Kasım 2015, Ribat
Suriye'de Baas'ın geleceğinin kurtarılması savaşı küresel emperyalizmin batı ve doğu kanatları tarafından birlikte yürütülüyor. Ancak onların perde arkasında gerçekleştirdikleri ittifaklar ile perdeye yansıyan stratejik amaçlı tavırları yerine göre birbirinden farklı olabiliyor. Perdeye yansıyan tavırların fiili bir karşılığının ve insanlık adına utanç verici vahşetin önüne geçme konusunda en ufak bir etkisinin olmaması bu yüzdendir. Baas sultasının sürmesi için küresel emperyalizmin ortak tavrıyla ve desteğiyle sürdürülen savaşın içinde bölgedeki ve Suriye içindeki ihanet güçlerinin de yer aldığı artık gayet açıktır.
Bütün bu güçlerin, insana sinek kadar değer vermeyen ve siyasi saltanatını sürdürebilmek için kendisini istemeyen halkı toplu katliamlarla imha eden bir zulüm rejiminin arkasında ittifak kurmalarının sebebi ise çıkarlarının birleşmesidir. Bu realite de onların siyasi oyunlarına maske olarak kullandıkları ideolojik veya din temelli söylemlerinin samimiyetten tamamen uzak, bunları kullanmalarının da istismar amaçlı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Arap dünyasında zulüm rejimlerine karşı halk ayaklanmalarının, yıllardan beri korkunç zulüm ve baskı altında ezilen Suriye halkını etkilemesi sonucu bu halkın da meydanlara çıkması üzerine katil Baas sultasına dokunulmamasını isteyenler, "dışarıdan müdahale olmasın" yaygarası koparmışlardı. Oysa gerçekte kimse Suriye'ye dışarıdan bir müdahale yapılmasını istemiyordu. İstenen sadece katil Baas'ın vahşi saldırılarının ve katliamlarının önlenmesiydi. Bunun için de ABD'nin veya diğer küresel güçlerin fiili müdahalesi değil İslâm âleminde bir hareketlilik olması ve katliamların durdurulması için Baas zulmüne baskı yapılması isteniyordu.
Fakat genelde İran'dan yönlendirilen ve beslenen propaganda çetesi Baas'ın saltanatını kurtarabilmesi için ona serbestçe katliam yapma fırsatı verilmesini istiyor ve o yüzden "dışarıdan müdahale olmasın" diye her tarafta gürültü koparıyorlardı.
Muhtemelen beklentileri, zulüm ve vahşette sınır tanımayan Esed'in önünün açık tutulması durumunda silahsız halk karşısında kendi işini kendisinin görebileceğiydi. Fakat bu vahşete vicdanları razı olmayan ordu görevlilerinin silahlarıyla birlikte ayrılarak Özgür Suriye Ordusu'nu kurması, ardından da çoğunluğunu camilere devam eden gençlerin oluşturduğu direniş birlikleri kurulması üzerine, Esed'in Şebbiha çeteleri oluşturması da yetmedi ve rejimin gazının tükenmeye başladığı görüldü.
Bunun üzerine "dışarıdan müdahale olmasın" diye gürültü çıkarmaları için propaganda çetelerini harekete geçiren İran kendisi müdahale etme ihtiyacı duydu ve dünyanın her tarafından Şii kimliğinin sömürüsü yoluyla topladığı militanları katil Esed'i kurtarmaları için Suriye'ye sürdü.
Fakat zulme karşı direnişte gösterilen kararlılık karşısında bu müdahale de yeterli olmayınca Rusya'nın devreye girmesine ihtiyaç duyuldu. O yüzden önceden daha çok silah, malzeme ve arka planda eğitim desteği veren Rusya uçaklarını göndererek doğrudan müdahalede bulundu.
Rusya'nın uluslararası hukuka ve tüm insanî değerlere aykırı olan böyle bir müdahaleyi haklı çıkarması için bir gerekçeye dayanması gerekiyordu. Fakat IŞİD onun için de yeterli olmuştu. Çünkü yüz binlerce insanı katleden Baas'ın sergilediği terör ve vahşet müdahaleyi bırakın diplomatik baskıya bile gerekçe olmazken, arkasında muhtelif karanlık oyunlar olduğu artık iyice gün yüzüne çıkan IŞİD'in medyaya servis ettiği videolar tüm askerî müdahalelere gerekçe olabiliyordu. Zaten gelişmeler de o videoların servis edilmesindeki niyetin bütün bu müdahaleleri haklı kılmak olduğunu ortaya çıkardı. Bu da bizim Ribat'ın Ekim 2014 sayısında yayınlanan "Emperyalizmin IŞİD Tuzağı" başlıklı yazımızdaki tespitleri doğruladı.
Gerçekte ise saldırı IŞİD'e karşı değil Baas'ı sıkıştıran direniş güçlerine ve sivillere karşıydı. Çünkü IŞİD zaten Baas zulmüne karşı savaşan direniş güçlerini arkadan vurduğu için onunla aynı hedeflere yöneliyordu. Dolayısıyla Rusya'nın bu örgütle bir savaşının olması anlamsızdı. Üstelik o hem Suriye'deki meşru direnişin imajını kirletmek hem de küresel emperyalizmin karanlık oyunlarına ve planlarına gerekçe oluşturmak için maksatlı olarak oluşturulmuştu. Dolayısıyla Rusya'nın veya onunla işbirliği içindeki bölgesel ya da küresel güçlerin bu aşamada IŞİD'i ortadan kaldırma gibi bir amaçları olamazdı.
Saldırının başlatılmasından sonra niyetler açığa çıktı. Rusya hava güçlerinin gerçekleştirdiği saldırıların hemen hemen tümünde Baas'la savaş halindeki direniş güçleri ve sivil kalabalıkların bulunduğu yerleşim alanları hedef alındı. O yüzden Rus saldırılarında da siviller arasında büyük katliamlar gerçekleştirildi. Sivillerin özellikle hedef alınması ve büyük katliamlar gerçekleştirilmesi üzerinde ayrıca duracağız.
IŞİD'i gerekçe edinerek Baas'la savaş halindeki direniş güçlerini hedefe yerleştirme oyununu ABD de oynadı ve oynamaya devam ediyor. Küresel emperyalizmin ve onunla işbirliği içindeki yerel güçlerin ittifakıyla "uluslararası koalisyon" oluşturulmasının amacı budur. Çünkü emperyalizm de Baas sultasının tehlikeye düşmesinden endişeli ve onun hâkimiyetine son verilmesinin bölgedeki dengeleri etkileyeceğini, işbirlikçi dikta rejimlerinden kurtulmak isteyen diğer halkları da cesaretlendireceğini biliyor.
Koalisyon güçlerinin saldırılarında zaman zaman IŞİD hedefleri de vuruldu. Ancak bu saldırılar öncelikle IŞİD'in ideolojik söylemleriyle çatışma alanına çekilen ve küresel emperyalizmin hesapları açısından potansiyel tehlike olarak görülen heyecanlı gençlerin imha edilmesi için bir yöntem olarak değerlendirildi. İkinci olarak da asıl amaç ve niyeti kamufle etmede bir taktik olarak kullanıldı.
Asıl amaç ise Baas'la savaş halindeki direniş gruplarının zayıflatılması için onlara saldırılması ve rejim güçlerinin önlerinin açılmasıydı. Bunlardan bazılarının IŞİD'le ilişkili olduğu iddia edildiği için onlara açıktan saldırı düzenlendi. Bazılarına yönelik saldırılar da "yanlışlık" olarak gösterildi. Ama aynı yanlışlığın rejimin askerî hedeflerine yönelik olarak yapılmaması düşündürücüydü.
Rusya'nın IŞİD gerekçeli hava saldırısının ABD ile ittifaktan sonra olduğunu gelişmeler ortaya koydu. Özellikle BM 70. Genel Kurulu münasebetiyle ABD Başkanı Obama ile Rusya Başkanı Putin'in görüşme yapmasının ardından saldırı için harekete geçilmesi bu konuda önemli işaretler taşıyordu. Böyle bir ittifak sağlanmadan Rusya'nın bu saldırıyı başlatmasının çok da kolay olmayacağı tahmin ediliyor.
Fakat ABD'nin izlediği strateji gereği bu operasyona karşı çıkması ve hava saldırılarından dolayı Rusya'yı eleştirmesi gerekiyordu. Onun eleştirileri aslında Rusya'nın ve işbirlikçisi İran'ın da işine geliyor. Çünkü şimdilik ABD ile perde arkasında gerçekleştirdikleri ittifakların, ortak planların açığa çıkmaması gerekiyor. ABD'nin sergilediği karşıt tavır ve yaptığı eleştiriler de bu açıdan işe yarıyor.
Sivil hedeflerin vurulması ve bu yüzden insanların kitleler halinde katledilmesi, böylece büyük katliamlar gerçekleştirilmesi iddia edildiği gibi yanlışlıkla değil aynen Baas güçlerinin ve ona destek için gönderilen İranlı pilotların kullandığı uçaklarla yapılan saldırılarda olduğu gibi kasıtlıdır.
Sivil hedeflerin vurulmasının amacı Baas zulmünü istemeyen, ondan kurtulmak istediği için direnişe destek veren halkın göçe zorlanmasıdır. Böylece zulüm rejiminin saltanatının sağlama alınması için onun silah gücüyle yönettiği ülkedeki muhalif kitlenin tasfiyesi isteniyor.
Böyle bir stratejinin öncelikli amacı zulme karşı mücadele eden direniş güçlerinin halk desteğinden yoksun bırakılmasıdır. Uzun vadede amaçlanan ise boşaltılan ülkede hâkimiyeti sağlama alınması istenen rejime destek veren bir demografik yapı için şartların oluşturulmasıdır.
Böyle bir plan gerçekte çok korkunçtur ve ilk bakışta "nasıl mümkün olabilir?" sorusunu akla getirir. Ama emperyalizmin Filistin başta olmak üzere birçok bölgede bu planı uyguladığını unutmayalım.
İran, daha önce Irak'ta ABD ile oynadığı oyunun aynısını şimdi Suriye'de Rusya'yla oynuyor. ABD ile oynanan oyun sonucu Irak bugün sadece siyasi yönden değil aynı zamanda demografik yönden İran'ın arka bahçesi haline getirilmiş durumdadır. Aynı oyunun Suriye'de de başarılması durumunda İran, Akdeniz'e uzanan bir Şii koridoru açmış olacak. Bugün İran'a hâkim zihniyetin Şii kimliğini siyasi hesaplar için kitleleri kendine bağlama ve yönlendirme aracı olarak kullandığını, gerçekte pragmatist ve makyavelist yani devlet çıkarlarını önceleyen bir felsefeye göre hareket ettiğini de gözden uzak tutmamalıyız.
Rusya'nın hava saldırısından sonra İran'ın da Suriye'ye kara operasyonu yapabileceği yönünde açıklaması dikkat çekti. Böyle bir açıklamanın tam da Irak'taki İran birliklerinin komutanı ve yine Irak'ta gerçekleştirdiği korkunç katliamlarla korku rüzgârıı estirmesiyle öne çıkan General Kasım Süleymani'nin birinci yardımcısı olarak anılan General Hüseyin Hemedani'nin Suriye'de öldürülmesinin ardından yapılması düşündürücüydü. Üstelik Hemedani'nin öldürülmesiyle ilgili haberlerde bu adamın İran'ın Suriye'de 2013'ten bu yana öldürülen sekizinci generali olduğu vurgulanıyordu. Alt kademedeki subaylarından ve milis güçlerinden daha ne kadar adamının öldürüldüğünü ise bilmiyoruz. Bunca askeri elemanı öldürülmüş İran'ın sanki Suriye'de hiç askerî gücü yokmuş da Rusya'nın hava saldırısına destek için kara saldırısı başlatması ihtimali varmış gibi konuşması, "takiyye"nin iyice suyunun çıkarılması anlamına geliyordu.
Aslında şimdiye kadar herkesin gözü önünde Suriye'ye asker ve silah gönderen, dünyanın değişik bölgelerindeki Şii topluluklara yaptığı çağrılarla oluşturduğu milis güçleri, dağılma sürecine giren Şebbiha çetelerinin yerlerini doldurmaları için Suriye'ye sevk eden İran'ın yaptığı açıklamanın amacı askerî varlığına resmî statü kazandırmaktı. Rusya'nın saldırısı bu konuda ona cesaret vermişti ve IŞİD bahanesi onun için de yeterli olacaktı.
Küresel emperyalizm kendisiyle işbirliği içindeki İran'dan rahatsız değil. Böyle bir İran'ın bölgedeki muhtemel siyasi değişikliklere karşı dengenin korunması için de "elde bir" olarak tutulmasına önem veriliyor. ABD'nin Irak işgalinden sonra bu ülkedeki siyasi mekanizmaları İran güdümlü kadrolara teslim etmesi ve Irak'ın onun arka bahçesi haline gelmesini sağlayan değişime göz yumması bu yüzdendir. Bugün de Arap yarımadasının adeta İran kıskacına alınması için Yemen'de onun güdümündeki Husi milislerine destek verilmesi, Suriye'de de Baas'ı kurtarmak için doğrudan müdahalelerde bulunulması bu işbirliğini artık iyice açığa çıkarmıştır.
Filistin'de halkın tepkisine neden olacağı tahmin edilen, Mescidi Aksa'yı paylaştırma planının uygulamaya geçirildiği Rusya'nın da Suriye'ye hava saldırısı için hazırlandığı sırada siyonist işgalin ve Rusya'nın üst kademedeki askerî yetkililerinin karşılıklı ziyaret gerçekleştirmeleri dikkat çekiciydi. Ziyaretlerin siyonist işgale ait uçaklarla Rus uçaklarının Suriye hava sahasında karşı karşıya gelmemesi için tedbir alma amaçlı olduğu iddiası tamamen saçmadır. Siyonist işgal uçaklarının Suriye hava sahasında zaten uçuşu yok. Olsa bile Rus uçaklarıyla karşı karşıya gelmemeleri için tedbir böyle üst kademeli ziyaretleri mi gerektirir?
Bilindiği üzere siyonist işgal, Mescidi Aksa'yı hedef alan planlarını uygulamaya geçirme girişimlerinden dolayı Kudüs intifadası adı verilen bir yeni direniş atağıyla karşı karşıya geldi. Ama Rusya'nın Suriye saldırısı Kudüs intifadasının büyük ölçüde gölgede kalmasına neden oldu ve bu da işgalci siyonistlerin işine yaradı. Bundan yararlanarak direnişi bastırmak için evleri yıkmaktan, kadınlara saldırmaktan, gençleri yere yatırıp kafalarına kurşun sıkarak öldürmekten çekinmediler.
Rusya saldırısı da uluslararası siyonizmin güdümündeki medya tarafından "IŞİD'e karşı önemli bir savaş" olarak gösterilip övüldü.
Her derde derman IŞİD küresel emperyalizmin hem doğu hem de batı kanadının, PKK'nın Suriye kanadı PYD'ye tam da örgütün Türkiye kanadının kirli savaşını yeniden alevlendirdiği dönemde çeşitli yardımlarda bulunmasına gerekçe oluşturdu. IŞİD'in Suriye'nin kuzeyinde direniş güçlerini arkadan vurarak ele geçirdiği köyleri göstermelik bir çatışmanın ardından PYD'ye teslim etmesi bu iki ihanet örgütü arasındaki savaşın bir taktik savaşı olduğunu gösterdi.
PKK'nın Suriye kanadına, IŞİD'e karşı savaştığı bahanesiyle verilen gelişmiş silahların örgütün Türkiye'deki militanlarının eline geçmediğinden kimse emin değildir. Dolayısıyla bu silahların Suriye'deki militanlara verilmesiyle Türkiye'deki militanlara verilmesi arasında fark yoktur. Bu da ABD'nin PKK'yı terör listesine almasının sadece bir göz boyama ve yanıltma olduğunu gösterir.
PYD'nin ele geçirdiği köyleri boşaltmak için tam anlamıyla Nazi yöntemine başvurması ise Suriye'nin, dikta rejimini istemeyen halktan tasfiyesi planında bu örgütle de işbirliği yapıldığını gösteriyor. Suriye'nin zulüm rejimini istemeyen halktan tasfiyesi planında şeytanın ordusunun bütün kanatlarının ittifak halinde olması ise son derece dikkat çekicidir.