13 Haziran 2013 Perşembe, Yeni Akit
Türkiye'de halkın iç gündeme kilitlenmesi dünyadaki bazı önemli gelişmelerin dışında kalınmasına neden oluyor. Çünkü Gezi Parkı'nı işgal edenlerin sesleri arkalarında duran güçlerin, özellikle de medyanın ve başbakanın "faiz lobisi" dediği sermaye kanadının desteğiyle biraz çok çıkınca, insanların zihinlerinde gündeme ayrılan alanı da işgal edebiliyor.
Bu olaylar Suriye'de kalan kozlarını değerlendirerek yeni atağa geçen güçlerin de işine yaradı. Çünkü son dönemde gerçekleştirilen saldırılar ve katliamlar gölgede kaldı. Türkiye'deki gelişmeler, oyunun sınır ötesindeki cephesini oluşturan medya organlarının abartması sebebiyle dünya kamuoyunda da dikkatleri üzerine çekti. Baas zulmünün artık sadece Şebbiha çeteleriyle değil fiili işgalle sürdüğünün gizli bir yanı yok. İşgali ise kendi stratejik hesapları için bir halkı topluca imha etmekte sakınca görmediklerine insanlığın şahit olduğu güçlerin yürüttüğü ortada. İsimlerini sorarsanız; onların kendileri için kullandıkları isimleri böyle bir vahşete yakıştıramıyorum, derim.
Bu arada İran'da sessiz sedasız ama epey tartışılacağı tahmin edilen bir seçim yapılıyor. Yarın yani 14 Haziran Cuma günü yeni cumhurbaşkanının belirlenmesi için sandık başına gidilecek. Yüzlerce kişinin adaylık başvurusunda bulunduğu bu seçimlerin öncesinde, başvuranların büyük çoğunluğu yeterlilik testinde elenmişti. Ortada kalanlarda ise iki cephe var. Statükoyu benimseyenler yani Ali Hamaney'in tarafında duranlar ve statükoya karşı yani muhalif kanadı temsil edenler. Son günlerde bazıları oyların bölünmemesi için bulunduğu kanadın güçlü adayı lehine adaylıktan çekildi. Muhtemelen seçimlerle ilgili tavırları daha çok sandıktan çıkacak sonuçlar belirleyecek. Statükoyu benimseyen tarafın kazanması seçimlerin dürüstlüğü tartışmasını, muhalefetin kazanması ise devletin zirvesinde uzlaşma sorununu beraberinde getirebilir.
Bütün bu gelişmelerin gölgesinde son dönemde Mısır'da yeni yönetimi köşeye sıkıştırmak ve zor durumda bırakmak için yeni bir oyun oynandığı görülüyor. Önem taşıdığını düşündüğümüz bu hadise ise zikredilen gelişmelerin yanında basit görünüyor ve dikkatlerden kaçıyor. Türkiye'de ise sıcak gelişmelerin yanında tamamen kayboldu ve muhtemelen uluslararası ilişkileri yakın takibe alma ihtiyacı duyan uzman kişilerin ve bu alanla ilgilenen araştırma kurumlarındaki akademisyenlerin dışında kimsenin gündemine girmedi.
Gördüğümüz kadarıyla Mısır'da yeni yönetimi çekilmeye zorlamak için aylardan beri içeride karışıklık çıkaran, karışıklığın planlı bir şekilde sürmesi için gereken finansmanı sağlayan, bu ayın sonunda da Dr. Muhammed Mursi'nin seçim zaferinin yıl dönümü münasebetiyle büyük bir gösteri düzenlenmesi için tahrik faaliyetlerini bir ay önceden başlatan ve psikolojik zemini oluşturmaya çalışan dış güçler bütün çabalarından bir sonuç elde edememiş olmanın sıkıntısı içindeler.
Fitnenin uzaktan kumanda ve finansman merkezi olarak kullanılan Birleşik Arap Emirlikleri'nde bu işin koordinasyonunu sağlamakla görevlendirilen Dubai Polis Müdürü Dahi Halfan Kasım 2012'nin sonlarına doğru kişisel twitter hesabında yaptığı açıklamada, "Mursi'nin düşürülmesi projesi en fazla iki ay içinde tamamlanacaktır" demişti. Halfan bir başka açıklamasında da Mursi'nin adeta rüzgarın uçurduğu bir şey gibi kaybolacağı iddiasında bulunmuştu. Fakat onun bu açıklamaları yapmasından sonra üç tane iki aylık süre tamamlandı ve şimdi dördüncü iki ayın içindeler. Fitne projesi parayla finanse edildiğinden ortalığı karıştırmak için "nöbet" tutanlar taahhüt edilen miktarı alamayınca çekiliyorlar. Çünkü birçoğu sadece kendine telkin edileni yapıyor ve bunu niçin yaptığını bile bilmiyor. Paralarının düzenli ödenmesi de fitneyi finanse edenlere ağıra oturuyor ve daha fazla sürdürmenin maliyetinin yüksek olacağını düşünüyorlar. Fakat Mısır'da devrimle birlikte gelen İslâmîleşme sürecini de kabullenmek istemiyorlar.
O yüzden şimdi sınır dışından da kıskaca almaya çalışıyorlar. Etyopya'nın Nil'i ısıtma projesinde Mısır'ı ve Sudan'ı karşısına almada bu derece cüretkâr davranmasında arkasındaki güçlerin desteğinin önemli rolü var.
14 Haziran 2013 Cuma, Yeni Akit
Akarsular, Yüce Allah'ın yer yüzüne yaydığı hayat damarları gibidir. Dünyanın pek çok yerinde hayat bu akarsulara bağlıdır. İki Nil de Doğu Afrika'nın kuzey bölgesinde hayatı doğrudan etkileyen hayat damarıdır. Kaynakları farklı ülkelerden gelen iki Nil, Sudan'ın başkenti Hartum'un yakınında birleşerek tek ırmak halinde Mısır'a doğru devam eder. Mavi Nil'in çıkış kaynağı Etyopya sınırları içindedir. Nil, 6650 km uzunluğuyla dünyanın en uzun ırmağıdır. Duru ve temiz bir suyu olan bu ırmak geniş bir havzaya sahiptir ve bu havzada yaşayanların tümü açısından önemli bir hayat kaynağı sayılır.
Sudan'ın Nil'le ilgili bazı projeleri Hüsni Mübarek döneminde Mısır'la Sudan arasında gerginliğe neden olmuştu. Çünkü Nil havzasında yürütülen ve bu ırmağa bağımlı tarım Mısır halkının ihtiyaç duyduğu gıda ürünlerinin önemli bir miktarını karşıladığı gibi aynı zamanda ihraç yoluyla ülkeye gelir getiriyor. Mısır'daki nüfûsun özellikle başkent Kahire'de yaşayanların içme ve kullanma suyu da bu ırmaktan temin ediliyor.
Etyopya yönetiminin son dönemde, Kalkınma Barajı Projesi adını verdiği bir projeyi gündeme getirmesi bölgede yeni bir Nil gerginliğine neden oldu. Böyle bir proje sadece Mısır'da değil Sudan'da da hayatı ciddi şekilde etkileyecektir. O yüzden her iki ülke de projenin hayata geçirilmesine ve kendi topraklarına akan suların azaltılmasına kesinlikle karşı çıkıyor.
Bilindiği üzere sınır aşan ırmaklar hakkında uygulanan bir uluslararası hukuk var ve bu tür ırmaklar üzerindeki haklar sadece çıkış noktasındaki topraklara hâkim ülkelere değil aynı zamanda geçtiği topraklara sahip ülkelere ve halklara aittir. Dolayısıyla Etyopya'nın Mısır ve Sudan'da hayatı olumsuz yönde etkileyecek derecede Nil sularının azalmasına neden olacak bir projeyi uygulamaya geçirme hakkı bulunmuyor.
Fakat uluslararası emperyalizmin ve onun bölgedeki uzantılarının son dönemde Etyopya'dan baskı aracı ve sorun üretme organı olarak yararlanmaya çalıştıkları görülüyor. ABD, Somali'den askerlerini çekmesinin ardından bir dönem, bu ülke üzerindeki askerî vesayetini dolaylı bir şekilde ve uzaktan kumandalı olarak yürütebilmek için Etyopya'yı devreye soktu. Ancak Somali'deki gerilla örgütlerinin direnişlerinin devam etmesi karşısında fazla tahammül edemedi. Doğu Afrika'ya özellikle de Sudan'a yönelik baskı politikalarında bu ülkedeki yönetimden yararlanılmaya çalışıldı. Şimdi de "Kalkınma Barajı" adı verilen projeyle bu ülke vasıtasıyla Mısır'ın köşeye sıkıştırılmaya çalışılması düşündürücüdür.
Bu sorunda dikkat çeken bir husus da siyonist işgalcinin söz konusu projeye açıktan destek vermesidir. Etyopya yönetiminin bu destekten ve siyonist işgalle arasındaki dostluk ilişkisinden yararlanarak, Filistin topraklarına göç ettirilmiş Etyopya asıllı Falaşa yahudilerinden de yararlanmaya çalıştığı, onlardan proje için satılacak hisse senetlerini satın alarak maddi kaynak temin etmelerini istediği konuyla ilgili haberlerde dile getirildi.
Mısır yönetimi bu konuda uluslararası hukuk organlarına başvurarak projenin durdurulması talebinde bulundu. Yargı mekanizması da projenin sınır aşan ırmaklarla ilgili haklara tecavüz mahiyeti taşıdığından dolayı durdurulması gerektiğine hükmetti. Ancak önemli olan, bu kararın uygulamaya konması için fiili bir zorlama ve engellemenin olmasıdır. Bu yönde bir ümit ve beklenti oluşmasını sağlayacak herhangi bir adım atıldığı da görülmüyor. Mısır ve Sudan yönetimlerinin kararı kendileri uygulamak zorunda kalmaları ise taraf ülkeler arasında gerginliğin artmasına ve ileri safhalarında da askerî çözüm arayışlarına neden olabilir.
Enerji üretimi alternatifleri olan bir çözümdür, ama Doğu Afrika'nın birçok ülkesine hayat veren Nil'in alternatifi yok. Buralarda yaşayan halkların Etyopya'nın Kalkınma Barajı hatırına hayat damarlarının tıkanmasını kabullenmeleri beklenemez. Ondan dolayı Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, "Nil sularının alternatifi ancak kanlarımız olur" dedi.