Yemen'de "Uzlaşma" Taktikleri

Haziran 2016, Ribat

Mayıs 2015'ten Bugüne Yemen'de Ne Değişti?

Ribat'a aylık olarak yazdığımız yazılarda İslâm dünyasındaki gelişmeleri arka planıyla ve okuyucularımızı bilgilendirme amacına yönelik yorumlarla birlikte, haberlerden farklı bir şekilde aktarmaya çalışıyoruz. Yemen'de de "Arap baharı" denen sürecin ilk dönemlerinden itibaren önemli gelişmeler yaşandı. Bu olayların başlangıcından yazının yayınlandığı tarihe kadarki gelişmelerin genel bir değerlendirmesini Ribat'ın Mayıs 2015 sayısında yayınlanan "Hesaplar Tutmayınca Kopan Fırtına" başlıklı yazımızda yapmaya çalışmıştık.

O yazımızda yer alan bilgileri burada tekrara gerek görmüyoruz. Dolayısıyla Yemen'deki olaylar hakkında bu yazımızda ele alacağımız gelişmelerin geçmişi hakkında hafızalarındaki bilgilerin yetersiz olduğunu düşünenlerin buradaki değerlendirmeleri iyi anlayabilmeleri için o yazımızdan yararlanmalarını öneririz. Ribat abonesi kardeşlerimizden eski sayıları arşivleyenler Mayıs 2015 sayısına, arşivlemeyenler de derginin internet arşivine veya benim kişisel web sayfam olan www.vahdet.info.tr adresine bakabilirler.

Bu yazımızda son dönemdeki "uzlaşma" pazarlığının bir değerlendirmesini yapacağız. Ancak bu konuya girmeden önce Mayıs 2015'ten bugüne Yemen'de neyin değiştiği hakkında özet bir bilgi vermekte yarar var.

Hatırlanacağı üzere Yemen bir zamanlar ikiye bölünmüştü. Bunlar halk arasında Kuzey ve Güney Yemen olarak adlandırılıyordu. Resmi olarak ise kuzeydeki devlet kendini Yemen Arap Cumhuriyeti, güneydeki de Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti olarak adlandırıyordu. Bu ikisi sonra Yemen Cumhuriyeti adıyla tek devlet çatısı altında birleşmişti. Fakat son fitne savaşından sonra adeta yeniden ikiye ayrıldı ve eskiden olduğu gibi güneydekinin başkenti Aden, kuzeydekinin başkenti Sana oldu.

Bunlar birbirlerinin alanlarını ele geçirmek için savaşıyorlar. Bu amaçla sürdürülen savaşta her iki taraftan da çok sayıda insan hayatını kaybetti. Çünkü Sana'yı ele geçiren güçlerin arkasında İran, Rusya, ABD ve BM'nin yer almasına rağmen Suudi Arabistan ile Körfez ülkelerinin, stratejik hesapları için Aden'deki hükümeti siyasi, ekonomik ve askeri yönden desteklemesi dengeyi sağladı. Bu desteklerden dolayı ülkede görünüşte yerel güçler savaşıyor olsa da gerçekte bölgesel ve uluslararası güçler savaş halindedir. O yüzden bir tarafın öne geçip de sahayı ele geçirmesi kolay olmadı. Ondan dolayı BM'nin de devreye girmesi sağlanarak masa başında uzlaşma görüşmelerine başvurulmasına ihtiyaç duyuldu.

O yüzden yürütülen pazarlık iddia edildiği gibi "barış" çabası değil tarafların yıpranmasından ve yorulmasından kaynaklanan "uzlaşma" çabasıdır. Dolayısıyla Suriye'de uzlaşma sağlanması amacıyla yürütülen Cenevre görüşmeleri gibi Kuveyt'te yürütülen pazarlık da gerçekte bir masa başı savaşıdır. Yani ateşkes ilanıyla kılıçlar kınına sokulsa da kafalar çarpışıyor. Bu çarpışmada da bazen kafaların ayarları bozulup tansiyonlar yükselebiliyor. Kılıçlar kınından çıkarılarak, baskın çıkma atakları gerçekleştiriliyor.

Şerre Karşı Şer İşbirliğinden Şer Ehliyle Pazarlığa

Bugün masa başında kafa çarpıştıranlar aslında son fırtınanın koparılmasından önce kendi aralarında Yemen'deki İslâmî hareketin yükselişini bastırmak için işbirliği yapmışlardı. Suudi Arabistan yönetimi bunu "şerre karşı şer işbirliği" olarak tanımlıyordu. Fakat daha sonra işbirliği yaptığı tarafın kendisine kelek atması karşısında, bölgede dün şer olarak nitelediği İslâmî hareketten, uluslararası alanda da Türkiye'den başka gideceği bir kapı kalmadı. Çünkü ABD, Rusya, BM ve İran başta olmak üzere dünyanın tüm şer güçleri, kendisine kuyu kazan Husi hareketiyle Ali Abdullah Salih ittifakına destek veriyordu.

Dolayısıyla şerre karşı şer işbirliğinden şer ehliyle pazarlık için masaya oturma zorunluluğu duyma noktasına gelmiş durumdadır. Bu pazarlıkta da Yemen'deki İslâmî hareketin başını çeken Islah hareketiyle ittifak kurmak zorunda kalmıştır. Fakat onun bu ittifakını samimi bulmadığımızı belirtmek isteriz.

Masanın Etrafında Kimler Var

Cenevre'deki Suriye görüşmeleri gibi BM Yemen Özel Temsilcisi İsmail Veled Eş-Şeyh Ahmed'in gözetiminde Kuveyt'te yürütülen pazarlıklar da dolaylı görüşmelerle oluyor. Yani ihtilaflı taraflar birbirlerini görmüyor, masada karşı karşıya oturarak pazarlık yapmıyorlar. BM Özel Temsilcisi bir teklif sunuyor. Bunu iki tarafa ayrı ayrı takdim ediyor. Sonra bir tarafın görüşünü alıp diğerine, onun görüşünü alıp berikine aktarıyor. Bu da tabi ki işin uzamasına yol açıyor. Çünkü her ne kadar taraflar aynı ortamda kalıyor olsalar da görüşlerin birinden diğerine aktarılması zaman alıyor. Bazen taraflar görüş beyan etmekte nazlanıyor ve "siz karşı tarafı hizaya sokun; biz isteklerimizden vazgeçmeyiz" diye ayak diretiyorlar.

Dolaylı görüşmeler yüzünden aynı masaya oturmasalar da biz yine uzlaşma için görüşmeye çağrılanları masanın etrafında yer alan taraflar olarak nitelendiriyoruz.

Bu görüşmelerde bir tarafta eski diktatör Ali Abdullah Salih ile bizim Yemen'deki fitne hareketi olarak gördüğümüz Husi örgütünün kurduğu ittifak var. Bunlar Sana'yı kontrollerinde tutuyorlar. İran, Rusya ve ABD bu ittifaka destek veriyor; çünkü hesapları onların Yemen'de iktidarı ele geçirmesi üzerine kurulu.

Husiler Yemen'de Şii bir kabilenin adıdır. Yemen Şiileri normalde Zeydiyye mezhebine mensupturlar. Ancak Husiler, İran'la işbirliği yapan liderleri ve mollaları vasıtasıyla Caferiyye yani İsna Aşeriyye mezhebine dâhil edilmişlerdir. Kabilenin silahlı militanlarının kendini Ensarullah olarak adlandıran örgütü var. Bu örgüt de Lübnan'da kendini "Hizbullah" olarak adlandıran örgütün bir kopyasıdır.

Diğer tarafta Suudi Arabistan'la işbirliği yapan Abdurabbih Mansur El-Hadi'nin liderliğindeki siyasi hareket var. Bu hareketin de Halkın Direnişi Birlikleri adını kullanan bir silahlı milis gücü var. Bu hareketi Suudi Arabistan'ın yanı sıra onun güdümündeki Körfez ülkeleri de destekliyor. Fakat aynı zamanda İran'la işbirliği içinde olan BAE'nin ara sıra Suud liderliğindeki Yemen koalisyonunu zorlayan oyunları oluyor.

Aradaki bağlantıyı da BM Yemen Özel Temsilcisi İsmail Veled Eş-Şeyh Ahmed sağlıyor. Böyle bir isim taşıması vatandaşı olduğu Moritanya kültürüyle ilgilidir. Moritanya Arapçasında ibnu yerine veled kelimesi kullanılır. Şeyh kelimesi ise bir kabilenin, aşiretin veya ailenin büyüğü için kullanılır. Adamın adı da Şeyh Ahmed'in oğlu İsmail anlamına gelir. 2008-12 arasında BM Suriye Özel Temsilcisi olarak görev yapan bu kişi 2012'den sonra Yemen Özel Temsilcisi oldu.

Normalde BM, Husi-Salih ittifakını desteklemekle birlikte oyunun kuralı gereği Kuveyt'teki görüşmelerde tarafsız görünüyor.

BM'nin Sunduğu Çözüm Planı

BM Özel Temsilcisi Kuveyt'teki görüşmeler için beş maddelik bir çözüm formülü sundu.

Bu formül özetle şunları içeriyor: Husi-Salih ittifakının başkent Sana dâhil kontrol altında tuttuğu şehir merkezlerinden çekilmesi. İttifakın askerî kanadının elindeki ağır silahları hükümet güçlerine bırakması. Ele geçirdiği devlet kurumlarından çekilmesi. Tarafların birbirlerinin siyasî esirlerini karşılıklı olarak serbest bırakmaları. Bu şartların yerine getirilmesine paralel olarak ortak bir siyasi hükümet oluşturulması için de en kısa sürede siyasi çözüm sürecinin başlatılması.

BM Temsilcisi Salih - Husi İttifakını Hizaya Sokma Çabasında

BM Özel Temsilcisi formülü her iki tarafa da sundu. Normalde Aden tarafı formüle razı görünüyor. Fakat bu formülün isteklerini tam olarak yerine getirdiğini de düşünmüyor. Ama BM Özel Temsilcisi daha çok diğer tarafı ikna ve hizaya getirme çabasında görünüyor. Bu gerçekte Suudi Arabistan'ın desteklediği tarafı pazarlığa razı etme amacıyla oynanan bir oyun ve başvurulan taktiktir. Asıl hizaya sokulması istenen ise Aden kanadıdır. Niçin böyle olduğunu aşağıdaki bilgileri okuduğunuzda daha net bir şekilde anlayacaksınız.

Normalde Husi-Salih ittifakı arkasındaki desteğe güvenerek ülkede hâkimiyeti ele geçirmeyi umuyordu. Arkalarında duran ittifakın beklentisi de buydu. Ama Suriye'de zorlanmaları sebebiyle bu gerçekleşmedi. Çünkü ağırlığı Suriye'ye vermek istediler. Suudi Arabistan da Yemen'in İran kontrolüne geçmesi durumunda gırtlağını ona teslim etmiş olacağını düşündüğünden bütün gücüyle Yemen'e yüklendi.

O yüzden Yemen'de bir uzlaşma sağlanması için bir yandan Husi-Salih ittifakını ikna etmek bir yandan da diğer tarafa göz dağı vermek gerektiğini düşünüyorlar. Çünkü Aden'de Suudi Arabistan'ın yönlendirdiği hükümete ipleri tamamen teslim etmek istemiyorlar. "Siyasi süreç" ile amaçladıkları bu hükümeti iktidarı paylaşmaya zorlamaktır. Bunu başarabilmeleri durumunda Irak'takine benzer bir oyun oynayabileceklerini, Husi militanlarını orduya dâhil edebileceklerini böylece yine Irak'ta yaptıkları şekilde siyasi iktidarı içeriden kontrol edebileceklerini umuyorlar.

Aden'i Yönetenler Husilerin Savaş Suçlusu İlan Edilmesini İstiyor

Küresel emperyalizmin Irak'ta oynadığı oyunların bugün nelere mal olduğu, bu ülkenin tam anlamıyla İran'ın arka bahçesi haline getirildiğini bölge ülkeleri görüyor. O yüzden Yemen'de İran tilkisinin girmesine imkân verecek bir kapının açık tutulmasının çok tehlikeli sonuçlara neden olacağı tahmin ediliyor. Ondan dolayı İran'ın girebileceği tüm kapıların sıkıca kapatılması ve kontrol altına alınması isteniyor.

Bu amaçla her şeyden önce Husi örgütünün tamamen devreden çıkarılması, siyasi çözüm aşamasında da tamamen yok sayılması, onun milis güçlerinin orduya sokulmasına imkân verecek bir formülün kesin bir şekilde engellenmesi, bu amaçla siyasi çözüm sürecinin sadece Ali Abdullah Salih ile Abdurabbih Mansur El-Hadi arasında yürütülmesi isteniyor.

Ondan dolayı Aden'deki yönetim BM'den, sivilleri hedef alan korkunç saldırılarından ve eylemlerinden dolayı Husi militanlarının savaş suçlusu ilan edilmesini istedi. Bir yandan da eski diktatöre göz kırpıyor.

Aslında eski diktatör de İran aşığı biri değil. Yemen halkının zulme başkaldırısı öncesinde de Husilerle savaş halindeydi. Dolayısıyla bu örgütle ittifakını bozması, İran'a cephe alması hiç de zor değildir. Ama onunla ilişkilerini bozduğunda ortada kalmaktan korkuyor. Çünkü kendisinin geçmişte Abdurabbih Mansur El-Hadi'ye oynadığı oyunun aynısını Suud liderliğindeki koalisyonun kendisine karşı oynaması ihtimal dışı değildir. El-Hadi'nin de kendisine karşı oynanan oyundan dolayı az çok tecrübe kazanmış olacağını tahmin ediyor olması mümkündür. O yüzden İran'la ipleri tamamen koparmak istemiyor.

Eş-Şeyh Umutlu Ama Kısa Vade İçin Değil

BM Özel Temsilcisi İsmail Veled Eş-Şeyh Ahmed, Kuveyt'te görüşmelerin başlamasından hemen sonra yaptığı açıklamada görüşmelerin olumlu başladığını ve umut verici olduğunu ancak kısa vadede sonuç beklememek gerektiğini söyledi.

"Olumlu başladı, umut verici olarak görüyoruz" nakaratı artık bu tür görüşmeler için kulaklarımızın çok fazla alıştığı türden bir nakarat halini almıştır. O yüzden bu tür nakaratların tekrarlanması her ne kadar resmî ağızlardan dillendirilmiş olması itibariyle haber yapılsa da pek de ümitleri canlandırmıyor. Özellikle hemen ardından "kısa vadede sonuç beklememek gerekir" uyarısı yapılması, masa başındaki pazarlıklarda bir hareketlilik olmadığının delilidir.

Başlangıcı itibariyle olduğu gibi ilerleyişi yönünden de Kuveyt'teki Yemen görüşmeleri Cenevre'deki Suriye görüşmelerine çok benziyor. Suriye direnişi sahadan tamamen çekilmek ve diktatör Esed'e karşı halk hareketinin başlatıldığı noktaya geri dönmek istemiyor. Rusya - İran ittifakı ise direnişi tamamen sahadan çekilmeye zorluyor. Bu amaçla geçiş sürecinde de siyasi iktidarın Beşşar Esed'e verilmesinde ısrar ediyor. Çünkü direnişe bir pay verilmesi durumunda arkasındaki halkın desteğiyle siyasi gücü ve iktidarı ele alacağını biliyor.

Yemen'de ise İran kontrolündeki Sana cephesi nazlanan taraf gibi görünse de gerçekte pazarlığa ve kendi payının biraz azaltılmasına razıdır. Çünkü kendisi için sadece bir kapının açık bırakılması durumunda bile ülkede aşamalı bir şekilde Irak oyununu oynayabileceğini düşünüyor. Aden kanadı ise İran kontrolündeki kanada sahanın tümünü terk etmekle bir kısmını terk etmek arasında fark olmadığını, çünkü kısmen de olsa bir pay verilmesine razı olmanın suya zehir katılmasına razı olmak gibi olduğunu, aynı kapta toplanmış suyun bir bölümüne zehir katmakla tamamına zehir bulaştırmak arasında fark olmadığını biliyor.

Aden Yönetimi Hızla Silahı El-Kaidecilere Çevirdi

Kuveyt görüşmeleri vesilesiyle ateşkes sağlanması üzerine Aden'deki El-Hadi hükümeti hemen silahları El-Kaide militanlarına çevirdi. Bu tutumu savaşın ve siyasetin taktiklerini hiç bilmediğini bir kez daha ortaya çıkardı. Zaten daha önce Husi örgütünün çukuruna düşmesi de bu yüzden olmuştu.

El-Hadi muhtemelen ateşkes sürecinden yararlanarak El-Kaide'yi devre dışı bırakacağını yahut en azından zayıflatacağını sanıyordu. Oysa bu yanlışı askerlerini bir başka cepheye sevk etmesi sebebiyle tehlikeyle karşı karşıya olan diğer kapılarını bekçisiz bırakması anlamına geliyordu.

Husiler Fırsatı Kaçırır mı?

Husi - Salih ittifakı için ateşkes, köşeye sıkıştırılmaktan dolayı başvurulan taktikti. Ama bir yandan da tekrar dalış yapabilecekleri bir delik bulmak için, bekçisinin uyuduğu veya terk ettiği bir kapı yakalamak amacıyla tetikte bekliyorlardı. Dolayısıyla Aden'in askerlerinin El-Kaide üzerine gitmesi onlar için fırsat oldu ve zayıf bırakılan kapıları kullanarak yeniden saldırılar gerçekleştirdiler. Saldırmanın bahanesini bulmaları ise zor değildi. Bu örgütü yönlendiren zihniyetin yalan ve iftirada mâhir olduğu malumdur.

Böyle bir dalış ise tıpkı Cenevre'de görüşmelerin devam ettiği sırada direniş tarafını zayıf düşürmek amacıyla Halep'e yeniden saldırılar düzenleyen Rus işgalcilerin ve Baas güçlerinin yaptığı gibi masa başı görüşmelerde karşı tarafı zayıf düşürme, kendi bileklerini güçlendirme amacı taşıyordu.

İrtibatlı Yazılar:

  • Kuveyt'te Yemen görüşmeleri
  • Yemen'de silahın gölgesinde siyaset
  • Yemen'de hakimiyet savaşı
  • Yemen'de güç savaşı
  • Yemen'de karanlık işbirliğinin ses kayıtları
  • Arka planda Yemen var
  • Ateşi kesmeyen ateşkesler
  • Libya'daki anlaşma
  • Suriye direnişinin Riyad toplantısı
  • Körfez Zirvesi'nin siyasi çözüm arayışı
  • Haklıdan yana olmak