Cephede Yenilen Düşman Yeni Oyunlar Peşinde

Nisan 2009, Vuslat dergisi

Gazze'ye Para Tuzağı

Siyonist işgal devletinin Gazze'ye yönelik yirmi iki günlük saldırısında uluslararası emperyalizm ve bölgedeki işbirlikçi rejimler onun arkasındaydı. İşgal devleti zaten bu destekten cesaret alarak böylesine saldırgan ve vahşi olabilmişti. Arkasındaki desteğe güvendiği için de Filistin'de İslâmî direnişin kökünü artık kesin olarak kazıyacağını, Gazze'de kendi istediği bir yapılanmayı hâkim kılacağını ümit ediyordu. Saldırısının kesin sonuca ulaşacağı beklentisiyle hedeflerini yüksekten tutturmasının, birtakım aleyhte sonuçlar doğuracağını tahmin etmesine rağmen büyük gürültüler kopararak, bütün dünyayı ayağa kaldırarak saldırıyı başlatmasının sebebi de buydu. Ama oldukça güçlü bir direnişle karşılaşınca yenilgiyi kabul etmek ve hedeflerinden hiçbirine ulaşamadan tek taraflı ateşkes ilan etmek zorunda kaldı.

Siyonist işgal devletinin arkasında duran uluslararası emperyalizm ve yerli işbirlikçiler onun ağır yenilgi aldığını görünce kendileri doğrudan devreye girerek onun hedeflerini kurtarmak istediler. Fakat onların taktikleri silahın gücünü değil paranın gücünü kullanma üzere şekilleniyordu. Planlarının adını da "Gazze'nin yeniden imarı" olarak koydular.

Mısır'ın Şarmu'ş-Şeyh şehrinde "Gazze'nin yeniden imarı" konulu toplantıda bir araya gelenlerin amaçları işte buydu. Burada verilen savaşla Siyonist işgal devletinin 22 gün süren, 1400'den fazla insanın ölümüne, 5 binden fazla insanın da yaralanmasına sebep olan savaşının amaçları arasında herhangi bir fark yok. Belki ikinci savaşta biraz hedeflerin aşağı çekildiğini söylemek mümkün, ama öncelikli olarak amaçlanan Siyonist işgal devletini meşrulaştırmak ve Filistin'deki İslâmî direnişe bunu kabul ettirmektir. Ne var ki cüzdanın içine yerleştirilen sinsi ve zehirli amaçlar onları kamufle etmede kullanılan merhamet sargısına sarıldığı, böylece planın adı "Gazze'nin yeniden imarı" olarak konduğu için gözlere perde çekilebilmektedir.

Siyonist işgal devletinin arkasında duran çağdaş emperyalizmin paranın gücünü kullanarak savaşı kazanma oyunu da Filistin direnişini dize getiremeyecek ve direniş, ilkelerinden taviz vermeme kararlılığını sürdürecektir.

Tahran'da Filistin'e Destek Konferansı

Mısır'ın Şarmu'ş-Şeyh şehrinde çağdaş emperyalizmin "Gazze'nin yeniden imarı" adıyla gerçekleştirdiği uluslararası toplantının hemen ardından İran'ın başkenti Tahran'da da Filistin'e destek amaçlı ve "Direnişin Sembolü Filistin, Cinayetin Kurbanı Gazze" adıyla bir uluslararası toplantı düzenlendi.

Tahran'daki toplantıya Filistin'deki direnişin bazı ileri gelenlerinin yanı sıra genellikle fikir önderleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve muhtelif parlamentoların önde gelenleri katılmıştı. Yani buradaki toplantıya katılanlar direniş ve halk cephesini oluşturanlardı.

Tahran'daki toplantının Şarmu'ş-Şeyh'te düzenlenenden en önemli farkı da Filistin'e destek amacı taşımasıydı. Diğeri ise Filistin direnişine İsrail işgal devleti hesabına birtakım şartların kabul ettirilmesini amaçlayan bir dayatma toplantısıydı.

Kudüs'e Yahudileştirme Komplosu

Büyük bir gürültü kopararak ve ciddi hesaplarla Gazze'ye saldırı düzenleyen işgalci Siyonist devlet, burada başarılı olamayıp tek taraflı ateşkes ilan etmek zorunda kalmasından sonra Kudüs'te, dünya kamuoyunun dikkatinden mümkün mertebe uzak tutmaya çalıştığı Yahudileştirme faaliyetini hızlandırdı.

İşgal devleti Kudüs'ten İslâm'ın izlerini tamamen silmeyi ve buradaki Filistinli nüfusu tasfiye etmeyi amaçlayan yoğun çalışmalar yürütüyor. Bu çalışmalar çerçevesinde çok sayıda sahabinin, ilim adamının ve dava önderinin kabrinin bulunduğu Me'menullah Kabristanı'nı yıkarak üzerine "Hoşgörü Müzesi" adını verdiği bir müze inşa etti.

İslâm dünyasının, Medine'deki el-Baki' Kabristanı kadar önem arz eden Me'menullah Kabristanı'nın yıkılması ve üzerine müze inşa edilmesi karşısında tepkisiz kalmasından cesaret alan işgalci Siyonist devlet bu kez Silvan bölgesinde ikamet eden 1700 aileye evlerini boşaltmaları talimatı gönderdi. İşgalci saldırganların böyle bir talimat göndermelerinin gerekçesi ise söz konusu ailelerin evlerinin bulunduğu arsaların kamulaştırıldığı ve bu bölgeye park inşa edileceği iddiasıydı. Asıl amaç ise Filistinli nüfusu kademeli bir şekilde tasfiye edip Kudüs'ü demografik yönden tamamen "Yahudi şehri"ne dönüştürmekti.

Bu arada Siyonist saldırganların Mescidi Aksa'nın altında ve çevresinde yürüttüğü kazı çalışmaları da sürüyor. Bu kazıların Mescidi Aksa'yı ciddi şekilde tehdit ettiği bilinmektedir. İşgal devleti bu kazılarını sürdürürken bulunduğu bölgeye "Süleyman Mabedi" adını verdiği bir Yahudi mabedi inşa etme hazırlıklarını da hızla sürdürüyor.

İşgalciyi Cesaretlendiren Duyarsızlık

Siyonist saldırganların Kudüs'te böylesine yoğun bir şekilde Yahudileştirme faaliyeti sürdürebilmesinin, yıkım ve tasfiye planlarını devreye sokabilmesinin en önemli sebebi İslâm dünyasının, Müslümanların sessizliğidir. İslâm dünyasındaki bu sessizlik ve duyarsızlığın arkasında duran etken de zihinlerdeki işgaldir. Ne yazık ki Müslümanlarda ideallerin yok edilmesi, direnişçi ruhun öldürülmesi onları vakıayı kabullenmeye, ideale göre değil de hâkim duruma göre çizgi belirlemeye yöneltmiştir. Bu da insanları var olanı kabullenmeye sevk etmektedir.

İşte bu anlayışın pratiğe yansımasının en ibret verici bir örneği de Kudüs'ün Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Web sitesinde bile "İsrail şehri" olarak gösterilmesi, Müslümanların birçoğunun da bunu normal karşılamaları, Diyanet'in farklı bir şey yapamayacağı kanaatini taşımalarıdır. Oysa Kudüs üzerindeki Siyonist işgalin meşrulaştırılması siyasi değil fıkhi bir mevzudur ve hiçbir şekilde caiz değildir.

Bizim bir yazımızda dikkat çekmemizden ve bazı sivil toplum kuruluşlarının tepki göstermesinden sonra Diyanet, Kudüs'ü tamamen listeden çıkarmakla, yani bu şehri tamamen yok saymakla çözüm buldu. Oysa yok sayılması gereken Kudüs değil Siyonist işgaldir. Ne var ki Diyanet, ülkeler kategorisine Filistin diye bir başlık eklemekte zorlandığı için Kudüs'ü "İsrail şehirleri" listesinden çıkardıktan sonra koyacağı bir kategori bulamadı ve yok saymayı tercih etti.

Bu sadece Diyanet İşleri Başkanlığı'nın sorunu değil zihinlerdeki işgalin sebep olduğu vakıaya göre politika belirleme anlayışının genel bir sorunudur. İşte bu sorunu aşmak ve en başta Kudüs'ün İslâmî kimliğine sahip çıkma konusundaki duyarlılığın artması için bir şeyler yapmak gerekir. Burada bu duyarlılığı artıramazsak, Siyonist saldırgan devlet kutsal şehirdeki Yahudileştirme programlarını uygulamada kendini çok daha cüretli hissedecektir.

İsrail Acziyetini Şiddete Dönüştürüyor

Siyonist işgal devleti Filistin direnişinin elindeki esir askerini kurtarma konusunda yaptığı girişimlerde başarısız kaldı. Bunun sebebi ise Filistin direnişinin şartlarını kabul etmek istememesi, arkasına aldığı çağdaş emperyalizmin baskılarını devreye sokarak amaçlarını gerçekleştirmekten de aciz kalmasıdır. Gazze'de aldığı ağır yenilgiden sonra esir asker meselesiyle yeniden ilgilenerek onu kurtarma pazarlıkları içine girme ihtiyacı duydu. Ama Filistin direnişi bu konuda başta ileri sürdüğü şartlardan geri adım atma niyetinde değildi. İşgal devleti ise esir asker konusunda Filistin direnişinin şartlarını kabul etmenin kendi açısından ikinci bir yenilgi olarak algılanacağını ve askerî prestijinin, yaptırım gücünün tamamen sıfırlanmış olacağını düşündü. Bunun üzerine her zaman yaptığı gibi acziyetini yeniden şiddete dönüştürerek Batı Yaka'da Hamas'ın ileri gelenlerine yönelik baskınlar ve tutuklamalar gerçekleştirdi. Bu nedenle geçtiğimiz ay gerçekleştirilen yeni tutuklama kampanyasında birçok Hamas milletvekili ve siyasi lideri işgalci saldırganlar tarafından zindana atıldı. Fakat Filistin direnişi bütün bu baskılara ve şiddet uygulamalarına rağmen tutumunda bir değişiklik yapmayarak, İsrail zindanlarındaki Filistinli tutsakların kurtarılmasıyla ilgili başta ileri sürdüğü şartlar kabul edilmediği sürece işgalci esir asker Şalit'in serbest bırakılmayacağını duyurdu.

Ne kadar ilginçtir ki Siyonist işgal devletinin zindanlarında ve esir kamplarında 12 bin Filistinli savaş esiri varken onların durumu çağdaş emperyalizmi ilgilendirmiyor, ama Filistin direnişinin elinde bir tek Siyonist tutsak askerin bulunması uykularını kaçırıyor. Üstelik Filistin direnişi işgal altındaki vatanını kurtarmak için haklı ve meşru bir mücadele verirken, Siyonist devlet gayri meşru ve vahşi işgalini sürdürmek amacıyla savaşıyor. Bunun yanı sıra işgal devletinin zindanlarındaki tutsakların büyük çoğunluğunu evlerine baskın yapılarak tutuklananlar oluştururken, Filistin direnişinin elindeki işgalci asker cephede esir alınmış durumda. Öte yandan Filistin direnişi esir pazarlığında elindeki tutsakların tümünü serbest bırakma karşılığında işgal devleti zindanlarındaki tutsakların sadece yüzde onunun serbest bırakılmasını şart koşuyor. Bütün bunlara rağmen Siyonist saldırgan devletin arkasında duran emperyalist güçler işgal devletinin askerî prestijinin daha fazla yıpranmaması için Filistin direnişinin elindeki esir askerin onun şartlarına göre serbest bırakılması için baskı yapıyorlar.

Hal böyle olsa da çağdaş emperyalizmin sultasının da yıpranmaya başladığını görüyoruz. Emperyalizmin sultasının çökmesiyle birlikte onun himayesinde varlığını sürdüren Siyonist işgal de çökecektir.

Filistin Diyaloğunun Önündeki Engeller

Siyonist işgal devletinin Gazze'ye yönelik saldırısının amaçlarından biri de bu bölgede İslâmî direnişin kurduğu yapıyı tamamen dağıtmak ve kendisiyle işbirliğine açık kadronun yeniden bir çete yönetimi kurmasını sağlamaktı. Hatta bunun hazırlıklarını yapmış ve bazı kişileri önceden harekete geçirmişti. Ama saldırının başarısız kalması üzerine hesaplar da yürümemiş oldu.

İşgal devletinin Gazze direnişi karşısında ağır yenilgi almasından sonra Filistin içinde diyalog meselesi yeniden gündeme geldi. Mısır'ın devreye girmesiyle Kahire'de tekrar diyalog görüşmeleri başladı. Ne var ki önceden olduğu gibi bu seferki görüşmelerde de bir yere geliniyor ve orada her şey tıkanıyor. Bir çıkmaz sokağa girilmiş gibi olunuyor.

İşte bu tıkanmanın sebebi ise Fetih örgütünün, herhangi bir meselede kesin ittifak sağlanabilmesi için Hamas'ın FKÖ adına imzalanmış tüm anlaşmaları kabul etmesini böylece Siyonist işgali meşru saymasını şart koşması. Örneğin Fetih örgütünün ortak olacağı bir ulusal ittifak hükümetinin kurulması konusunda bütün ayrıntılarda anlaşma sağlanıyor ama Fetih mensupları ilaveten bir de söz konusu anlaşmaların ve Siyonist işgalin tanınmasını şart koşunca iş tıkanıyor. Fetih temsilcileri adeta İsrail temsilcisi gibi hareket ediyor, onun tanınmasını kendileri için bir temel gaye edinmiş gibi dayatma yapıyorlar. Filistin halkının değil de İsrail işgal devletinin menfaatlerini önceliyormuş gibi bir tutum sergiliyorlar.

Oysa Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas), diyalog görüşmeleri öncesinde de sürecin devam ettiği günlerde de bu meselenin kendileri için ilkesel bir mevzu olduğunu, her ne karşılığında olursa olsun Siyonist işgali meşru kabul etmelerinin mümkün olamayacağını dile getirdi. Nitekim şimdiye kadar da bu konudaki ilkesinden herhangi bir taviz vermediği biliniyor. Bütün bunlara rağmen Fetih temsilcilerinin böyle bir tutum sergilemeleri diyaloğu tıkama amaçlı bir strateji izledikleri veya işgal devletinin savaş yoluyla başaramadığını onların böyle diyalog oyunuyla gerçekleştirmeye çalıştıkları intibaı veriyor. Tıpkı Şarmu'ş-Şeyh'te toplananların paranı gücünden yararlanarak yapmak istedikleri gibi.

İrtibatlı Yazılar:

  • Yardım Sorumluluğu
  • Ramazan'da Kuşatmayı Yaralım
  • Gazze'de Zaferi Perçinlemeliyiz
  • Hisar, Nâr, Dimâr ve İ'mar
  • Filistin Cephesinde Savaş Sürüyor
  • Ateşkes Sonrası Gazze