Fitne Politikası

Filistin'de Provokasyonlar Dönemi mi Başlatılıyor?

Siyonist İsrail yönetiminin Gazze - Eriha planını kabul ederek FKÖ ile göstermelik bir barış anlaşması imzalamaktaki birinci gayesinin Filistin halkının içinde bir fitne çıkarmak suretiyle Filistinlileri birbirlerine kırdırmak olduğu bilinmektedir. Siyonistlerin geçmişlerinin incelenmesi sonunda onların bu konuda hayli maharetli ve tecrübeli oldukları görülür. Filistin'de dün sabah meydana gelen bir olay da bu konuda tehlike işareti vermektedir. Dün sabah meydana gelen olayda Muhammed Ebu Şa'ban adlı bir avukat kimliği belirlenemeyen ve Filistinlilerin kullandığı giysiler giyinmiş, yüzleri de kapalı şahıslar tarafından öldürüldü. Olay sonrasında yapılan açıklamalarda bu olayın bir provokasyon olması ihtimalinin kuvvetli olduğuna dikkat çekildi. Siyonist ajanların bu tür provokasyon olaylarını insanların arasında fitne çıkarmak ve onları birbirine kırdırmak için kullandığı bilinmektedir.

Filistin İslâmi Direniş Hareketi (Hamas) olayla ilgili olarak yaptığı açıklamada avukat Muhammed Ebu Şa'ban'ın öldürülmesi olayını şiddetle kınadıklarını ve bunu asla kabul edilemeyecek tehlikeli bir cinayet olarak değerlendirdiklerini bildirdi. Açıklamada Hamas'ın, her ne amaçla olursa olsun, siyasi düşünce ve tutumlar farklı da olsa Filistinliler arasında bu tür siyasi cinayetlerin başlatılmasına kesinlikle karşı olduğu bildirildi.

Hamas basın bürosunca yapılan açıklamada siyonistlerin ve onların ajanlarının oluşan şartları kendi amaçları doğrultusunda kullanabilecekleri uyarısında bulunularak bütün Filistin halkının gereken duyarlılığı göstererek asla oyuna gelmemesi, Filistinliler arasında bir iç savaşa yol açacak girişimlerden kesinlikle uzak durması istendi.

Gazze - Eriha planı ile ilgili anlaşmanın daha mürekkebi kurumadan böyle faili meçhul bir siyasi cinayet işlenmesi siyonistlerin asıl amaçlarının Filistinlileri birbirine düşürmek olduğunu açıkça gösteriyor. Siyonistlerin bu cinayetleri amaçları doğrultusunda kullanmak için hizmetlerindeki basın yayın araçlarından da yararlanmaları kuvvetli ihtimal. Bu yüzden Türkiye'de de bu gelişmeler dolayısıyla bazı maksatlı yayınlar yapılabileceği ihtimalini şimdiden göz önünde bulundurmak ve bu konuda Yüce Allah'ın: "Fasık biri size bir haber getirdiğinde onun aslını araştırın" emri doğrultusunda hareket etmek gerektiğini hatırlatırız.

İsrail'in Yeni Hedefi: Filistinliler Arası Savaş

İsrail yönetimi Gazze-Eriha anlaşmasıyla, Filistin topraklarının % 98'lik bir bölümü üzerinde kendine meşruiyet kazandırmak için gerekli hukuki zemini hazırladıktan sonra şimdi de, Filistinlileri birbirine düşürmek için olağanüstü bir çaba sarf ediyor. İsrail'in bundaki amacı Filistinlilerin birbirleriyle uğraşmalarını sağlayarak kendini emniyete almak ve varlığını tehdit eden güçlerin enerjilerini, imkânlarını birbirleri arasında harcamalarına yol açmak. Hatta İsrail böyle bir kavganın çıkması durumunda da taraflardan en azından birine silah temin etmeye bile hazırlanıyor.

İsrail'in planladığı "Filistinliler arası iç savaş" yolunda ilk adım ne yazık ki, Gazze'de, Gazzelilerin "Kanlı Cuma" olarak adlandırdıkları 18 Kasım 1994 Cuma günü atıldı. O gün HAMAS, daha önce benzerlerini birçok kez düzenlediği bir protesto yürüyüşü düzenleyecekti. Amaç siyonist rejimin Filistinlilere karşı uygulamalarını ve özerk yönetimin haksız yere yüzlerce Filistinliyi tutuklamasını protesto etmekti. Programa göre Cuma namazı Gazze şehrindeki Filistin camisinde kılınacak, namazın arkasından da yürüyüş başlayacaktı. Ancak bu kez hareket noktası olarak seçilen caminin etrafında kalabalık bir polis grubu oluşturuldu. Üstelik daha önce normal emniyet kıyafetleriyle gelen polisler bu sefer, otomatik silahlarını alarak tam teçhizatlı bir şekilde geldiler. Cemaat cuma namazının ikinci rekatını kılarken polisler yürüyüş için hazırlanan araçların üzerindeki megafonları sökmeye başladılar. Namazdan sonra cemaat polislere karşı çıktı ve megafonları sökmemelerini istediler. Polisler aldırış etmeyince cemaat kızarak onları taşlamaya başladı. Onlar da hiç tereddüt etmeden namazdan çıkan insanları otomatik silahlarla taramaya başladılar ve çoğunluğu HAMAS mensubu 13 kişi hayatını kaybetti, 200 kişi de yaralandı.

İsrail, Gazze katliamıyla birlikte fitilin ateşlendiğini ve artık devamının geleceğini düşünüyordu. Ancak HAMAS bu katliamın amacının Filistinlileri birbirine düşürmek olduğunu ve yangının üstüne körükle gitmenin sadece İsrail yönetimini sevindireceğini düşündüğünden katliama eylemli bir karşılık vermekten çekindi. HAMAS'ın resmi sözcüsü İbrâhim Goşe konuyla ilgili açıklamasında FKÖ lideri Arafat'la İsrail başbakanı Rabin'in Filistin halkını birbirine düşürmeyi amaçladığına dikkat çekerek: "Ancak HAMAS bütün dahili zorluklara katlanarak FKÖ liderinin ve siyonist hükümetin başbakanının istediğini yapmayacaktır" dedi. Goşe, açıklamasında ayrıca şu ifadelere yer verdi: "Arafat'ın bu katliamı gerçekleştirmekteki amacı Batılı ülkelerden yardım koparabilmek için, Filistin'de kurdurulan özerk yönetimin kendisine verilen görevi hakkıyla yerine getirdiğine bu ülkeleri ikna etmekti."

Goşe'nin sözlerinden çıkan anlama göre Arafat'a verilen görevlerden biri de Filistinlileri birbirine düşürmekti. Gazze katliamından bir süre sonra ABD tarafından yapılan bir açıklama Goşe'nin bu iddiasını doğruluyordu. ABD dışişleri bakanlığının hazırlayıp kongreye sunduğu bir raporda 18 Kasım 1994 Cuma günü Gazze'de gerçekleştirilen katliamdan övgüyle söz ediliyor ve bu olaylarla, HAMAS gibi barışa karşı olan aşırı gruplarla Filistin yönetimi arasındaki kavganın zirveye tırmandığı ifade ediliyordu. Raporda Filistin polisinin bu tutumla zoru başardığına işaret ediliyor, ancak "aşırı hareketleri önleme" konusunda istenen başarıyı henüz gösteremediği vurgulanıyordu. Raporda kullanılan ifadelerden, ABD'nin benzer katliamların devamını istediği sonucu çıkıyordu. Bu konuda İsrail ve ABD'nin arzu ettikleri şey aynıydı.

Fakat HAMAS'ın, işgalciler karşısında tavizsiz, Filistinliler arasında uzlaşmacı tutumu tercih etmesi, Filistinlilerin birbirine düşürülmesini isteyenlerin ümitlerini boşa çıkardı. HAMAS'ın Gazze'deki resmi sözcüsü Dr. Mahmud Zehhar fitne ateşinin söndürülmesi amacıyla, özerk yönetimin başını çeken Arafat'la görüştü. Arafat'ı Dr. Zehhar'la görüşmeye zorlayan sebep de tabandan gelen tepki ve baskıydı. Görüşmede olayların araştırılması amacıyla 3'ü HAMAS'ı, 3'ü özerk yönetimi temsil edecek, 2'si de arabuluculuk görevi üstlenecek, 8 kişilik bir heyet oluşturulması kararlaştırıldı.

Ancak İsrail yönetimi böyle bir heyet oluşturulmasından rahatsız oldu. Çünkü o hazır fitil ateşlenmişken yangının her tarafı sarmasını istiyordu. Yangının üzerine su dökülmesi onu rahatsız ediyordu. İsrail yönetimi Gazze olaylarını araştırmak üzere oluşturulan komisyona HAMAS mensuplarının alınmasından rahatsız olduğunu dile getirdi. İsrail Askeri İstihbarat Dairesi başkanı Yuri Saghi konuyla ilgili açıklamasında özerk yönetimin Gazze olaylarını araştıracak komisyona üç HAMAS üyesini almakla HAMAS karşısında zafiyet gösterdiğini ileri sürdü. Aslında İsrail'i rahatsız eden şey özerk yönetimin HAMAS karşısında zaaf göstermesi değil, uzlaşma yolunun seçilmesiydi. İsrail'in istediği özerk yönetimin HAMAS'ın üzerine daha çok gitmesi, sonunda HAMAS'ın da fiili karşılık vermek zorunda kalması ve arzulanan kavganın başlamasıydı.

İsrail yönetimi Gazze olaylarını araştırmak üzere oluşturulan heyetin başarılı olmasını engellemek amacıyla çeşitli yollara başvurdu. Komisyonda HAMAS'ı temsil edenlerin başkanı durumundaki Dr. Mahmud Zehhar'ın evine kimliği belirsiz kişilerce gecenin geç saatlerinde birkaç kez saldırıda bulunulması bu amaca yönelikti. Bu saldırılarla fitne ateşinin tekrar alevlendirilmesi amaçlanıyordu. Ancak Dr. Zehhar bu saldırıların siyonist yönetimin adamları tarafından amaçlı olarak gerçekleştirildiğini bildiğinden bundan dolayı komisyondaki tutumunu değiştirmedi.

Komisyon üyelerinin bir toplantıda Gazze olaylarının sebep olduğu olumsuz durumun düzeltilmesi ve karşılıklı ilişkilerin iyileştirilmesi yolunda uzlaşma sağlamaları; her iki tarafın da caddelerde tahrike yol açacak silahlı gösterilerden ve toplu eylemlerden kaçınması, polislerin dışında kimsenin silahlı dolaşmaması, tehdit ve hakaret içeren bildiriler dağıtılmaması, ancak her iki tarafın da siyâsi görüşlerini ortaya koyma, doğrudan kişileri yahut grupları hedef almayan, hakaret anlamı taşımayan bildiriler ve yayınlar dağıtma haklarının saklı tutulması gibi maddeler içeren bir anlaşma metni imzaları İsrail yönetimini son derece rahatsız etti. Bunun üzerine Arafat'a iyice baskı yapmaya ve "eğer HAMAS karşısında daha fazla zaaf göstermeye devam ederseniz özerkliğinize bile son verebiliriz" türünden tehditler savurmaya başladılar. Zaten bu tehditler siyonistlerin Gazze ve Eriha'da kurdurdukları yönetime bir şey yaptırmak istedikleri zaman sürekli tekrar ettikleri tehditlerdi.

Sonuçta Yasir Arafat bu baskı ve tehditlere daha fazla dayanamadı ve kendisine verilen görevi yerine getirmekte kararlı olduğunu ispat etme ihtiyacı duydu. Bu amaçla "Nobel barış ödülünü" almak üzere gittiği Norveç'in başkenti Oslo'da HAMAS hakkında çeşitli iftiralar ve karalamalar içeren bir konuşma yaptı. Arafat bu konuşmasında HAMAS'ın İsrail tarafından korunduğu, çeşitli dış ülkelerden ve güçlerden yardım aldığı gibi aslında kendi yönetimi hakkında söylenmesi gereken birtakım gülünç iddialarda bulundu. HAMAS'ın bu iddiaları cevapsız bırakması halinde suçlamaları kabullendiği yorumu yapılabileceğinden ister istemez Arafat'a cevap verme gereği duydu. HAMAS'ın cevabında yer alan bazı ifadeleri buraya da almakta yarar görüyoruz:

"Arafat'ın açıklamaları, "özerk yönetim" diye adlandırılan yönetimin yeniden siyonist rejimin kendisi için belirlemiş olduğu role döndüğünün, siyonistlerin arzularına teslim olduğunun, onların bizim halkımızın hakları aleyhine gerçekleştirilmesini istedikleri güvenlik işlemlerini uygulamaya koyma isteklerini kabullendiğinin göstergesidir. Arafat'ın HAMAS'a, onun mücahitlerine ve sürdürdüğü direniş hareketine karşı açmış olduğu savaş onun Rabin'e ve Clinton'a verdiği sözleri yerine getirmesinden, bu sözlerine bağlı kalacağını göstermeye çalışmasından başka bir şey değildir. Aynı zamanda bu tehlikeli rolü yerine getirmesinin mükâfatı olarak uluslararası yardım ve desteklerin gönderilmesi işinin hızlandırılmasını amaçlamaktadır."

İsrail'in Arafat ve özerk yönetim üzerindeki baskısı Gazze olaylarını soruşturmak için oluşturulan komisyonun çalışmalarını da etkiledi. Özerk yönetimi temsilen komisyona alınan üyeler daha önce nispeten uzlaşmacı bir tutum izlerken bu kez işleri yokuşa sürmeye başladılar. Dr. Mahmud Zehhar konuyla ilgili açıklamasında, komiteye özerk yönetimi temsilen girenlerin sorumluluktan kaçmak için sürekli kendilerini özerk yönetimin değil de el-Fetih örgütünün temsilcisi gibi gösterdiklerini ve bu tutumlarıyla adeta Gazze katliamını el-Fetih mensuplarıyla HAMAS mensupları arasında meydana gelmiş bir çatışma gibi göstermeye çalıştıklarını vurguladı.

İsrail yönetimi Filistinliler arasında fitne çıkarmak için bu sıralar yeni bir planı devreye sokmaya çalışıyor. O da HAMAS mensuplarına karşı el-Fetih militanlarının silahlandırılması. Bazı İsrail gazetelerinin haberlerine göre İsrail başbakanı İzak Rabin bazı askeri müsteşarlarının bu konudaki tekliflerini yerinde buldu. Öte yandan İsrail dışişleri bakanı Şimon Perez'le FKÖ lideri Arafat arasında Erez sınır kapısında yapılan bir görüşmede bu konunun gündeme getirildiği ve Arafat'ın teklife olumlu baktığı haber verildi. Konuyla ilgili haberlere göre Arafat, özerk bölgede din unsuruyla polis teşkilatının sürekli karşı karşıya gelmesinden rahatsız oluyor ve kavgayı siyasi alana çekebilmek için el-Fetih militanlarının silahlandırılmasının yerinde olacağını düşünüyor. Temennimiz bu planın da başarısız kalmasıdır.

Filistin'de Fitne Rüzgârları

Yahudiler tarih boyunca fitnecilikleriyle insanları birbirine düşürmeleriyle meşhur olmuşlardır. Hicretten önce Medine (Yesrib) şehrinde yaşayan Arap kabilelerinin başta gelenleri Evs ve Hazrec kabilelerinin birbirine düşmelerinin sebebi de yahudilerdi. Yahudiler bu iki kabile arasındaki savaştan çeşitli çıkarlar sağlıyorlardı. Birinci kazançları kendi dışında kalan kitleleri birbirleriyle uğraştırmak suretiyle kendilerini emniyete almak ve kendi konumlarını sağlamlaştırmaktı. Taraflarla zaman zaman çıkarlarının gerektirdiği şekilde anlaşmalar yapıyor ve kendilerini Arap kabilelerine himâye ettirmeyi başarıyorlardı. Bunun yanısıra kabileler arasındaki savaşlar önemli miktarlarda ekonomik çıkarlar da sağlıyorlardı. Bu sayede Yesrib (Medine) şehrinin ekonomik hayatına hâkim olmuşlardı. Ekonomik hâkimiyet kendilerine siyâsi yapıda da önemli kazançlar sağlıyordu.

Günümüzde de yahudilerin, az sayılarına rağmen uluslararası platformda önemli konumda olmalarının birinci sebebi fitne siyasetinde birkaç bin yıllık bir tecrübeye sahip olmalarıdır. Adalet prensiplerinin uygulanmadığı, her hak sahibine hakkının verilmediği bir ortamda yahudilerin fitne siyasetleri önemli iş görmektedir.

Filistin topraklarında son günlerde esen fitne rüzgârları da yahudilerin fitne siyasetlerinin bir ürünüdür. İşin aslına bakılırsa, siyonist rejimin bir kuklası haline gelmiş olan Yasir Arafat'a bir özerk yönetim kurdurulması, arkasından onun emrinde polis teşkilatı oluşturulması da siyonistlerin fitne siyasetlerinin bir başarısıdır. Siyonistlerin bu yönetimi ve ona bağlı polis teşkilatını kurdurmaktaki amaçları Filistinlileri birbirleriyle karşı karşıya getirmek suretiyle kendileri rahata kavuşmaktı. Özerk yönetimin de daha siyâsi yapısını oluşturmadan polis teşkilatını kurması boşuna değildi. Bunun yanısıra bazı dış güçlerin özerk yönetime gönderdikleri yardımların polis teşkilatında ve polislerin maaşlarının ödenmesinde kullanılmasını şart koşmaları da belli bir amaç içindi.

Özerk yönetim de, % 99'u fakirlik sınırının altında bir gelire sahip olan ve % 60'a yakını işsiz durumdaki Gazze halkının ekonomik sorunlarını çözme yolunda herhangi bir adım atmadan polis teşkilatını çalıştırmaya başladı. Hatta bu işte siyonistleri bile sollayarak, Filistinlileri: "Yahudiler özerk yönetimden daha insaflıydı" dedirtecek duruma getirdi. 18 Kasım 1994 Cuma günü Gazze'de gerçekleştirilen katliamla da siyonistlerin fitne siyâsetleri önemli bir başarı elde etmiş oldu. Arafat yönetimi olaylardan sonra yaptığı açıklamalarda olaylara HAMAS mensuplarının tahriklerinin sebep olduğunu ileri sürdü. Oysa olayların gelişmesi şöyle olmuştu: HAMAS, Cuma namazı öncesinde yaptığı açıklamada namazdan sonra bir protesto yürüyüşünün düzenleneceğini bildirmiş ve bu amaçla hazırlıklar yapmıştı. HAMAS daha önce de çeşitli protesto yürüyüşleri ve mitingleri düzenlemişti ve bu seferki de öncekilerin bir benzeri olacaktı. Hareket noktası olarak da Gazze şehrindeki Filistin camisi seçilmişti. Ancak bu sefer öncekilerden farklı bir şekilde Arafat'ın polisleri caminin etrafına yığın yaptılar. Bu kez polisler hem sayıca oldukça kalabalıktılar, hem de tam teçhizatlı bir şekilde gelmişlerdi. Cemaat cuma namazının ikinci rekatını kılarken polisler gösteri için hazırlanan araçlardaki ses yükseltme cihazlarını sökmeye başladılar. Cemaat selâm verdikten sonra bu duruma kızarak polisleri taşlamaya başladı. Bunun üzerine polisler de cemaatin üzerine otomatik tüfeklerle ateş etmeye başladı ve katliam bu şekilde gerçekleştirildi. Cemaatin üzerine ateş etmekten kaçınan polisler daha sonra özerk yönetim tarafından tutuklanarak sorguya çekildi.

Gazze olayları özerk yönetime bağlı polis teşkilatının ne amaçla kurdurulduğunu bütün açıklığıyla ortaya koydu.

HAMAS'ın Filistin halkının birlik ve beraberliğini korumak için gösterdiği dikkat ve itina Gazze'de büyük bir kargaşa ve kavga yaşanmasını önledi. Eğer HAMAS mensupları da özerk yönetime bağlı polislerin başvurduğu yola başvurmuş olsalardı siyonistlerin istedikleri olacak ve Gazze'de kan gövdeyi götürecekti.

Siyonist rejim Gazze olayları dolayısıyla eline geçen fırsatı sonuna kadar değerlendirebilmek için her yola başvuruyor. Bu amaçla Batı Yaka'da geçtiğimiz günlerde el-Feth örgütü adına bazı bildiriler dağıttırdı. Güney Lübnan'da el-Feth'in iki ayrı grubu arasında çatışmalara sebep oldu. Bunun yanısıra bir yandan da özerk yönetimi Filistin halkına daha çok baskı yapması için sıkıştırıyor. İsrail dışişleri bakanı Şimon Peres: "Arafat eğer dizginleri elinde tutamazsa özerk yönetime son veririz" şeklinde tehditler savurdu. Bu tehdidin amacı fitnenin daha da büyümesi için özerk yönetimin yeni adımlar atmasını sağlamaktı. Siyonist rejimin Arafat yönetiminin hiçbir halk desteğine sahip olmadığını biliyor. Ama Arafat'ın polis teşkilatının silah ve teçhizat gücüne sahip olması onun için bir avantaj olarak görülüyor. Fitnenin büyümesi demek polis teşkilatıyla özerk yönetimin sorumluluğuna verilmiş olan bölgelerdeki Filistinlilerin karşı karşıya gelmesi demek olacak. Böyle bir sonuç her bakımdan siyonist rejimin lehine olacaktır.

HAMAS fitne rüzgârlarını bastırarak Filistin halkının birliğini koruyabilmek için elinden gelen gayreti gösteriyor. Ama zayıf olmadığını, çok büyük bir halk desteğine sahip olduğunu da gerek siyonist rejime ve gerekse özerk yönetime göstermekten de çekinmiyor. Geçen Cumartesi günü, İzzettin Kassam Birlikleri'nin cesur komutanlarından Imad Akal'ın şehid edilmesinin birinci yıldönümü münâsebetiyle düzenlenen etkinlikler bu yöndeki gayretlerin bir örneğiydi. Filistin polisinin bütün engellemelerine rağmen söz konusu etkinliklere yetmiş binden fazla insan katıldı. Arafat yönetimi de HAMAS'ın arkasındaki bu halk desteğinden çekinmese kendini daha rahat hissedecek. Temennimiz Arafat'ın bir an önce gerçeği görmesi ve sadece siyonistlerin işine yarayan uygulamalardan artık vazgeçmesidir.

İsrail Filistinlileri Birbirine Kırdırma Amacında

Yahudiler tarih boyunca insanları birbirine düşürmeleriyle ün kazanmışlardır. Bu yüzden onların bu konuda yüzyıllar öncesinden gelen bir tecrübeleri vardır. Hicretten önce Medine'de oturan Evs ve Hazrec kabilelerini birbirine düşüren de onlardı. Onların birbirine düşman ettiği bu iki kabileyi Yüce İslâm dini kardeş kıldı ve aralarında dostluk ve sevgi bağlarını yeniden tesis etti.

İşte bugün İsrail'e hükmeden siyonist yahudiler insanları birbirine düşürme konusunda yüzyıllar boyunca kazandıkları tecrübelerini Filistin halkını birbirine düşürmek için çaba harcıyorlar. Bu konuda ellerine geçen her fırsatı değerlendirmeye çalışıyorlar.

İsrail, Filistin özerk yönetimine bağlı polislerin 18 kasım 1994 Cuma günü Gazze'de Cuma namazından çıkan insanların üzerine ateş etmesi sonucu çıkan ve 13 Filistinlinin ölümüyle 200 Filistinlinin de yaralanmasıyla sonuçlanan olayları bu konuda iyi bir fırsat olarak değerlendirmek istedi. Ancak özellikle Filistin İslâmi Direniş Hareketi'nin gösterdiği istikrarlı ve dikkatli tavır siyonistlerin amaçlarına ulaşmalarını önledi.

Filistin İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS) söz konusu olaylarda mağdur taraf olmasına rağmen, Filistinlileri birbirine düşürmeyi amaçlayan İsrail'e fırsat vermemek için uzlaşmayı ve olayların araştırılması için ortak heyet oluşturulmasını kabul etti. Fakat İsrail yönetimi bundan rahatsız oldu ve Gazze olaylarını araştırmak için oluşturulan heyete HAMAS mensuplarının alınmasına karşı çıktı. İsrail Askeri İstihbarat Dairesi başkanı Yuri Saghi konuyla ilgili açıklamasında özerk yönetimin Gazze olaylarını araştıracak komisyona üç HAMAS üyesini almakla HAMAS karşısında zafiyet gösterdiğini ileri sürdü. O bu iddiasıyla, aslında arzuladıkları kavganın çıkmamasından ve Gazze olaylarının büyütülmemesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmeye çalışıyordu.

Ne var ki, benzerlerini daha önce İsrail askerlerinin gerçekleştirdiği böyle bir katliamı bu kez Arafat'ın emrindeki polislerin gerçekleştirmesi çeşitli yönlerden düşündürücüydü. HAMAS'ın resmi sözcüsü İbrahim Goşe bu olaylarla ilgili açıklamasında: "Arafat'ın bu katliamı gerçekleştirmekteki amacı Batılı ülkelerden yardım koparabilmek için, Filistin'de kurdurulan özerk yönetimin kendisine verilen görevi hakkıyla yerine getirdiğine bu ülkeleri ikna etmekti" dedi. Onun bu sözlerinden Arafat'a Filistinlileri birbirine düşürme görevinin de verildiği anlamı çıkıyordu.

Daha sonra basına akseden bazı haberler ve gelişmeler Goşe'nin bu iddiasını biraz doğrular nitelikteydi. Öncelikle ABD dışişleri bakanlığınca hazırlanan bir raporda Filistin polisinin 18 Kasım 1994'teki olaylarda gösterdiği tavırdan övgüyle söz ediliyordu. Yine aynı raporda Arafat'ın "aşırı hareketleri önleme" konusunda istenen başarıyı gösterememekle beraber Gazze olaylarında "zoru başardığı" dile getiriliyordu. Bazı İsrail gazetelerinde çıkan haberlerde birtakım İsrail askeri uzmanlarının başbakanları Rabin'e HAMAS'a karşı Arafat'a bağlı el-Fetih militanlarının silahlandırılmasını teklif ettikleri ve Rabin'in de bu teklifi yerinde bulduğu dile getirildi. Bu haberlerin basına aksetmesinin üzerinden fazla zaman geçmeden İsrail dışişleri bakanı Şimon Perez'le FKÖ lideri Yasir Arafat Erez sınır kapısında bir görüşme yaptılar. Perez-Arafat görüşmesinde bu konu üzerinde durdukları ve Arafat'ın teklife olumlu baktığı bildirildi.

Bu ikili görüşme daha gündemden düşmeden Arafat, Nobel barış ödülünü almak üzere Norveç'in başkenti Oslo'ya gitti ve orada HAMAS'ı ağır bir şekilde eleştiren bir konuşma yaptı. Bu konuşma İsrail'in arzuladığı kavgayı kızıştırmaya katkıda bulunmaktan başka bir amaç taşımıyordu.

İsrail'in Filistinlileri birbirine düşürmek için başvurduğu yollardan biri de yetiştirdiği bazı ajanları kullanmak. Bu ajanlar konusu Filistin'de uzun yıllardan beri sorun olmuş bir konu. İnsanlar manevi değerlerden soyutlanınca birtakım maddi çıkarlar için kendi öz halklarına ve insanlarına ihanet etmeleri zor olmuyor. İşte İsrail de, Filistinliler arasında sürtüşme çıkarmak, onları birbirine düşürmek amacıyla bu manevi değerlerden soyutlanmış kimselerden yararlanıyor.

4 Mayıs 1994'te Kahire'de imzalanan anlaşmanın 20. maddesinin 4. fıkrasında İsrail hesabına çalışan ajanlar meselesi ele alınıyor ve şöyle deniyor: "Filistin tarafı daha önce İsrail yönetimiyle bağlantı içinde olan Filistinliler sorununu çözmeyi ve üzerinde anlaşma sağlanan bir çözüm ortaya konuncaya kadar onları yargı önüne çıkarmamayı ve kendilerini herhangi bir şekilde rahatsız etmemeyi taahhüt eder." Bu fıkra İsrail hesabına çalışanların bu alandaki çalışmalarını serbestçe yürütmelerine imkân sağlanmasını öngörüyor. Tabiatıyla Gazze ve Eriha'da kurdurulan özerk yönetim bunun gereğini yerine getiriyor ve "İsrail yönetimiyle bağlantı içinde olanların" serbestçe çalışmalarına fırsat veriyor.

İsrail hesabına çalışanlar son zamanlarda daha çok "faili meçhul cinayetler" yoluyla Filistinliler arasına fitne sokma çabası içine girdiler. Örneğin 2 Kasım 1994'te İslâmi Cihad Örgütü'nün Gazze'deki liderlerinden Hâni el-Abid bu İsrail hesabına çalışanlar tarafından öldürüldü. Daha önce de Filistin'in bağımsızlığı için mücadele eden değişik örgütlere mensup bazı kişiler böyle faili meçhul cinayetlere kurban gittiler. Son olarak 22 Aralık 1994'te HAMAS mensuplarından İbrahim Muhammed Yaği, Eriha'nın caddelerinden birinde sabah işine giderken öldürüldü. Özerk yönetim "İsrail'le bağlantı içinde olanları" yargı önüne çıkarmamayı ve kendilerini rahatsız etmemeyi taahhüt ettiğinden bu faili meçhul cinayetlerin üzerine pek fazla gitme cesareti gösteremiyor.

İsrail yönetimi faili meçhul cinayetleri sadece özerk yönetimin sorumluluğuna verilen bölgelerde gerçekleştirmekle kalmıyor. İşgal altında tutulan diğer topraklarda da bu tür cinayetler işletiyor.