Filistin'de Fitne Rüzgârları

Yahudiler tarih boyunca fitnecilikleriyle insanları birbirine düşürmeleriyle meşhur olmuşlardır. Hicretten önce Medine (Yesrib) şehrinde yaşayan Arap kabilelerinin başta gelenleri Evs ve Hazrec kabilelerinin birbirine düşmelerinin sebebi de yahudilerdi. Yahudiler bu iki kabile arasındaki savaştan çeşitli çıkarlar sağlıyorlardı. Birinci kazançları kendi dışında kalan kitleleri birbirleriyle uğraştırmak suretiyle kendilerini emniyete almak ve kendi konumlarını sağlamlaştırmaktı. Taraflarla zaman zaman çıkarlarının gerektirdiği şekilde anlaşmalar yapıyor ve kendilerini Arap kabilelerine himâye ettirmeyi başarıyorlardı. Bunun yanı sıra kabileler arasındaki savaşlar önemli miktarlarda ekonomik çıkarlar da sağlıyorlardı. Bu sayede Yesrib (Medine) şehrinin ekonomik hayatına hâkim olmuşlardı. Ekonomik hâkimiyet kendilerine siyâsi yapıda da önemli kazançlar sağlıyordu.

Günümüzde de yahudilerin, az sayılarına rağmen uluslararası platformda önemli konumda olmalarının birinci sebebi fitne siyasetinde birkaç bin yıllık bir tecrübeye sahip olmalarıdır. Adalet prensiplerinin uygulanmadığı, her hak sahibine hakkının verilmediği bir ortamda yahudilerin fitne siyasetleri önemli iş görmektedir. Filistin topraklarında son günlerde esen fitne rüzgârları da yahudilerin fitne siyasetlerinin bir ürünüdür. İşin aslına bakılırsa, siyonist rejimin bir kuklası haline gelmiş olan Yasir Arafat'a bir özerk yönetim kurdurulması, arkasından onun emrinde polis teşkilatı oluşturulması da siyonistlerin fitne siyasetlerinin bir başarısıdır. Siyonistlerin bu yönetimi ve ona bağlı polis teşkilatını kurdurmaktaki amaçları Filistinlileri birbirleriyle karşı karşıya getirmek suretiyle kendileri rahata kavuşmaktı. Özerk yönetimin de daha siyâsi yapısını oluşturmadan polis teşkilatını kurması boşuna değildi. Bunun yanı sıra bazı dış güçlerin özerk yönetime gönderdikleri yardımların polis teşkilatında ve polislerin maaşlarının ödenmesinde kullanılmasını şart koşmaları da belli bir amaç içindi. Özerk yönetim de, % 99'u fakirlik sınırının altında bir gelire sahip olan ve % 60'a yakını işsiz durumdaki Gazze halkının ekonomik sorunlarını çözme yolunda herhangi bir adım atmadan polis teşkilatını çalıştırmaya başladı. Hatta bu işte siyonistleri bile sollayarak, Filistinlileri: "Yahudiler özerk yönetimden daha insaflıydı" dedirtecek duruma getirdi.

18 Kasım 1994 Cuma günü Gazze'de gerçekleştirilen katliamla da siyonistlerin fitne siyâsetleri önemli bir başarı elde etmiş oldu. Arafat yönetimi olaylardan sonra yaptığı açıklamalarda olaylara HAMAS mensuplarının tahriklerinin sebep olduğunu ileri sürdü. Oysa olayların gelişmesi şöyle olmuştu: HAMAS, Cuma namazı öncesinde yaptığı açıklamada namazdan sonra bir protesto yürüyüşünün düzenleneceğini bildirmiş ve bu amaçla hazırlıklar yapmıştı. HAMAS daha önce de çeşitli protesto yürüyüşleri ve mitingleri düzenlemişti ve bu seferki de öncekilerin bir benzeri olacaktı. Hareket noktası olarak da Gazze şehrindeki Filistin camisi seçilmişti. Ancak bu sefer öncekilerden farklı bir şekilde Arafat'ın polisleri caminin etrafına yığın yaptılar. Bu kez polisler hem sayıca oldukça kalabalıktılar, hem de tam teçhizatlı bir şekilde gelmişlerdi. Cemaat cuma namazının ikinci rek'atını kılarken polisler gösteri için hazırlanan araçlardaki ses yükseltme cihazlarını sökmeye başladılar. Cemaat selâm verdikten sonra bu duruma kızarak polisleri taşlamaya başladı. Bunun üzerine polisler de cemaatin üzerine otomatik tüfeklerle ateş etmeye başladı ve katliam bu şekilde gerçekleştirildi. Cemaatin üzerine ateş etmekten kaçınan polisler daha sonra özerk yönetim tarafından tutuklanarak sorguya çekildi. Gazze olayları özerk yönetime bağlı polis teşkilatının ne amaçla kurdurulduğunu bütün açıklığıyla ortaya koydu.

HAMAS'ın Filistin halkının birlik ve beraberliğini korumak için gösterdiği dikkat ve itina Gazze'de büyük bir kargaşa ve kavga yaşanmasını önledi. Eğer HAMAS mensupları da özerk yönetime bağlı polislerin başvurduğu yola başvurmuş olsalardı siyonistlerin istedikleri olacak ve Gazze'de kan gövdeyi götürecekti. Siyonist rejim Gazze olayları dolayısıyla eline geçen fırsatı sonuna kadar değerlendirebilmek için her yola başvuruyor. Bu amaçla Batı Yaka'da geçtiğimiz günlerde el-Feth örgütü adına bazı bildiriler dağıttırdı. Güney Lübnan'da el-Feth'in iki ayrı grubu arasında çatışmalara sebep oldu. Bunun yanı sıra bir yandan da özerk yönetimi Filistin halkına daha çok baskı yapması için sıkıştırıyor. İsrail dışişleri bakanı Şimon Peres: "Arafat eğer dizginleri elinde tutamazsa özerk yönetime son veririz" şeklinde tehditler savurdu. Bu tehdidin amacı fitnenin daha da büyümesi için özerk yönetimin yeni adımlar atmasını sağlamaktı.

Siyonist rejim Arafat yönetiminin hiçbir halk desteğine sahip olmadığını biliyor. Ama Arafat'ın polis teşkilatının silah ve teçhizat gücüne sahip olması onun için bir avantaj olarak görülüyor. Fitnenin büyümesi demek polis teşkilatıyla özerk yönetimin sorumluluğuna verilmiş olan bölgelerdeki Filistinlilerin karşı karşıya gelmesi demek olacak. Böyle bir sonuç her bakımdan siyonist rejimin lehine olacaktır. HAMAS fitne rüzgârlarını bastırarak Filistin halkının birliğini koruyabilmek için elinden gelen gayreti gösteriyor. Ama zayıf olmadığını, çok büyük bir halk desteğine sahip olduğunu da gerek siyonist rejime ve gerekse özerk yönetime göstermekten de çekinmiyor. Geçen Cumartesi günü, İzzettin Kassam Birlikleri'nin cesur komutanlarından Imad Akal'ın şehid edilmesinin birinci yıldönümü münâsebetiyle düzenlenen etkinlikler bu yöndeki gayretlerin bir örneğiydi. Filistin polisinin bütün engellemelerine rağmen söz konusu etkinliklere yetmiş binden fazla insan katıldı. Arafat yönetimi de HAMAS'ın arkasındaki bu halk desteğinden çekinmese kendini daha rahat hissedecek. Temennimiz Arafat'ın bir an önce gerçeği görmesi ve sadece siyonistlerin işine yarayan uygulamalardan artık vazgeçmesidir.