Zulmün Çatısı ve Global Çetesi: BM

Ağustos 2015, Ribat

Yirminci Yılında Srebrenitza Katliamı ve BM'nin Verdiği Güven

12 Temmuz 2015 tarihi Bosna-Hersek Müslümanlarına karşı gerçekleştirilen Srebrenitza katliamının yirminci yıl dönümüydü. Aslında küresel emperyalizm dünya saltanatını sürdürebilmek için pek çok katliam gerçekleştirdi. Kendisiyle işbirliği içinde olan zulüm güçlerinin pek çok katliamına da doğrudan veya dolaylı yolla iştirak etti.

Ancak 8400 civarında savunmasız insanın vahşice katledildiği Srebrenitza katliamının önemli bir yanı tüm dünyayı düzene sokma iddiasıyla kurulmuş bir uluslararası teşkilatın "güvenli bölge" ilan ettiği alana sığınan insanların katillere teslim edilmesiydi. Sığınmacılar adeta; "bu kadar insanı başka yolla bir araya getirmeniz ve toplu halde bulmanız mümkün olmazdı. Biz bunları 'güvenli bölge' numarasıyla bir araya getirdik ve topluca size teslim ediyoruz. Keyfinize göre katledin" denilerek Sırp gerillalara teslim edilmişlerdi.

Bu korkunç katliam üzerinde çeşitli sorgulamalar yapıldı. Çıkan sonuçlar, güvenli bölgenin korunması konusundaki acziyetten değil kasıtlı ihmalden kaynaklandığını açıkça gözler önüne serdiği halde suçlular hiçbir zaman hak ettikleri cezalara çarptırılmadılar.

Katliamın 20. yıl dönümü münasebetiyle vurgulanan hususlar BM'nin gerçek kimliğini, konumunu ve kimlere hizmet ettiğini güncel olayların da ışığında sorgulamaya ihtiyaç olduğunu gösteriyordu.

Kana Katliamında da BM'nin Güvenli Bölgesi Hedef Alınmıştı

BM'nin güvenli bölge ilan ettiği alanları, insanları topluca katillere sunmada kullanmasının tek örneği Srebrenitza değildir. Lübnan'ın güneyindeki Kana mülteci kampında gerçekleştirilen katliamda hedef alınan yer de BM'nin sığınma alanı ilan ettiği güvenli bölgeydi. Hatta siyonist işgalcilerin savaş uçaklarının havada uçuş yapmaları üzerine saldırı tehlikesiyle karşı karşıya kalan kamp sakinleri evlerini terk ederek BM'nin güvenli ilan ettiği bölgeye sığınmışlardı. Ancak bir süre sonra bu alana siyonist canavarların iştahını kabartacak sayıda insan toplandığının görülmesi üzerine uçaklar füzelerini doğrudan bu alana yöneltti. Tehlike altında olduğu düşüncesiyle terk edilen evler değil, "güvenli" olduğu bildirilen sığınma alanı hedef alınmıştı. Çünkü evlerin hedef alınması durumunda füze ya boşaltılmış bir eve denk gelecek dolayısıyla sadece bina yıkılacaktı. Ya da henüz evi terk edememiş veya evde kalmayı tercih etmiş bir iki kişi saldırıya hedef olacaktı. BM'nin sığınma alanının vurulmasıyla ise 108 kişi birden topluca katledildi.

Siyonist işgalci saldırının yanlışlıkla yapıldığını iddia etti. Oysa bu iddia tamamen tutarsız ve saçmaydı. Çünkü sığınma alanının hemen yanı başındaki binalardan bir tanesi bile vurulmazken özellikle güvenli bölgenin hedef alınması yanlışlık olmadığını, saldırının planlı ve adeta keskin nişancı atışıyla yapıldığını gösteriyordu. Ama BM, yanlışlık gerekçesini kabul ederek olayın üzerine gitmemeyi tercih etti. Çünkü olayı örtmek ve siyonist katilleri sorgulamamak onun da işine geliyordu. Belki de katillerin hedefi böyle isabetli vurabilmeleri koordinatları BM görevlilerinden almaları sayesinde olmuştu. Siyonist saldırganların üzerine gidilmesi durumunda onların da ellerindeki bilgileri ifşa edebilecekleri endişesi taşıyorlardı. Çünkü siyonist mekanizmanın bu tür kirli ilişkileri ve bağlantıları aynı zamanda tehdit aracı olarak kullandığı biliniyor.

Gazze'de Siyonistin Saldırılarına Kılıf Bile Bulundu

Siyonist işgalci 2014 yazında gerçekleştirdiği Gazze saldırısında da BM'nin sığınma yeri ilan ettiği birçok binayı vurdu. İşgalci bu binaları hedef almasına gerekçe bulmak için direnişçilerin onları silah deposu olarak kullandıklarını iddia etti. Oysa bu iddia tamamen asılsız ve tutarsızdı. Çünkü işgal güçlerinin her taraftan ateş yağdırdığı ortamda bazı yerlerin siviller için güvenli kalmasını Filistin direnişi BM'den çok istiyordu. İşgalci ise BM'nin güvenli ilan ettiği noktaları sivilleri topluca katletmek için tuzak olarak kullanmak istiyordu. Ama BM işgalciyi teyit etti. Genel sekreter Ban Ki Moon Gazze savaşı sırasında işgalcileri ziyaretinde Gazze'deki sığınma yerlerinin silah deposu olarak kullanıldığı iddiasını doğrulayıcı açıklama yaptı. Sonra gelen tepkiler yüzünden biraz ağız değiştirdiyse de işgalci saldırganların önlerini açma konusunda isteneni yapmıştı.

BM'nin İki Yüzlü Yargısı

BM'nin görünüşte bir uluslararası yargı mekanizması da var. Lahey Uluslararası Adalet Divanı ve Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi bu amaçla kurulmuş. Bu yargı kurumları görünüşte hukuku küreselleştirmeyi, böylece ülkelerinde haklarından yoksun bırakılanların uluslararası hukuk güvencesine kavuşturulmasını amaçlıyor. Ama şimdiye kadar genel anlamda bu amaç doğrultusunda bir fonksiyon icra ettikleri söylenemez.

Söz konusu yargı organlarının hukuku küreselleştirmekten ziyade küresel emperyalizmin yargıyı da bir sopa olarak kullanmasına imkân verme amacıyla görev yaptıklarını, tavırlarından ve aldıkları kararlardan gözlemlemek mümkündür. O yüzden zulmü ve haksızlığı cezalandırmaktan ziyade küresel emperyalizmin eliyle icra edilen zulüm ve haksızlıklara yargı kılıfı geçirme amacıyla bu kurumlardan yararlanılıyor.

BM'nin emperyalizmin zulüm uygulamalarına yargı kılıfı geçirme amacıyla kurduğu kurumlarıyla kendi kendini yargılamasında ne kadar gerçekçi ve samimi olabileceğini tahmin etmek zor değildir. Dolayısıyla Srebrenitza katliamında BM'nin bizzat kendinin suçlu olduğunu göz önünde bulundurursak ilgili davaların Lahey'deki sözde uluslararası yargı organlarına götürülmesinin suçlunun kendi kendini yargılaması anlamına geleceği gerçeğini de görürüz. Suçlunun kendini yargılaması ise başta adaletin ilkelerine ve mantığına terstir. Böyle bir yargılamadan âdil karar çıkması da mümkün değildir. Katliamla ilgili davalardan çıkan sonuçlar da kesinlikle adaleti ve hukuku yansıtır nitelikte değildir. Bu davalarda BM kendi suçunu örtmek için sahada fiilen görevlendirdiği bazı kişileri mahkûm etme yoluna gitmiş onların da katillerle işbirliği şeklindeki kasıtlı suçlarını görmeyip sadece ihmal suçlarını cezalandırarak kamuoyunu yanıltma yoluna gitmiştir.

BM'nin uluslararası yargı mekanizmasının sadece doğrudan kendi suçlarıyla ilgili davalarda değil küresel emperyalizmin stratejik ve politik hesaplarına dokunan tüm davalarda çifte standartçı yani iki yüzlü davrandığı, hukuku icra etmek amacıyla değil zulme hukuk kılıfı geçirmek amacıyla çalıştığı gayet barizdir.

Çalışma Sistemi Hukuk Düzenine Değil Çete Düzenine Göre

Amacı adaleti ve hukuku hakim kılmak değil emperyalizmin zulüm uygulamalarını meşrulaştırmak olan bir kurumun çalışma sistemi de gerçekte hukuk düzenine ve mantığına göre değil tamamen çete düzenine göredir. O yüzden uluslararası alanda, devletler arası veya toplumlar arası ilişkilerde mağduriyetlere neden olan meselelerin üzerine gidiyormuş, çözüm üretmek için arabuluculuk yapıyormuş görünen BM ve onun haksızlıklara son verme, haksızlık edenleri cezalandırma amacıyla hukuku uluslararası alana taşıma iddiasındaki yargı kurumları tamamen çete mantığına göre çalışıyorlar. Bu itibarla BM ve onun uluslararası yargı organları birer uluslararası mafya çetesi sayılır. Ama üstlendikleri görevi yerine getirirken kamuoyunu yanıltabilmek için çok sinsice oyunlar oynamada da gayet başarılı oldukları inkâr edilemez.

ABD İşgallerine Gerekçe Hazırlama Oyunları

BM'nin özellikle güncel meseleler karşısında sergilediği tutumu ve icra ettiği fonksiyonu tahlil ettiğimiz zaman gerçekte çağdaş emperyalizmin uygulamalarını meşrulaştırma, onun dayatmalarını kabul ettirmek için şantaj araçlarını sinsice kullanma ve yine onun çıkarlarına hizmet eden siyasetin aynen dikte edildiği gibi uygulanmasının takipçiliğini yapma konusunda çete görevi gördüğünü daha iyi anlarız.

ABD'nin yirmi birinci yüz yılda başlattığı yeni haçlı seferleri ve bu amaçla Irak'ı ve Afganistan'ı işgal etmesi için gerekçeleri BM'nin hazırladığını artık bütün dünya biliyor. Bu amaçla muhtelif raporlar hazırlandı ve iddialar ortaya atıldı. Ama hiçbirinin gerçekleri yansıtmadığı, kurtla kuzu hikâyesindeki gibi kurdu haklı çıkarma amacıyla yalanın her çeşidinden yararlanma siyasetinin güdüldüğü de artık herhangi bir şüpheye mahal kalmayacak şekilde açıklık kazanmıştır.

BM'nin Özgürlük Mücadelelerine Çelme Takma Oyunları

Arap dünyasında halkların zulüm rejimlerinden kurtulmak için meydanlara çıkmaları bazı komplo teorisi uzmanları tarafından dış güçlerin oyunu olarak yansıtılmak istendi. Oysa bu başkaldırılar emperyalizmin çıkarlarına tamamen tersti ve kesinlikle işine gelmeyeceği apaçık ortadaydı. Kitlesel mücadelenin önünün kesilmesinden sonra oynanan oyunlar da bu gerçeği gözler önüne sermiştir.

Halk hareketlerinin önünün tıkanması ve yeni yapıların oturmasının engellenmesi, böylece dikta rejimlerine karşı kazanılan zaferlerin geri alınması amacıyla oynanan oyunlarda BM temsilcilerinin önemli fonksiyonları olduğu biliniyor. Onların bu fonksiyonları ise halkların özgürlük mücadelelerine çelme takma oyunlarıdır ve ne yazık ki bazı ülkelerde oynadığı sinsi oyunlarda gerçekleştirdiği başarılar zaferlerin geri alınmasına neden olmuştur. BM, halkların kazandığı zaferlerin geri alınması amacıyla başlatılan fitne savaşlarının başarılı olması için stratejik oyunlarını sürdürüyor.

Suriye'de Katilin İşini Kolaylaştırdı

BM temsilcileri Suriye'de görünüşte çözüm amaçlı girişimlerde bulundu. Gerçekte ise katil rejimin işini kolaylaştırırken ondan kurtulmak isteyen halk adına savaşanlara askeri desteği çeşitli bahanelerle engelledi. Öte yandan İran ve Rusya tarafından doğrudan devlet eliyle ve bu devletlerin yönlendirdiği örgütlerin gönderdiği militanlarla rejimin desteklenmesine itirazda bile bulunmadı. Rejimin vahşi katliamlarıyla ilgili sorgulamalarıyla da görünüşte üzerine gidiyormuş imajı verirken gerçekte katliamları kamufle etti.

BM'nin tutumu rejimin işini kolaylaştırırken zaman içinde direnişin yıpranmasına neden oldu. Bu arada karanlık güçlerin yönlendirdiği tahmin edilen IŞİD adlı örgütle Suriye direnişini özdeşleştiren sinsi bir politika izlendi ve küresel emperyalizm IŞİD'e karşı savaştığı iddiasıyla Baas rejimini zorlayan direnişi hedef alan bir savaş başlattı. Bu stratejik oyun ve izlenen siyaset Suriye'de Baas'ın, ona açıktan destek veren İran ile Rusya'nın ve onu eleştiriyor görünen ABD ve Avrupa'nın hesaplarının örtüştüğünü açığa çıkardı. Birbirlerine zıt pozisyonlarda görünen bu güçler arasında perde arkasındaki koordinasyonu sağlayan da BM idi.

Yemen'de Fitnecilerin Postacılığını Yaptı

Yemen'de Husi fitnesinin Sana'yı ele geçirebilecek kadar ileri gitmesini sağlayan gelişmelerde BM Yemen Özel Temsilcisi Cemal bin Ömer'in tam bir postacılık görevi gördüğü olayları yakından izleyen herkes tarafından biliniyor. Çünkü Yemen'deki halkın zaferinin geri alınması amacıyla başlatılan fitne savaşında öne çıkarılan unsur Husi hareketi olduğundan eski diktatör Ali Abdullah Salih döneminin kalıntıları da onunla işbirliği yapmışlardı.

Cemal bin Ömer'in Husi postacılığının iyice ortaya çıkması üzerine BM aynen Srebrenitza katliamında olduğu gibi teşkilatı kurtarmak amacıyla suçu sahadaki elemanın üzerine yıkma yöntemini tercih etti ve Bin Ömer'i görevden alarak yerine Moritanyalı diplomat İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed'i atadı. Oysa Bin Ömer'in tutumu kendi kişisel hesaplarıyla değil tamamen küresel emperyalizmin diplomasi alanında çeteliğini yapan BM'nin Yemen siyasetiyle ilgiliydi.

Libya'da Fitneciler Hesabına Mekik Dokuyor

BM, Yemen'de oynadığı oyunun aynısını Libya'da da oynuyor. Orada da Bernardino Leon'u BM Libya Özel Temsilcisi olarak tayin etti. Fakat bu kişi sanki BM'nin değil de fitne hareketinin lideri Halife Hafter'in özel temsilcisi gibi görev yapıyor. Ülkede sükunetin değil fitne hareketinin hâkimiyetinin sağlanması için mekik dokuyor. Uluslararası alanda da Hafter'in kurduğu Tobruk hükümetin Libya'nın meşru hükümeti olarak tanınması amacıyla bağlantılar kuruyor.

O yüzden Trablus'taki hükümet geçtiğimiz Mayıs ayının başlarında yaptığı açıklamada Leon değiştirilmediği sürece diyalog görüşmelerine katılmayacağını bildirdi. Oysa bu tavır Leon'un kişisel politikası değil küresel emperyalizmin çetesi niteliğindeki BM'nin politikasıdır. Yemen'de temsilcisini değiştirmesi nasıl gidişatı değiştirmediyse Libya için de aynı şey söz konusudur.

Mavi Marmara Davasında Yan Çizdi

BM'nin oluşturduğu komisyonların hazırladığı raporlarda Mavi Marmara olayında işgalci siyonistin suçlu olduğunun itiraf edilmesine rağmen BM güdümlü uluslararası yargı organları siyonist katili hesaba çekmeye gerek görmedi. Oysa siyonist katil uluslararası sularda gerçekleştirdiği saldırıda dokuz insanı katletmiş, onlarca insanı yaralamış, el koyduğu gemilerdeki tüm insanî yardımları gasp etmişti. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin geçtiğimiz Temmuz ayında aldığı, önceki hükmün yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine dair karar ise sadece göz boyamadan ibarettir, inandırıcı değildir.

Milletler Birleşmemiş, Zalimler ve Hainler Birleşmiş

Bu teşkilatın izlediği politikaları incelediğimiz zaman onun için kullanılan ismin aslında milletlere büyük haksızlık olduğu sonucuna varırız. Çünkü milletler böyle zulüm politikaları, haksızlıklar etrafında birleşmez. Bu şekilde zulüm politikaları ve haksızlıklar etrafında ancak zalimler ve ihanetçiler birleşebilir. O yüzden kısa adı BM olan bu uluslararası kuruluşun adının da Birleşmiş Zalimler (BZ) veya Birleşmiş Haramiler (BH) olarak değiştirilmesi daha isabetli olur.

Özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyeleri adı verilen beşli çeteyi (P-5) beş haramiler veya baş haramiler çetesi (BH-5) olarak adlandırmak gerekir. Ama ne yazık ki bu çete, emrindeki medya vasıtasıyla kendini dünya kamuoyuna "uluslararası toplum" olarak yutturmayı başarmıştır.

İrtibatlı Yazılar:

  • Emperyalizmin fitne taktikleri
  • Emperyalizmin Fitne Savaşları
  • Sisi'nin Almanya ziyareti
  • Irak ve Şam'ın Haritası Yeniden mi Çiziliyor?
  • Emperyalizmin IŞİD Tuzağı
  • Koalisyon IŞİD'le mi savaşıyor?
  • IŞİD'li Strateji
  • IŞİD üzerinden çevrilen dümenler
  • Irak'ta IŞİD bahaneli katliamlar
  • Kafa Kesmeden İnsan Yakmaya
  • Tomrukların Tobruk hükümeti
  • İki ateş arasındaki Yermük