Mısır'da tehlikeli gelişmeler

2 Temmuz 2015 Perşembe, Yeni Akit

Küresel emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerin Irak ve Suriye üzerinden yönlendirdikleri oyunlarla Suriye'nin kuzeyinde oluşturdukları koridorla ilgili tehlikeli gelişmeler maalesef kesintisiz bir şekilde sürüyor. 19 Haziran'da yayınlanan "IŞİD üzerinden çevrilen dümenler" başlıklı yazımızda da ele aldığımız bu konuyla ilgili gelişmelerin uzun süre gündemi meşgul edeceğini sanıyoruz. İnşallah biz de gelişmelerle bağlantılı olarak değişik yönlerden ele almaya çalışacağız.

Zulme başkaldıran halkların özgürlük mücadelelerinin önünü kesme ve kazanımlarını geri alma amacıyla izlenen siyasetin etkili olduğunun görüldüğü ve etki alanının genişletilmesi için yeni taktiklere başvurulduğu gözleniyor. Son günlerde Tunus'ta bir otele Kuveyt'te de bir camiye gerçekleştirilen saldırıların ikisi de ülke halklarının her yönden aleyhineydi ve zulüm güçlerine verdiği bir zarar yoktu. Zararı tamamen eylemlerin gerçekleştirildiği ülkelerin halklarına ve Müslüman toplumlaraydı. Ama yine de zulme başkaldıran halkların haklı mücadelelerinin önünü kesmek, kazanımlarını geri almak amacıyla savaş yürütenlerin önlerini açacak eylemler gerçekleştiren örgüt her ikisini de üstlendi. Ben şahsen onun bir komplo örgütü olduğunu daha isminin duyulmaya başlandığı sıralarda yazdığım yazılarda dile getirmiştim.

Bu eylemlerin ardından Kahire'de toplu idamların başsavcısı Hişam Berekat'a karşı suikast düzenlendi. 29 Haziran Pazartesi günü gerçekleştirilen saldırıda ağır yaralanan başsavcı hastanede hayatını kaybetti. Eylemi Cize Halk Direnişi adlı örgüt üstlendi.

Cuntanın sergilediği korkunç vahşete, İslâmî harekete karşı savaşında yargıyı kullanmasına tepkili olanlar, insanları sırf inançlarından ve siyasi tavırlarından dolayı listeler halinde ölüme göndermek için katiller hesabına davalar açan başsavcının idamından dolayı belki rahatlamış olabilirler. İnsanların listeler halinde katli için zulme payanda olan bir canavarın idamına ben de hiç üzülmedim. Ama mahiyeti ve doğuracağı sonuçlar açısından isabetli bulmadım.

Başsavcının öldürülmesine neden olan suikasttan bir gün sonra yine Kahire'de üç kişinin ölümüne altı kişinin de yaralanmasına neden olan bir saldırı gerçekleştirildi. Hemen ertesi gün de Sina'nın kuzeyinde ciddi çalkantılara neden olan saldırılar gerçekleştirildi.

Kuzey Sina'daki Şeyh Zuveyd şehri civarında beş ayrı askerî noktaya bomba yüklü araçlarla ve silahlı militanlar tarafından eş zamanlı baskınlar gerçekleştirildi. Bu yazıyı yazdığımızda henüz çatışmalar ve olaylar sürüyordu. Ölü ve yaralı sayısı da artıyordu. Sayı hakkında farklı haber kaynakları tarafından farklı rakamlar veriliyordu. Fakat öldürülen asker ve güvenlik elemanı sayısının en az 35'e, yaralı sayısının da 40'a ulaştığının kesinleştiği anlaşılıyordu. Cuntayı destekleyen haber kaynaklarının verdiği bilgilerde baskınları düzenleyen militanlardan da 64 kişinin öldürüldüğü iddia ediliyordu. Bu sayının biraz saldırıların sebep olduğu moral sarsıntıyı düzeltme amaçlı olması ihtimali vardı. Çünkü bağımsız kaynakların verdiği rakamlar bunun yarısından azdı.

Cuntaya bağlı haber kaynakları olayların başlangıcında verdikleri haberlerde saldırıların 70 kadar militan tarafından gerçekleştirildiğini iddia etmişti. Görgü tanıklarının verdiği bilgilerde ise 200-250 civarında militan tarafından baskınlar düzenlendiği ifade ediliyordu.

Eylemcilerin baskın düzenledikleri noktalarda askeri teçhizat, silah ve hatta tank bile ele geçirdiklerine dair haberler verildi. Devlete ait askerî güçlerin ise baskıncı militanları hedef aldıkları iddiasıyla rasgele füze saldırıları gerçekleştirdikleri, atılan füzelerden en az bir tanesinin sivil vatandaşların bulunduğu bir caddeye düştüğü ve sivillerden yaralananlar olduğu da bağımsız kaynaklar tarafından verilen haberlerde dile getirildi.

Sina baskınlarını da IŞİD bağlantılı örgüt üstlendi. Bu saldırıları Müslüman Kardeşler'in onaylamadığı ve izlediği siyasete de ters düştüğü biliniyor. Fakat cunta, bu saldırı ve baskınları Müslüman Kardeşler aleyhine yürüttüğü savaşta kullanacağını daha olayların başlangıcında ortaya koydu. Müslüman Kardeşler aleyhine nasıl kullandığı ve kullanacağı hakkında ayrıntılı durmak için müstakil bir yazıda ele almak gerekir.

IŞİD'i gösterip İhvan'ı vurmak

3 Temmuz 2015 Cuma, Yeni Akit

Dünkü yazımızda cuntanın normalde İhvan'la ilgisi olmayan olayları İhvan'a karşı savaşında kullanacağına dikkat çekmiştik.

Bu yazıyı yazmamızın üzerinden fazla zaman geçmeden cunta askerlerinin Kahire'nin 6 Ekim semtinde bir evi basarak İhvan'ın ileri gelenlerinden 9 kişiyi vahşice katlettikleri haber verildi. Baskın düzenleyen katiller, evden kendilerine ateş edildiğini o yüzden karşılık verip dokuz insanı topluca katlettiklerini ileri sürdüler.

Oysa baskıncılara içeriden ateş edildiği iddiası tamamen saçma ve katliama kılıf amaçlıydı. Öldürülenlerin yakınlarının verdiği bilgiye göre cunta zindanlarında tutulanların ailelerine yardım için Ramazan'da kampanya düzenlenmesi konusunda toplantı yapılıyordu ve katılanların hiçbirinde silah yoktu.

Asıl amaç ise idamların yargı aşamasını devreden çıkararak Müslüman Kardeşler'e karşı yürütülen savaşta hareketin ileri gelenlerini yargısız infazlarla tasfiye işini hızlandırmaktı.

Cunta, bunu yapabilmek için çeşitli taktiklere başvurdu. Sina'da daha önce gerçekleştirilen şüpheli baskınlar ve saldırılar İhvan karşıtı savaşın yargı aşamasını devreden çıkarmayı amaçlayan stratejinin bir parçasını oluşturuyordu. Cuntanın bu konudaki oyunlarını ve stratejisini gazetemizde 6 Şubat 2015'te yayınlanan "Sisi cuntasının Sina oyunları" başlıklı yazımızda ayrıntılı ele almıştık. Bu yazımızı kişisel web sitemizden (www.vahdet.info.tr) okuyabilirsiniz.

Ancak İhvan, cuntanın stratejik savaşına gerekçe yapmak istediği eylemlerle ilgisinin olmadığını ve bunları onaylamadığını yaptığı açıklamalarla gayet açık bir dille ortaya koydu. Cunta ve onun hesabına tamamen iftira kaynaklı kara propaganda yürüten medya, Sina olaylarını aynı zamanda Filistin direnişini karalamak amacıyla değerlendirmek istedi. Oysa bu olaylarla Filistin direnişi arasında irtibat kurulmasını sağlayacak hiçbir müşahhas delil yoktu. Gerçekte dayandıkları tek şey eylemleri üstlenen örgütlerden birinin kendini Ensaru Beytilmakdis (Kudüs'ün Yardımcıları) diye adlandırmak suretiyle adına "Beytulmakdis" ibaresini koymuş olmasıydı ki bu da bir oyundu. Bu oyunun sadece Sina'daki karanlık olaylarla isminden yararlanılan örgütün değil İslam ve Müslüman toplumlar aleyhine yürütülen stratejik savaşa malzeme oluşturmak amacıyla piyasaya çıkarılan pek çok örgütün isimlendirilmesinde oynandığı biliniyor.

Fakat Sina'daki oyunları tutmasa da cunta özellikle başsavcı Hişam Berekat'a karşı düzenlenen suikast eylemini tamamen İhvan'a karşı yürüttüğü savaşa dayanak yapma konusunda kararlı olduğunu ortaya koydu. Cunta lideri Sisi'nin başsavcının cenaze töreninde yaptığı açıklama bunu gösteriyordu.

Başsavcı suikastının sıcaklığı sürerken Sina'da askeri noktalara baskınlar düzenlenmesi ve onlarca askerin öldürülmesi stratejik savaş için güçlü bir dayanak oluşmasını sağladı. Eylemleri her ne kadar IŞİD bağlantılı örgüt üstlendiyse de baskınları başsavcı cinayetiyle birleştirerek değerlendirme, dolayısıyla bu kez IŞİD gösterip İhvan'ı vurma imkânı vardı.

Cuntanın bütün bu olaylardan iki stratejik hesap için yararlanmak istediği görülüyor. Birincisi, yargı yoluyla yürütülen savaşın fiili bir tasfiyeye dönüştürülmesi işini hızlandırmaktır. Çünkü her ne kadar göstermelik mahkemeler yoluyla binden fazla insan hakkında idam kararı verilmiş olsa da cunta bu kararları infaz işlemlerinin içeride ve uluslararası alanda tepkilere neden olacağını düşünüyordu. Cunta liderinin, başsavcının cenaze töreninde idam kararlarını infaz işini hızlandıracaklarını vurgulayarak "bizi öldürenleri biz de öldüreceğiz" demesi bu niyeti açığa çıkarıyordu. Başsavcı cinayetiyle İhvan arasında herhangi bir irtibat kurulmasını sağlayacak delil olmaması önemli değildi. Sadece varsayım irtibatı kurulması ve "bu, olsa olsa intikam cinayeti olabilir" fikrinin zihinlere işlenmesi yeterli görülüyordu.

İkinci stratejik hesap ise tasfiye işinin hızlandırılması için yargı sürecini tamamen devreden çıkararak yargısız infazlar gerçekleştirmektir ki olayların sıcağında Kahire'de gerçekleştirilen katliam buna örnektir.

IŞİD'i gösterip başka hedefleri vurma stratejisi Suriye'de de çok bariz bir şekilde izleniyor. Suriye'de bu stratejik savaşın son örnekleri üzerinde ayrıca durmak gerekiyor.

İrtibatlı Yazılar:

  • Merkel'e onaylatılan idam hükümleri
  • Sisi'nin Almanya ziyareti
  • Yargı Değil Savaş
  • Mısır'da da hesaplar karışıyor mu?
  • Âlimlerin zulme karşı tavırları
  • Cunta yargısının terörü
  • Sisi'nin idam sehpaları devrede
  • Altı ayaklı cunta
  • Mısır'ı İsrail işgal etmiş olsaydı!
  • Sisi cuntasının Sina oyunları
  • Husiler Sisi'nin izinden gidiyor