21 Temmuz 2016 Perşembe, Yeni Akit
15 Temmuz darbe teşebbüsünün sadece Türkiye'den değil aynı zamanda Türkiye dışından yönetildiği kendini belli ediyordu. Bunu sadece İncirlik Hava Üssü'yle olan bağlantısına dayanarak söylemiyorum. Çünkü darbecilerin zaferini ilan etmede Türkiye dışındaki medya organları Türkiye içindekilerden çok daha hızlı hareket ettiler.
O gece ben Türkiye dışındaki medya organlarında görev yapan arkadaşlarıma cevap yazmak ve telefon bağlantısı taleplerini karşılamak için Türkiye'deki sosyal medyaya yönelik pek mesaj yazma fırsatı bulamadım. Zaten Türkiye'deki sosyal medyada yoğun şekilde mesajlar yayınlandığından ben de olayları İngilizce ve Arapça medya organlarından takip etmek zorunda kalan arkadaşlarımı bilgilendirmek, izledikleri yayın organlarındaki bilgilerin gerçekleri yansıtmadığı konusunda kendilerini ikna etmek ve bazı medya organlarının da telefon bağlantısı taleplerine cevap vermek için vakit ayırmayı tercih ettim.
İzledikleri medya organları Türkiye'de "ordunun" yönetime el koyduğuna, sivil yönetimin askıya alındığına, Cumhurbaşkanı R. Tayyib Erdoğan'ın da Almanya'dan veya İngiltere'den sığınma talebinde bulunduğuna dair haberleri arka arkaya veriyorlardı.
Vatandaşlar meydanlara çıkmış, tankların önüne geçmiş, kapatılan yerleri açmak için yoğun çalışma başlatmış olduğu halde söz konusu medya organları hâlâ "ordu yönetime el koymuştur" davulunu çalmaya devam ediyorlardı. Whatsapp üzerinden gönderdiğim mesajlarda ordunun darbe yapmadığını, ordu içinde bir grubun darbe girişiminde bulunduğunu ve başarılı olamadığını yazdığım halde bana inanmakta zorluk çekiyorlardı. "Delillerin nelerdir?" diye sorarak izledikleri medya organlarında yayınlanan haberlerin ve iddiaların yalan olduğu konusunda kendilerini tatmin edecek bilgiye ulaşmak için yardımcı olmamı istiyorlardı. Delil istemelerinin sebebi tabii ki asılsız haberleri yayanların yanında durmaları değil bu haberlerden dolayı duydukları endişe ve telaştı. O yüzden kendilerini tatmin edecek kesin bilgilere ulaşmak istiyorlardı.
Kısaca ifade etmek gerekirse küresel emperyalizmin sözcülüğünü yapan medya organları olayların başlangıcında gayet mutlu ve heyecanlı olduklarını gizlemiyorlardı. Ama darbecilerin halkın direnişi karşısında duramayacağının ortaya çıkması üzerine hemen ağız değiştirdiler. Bu kez olayların bir komplo, Tayyib Erdoğan'ın ülkede kontrolü güçlendirmek için oynadığı oyun olduğunu söylemeye başladılar.
Bu iddialar ne taraftan baksanız saçma ve akıl dışıdır. Zaten iddiaları ortaya atanların bizzat kendilerinin de inandıklarını sanmıyorum.
Eğer bir komplo olmasından şüpheleniyor idiyseniz neden olayların başlangıcında bu kadar açık tavırlı oldunuz ve heyecana kapıldınız. Çünkü harekete geçenlerin kimler olduğunu çok iyi biliyordunuz. Bu kişilerin ülkede yönetimi ele geçirmeleri durumunda sadece mevcut sivil yönetimi devreden çıkarmakla kalmayıp onun ensesine oturacağını, ona çok ağır darbeler indireceğini, uluslararası güçlerin Türkiye'yle ilgili bütün hesaplarının önünü açacağını ve arzuladığınız daha birçok faaliyeti devreye sokacağını biliyordunuz.
Eğer bu olay komplo ise darbe teşebbüsü için tankları harekete geçiren, uçakları uçuran paralel yapılanmanın adamlarının hepsinin tam anlamıyla aptal olması gerekir. Örgütün başındaki liderin de kendisine karşı sürdürülen mücadeleden dolayı tamamen aklını kaybetmiş olması gerekir. Hadi bu kişinin içine düştüğü durumlardan dolayı tamamen keçileri kaçırdığını ve böyle bir komploda kazığa oturduğunu kabul edelim. İyi de bu adam tek başına planlamadı bu teşebbüsü. Yüzlerce adamları tankların üzerinden alınıp götürüldü. Darbe sonrası yapacakları atamalarla ilgili listeler hazırlamışlar. Devletin kurumlarına baskın düzenleyen, TRT'yi basan, köprüleri kapatan, havaalanını kuşatmaya alan elemanları suç üstü yakalandı.
Bütün bunlar eğer gerçekten komplo olsaydı bu suçları işleyenlerin hepsinin Tayyib Erdoğan'ın adamları olması gerekirdi. Oysa bu kişilerin kim oldukları, nerelerle bağlantılı oldukları biliniyor. Eğer bu kişiler böyle bir komploya alet oldularsa akıllarını çorbaya katmış olmaları gerekir. Ama tabii böyle bir saçmalığa kendileri de inanmıyorlar. Beceremedikleri için komplo teorileriyle yüzlerini örtmeye çalıştılar. Fakat yine ağızlarına burunlarına bulaştırdılar.
22 Temmuz 2016 Cuma, Yeni Akit
Türkiye'de darbe girişiminin başarısız olması İslam dünyasında ve özellikle de Arap dünyasında halk nezdinde olumlu yansımalara neden oldu. Bunda Türkiye'nin konumunun yanı sıra bir darbe girişiminin başarısız kalmasının da önemli bir payı var. Türkiye'de sivil yönetimin askerî vesayete teslim edilmesini Türkiye'nin içindeki muhtelif siyasi çevrelerin yanı sıra dışındaki Müslüman halklar da istemiyor.
Türkiye'nin askerî vesayete teslim edilmesi sadece Türkiye toplumu için değil bütün Müslüman halklar için olumsuz sonuçlar doğuracaktı. O yüzden Filistin İslamî Direniş Hareketi (Hamas)'ın Siyasi Birim başkanı Halid Meşal; "darbe başarılı olsaydı ilk kaybeden Filistin davası ve Filistinliler olacaktı" dedi.
Hâlen askerî darbeyle yönetilen Mısır halkı da darbenin başarılı olmamasından son derece memnun. Bunun kendi ülkelerine yansımasının kendi başlarındaki cunta rejiminden kurtulmak ve ülkenin yeniden seçilmiş kadronun yönetimine geçmesi şeklinde olmasını arzuluyorlar. Çünkü Mısır'daki cunta yönetimi meşru yollardan iktidara gelmiş değildir. Silahı bir gasp aracı olarak kullanmak suretiyle onun gücünden siyasi iktidarı gasp etmek için yararlanmıştır.
Suriye'deki mevcut yönetimin başlangıcı da aslında bir darbedir. Orada siyasi iktidarı gasp eden darbenin gerçekleştirildiği tarihten bu yana sürekli dikta rejimi hüküm sürüyor. Çünkü askerî darbeler dikta rejimlerini getirir ve bu yolla siyasi iktidarı ele geçirenler de kaldıkları sürece hep baskı yöntemine başvururlar. Çünkü halk onları istememiştir; onlar halka karşı siyasi iktidarı gasp etmişlerdir.
Fakat olayların Batı dünyasına yansıması farklıdır. Sürekli demokrasi havariliği yapan Batı dünyası son olaylarda da Türkiye'de darbecilerin yanında durdu ve onların başarısını ilan etmekte oldukça aceleci davrandı. Beklediği olmayınca ağız değiştirerek mevcut yönetimi darbeyi planlamakla suçlamaya başladı.
Şimdi de Batı'da Fetullah Gülen'in açıklamaları üzerinden bir medya savaşı yürütülüyor. Darbe girişiminde başarılı olamayan bu kişi Türkiye'yi özellikle Batı kamuoyu nezdinde mahkûm edebilmek, suçlu gösterebilmek için başka bir yoldan saldırı yürütüyor. Saldırılarında IŞİD'le ilgili suçlamalarda bulunuyor ve Türkiye'nin bu örgüte silah temin ettiği, kapılarını açtığı iddialarında bulunuyor. Onun için önemli olan iddialarının doğru olması değil söylediklerinin, ağzını gözleyen basın mensupları vasıtasıyla dünyaya özellikle Batı dünyasına yayılmasıdır. Batı medyası da onun bu iddialarını yayarken kendisi suçlamış değil Gülen'in suçlamalarını yaymış olduğundan sıkıntı çekmiyor.
Gerçi Türkiye'nin IŞİD'e destek verdiği iddiaları tamamen delilsiz, çamur at izi kalsın yöntemiyle ortaya atılıyor ama havadan sivil toplulukların üzerine bomba yağdıran, kendi ülkesinin resmî binalarını bombalayan, tankları engellemeye çalışan insanları ezerek geçen, köprüyü açmaya çalışan kalabalıkların üzerine ateş yağmuru yağdıran FETÖ'nün IŞİD'den yani DAİŞ'ten bir farkının olmadığı gözler önüne serildi. Bu durum karşısında teröre karşı olduğunu söyleyen ABD'nin ve Batı dünyasının onun faaliyetlerinin önüne geçmesi gerekmez mi? ABD, böyle bir örgütün liderini bağrında barındırmak ve beslemek suretiyle teröre karşı tavır mı sergilemiş oluyor? Batı medyası böyle bir örgütün liderinin ağzından Türkiye aleyhine medya kampanyası yürütürken teröre karşı tavır mı koyuyor yoksa teröre hizmet mi etmiş oluyor?
Fakat küresel emperyalizme ve uluslararası siyonizme hizmet eden medya organları vasıtasıyla Türkiye aleyhine yürütülen kampanyanın da görülmesi gerekir. Onların asıl üzüntüleri planlanan darbenin başarısız olması yüzündendir. İçeriden planladıkları darbenin başarılı olmaması sebebiyle şimdi dışarıdan medya kampanyalarıyla, ekonomik derecelendirme ve değişik uygulamalarla darbe vurmaya çalışıyorlar. Şimdi asıl bu darbe altında ezilmemek gerekir.
Dışarıdan gelebilecek darbelere karşı bileğimizin güçlü olması için de birliğimizi muhafaza etmemiz gerekiyor. Ayrıca ihanet edenlere karşı dururken haksızlıkların önüne de kapı açılmaması önemlidir. Haksızlıklara kapı açılması hem birliğimizin muhafaza edilmesine karşı sorun oluşturur hem de ihanet edenler karşısındaki güçlü tavrımızı korumakta zorluk çekeriz.
23 Temmuz 2016 Cumartesi, Yeni Akit
15 Temmuz 2016 darbe girişimi haksız bir çıkıştı. O yüzden ilk duyduğumuzda çok garipsedik ve belki birçoklarımız ciddiye almadık. Çünkü artık Türkiye'de darbeler dosyasının kesin bir şekilde kapandığına inanıyorduk. Ama demek ki birileri yine kendilerine emanet edilen silahın gücüne güvenerek darbe yoluyla siyasi iktidarı ele geçirebileceğine inanıyormuş. Fakat bu kez halkın gücü silahın gücünü bastırdı.
Silahın gücünü siyasi iktidarı gasp etmek için kullanmada başarılı olamadıkları zaman da kendilerine göre komplo teorileri uydurmaya ve en azından müntesiplerini buna inandırmaya çalışıyorlar. Ortaya çıkan sonucun korkunç olması sebebiyle muhtemelen müntesipleri de bu teorilere inanmayı tercih ediyor. Çünkü böylesine korkunç bir manzaradan onlar da utanıyor ve savundukları kesimin siciline yazılmasını kabullenmek istemiyorlar. Gerçi bu konuda kendilerini bile ikna etmekte zorluk çektikleri kesindir. Çünkü olayların başlangıcındaki beklentileri farklıydı.
Ama olan bitenlerin ve ortaya çıkan manzaraların savundukları oluşumun ve liderlerinin hesabına yazılması durumunda onları reddetmeleri gerekecek. Aslında yapılması gereken de budur. Eğer ki doğru bildikleri çizgide kalarak bu çizgiyi aşanları reddetme cesareti gösterseler, gözlerini yanıltanlardan da kesin bir şekilde kurtulma imkânı elde edecekler. Fakat görüldüğü kadarıyla bunu başarmakta zorluk çektikleri için önlerine konan komplo teorileri kurgularına göre zihin yapılarını yeniden şekillendirmeyi tercih ediyorlar. "Eğer bunlar başkalarının komplosu ise bizimkilerin başlangıçta verdiği pembe mesajlar neye göre düzenlenmişti ve bütün beklentiler neye göre ayarlanmıştı?" sorusunu kendilerine sormakta zorluk çekiyorlar.
Fakat bu ihanete karşı durmanın ölçülerini de kaçırmamak gerekir. Her şeyden önce uygulamalar hukuk çerçevesinde olmalı, kimse hak etmediği bir cezaya maruz kalmamalıdır. Verilen mücadelenin amacı da insanların yanlış tercihlerine göre toplu cezalandırmaya maruz bırakılması değil tehlikenin bertaraf edilmesi olmalıdır. Eğer tehlikenin bertaraf edilmesi amacının ötesine geçilerek toplu cezalandırmalara dönüştürülürse zamanla bir fitneye dönüşebilir ki bu da darbe kadar tehlikelidir.
Olayın bir fitneye dönüşmemesi için haklılık sınırında kalınması, yapılanların birer haksızlığa dönüşmemesi gerekir. Haklılık sınırında kalınması suçun bertaraf edilmesine veya benzer nitelikte yeni suçlar işlenmesine karşı gerekli tedbirlerin alınmasına engel değildir. Fakat yaş ile kurunun birlikte yanmasını engelleyebilir.
Hukuk sınırlarının gözetilmesi kontrolün muhafaza edilmesi açısından da önemlidir. Çünkü ortaya çıkabilecek boşlukları kendilerinin kirli hesapları için değerlendirmek isteyenler de olabilir. Onlara fırsat verilmemesi gerekir.
Ayrıca bu gibi konularda tarihte yaşanmış tecrübelere bakarak kimlerin hangi açık kapıları kullandıkları, bu kapılardan girenlerin ne gibi işler çevirdikleri ve ne tür sonuçlara sebep oldukları hakkında bilgi edinilmesi yararlı olacaktır.
Türkiye hâlâ zor bir dönemden geçiyor. Askerî darbe yöntemlerinde başarılı olamayanlar amaçlarına fitne kapıları açmak suretiyle ulaşmak isteyebilirler. Çünkü bu işi çevirenlerin, oyunun başını tutanların insanlarımıza acımadıkları bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır. Amaçları sadece bu ülkede siyasi iktidarı ele geçirmek değildir. Ele geçiremedikleri siyasi iktidarın yoluna taş dökmeyi de kendi açılarından bir başarı kabul ederler. O yüzden yollara taş dökme imkânı elde edebilecekleri girişleri, kapıları kesin şekilde kapatmak, buna fırsat vermemek gerekir.
Bunları hatırlattıktan sonra Kur'an-ı Kerim'den bize yöntem öğreten birkaç âyetin mealini vermek istiyorum:
"Kötülüğü en güzel olanla sav. Onların nitelendiregeldiklerini biz daha iyi biliriz. De ki: "Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım. Ve onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım Rabbim!" (Mü'minun, 23/96-98)
"Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten ayrılmaya yöneltmesin. Adaletli davranın; bu takvaya daha yakındır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah sizin işlediklerinizden haberdardır." (Maide, 5/8)