"Büyük Ortadoğu" Masalı

01 Nisan 2004 Perşembe, Ribat dergisi

ABD'nin Irak'ı işgal hareketi başlatmasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Bu süre içinde İslâm dünyasında önemli gelişmeler yaşandı. Ancak bu sıralarda en çok gündemi oluşturan konulardan birinin ABD'nin ortaya attığı Büyük Ortadoğu Projesi olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla biz de bu ayki yazımızda Irak'ı işgal hareketinin birinci yıldönümü münasebetiyle, bu işgalle doğrudan bağlantısı olan söz konusu projenin genel bir değerlendirmesini yapmak istiyoruz.

ABD'nin "Güvenlik Kuşağı" Planı

Irak işgalinin dünyadaki diğer gelişmelerden bağımsız olmadığını ve Amerika'nın İslâm alemine yönelik yeni haçlı seferinin bir merhalesini oluşturduğunu biliyoruz. Bu seferin ilk hedefi Afganistan, ikinci hedefi Irak oldu. Böyle bir haçlı seferinin başlatılması için gerekçe çok önceden hazırlanıyordu. Bu gerekçe "terör" olgusu etrafında koparılan fırtınayla oluşturuldu. Bu yöndeki çabalar 11 Eylül olaylarından çok önce başlatıldı ve özellikle dikkatlerin belli bir noktaya yoğunlaşması için el-Kaide üzerinde duruldu. Ancak 11 Eylül olayları yepyeni bir sürecin başlatılmasına sebep oldu. Bu süreç yeni haçlı seferinin başlatılması için zeminin oluşturulmasına imkân sağladı. ABD'nin bu seferde ilk hedef olarak Afganistan'ı seçmesinin iki önemli sebebi vardı: Birincisi kullanılan gerekçenin hedef noktası durumundaki el-Kaide'nin merkezinin burada olması. İkincisi ise bu ülkenin hedefe yerleştirilenlerin en zayıfı olması. ABD her zaman en zayıftan başlayarak kademeli tasfiyeyi tercih eder. Çünkü güçlü ile karşı karşıya gelerek kendini yıpratmanın lehine olmayacağını bilir. Zayıfların tasfiye edilmesi aynı zamanda savaşın psikolojik yıpratma cihetine destek sağlamaktadır.

İkinci hedefe yerleştirdiği Irak da uzun yıllardan beridir uygulanan ambargo sebebiyle zayıf düşürülmüş ve dünyadan tecrit edilmiş haldeydi. Ancak ABD, burada durma niyetinde değildi. Hemen ardından üçüncü hedefe yönelmek istiyordu. Bazılarına göre üçüncü hedef İran'dı. Ancak bizim o dönemde de dile getirdiğimiz üzere asıl üçüncü hedef Suriye'ydi. Bunun sebebi de aşağıda dile getireceğimiz üzere İsrail işgal devletinin hesapları ve Suriye'nin İran'a nispetle çok daha zayıf olmasıydı. İran'ı ise dördüncü hedefe koymuştu. Suriye'yi halletmesi durumunda Lübnan'ı da kontrol altına almış olacaktı. Arkasından İran'la ilgili askeri planını da tutturması durumunda Afganistan, İran, Irak, Suriye ve Lübnan'ı kapsayan yani Orta Asya'dan Akdeniz'e uzanan bir güvenlik kuşağı oluşturmuş olacaktı. Buraları askeri yönden kontrol altına alması durumunda, bölgedeki diğer ülkelere karşı askeri müdahale yapmayı düşünmüyor, onun yerine bu güvenlik kuşağına yerleştirdiği askerlerini bir tehdit unsuru olarak kullanıp siyasi yapılanmalara müdahale etmek ve bölgeyi hem kendisinin hem de siyonist işgal devletinin hesaplarına göre yeniden şekillendirmek istiyordu.

Askeri Hesaplar Tutmadı

ABD, Irak'taki Saddam rejimini devirmesi durumunda bu ülkede ciddi bir direnişle karşılaşmayacağını umuyordu. Bunda belki Irak hakkında yaptırdığı araştırmalarda yanılgıya düşmesinin önemli rolü oldu. Çünkü Irak halkının Saddam rejiminden iyice bıktığını, dolayısıyla kendilerini böyle bir rejimden kurtaracak dış güçlere karşı ciddi bir engel çıkarmayacaklarını sanıyordu. Ama tahmin ettiği olmadı ve bu ülkede asıl önemli savaş fiili işgalin gerçekleşmesinden sonra başladı.

Bizzat ABD kaynaklarının verdiği bilgilere göre bir yıllık savaş süresince işgalci askerlerden yedi yüze yakın bir kısmı öldürüldü. Gerçek rakamın ise bunun iki katına yakın olduğu sanılıyor. Bu ise her yüz askerden birinin ölmesi anlamına gelir. Her yüz askerden birinin ölmesi de sağ kalan 99 askerin moral yönden ciddi şekilde yıpranmasına ve savaş gücünü kaybetmesine yol açar. Yaralananların da hesaba katılması durumunda işgalci askerlerdeki moral yıpranmanın bayağı yüksek düzeyde olduğunun tahmin edilmesi mümkündür. ABD, bu durumdaki askeri güçle Suriye'ye doğru ilerlemenin mümkün olamayacağını anladı. Bu yüzdendir ki Irak işgalinin hemen ardından dünya kamuoyunu üçüncü hedef konusunda psikolojik olarak hazırlamak amacıyla yoğun bir medya faaliyeti başlatmasına rağmen, Irak karşısında maruz kaldığı durum sebebiyle askeri planlarını rafa kaldırmaktan başka bir çıkış yolu bulamadı.

Suriye'yi Sıkıştırma Çabaları

Suriye'yi üçüncü hedef olarak seçen ABD Irak'ta ortaya çıkan durum sebebiyle askeri planını rafa kaldırmak zorunda kaldıysa da bu ülkeyle uğraşmaktan yine vazgeçmedi. İleride bu planı devreye sokma imkânının ortaya çıkması ihtimaline karşı hazırlıklı olmak veya en azından Suriye'yi askeri operasyona başvurmadan yıpratmak için yoğun çaba sarf etmeye başladı. Bunun için en başta ekonomik ve siyasi baskı araçlarını kullanma yoluna gitti. Bu amaçla "Suriye'yi Sorgulama ve Lübnan'ın Saygınlığı" adını verdiği bir yasa çıkardı. Bir yandan da bu ülkeyi tehdit eden muhtelif açıklamalar yaptı ve yıpratma amaçlı medyatik faaliyetler yürüttü. Geçtiğimiz ay içinde alevlendirilen fitne ateşinin amacı da bu ülkeyi sıkıştırmak ve aleyhinde politikalar geliştirmek için zemin oluşturmaktır.

Amaç İsrail'in Güvenliği

ABD'nin Suriye ile uğraşmasının tek amacı İsrail işgal devletinin hesaplarına yardımcı olmaktır. Askeri planında üçüncü hedefe Suriye'yi yerleştirmesinin en önemli amaçlarından biri de zaten bu planlara destek sağlamaktı. Şöyle ki İsrail işgal devleti, Suriye'nin Filistin'deki direniş örgütlerine lojistik destek vermesinden, Lübnan'daki Hizbullah hareketinin askeri kanadını dağıtma taleplerini kabul etmemesinden ve Filistinli mültecilerin yurtlarına dönüş hakları konusundaki ısrarından rahatsız olmaktadır. Ayrıca İsrail işgal devleti Suriye ve Lübnan kanalıyla Filistin direnişinin dışarıdan kıskaca alınmasını istemekte, bunun yapılması durumunda kendisinin içerideki saldırılarının kesin sonuç vereceğini böylece Filistin direnişinin sona erdirileceğini, dolayısıyla güvenlik sorununu aşmış olacağını, işgal açısından büyük ehemmiyet arz eden yahudi göçmenlerin tersine göçlerinin durdurulacağını ummaktadır. Bu sebeple ABD'nin Suriye'yi kıskaca alması tamamen siyonist işgal devletinin güvenliğiyle ve geleceğe dönük hesaplarıyla, Filistinlilerin gasp edilmiş haklarının iade edilmemesi için geliştirilen senaryolarla ilgilidir.

BOP, Askeri Planın Alternatifi

Yukarıda ifade ettiğimiz üzere ABD, özelde Ortadoğu'yu genelde bütün İslâm coğrafyasını yakın takibe ve sıkı kontrol altına almak amacıyla askeri bir plan geliştirmişti. Ancak bu plan birçok yönden aleyhine işledi. En başta hesaplar istediği gibi yürümedi. İkinci olarak askeri saldırılarında sergilediği vahşet sebebiyle bütün dünya kamuoyunun tepkisini çekti. İşte bu durum karşısında bir strateji değişikliği yaparak amaçlarına bir başka yoldan ulaşma çabası içine girdi. "Büyük Ortadoğu Projesi" de bu gayeyle gündeme getirilmiştir. Dolayısıyla bu proje strateji itibariyle askeri planın bir alternatifidir. Ama mahiyet ve amaç yönünden o plandan hiçbir farkı yoktur. Bu sebeple proje isim ve uygulanış metodu açısından yeni gibi görünse de içerik ve amaç yönünden eskidir. İslâm dünyasıyla ilgili olarak özellikle 1990'lı yılların başından itibaren geliştirilen planların, hesapların ürünüdür.

Arap Dünyası Hakkında Karamsar Tablo

ABD, askeri planlarında saldırganlığına gerekçe oluşturma ihtiyacı duyuyordu. Bunun için de en tutarlı ve etkili gerekçe olarak "terör" olgusundan yararlandı. Dolayısıyla bazı terör olaylarının arkasında ABD'nin kullandığı gerekçeyi etkili kılma niyetinin rol oynadığı tahmin edilmektedir. Fakat yeni ortaya attığı Büyük Ortadoğu Projesi'nde farklı bir stratejiyle öne çıkmıştır. Bu kez İslâm dünyasındaki olumsuz manzarayı değiştirme ve bir iyileştirme faaliyeti başlatma niyeti taşıdığı intibaı vermeye çalışıyor. Bu yüzden farklı bir gerekçeye ihtiyacı var. İslâm dünyasının ekonomik ve kültürel yönden geri kalmışlığı, mevcut yönetimlerin demokrasiyi uygulamamaları, insanların yeterince özgür olamamaları ve mevcut yönetimlerin izlediği baskıcı politikaların teröre zemin oluşturması onun müdahalelerine gerekçe oluşturacaktır. Bu sebeple son dönemde Ortadoğu'nun önemli bir kesimini oluşturan ve sözünü ettiğimiz plan için hedef alınan 27 ülkeden 22'sini ihtiva eden Arap dünyası hakkında oldukça karamsar manzaralar sergileyen raporlar çıkarıldığını, projeyle ilgili açıklamalarda hep bu raporların gündeme getirildiğini görüyoruz. ABD şimdi bu karamsar manzaraları istismar ederek: "Biz işte bu vakıayı değiştirmek, ekonomik, kültürel ve demokratik açıdan iyileştirme yapmak istiyoruz" mesajları vermeye çalışıyor.

İmaj Düzeltme Çabaları

ABD, "Büyük Ortadoğu Projesi"ni gündeme getirerek aynı zamanda bir imaj düzeltmesi yapmak istemektedir. Çünkü yukarıda da ifade ettiğimiz üzere gerçekleştirdiği askeri saldırılar sebebiyle bütün dünyada kitlelerin tepkilerine maruz kalmıştır. Yapılan araştırmalar hıristiyan aleminin merkezi durumundaki Avrupa'da bile ABD'nin imajının çok kötü olduğunu ortaya çıkarmıştır. Şimdi askeri hesaplarının tutmaması karşısında yeni stratejiler geliştirmek zorunda kalmasını aynı zamanda bir başka amaç için de değerlendirmek ve imaj düzeltmesi yapmak istiyor.

Reformlarla Neler Amaçlanıyor?

Büyük Ortadoğu Projesi'yle birlikte en çok gündeme getirilen şey özellikle Arap ülkelerinde gerçekleştirilmesi istenen reformlardır. Reformlar istenmesi mevcut yönetimlerin ayıplarının, kusurlarının, eksiklerinin gündeme getirilmesini de zorunlu kılıyor. İstenen reformların gerçekleştirilmesi durumunda bu ülkelere demokrasi geleceği ve özgürlüklerin daha geniş çaplı olarak kullanılacağı imajı veriliyor. Böylece sürekli baskı altında tutulan halklara ümit verilmesine ve bu halkların ABD politikasını desteklemesinin sağlanmasına çalışılıyor. Ancak reformlarla bu ülkelerde yaşayan insanlara inanç ve düşünce özgürlüğünün değil daha çok kötülük ve günâh işleme serbestisinin getirilmesi, bu konuda dinin koyduğu sınırlamaların da törpülenmesi yani kişiliklerin zedelenmesi, ahlâki değerlerin yıpratılması ve ifsad çabalarının etkili olmasına imkân sağlanması amaçlanıyor. Demokrasi ile kastedilen de halklara siyasi seçim hürriyetinin getirilmesi değil, ABD ile işbirliği yapabilecek yönetimlerin hileli yollardan halklara onaylatılmasıdır.

Yeni İslâm Modelleri ve İslâmi Literatüre Müdahale

ABD, Büyük Ortadoğu Projesi'yle bağlantılı olarak bir yandan da Müslüman kimliğini yıpratmaya ve kendisinin emperyalist çıkarları önünde engel teşkil etmeyecek yeni Müslümanlık modelleri geliştirmeye çalışıyor. "Ilımlı İslâm" derken kastettiği budur. Bu çabalarının en önemli amaçlarından biri de siyonist işgal devletini zihninde meşrulaştıran ve bu devletle uyumlu çalışabilen bir Müslüman kimliğinin geliştirilmesidir. Bu yöndeki amaçların gerçekleştirilmesi için İslâmi literatüre de müdahale edildiğini ve İslâmi kavramlara siyonistlerin ve emperyalistlerin stratejileriyle uyumlu anlamlar yüklenmeye çalışıldığını görüyoruz.

Çözüm Değil Sömürgeci Yapılandırma

ABD, BOP ile bağlantılı olarak ve bu konudaki planlara gerekçe oluşturmak amacıyla karamsar tablolar çizen raporlar hazırlarken gerçek anlamda bir çözüm stratejisi üretmiyor. Bunun yerine yukarıda da ifade ettiğimiz üzere insanların dini kimliklerine müdahaleye varan bir yönlendirme çabası içine giriyor. Bu arada kendi amaçlarına uygun bir yeni tüketim alanı oluşturmaya çalışıyor. Bütün bu çabalar ise gerçekte sömürgeci yapılandırma çabalarıdır.

Büyük Ortadoğu mu Büyük İsrail mi?

Bazı yorumcular, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin asıl amaçlarından birinin siyonistlerin Büyük İsrail emellerinin önünü açmak olduğuna dikkat çekiyor, bu yüzden "Büyük İsrail Projesi" olarak nitelendirilmesinin daha isabetli olacağını dile getiriyorlar. Gerçekten de projeyi arka planı açısından incelediğinizde bu yorumun yanlış olmadığını görürsünüz. Çünkü projenin ana hedeflerinden biri İsrail'i tüm İslâm alemi nezdinde meşrulaştırmaktır. Hatta sadece siyasi yönetimler nezdinde değil beş vakit namazlarını kılan Müslümanların zihinlerinde bile meşrulaştırabilmek için yeni İslâm modellerinin geliştirilmesine çalışıldığını görüyoruz. Böyle bir meşrulaştırma ise bir yandan İsrail işgal devletinin güvenliğini sağlama, bir yandan da ekonomik açılımının önündeki engelleri kaldırma amacına yöneliktir. Ayrıca planın önemli hedeflerinden biri İslâm coğrafyasının bazı bölgelerinde sınırları yeniden çizmek ve bilhassa Kuzey Irak'ta Yahudilerin yerleşimine, dolayısıyla uzun vadede İkinci İsrail'in kurulmasına imkân sağlayacak altyapıyı oluşturmaktır.

ABD Kendisi de Çıkmaza Sürükleniyor

Bu arada şunu da özellikle vurgulayalım ki ABD'nin böyle bir proje geliştirmesi mutlaka başarılı olacağı anlamına gelmez. Gerçekte bu projeyle yeni çıkmazlara sürüklenmesi söz konusudur. Çünkü daha önce kullandığı yönetimlerle bu proje sebebiyle karşı karşıya gelmiş, diğer taraftan halkların sempatisini ve desteğini kazanamamıştır. Dolayısıyla askeri planı gibi bu projesinin de fiyaskoyla sonuçlanması ihtimal dışı değildir.

mal dışı değildir.