![]() |
İsrail İslami uyanış hareketiyle hem akademik hem de politik açıdan yakından ilgilenmektedir. İsrail hükümetleri İslami hareketlere sürekli şüpheci bir bakışla bakmışlardır. Dolayısıyla bu hareketlere karşı bir kışkırtmada bulunma fırsatı yakaladıklarında hiç kaçırmazlar. İslami hareketi gerek yahudi toplumuna ve gerekse Arap toplumuna karşı sevimsiz gösterebilmek için de her fırsatı değerlendirmektedirler.
İslami Hareket, Filistin dahilinde, İslami vakıf çalışmaları, mağdur insanlara yardım ve özellikle intifada döneminde kitleleri harekete geçirme konusunda gösterdiği performansla gerçekleştirdiği başarı ve ilerleme ile gerek Arap dünyasındaki ulusal yönetimler nezdinde ve gerekse bölgesel alanda başarılı bir konuma gelmişti.
Ne var ki, Oslo Anlaşması'ndan sonraki yoğun baskı olumsuz gelişmelere yol açtı. Bu anlaşma içerdeki ("yeşil hat" içinde kalan ve "İsrail" olarak gösterilen bölgedeki) Arap toplumunun önceliklerini yeniden belirledi. Bu anlaşmanın en önemli sonuçlarından biri bu toplumun ulusal yükü üzerinden indirip ağırlıklı olarak pazarlık konusunu ve "İsrail" içindeki Arap azınlığın geleceğini tartışmaya başlamasını sağlamak oldu. Bu itibarla, söz konusu merhaleden sonra Arap siyaset meydanında oluşan boşluğu doldurma çabasındaki yeni siyasi partiler ortaya çıkmaya başladı. Sonuçta bütün Arap siyasi partileri İsrail'in siyaset oyununa girmelerinin zorunlu olduğu konusunda aralarında tam bir görüş birliğine vardılar. Çünkü içerdeki Arap azınlığın haklarının ancak bu yolla elde edilebileceği düşünülüyordu ki, Knesset (İsrail parlamentosu) da bu hakların elde edilmesi konusunda başvurulacak yolların en önemlilerindendi.
İsrail hükümeti İslami Hareket'in de bu oyunun içinde yer almasını ve Knesset (parlamento) seçimlerine iştirak edeceğini açıklamasını çok istiyordu. Bu yüzden İslami Hareket'in genel kongresinin düzenlediği sıralarda yayınlanan makalelerin ve raporların başlıklarında: "HAMAS, Ummu'l-Fahm Çocuk Yuvası'nda Start Veriyor" "HAMAS'ın Bundan Sonraki Durağı Knesset Olacak" ifadeleri dikkat çekiyordu. Bu tür makale ve raporların yayınlanmasındaki hedef ise söz konusu hareketi siyasi kuşatmaya almaktı. Bütün bunların amacı da İsrail hükümetinin İslami hareketin seçimlere katılmasını sağlama politikasına destek vermekti. Daha sonra, Ummu'l-Fahm belediye başkanı (ve "yeşil hat" içinde kalan topraklardaki İslami hareketin lideri) üstat Raid Salah'ın Filistinli gençlerin ve genç kızların kimliklerinin ellerinden alınması için çalışan mafyanın İsrail Genel Güvenlik Örgütü ŞABAK'la irtibatının olduğunu ortaya çıkarma amacına yönelik, uzun süren çalışmalarından sonra onun hakkında Nisan 1995'te gerçekleştirilen tahkikat gündeme geldi. ("Yeşil hat" içinde kalan Filistinlilere "İsrail kimliği" verildiğinden normalde İsrail kanunlarına göre diğer İsrail vatandaşlarının sahip olduğu haklara onların da sahip olması gerekiyor. Arap kökenlilerin kimliklerinin ellerinden alınması ve onların vatandaşlıktan çıkarılması da söz konusu haklardan yararlanmalarının engellenmesini amaçlıyor.) Bu tahkikat Raid Salah'ın aleyhineydi.
Daha sonra, gerek bazı resmi siyasetçilerin yönlendirmelerine dayanan resmi kanallar vasıtasıyla ve gerekse İsrail hükümetinin bir tetikçi güç gibi kullandığı İsrail basını vasıtasıyla İslami Hareket üzerindeki baskılar ve bu hareketi köşeye sıkıştırmayı amaçlayan saldırılar artırıldı.
Ardından basın yoluyla gerçekleştirilen saldırılar resmi organların fiili baskılarıyla desteklenir oldu. Bu amaçla "yeşil hat" içinde kalan İslami kurumlar kapatıldı. Bu tür kurumların kapatılması işlemleri de İslami Yardım Komitesi'nin kapatılmasıyla başladı. Bu kurumun kapatılmasında ileri sürülen gerekçe ise HAMAS'ın Batı Yaka ve Gazze bölgesindeki çalışmalarına maddi destek sağladığı iddiasıydı. Bunu Ummu'l-Fahm belediye başkan yardımcısı ve İslami Yardım Komitesi'nin başkanı Dr. Süleyman Ağbariye'nin tutuklanması olayı izledi.
İslami Yardım Komitesi'nin kapatılmasından sonra İslami hareket yardım faaliyetlerini sürdürmek amacıyla İnsani Yardım Komitesi'ni kurdu. Bu kuruluş beş bin yetimin ve yüzlerce tutuklu ailesinin geçimini üzerine almıştı. Ne var ki, İsrail hükümeti bu kuruluşu da bir kalemde kapattı ve başkanı Dr. Süleyman Ağbariye'yi tutukladı.
İsrail hükümetinin İslami Hareket üzerindeki baskıları sadece yardım kuruluşunu kapatmakla kalmadı. Bunun yanı sıra yine İslami Hareket'e bağlı olan Yetimlere ve Tutuklulara Yardım Cemiyeti'nin bürolarını HAMAS mensubu tutuklulara yardım ettikleri gerekçesiyle kapattı ve üyelerini tutukladı.
Genel anlamdaki baskılar özellikle İslami Yardım Kurumu üzerinde yoğunlaşıyordu. Çünkü bu kurum Filistin halkına yardım, bu halkın ekonomik kuşatmaya alınması ve aç bırakılması çabalarını başarısız kılma yolundaki faaliyetlerde önemli bir rol oynuyordu. Özel anlamda ise gerek İsrail basınının kullandığı saldırgan ağızda ve gerekse resmi organların İslami kurumları kapatmasıyla, bu kurumların ileri gelenlerini ve diğer ileri gelen İslami şahsiyetleri tutuklayıp zindana atmasıyla kendini gösteren baskılarda İslami Hareket ana hedef olarak seçilmişti. Bütün bu baskı uygulamalarının ve söz konusu yayın politikasının başta gelen amaçları ise şunlardı:
1.Yahudi toplumunda İslami Hareket'e karşı bir kamuoyu oluşturmak. "Yeşil hat" içinde kalan "İslami Hareket"in HAMAS'ın ayrılmaz bir parçası olduğu intibaı vermek. Bu yolla, İslami Hareket'e darbe vurma ve İsrail demokrasisinin gölgesinde bu hareketin kurumlarını kapatma faaliyetlerine haklılık kazandırılması, bütün bu uygulamaların İsrail'in demokratik kimliğine ters olmadığı imajı verilmesi isteniyordu.
2.Bir diğer amaç da, normal bir Arap vatandaş nezdinde İslami Hareket'in onun çıkarına bir şey yapamayacağı intibaı uyandırmak suretiyle Arap kamuoyunun korkutulması, bu kamuoyuna gözdağı verilmesiydi. Bu yöndeki uygulamalarla, İslami Hareket'in elindeki belediyelerin bütçelerini denkleştirerek kurduğu kurumlarla Arap toplumuna yardım elini uzatamayacağı, çünkü bu hareketin devlet düşmanı bir hareket olduğu imajı verilmek isteniyordu.
3.Bu uygulamaların ana hedefi ise İslami Hareket'i siyasi kuşatmaya alarak onu, uygulanan baskılar neticesinde ilkesel bir hareket olmaktan çıkarıp pragmatist bir harekete dönüştürmek ve onun stratejisini, faaliyetlerini tamamen pragmatik hesaplara göre yapmasını sağlamaktı.
İslami Hareket'in kutsal Mescidi Aksa'nın tamiri, restorasyonu, temizlenmesi ve korumasının artırılması konusunda başarılı işler gerçekleştirmesinin ardından bu harekete yönelik baskılar bir hayli arttı. Bu yöndeki başarıların en önemlisi el-Mervani namazgahının restore edilerek yeniden ibadete açılması oldu. İsrail yönetimi burada kendi açısından bir kırmızı ışık gördü. Çünkü Kudüs şehrinin işgal edilmesinden sonra ilk kez Müslümanların lehine bir iyileştirme yapılması yolunda bu derece geniş çaplı bir çalışma gerçekleştirilmiş oluyordu.
Kudüs'te bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesinden sonra İsrail basını yeniden İslami Hareket'e ve onun lideri üstat Raid Salah'ın şahsına yüklenmeye başladı. Raid Salah'ın İsrail devleti açısından en tehlikeli kişi olduğu, hareketinin de aynı şekilde büyük bir tehlike arz ettiği, İsrail'in güvenliğini tehdit ettiği iddialarını gündeme getirdi. Hatta bazıları İslami Hareket'in yasallığına son verilmesini ve liderlerinin tutuklanmasını istediler. Bu saldırılar, hareketin ileri gelenlerine, ortadan kaldırılacakları, öldürülecekleri yolunda tehdit mektuplarının gönderilmesine kadar vardı. Örneğin kutsal Mescidi Aksa'nın onarımı işlerinin tamamlanmasından sonra üstat Raid Salah'a böyle bir tehdit mektubu geldi.
İsrail hükümetinin en çok üzerinde durduğu konulardan biri de İslami Hareket'in ekonomik etkinlikleri oldu. İsrail, İslami Hareket'in öyle geniş çaplı bir ekonomik faaliyetinin olmasını ve bu alanda ciddiye alınır bir güce ulaşmasını istemiyor. Bundan dolayı İslami el-Menar şirketini kapattı. Bu şirket ise basite alınamayacak bir sermayeye sahip bir şirketti. Şirketin bütün mal varlığı donduruldu ve Yönetim Kurulu başkanı Dr. Süleyman Ağbariye başta olmak üzere ileri gelenleri hakkında soruşturma açıldı. Bu soruşturmalar doğrultusunda ve Beytu'l-Mal el-Filistini adlı şirket bünyesinde yaptığı faaliyetler sebebiyle iki hafta önce Dr. Süleyman el-Ağbariye tutuklandı.
Baskı ve saldırılardan İslami basın, yayın ve diğer iletişim kurumları da müstesna tutulmadı. İbranice yayın organları yürüttükleri yayın faaliyetlerinde İslami yayın organlarını özellikle hedef alarak onlara karşı saldırgan bir dil kullandılar.
Ayrıca bkz.
İsrailli Milletvekillerinden İlginç Teklif: "HAMAS'la Diyaloga Geçmeliyiz"