin gelişmesine paralel olarak vahşetin tekniği de gelişti. İnsanlar artık teker teker değil uçaklardan atılan bombalarla, havadan veya karadan fırlatılan roketlerle topluca katlediliyorlar. Arka arkaya atılan varil bombalarıyla hareket etme, bir yerlere sığınma fırsatı bile bulamadan imha ediliyorlar. Özellikle de kimyasal maddelerin yerleştirildiği bombalar, düştükleri yerin çevresinde geniş bir alan üzerinde delikleri bile etkiliyor ve bu alanda bulunan bir kişi bir şarapnel parçasına hedef olmasına yahut bombanın yıktığı binanın altında kalmasına gerek olmadan ya yayılan gazın zehiriyle veya bulunduğu yerdeki oksijen oranının düşmesi sebebiyle solunum yetersizliğinden hayatını kaybediyor.

Suriye'deki Baas zulmünün ve ona destek veren ihanet güçlerinin bu tür bombaları çok fazla kullandıkları ise birçok raporla tescil edildi. O yüzden buradaki zulüm güçlerinin attığı kimyasal bombalarla birçok vahşi katliam gerçekleştirildi. Doğu Guta katliamıyla Ahraru'ş-Şam komutanları katliamı ise ilk akla gelenler.

Vahşete Gözlerin ve Kulakların Alışması

Çağımızda vahşetin önünü açan en önemli olgulardan biri de çok rutinleşmesi, insanların gözlerinin ve kulaklarının iyice alışmasıdır. Günümüzde vahşetin bu derece rutinleşebilmesinin sebebi ise aşırılıkların sayısının çok artmasıdır. Bu da yaşadığımız çağın uygarlık çağı olarak adlandırılmasının hiç de gerçeği yansıtmadığını gösteriyor. Belki de uygarlık çağı olarak nitelendirilen son yirminci ve yirmi birinci yüz yılda vuku bulan savaşlarda, savaşla hiçbir ilgileri olmadan öldürülenlerin sayısı insanlık çağının başlangıcından yirminci yüz yıla kadar geçen süre içinde bu şekilde öldürülenlerin sayısından fazladır.

Uygarlık çağı diye nitelenen dönemde çok korkunç katliamlar gerçekleştirildiğinden bazen vahşet vahşetle savunuluyor. Örneğin "filanca canavar falanca pazar yerine bomba atmış, yüz kişiyi katletmiş" dediğinde "o ne ki, falanca canavarın filanca meydana saldırısında bin kişi katledilmişti" diye savunma yapabiliyor.

Emperyalizmin Savaş Hukuku Yalancılığı

Küresel emperyalizmin çok yaygın bir şekilde kullandığı bir "savaş hukuku" kavramı var. Hatta "savaş hukuku"nu uyguladığını göstermek amacıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) adını verdiği bir yargı kurumu da kurdu. Bazı fiiller ve aşırılıklar hakkında "savaş suçu" tanımlaması yaptı.

Oysa gerçekte savaş hukuku uygulanıyor olsaydı bugün dünyaya hükmedenlerin çoğunun savaş suçlusu olarak hapiste, tek kişilik hücrelerde tutuluyor olmaları gerekirdi. Fakat mekanizmanın işlediği ve bu konuda hukukun uygulandığı imajı vermek amacıyla küresel emperyalizmin maşa olarak kullandığı sonra da işe yaramayacaklarına hükmederek dürüp çöpe attığı bazı canavarlar cezalandırılıyor. Yerine göre de bu yargıdan cezalandırma amacıyla değil yöneticileri emperyalizmin dayatmalarını kabule zorlamak için yararlanılıyor. Dolayısıyla savaş hukuku ve UCM gerçekte bizzat suçluların hesabına çalışan yani uluslararası zulmün sopası görevi gören mekanizmadır. Böyle bir sopanın vahşetin önüne geçmesi beklenemez. Çünkü vahşeti icra edenlerin elindedir.

İslâm Vahşeti Tümüyle Yasaklamıştır

Savaşın haklı ve meşru gerekçeleri olabilir. Ama meşru çerçevede ve hukuk dairesinde yürütülmesi gerekir. Vahşetin ise hiçbir haklı gerekçesi olamaz. O yüzden İslâm hukuku vahşeti tamamen yasaklamıştır. Bazılarının vahşeti İslâm adına icra etmeleri sonra görüntülerini dünya kamuoyuna sunmak için medyaya servis etmeleri gerçekte İslam'ın ve İslâmî mücadelenin imajını yıpratmaktan başka bir sonuç doğurmuyor. Bunun yapılmasında bir art niyet olması da mümkündür. Çünkü böyle bir video servisinin ardında "bakın İslam budur" mesajı verme gibi bir kötü amaç kendini gösteriyor. Gerçekte ise İslâm'da vahşetin savaşta da cezalandırma uygulamalarında da bir yöntem olarak kullanılmasına izin verilmez.

İrtibatlı Yazılar:

  • Vahşete Dönüşen Cunta
  • İslamofobi Heyulasının Vahşete Dönüşmesi
  • Katliamlar silsilesi
  • Doğu Türkistan'daki zulüm
  • Uluğ Türkistan'dan Mazlum Türkistan'a
  • Bebek katilleri hortladı
  • Vahşi saldırının birinci yıl dönümünde
  • Zalimlerin idam yarışı
  • Irak'ta IŞİD bahaneli katliamlar
  • Acıların yıl dönümünde
  • Beşinci Yılında Suriye Direnişi
  • Ortak Özellikleri Zalim Olmaları