Ağustos 2016, Ribat
Bizde ihanet olarak isimlendirilen amelin Arapçadaki karşılığı hıyanettir. İhanet, Arapçada küçük düşürme, küçümseme ve basite alma gibi anlamlara gelir. Fakat Türkçede birine tuzak kurma, onu oyuna getirme, sadakat ve samimiyete aykırı davranma, verdiği sözden dönme gibi anlamlarda yani Arapçadaki karşılığıyla hıyanet anlamında kullanılır. Biz de âyet meallerinde Arapçadaki şeklini diğer yerlerde ise galatı meşhur olması hasebiyle bu amelin Türkçedeki karşılığı olan ihanet kelimesini kullanacağız.
İhanette de münafıklıkta olduğu gibi gerçek kimliğini gizleme ve olduğundan farklı bir şekilde kendini gösterme vardır. Ancak münafıklık sadece asıl kimliğini gizleyerek olduğundan farklı görünmektir. Bu, yerine göre kabul etmediği bir şeyi kabul etmiş gibi görünerek kendi konumunu sağlama almak amacıyla yapılır. İhanette ise gerçek kimliğini gizlemenin belli bir yere gelip, birtakım imkânları elde ettikten sonra hedefe yerleştirdiği kişiye veya kitleye zarar verme amacı güdülür. O yüzden ihanet etmek isteyenler asıl amaçlarını gerçekleştirecekleri noktaya gelinceye, o imkânı elde edinceye kadar kimliklerini gizler, oraya geldiklerinde gerçek kimliklerini açığa çıkararak asıl amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli adımları birden veya yavaş yavaş atarlar. O yüzden ihanetçiler salt münafıklardan daha tehlikelidirler.
Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:
"Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamberine hıyanet etmeyin ve bile bile size emanet edilen şeylere hıyanet etmeyin." (Enfal, 8/27)
Emanet edilen şeyler sadece mal, mülk ve servet değildir. Herhangi bir görev de emanettir ve görevin aksini yapmak yahut hakkını vermemek ihanet sayılır.
Yapılan bir anlaşmanın gereğini yerine getirmemek de ihanettir. O yüzden Yüce Allah şöyle buyurur:
"Bir topluluğun hıyanet etmesinden korkarsan açık ve adil bir tutumla antlaşmalarını önlerine at. (Savaş açmadan önce antlaşmalarını geçersiz saydığını kendilerine bildir). Şüphesiz Allah hainleri sevmez." (Enfal, 8/58)
Bu âyetin hükmüne göre bir toplulukla anlaşma yapılır da gereğini yerine getirmez, ihanet teşebbüsünde bulunursa diğer tarafın anlaşmayı bozma hakkı vardır.
Görevin hakkını vermemek, gereğini yerine getirmemek insanın aynı zamanda kendine ihanetidir.
"Kendilerine hıyanet edenleri savunma. Şüphesiz Allah, işi gücü hıyanet etmek olan günâhlara batmış bir kimseyi sevmez." (Nisa, 4/107)
Allah mü'minlerin sadece Allah'a, peygamberine, kendi nefislerine ve birbirlerine ihanet etmelerini değil, başkalarına yani mü'min olmayanlara ihanet etmelerini dahi yasaklamıştır. Ancak başkalarının ihanet etmeleri durumunda mü'minlerin onlara cezalarını verme hakları vardır. Bu husus Tevbe sûresinde muhtelif yönleriyle açıklanır. Biz özellikle 4. âyetin mealini vermek istiyoruz:
"Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden size karşı herhangi bir eksiklik yapmayan ve aleyhinize kimseyle yardımlaşmayanlar müstesnadır. Onlarla olan antlaşmanızı belirlenmiş süreye kadar devam ettirin. Allah sakınanları sever."
Allah vahye dayanan tüm ilahî kitaplarda ihaneti yasakladığı halde tarih boyunca gerek mü'minlerden ve gerekse iman etmeyenlerden ihanet edenler hep olmuştur.
"Çok azı dışında onlardan sürekli hıyanet görürsün. Sen onları affet ve geç. Allah iyilik sahiplerini sever." (Maide, 5/13) (Burada kastedilenler yahudilerdir. Affet denirken kastedilen yaptıklarına aldırış etmemektir.)
"Eğer sana hıyanet etmek isterlerse (bil ki) daha önce de Allah'a hıyanet etmişlerdi. Allah da onlara karşı (sana) imkân verdi. Allah alimdir, hakimdir." (Enfal, 8/71)
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in vefatının hemen ardından bu ümmeti parçalamak isteyen dış güçlerin hesabına çalışan ancak kendilerini bu ümmetin birer ferdi gibi kabul ettirmeye çalışan ihanetçiler devreye girdi. Bunlardan bazıları kendilerine de vahiy geldiğini ileri sürdüler. Bazıları zekât gibi dinin temel sorumluluklarından birini uygulamadan kaldırmaya kalkıştılar. Bazıları Hz. Ali'nin ilahın yeryüzündeki tecellisi hatta bizzat kendisi olduğunu iddia ederek tevhit inancını geçersiz kılmaya ve bozmaya çalıştılar.
İhanetçilerin bir kısmı böyle temel konulara dokunarak bunları bozmaya kalkışırken bazıları da böyle büyük çapta zarar vermenin kolay olmayacağını gördüklerinden küçük çaplı zararlar vermek suretiyle dinî yavaş yavaş tahrip etmeye, içten bozmaya çalıştılar.
Aslında ihanet insanlık tarihinin başlangıcından beri hak ve adalet yolu üzere yürümek, hanif din ve tevhid inancı üzere yaşamak isteyen mü'minlerin en büyük musibetlerindendir. Allah, müminleri ayaklarını sabit tutma ve ihanetçilerin çukuruna düşmeme konusunda tecrübe kazanmaları için onlarla da imtihan etmiştir.
Fakat yerine göre ihanetçileri yeterince tanıyamadıkları, onları kendilerinden sandıkları ve oyunlarına aldandıkları da olmuştur. O yüzden ihanetçiler tarih boyunca İslâm ümmetine her zaman büyük zararlar vermişlerdir.
Moğolların Bağdat'ı ele geçirmeleri bir ihanetçiyle kurdukları bağlantı ve yaptıkları işbirliği sayesinde oldu. Kudüs'ü Haçlı ordularının işgal etmesi Fatımilerin ihaneti sayesinde oldu.
Düşman güçleri askerlerle ve silahlarla giremedikleri birçok yere ihanetçilerle yaptıkları işbirliği sayesinde kolayca girebilmişlerdir.
Bugün İslâm âleminin Müslüman kimliğini kaybederek ulusal kimliklere göre parçalara bölünmüş olmasının arka planına baktığımızda da ana etkenin ihanet olduğunu görürüz. Küresel emperyalizm ve onun işgalci güçleri Müslüman topraklarını bölmek, İslâm coğrafyasını parçalara ayırmak için muhtelif yollara başvurdular. Çeşitli oyunlar oynadılar. Sonra kendi elleriyle çizdikleri haritalarla ümmet birliğini bozdular. Fakat bütün bunları başarabilmeleri ihanetçiler vasıtasıyla oldu.
Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekten çok büyük bir badire atlattı. Bunu başarısız darbe teşebbüsü olarak isimlendirdik. Fakat bu seferki teşebbüs öncekilerden çok farklıydı. Bunu kalkışma esnasında darbe teşebbüsünde bulunanlar halkımızın göğsüne mermiler atarak, ülkemizin en hassas noktalarına havadan roketler ve bombalar atarak gösterdiler. Ülkenin özgür yaşamasını, askerin vesayetine verilmemesini istedikleri için caddelere çıkan insanlarımızın üzerinden tanklar yürüttüler. Araçlarıyla bu tanklara engel olmak isteyenlerin araçlarını ezip geçtiler.
Bir düşman ordusunun bile gerçekleştirmeye cesaret edemeyeceği nitelikte saldırılar gerçekleştirdiler. Millet Meclisi binasını hedeflerine yerleştirerek bomba attılar. Cumhurbaşkanının kaldığını zannettikleri oteli bombaladılar. Böylesine korkunç saldırılar düzenlemeleri düşman ordusundan daha tehlikeli olduklarını gösterdi. Sanki silah gücüyle yönetimi ele geçirme teşebbüsünde bulunmaktan ziyade bir ülkeyi işgal etmek için harekete geçmiş gibiydiler.
Sergiledikleri tavır şunu çok açık bir şekilde gözler önüne serdi: Bunlar eğer ki başarılı olup da ülkenin yönetimini ele geçirmiş olsalardı ülke bir düşman ordusu tarafından işgal edilmiş gibi olacaktı. Bütün bir ülke ve tüm halkımız ciddi bir tehditle karşı karşıya kalacaktı. Böyle bir ihanet çetesinin yönetimi ele geçirmesi durumunda başa geçirmeyi hayal ettiği grubu da "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendireceğini söylemesi kelimelerin ve kavramların arkasında nasıl pusular kurduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir.
Bu ihanet çetesini yönlendiren zihniyet de şimdiye kadar sürekli böyle kulağa hoş gelen, güzel anlamlar içeren kelimelerin ve kavramların arkasına sığınarak buralara geldi.
Türkiye halkı böyle bir ihanet kalkışmasını engellemek için gerçekten büyük fedakârlık gösterdi. Tankların ve askerî araçların önüne geçerek halkın oyuyla kazanılan sivil yönetimi silahın gücüyle gasp etmek isteyenlerin ilerlemesini engelledi. Tankların önüne çıkanların üzerine mermi yağdıranların, insanların bedenlerini ezip geçenlerin insafsızlıklarını, öldürmekten, insanları topluca katletmekten çekinmediklerini görmesine rağmen teslim olmadı. O yüzden büyük bir bedel ödemek zorunda bırakıldı. 250 civarında masum insanımız ihanet çetesinin vahşeti yüzünden şehit oldu. Bin beş yüz civarında insanımız yaralandı. Fakat sonunda direnen halk kazandı.
Bu zafer sadece Türkiye için değil tüm İslâm âlemi için çok önemli bir zaferdir. Ben şahsen olayların patlak vermesinin ilk saatlerinde İslâm âleminde yaşanan telaş ve heyecanı internetten takip ettim. Batı medyasının ve Arap dünyasındaki tanınmış medya organlarının cuntacıların ağzını kullanmaları sebebiyle Türkiye'de darbenin başarılı olduğunu ve sivil yönetimin iktidarı kaybettiğini sanıyorlardı. Arap dünyasından tanıdığım bazı medya mensuplarına darbe teşebbüsünün başarılı olamadığını, kaybettiğini whatsapp üzerinden gönderdiğim mesajlarla bildirmem üzerine bana inanmak istemediler. Bazıları "gerçekten darbe başarısız oldu mu?" diye heyecana kapılırken, bazıları "delillerin nelerdir?" diye soru sorarak emin olmak için beni sorguya çektiler. Hepsi de bu darbenin başarısız olmasını en az benim kadar istiyorlardı ve gönderdiğim mesajlardan dolayı heyecanlanıyorlardı. Moskova'da yaşayan bir yakın arkadaşım, darbenin başarısız olduğunun delillerini sıralamamdan sonra "Öyleyse bu sabah Türkiye'de şafaktan sonra iki namaz kılınmalı; bir sabah namazı bir de zafer namazı!" diyordu.
Darbenin bastırıldığının, ihanet çetesinin ele başlarının gözaltına alındığının kesinleşmesi üzerine başta Filistin olmak üzere birçok İslam ülkesinde destek gösterileri, kutlama törenleri düzenlendi.
Olayların başlangıcında İslâmî duyarlılığa sahip medya mensupları endişelenirken küresel emperyalizmi temsil edenler özellikle de uluslararası siyonizmle işbirliği içinde olanlar gayet heyecanlıydılar. Onlara göre Türkiye'de artık darbe tamamlanmış, sivil yönetimin iktidarına son verilmiş ve asker dizginleri eline almış gibiydi. Çünkü onlar böyle olmasını arzuluyorlardı ve hayallerinde vakıada olanların bir sonraki aşaması vardı. Olanlara bakıyor olmasını arzu ettiklerini ise hayal ediyorlardı. Kamuoyuna da bakıp gördüklerini değil hayal ettiklerini, arzuladıklarını yansıtıyorlardı.
Fakat gelişmeler onların arzuladıkları gibi gerçekleşmeyince birden ağız değiştirdiler. "Bizimkiler beceremedi" demek yerine "bu iş hükümetin bir senaryosuydu" demeye başladılar. Eğer hükümetin bir senaryosu olduğunu düşünüyor idiyseniz neden bunu olayların başlangıcında söylemediniz? Henüz neyin ne olduğu açıklık kazanmadan bu konudaki endişelerinizin daha fazla olması gerekmez miydi? Oysa darbecilerin başarılı olacakları ümidini kaybetmeden önce hiç senaryo ve komplo hikâyesi okumuyordunuz.
İşin gerçeğinde komplo teorileri de bu oyunun yani darbecileri gaza getiren küresel emperyalizmin ve uluslararası siyonizmin oyununun bir parçasıdır. Adamlarının başarılı olamayacağını kesin bir şekilde görmelerinden sonra çamurun üzerlerinde kalmasını, kendilerinin kirli ellerinin görülmesini engelleyebilmek için bu komplo teorilerini üretmişlerdir.
İşin gerçeğinde Batı medyasının çapraz çıkışları ve çelişkili tutumları ileri sürdükleri komplo teorilerini de yalanlamaktadır. Her şeyden önce olayların başlangıcındaki tutumlarıyla mecrasının değiştiğini çok net görmelerinden sonraki tutumlarının tamamen birbirine ters olması bu teorileri yalanlıyor. Sonraki dönemde de bir yandan bu işin bir tiyatro olduğunu ileri sürerken, diğer yandan ağır ve otoriter olarak piyasaya sürdükleri birtakım yorumcularının 15 Temmuz çıkışının küçük çaplı bir deneme olduğunu, ABD'nin asıl büyük planının geriden geleceğini iddia etmeleri söz konusu teorileri tamamen silip süpürüyor. Hem "biz yapmadık; bizim olayla ilgimiz yok" diyor hem de "bu küçük çaplıydı henüz büyük planımızı devreye sokmadık" diyerek korku mesajları vermeye çalışıyorlar.
Gerçekte bu iddiaların biri diğerini yalanlamakla birlikte ikisi de yalandır ve saçmadır. Teşebbüs onların yönlendirdiği bir ihanet çetesine yaptırılmıştır. Ama arkasında büyük plan olduğu iddiası da boşunadır. Çünkü bu tam anlamıyla bir kamikaze çıkışıydı. Başarılı olabilmek için ellerindeki bütün kozları devreye sokmuşlardı ve başarılı olacaklarına inanıyorlardı. O yüzden kaybetme durumunda ölümü de göze almışlardı.
Artık ne pahasına olursa olsun Türkiye'nin bu uru temizlemesi, ihanet şebekesinden kesin bir şekilde kurtulması gerekiyor. Çetenin liderinin gerçek yüzü, kimliği, ahlak anlayışı bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır. Böyle bir ihanet şebekesine güvenmek hırsıza hazinenin anahtarlarını teslim etmek gibidir. O yüzden Türkiye'nin ve İslam âleminin geleceğini önemseyen herkesin bu ihanet şebekesini etkisiz hale getirme çabalarına destek vermesi gerekir.
İhanet şebekesini etkisiz hale getirme çabalarının elbette hukuk çerçevesinde yürütülmesi gerekir. Fakat işin ilginç yanı bu şebekeyi uzaktan kumanda eden, hukuku da kendi kirli yüzünü örtmenin bir aracı olarak kullanan küresel emperyalizmin bu konuda akıl vermeye çalışmasıdır. Hukuktan anlamayanın hukuk konusunda akıl vermeye hakkı olamaz.