Mısır'da 30 Haziran Tehditleri

28 Haziran 2013 Cuma, Yeni Akit

Halkın tercihinin İslamî kimlik ve duyarlılıktan yana olmasını kabullenemeyen uluslararası emperyalizm, onun bölgesel güçleri ve yerel karakolları Mısır'da bir yıldan beri finanse ettikleri fitnede amaca ulaşabilmek için Mursi'nin seçilmesinin yıl dönümünü münasebetiyle geniş çaplı bir atak yapmaya hazırlanıyorlar. Bu amaçla 30 Haziran'da farklı unsurları bir araya getirmek ve sokağa dökmek için iki aydan beri hazırlıklarını sürdürüyorlar. Bu amaçla hedefi "on milyon" olarak belirledikleri bir imza kampanyası başlattılar. Tabii gösterilen hedef ve verilen rakamlar vakıayı değil fitne hareketinde büyük bir taraftar kitlesi topladıkları kanaati oluşturma amacını ortaya koyuyor.

Bu arada imza kampanyasıyla birlikte başlattıkları psikolojik ve stratejik savaşı da yoğun bir şekilde sürdürüyorlar. Zihinlerde artık bu selin önünde durulmasının mümkün olamayacağı kanaati oluşturabilmek için Mursi destekçilerini pasifize etmeye, korkutmaya ve savundukları kadroya sahip çıkmaktan çekinmeye zorlamak istiyorlar.

Tehditlerinin etkili olması için 30 Haziran'da artık işin kesin bitirileceği, Mursi iktidarına son verileceği hatta onun ve elemanlarının öldürüleceği kanaatinin yaygınlaştırılmasına çalışılıyor. Bu kanaatin hâkim olması için son günlerde yaydıkları söylentilerde 30 Haziran'da meydanlara çıkacakların silahlı olacağı iddiası özellikle öne çıkarılıyor. Bu iddia da tabii ki tehdit amacı taşıyor.

Psikolojik savaşın önemli bir boyutunu da fitne cephesiyle polis teşkilatı arasındaki işbirliği oluşturuyor. Fitne cephesi bunu önce orduyla gerçekleştirmek istedi. Ama ordu ileri gelenleri buna yanaşmadılar. Ordu mensuplarının mesafeli durduğu isteğe, Hüsni Mübarek'in İstihbarat Bakanlığı'nı yapan, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de aday olan ama çok zayıf kalan ve İslami kesimin zaferine karşı planlanan fitneyi kumanda edecekler arasında yer almak üzere ülke dışına çıkan ancak buna pek fırsat bulamadan hayata veda eden Dr. Ömer Süleyman'ın polis teşkilatındaki adamları sıcak yaklaştı.

Fitnenin polis teşkilatı ayağını oluşturanlar son günlerde psikolojik savaş içindeki faaliyetlerini artırmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenliyor ve korkutucu açıklamalar yapıyorlar. Ömer Süleyman'a yakın duran komiserlerin kurduğu Mısır Polis Kulübü adına açıklama yapan bazı komiserler 30 Haziran'da polisin sadece kendini savunacağını, çatışma çıkması durumunda yönetim adına herhangi bir müdahalede bulunmayacağını söyledi. Aynı kulüpten bazı komiserler de polislere, Müslüman Kardeşler'in binalarını savunmaya kalkışanlara silahlı saldırıda bulunmaları çağrıları yaptılar. Yani bir yandan polisin "sadece kendi canını savunmakla kalacağını" söylerken, diğer yandan İslâmi hareket mensuplarına canlarını savunma fırsatı bile verilmemesini, bu durumda silahlara hedef olmalarını istiyor. Bütün bu açıklamalar dikta kalıntısı polis ve istihbarat teşkilatı mensuplarının 30 Haziran'da fitne hareketinin safında yer almaya çağrıldığını gösteriyor.

Sergilenen bu tavır "fulûl" olarak nitelendirilen "dikta kalıntıları" ile fitne cephesi arasında sıkı bir işbirliği ve ittifak olduğunu ortaya koyuyor. Bu işbirliği bazı eleştirilere maruz kalsa da şu an fitne cephesi açısından önemli olan arkasında ne kadar halk desteği olursa olsun İslâmi kesime iktidarı teslim etmemek için mümkün olan her şeyi yapmak.

Fitne cephesinin yoğun bir psikolojik savaş yürütmesine rağmen Mursi'nin arkasında yer alan kitle yine onu yalnız bırakmış değil. Bu amaçla geniş katılımlı mitingler ve gösteriler düzenleniyor. "Barışa Evet Şiddete Hayır" sloganıyla ve Devrimi Koruma Mitingleri adıyla düzenlenen bu gösteri ve mitinglere milyonlarca insan katıldığı halde dünya kamuoyuna hiç yansımaması ve sadece fitne cephesinin piyasaya sürdüğü yönlendirme amaçlı açıklamalara yer verilmesi ise uluslararası emperyalizmin hizmetindeki medyanın taraflılığından kaynaklanıyor. Devrimi koruma çabası içindeki kitle bugün de Cuma namazı sonrasında çok büyük katılımlı bir gösteriye hazırlanıyor.

Mısır'ın Gezi'cileri

29 Haziran 2013 Cumartesi, Yeni Akit

Mısır'da fitnenin amacı İslâmi kesime iktidarı teslim etmemektir. Sergiledikleri tavır ise tabulaştırdıkları "demokrasi"ye en başta kendilerinin itibar etmediklerini, onu sadece dayatmalarına yasallık kazandırma kılıfı olarak kullandıklarını gösteriyor.

Fitneyi organize eden mekanizmanın üç temel ayağı var. Birincisi Mısır'da siyasi iktidarın bağımsız düşünen ve halkın İslamî duyarlılığını önemseyen bir kadroya verilmesinin tüm Arap dünyasını etkileyeceğinden ve bir örnek teşkil edeceğinden çekinen uluslararası emperyalizmdir. Bu ülkeyi bir tampon güç olarak kullanan ve Gazze'ye uygulanan ambargoda bölgenin Batı sınırına bekçi tayin eden uluslararası siyonizmi de bu ayağa dâhil edebiliriz. İkinci ayağını normalde Hüsni Mübarek diktasına karşı ayaklanmayı destekleyen ama İslâmî hareketin iktidarını da kabullenemeyen, uluslararası emperyalizmin ve siyonizmin hesaplarına uygun siyaset gütmeye de açık laik, liberal, Batıcı unsur oluşturuyor. Bu unsurun bir dâhili bir de harici kanadı bulunmaktadır. Üçüncü ayağı ise dikta döneminde elde ettiği mevzi ve kaynakları kaybetmek istemeyen, dolayısıyla bu imkânların yeni yapılanmada da kendisine verilmesini isteyen eski rejim kalıntısı unsurlardır. Bunlara Mısırlıların güncel literatüründe "fulûl" yani "kalıntılar" deniyor. İkinci ayağı oluşturan kesim normalde diktaya karşı başkaldırı merhalesinde halkın direnişini desteklediği halde bugün İslâmi hareketin başarısını engellemek amacıyla "fulûl" adı verilen kesimle sıkı işbirliği içine girdiği görülüyor.

Bu tasnif söz konusu unsurların stratejik konumlarına göredir. İdeolojik, siyasi ve dinî kimliklerine bakıldığında aynen Gezi Parkı olaylarında olduğu gibi çok farklı unsurların ortak bir gaye etrafında ittifak kurdukları görülür. Ortak gaye ise siyasi iktidarı, geniş bir halk desteğine sahip olsa da merkezinde Cumhurbaşkanı Dr. Muhammed Mursi'nin yer aldığı kadroya bırakmamak, bu kadroyu çekilmeye zorlamaktır. Bunda fitne cephesinde yer alanların her birinin kendine göre bir hesabı var.

Batıcı-laik kesimin başını çeken Muhammed Beradi', ülkenin İslâmî çizgiye kaymasının her ne pahasına olursa olsun engellenmesinde ısrarlı. Faizden ve İslâmî nizamın yasakladığı alanlardan büyük gelirler elde eden sermaye grubunun başını çeken Hamdin Sabbahi ve adamları ekonomik düzene kendilerinin razı olmayacakları bir şekil verilmesinin mutlaka engellenmesini istiyor. Sabbahi aynı zamanda kendi çıkar kavgasında mensup olduğu Kıptî kesimi de devreye sokmak için İslâmcıların iktidarının Mısır'da Kıptî hıristiyanların muhtelif alanlardaki etkinliklerinin sonu olacağı tehdidinden yararlanmaya çalışıyor. Mursi'nin Baas diktasıyla tüm ilişkilerini kestiğini açıklamasından rahatsız olan İran ve onun yerel lobisi de tepkisini muhaliflere destek vererek ortaya koyuyor.

İlginç olan bir şey ise aynen Türkiye'de Gezi Parkı eylemlerinde olduğu gibi Mısır'da da İslâmî kesime mensup bazı şahsiyetlerin ve oluşumların Mursi iktidarına karşı siyasi savaş içinde olan fitne cephesine destek vermeleri veya bilfiil cephenin içinde yer almaları. Bunları iki kategoriye ayırmak mümkündür. Birinci kategoriye girenler iktidarı elde edenlerle siyasi rekabet içinde olanlardır. Bu kesime girenler siyasi yenilgiyi kabullenmek istemediklerinden sahada alamadıklarını başkalarıyla işbirliği içine girerek elde edebileceklerini sanıyorlar. Oysa bunlar, işbirliği yaptıklarının ilk itiraz ettikleri şeyin siyasi iktidarı hak etmiş olanların İslami kimlikleri olduğunu ve bu itirazın kendileri için de geçerli olduğunu düşünemiyorlar. İkinci kategoriye girenler ise başta Suudi Arabistan olmak üzere, Müslüman Kardeşler'in siyasi iktidarının bir örnek ortaya koymasından endişe eden mevcut dikta rejimlerinin yönlendirdiği ideologların etkisinde kalan marjinal gruplardır. Bu gibi marjinal gruplar da sergiledikleri tutuma Mursi'nin İslam şeriatını uygulamaya geçirmemesini gerekçe gösteriyorlar. Henüz ülkede bir siyasi otorite oluşmadığını görmek istemezken, Mursi'nin devam eden şartlar yüzünden henüz başaramadığını, kendilerinin faizden beslenen Kıpti lider Hamdin Sabbahi ve laikliğinden taviz vermeyen Muhammed Beradi' ile başarmayı mı düşündükleri sorusuna nasıl cevap vereceklerini de bilmiyoruz.